O çocuklardan bazıları doktor oldular!

|

O çocuklardan bazıları doktor oldular! A O çocuklardan bazıları doktor oldular!

FERİDE CİHAN GÖKTAN
cigoktan@hotmail.com


“Büyüyünce ne olacaksın?”
“Doktor…”

Bir çocuğun gözündeki en masum bakışlarıyla ve daha ötesi öğrenilmemiş en safiyane   söylediği  meslek seçimi…  Bilinçsiz bir önseziyle insan olmanın, insanca yaşamanın ve yaşatmanın arzusunu yansıtır bu istek. Doktor olacak, insanoğlunun yaşam mücadelesinde yardım edecek,  hastalıklarına çare bulacak, ölümle yaşam arasındaki o çizgide hep hayata dair bir şeyler yapacaktır. 
Çocuklar hayal eder, parçalanmamış, kirlenmemiş, gerçeğin o kavurucu sıcağına maruz kalmamış uzun upuzun hayalleri vardır hep. En içten ve en insanca…

TAM BİR CENDERE!

Eminim şimdi bu yazıyı okuyanların çoğunun çocukluk düşlerinden birisiydi doktor olmak; mutlaka hepiniz doktorculuk oynamışsınızdır. Bu arzusunu gerçekleştirenlerin, şimdilerde ona -hayallerinin peşinden koşanlar- diyorlar, çok mutlu olmaları gerekmez mi? Kolay mı adına üniversiteye giriş sınavı denilen kıyma biçme makinesinden en yüksek puanları almış ve tek parça olarak çıkmış diğer eğitimlere nazaran en uzun ve en zorlusunu tamamlamış, çiçeği burnunda bir doktor olmuştur. Kolay değil! Tıp fakültesi mezuniyetlerinde yeni hekimlerin hayal dolu mutlu kahkahalarına, bu ülkede halen hekimlik yapanların hüzünlü bakışları, hatta bazen zaptedemedkleri gözyaşları karışır hep. Bu nedenle tıp fakültelerinin mezuniyetlerinde tuhaf bir burukluk vardır. Gençler ve onlarla ne kadar övünseler az olan aileleri bile ne olduğunu pek anlayamadan asla istedikleri gibi eğlenemezler törenlerinde. Artık yıllardır hayal ettikleri, dünyanın en eski kutsal mesleğinin sahibi olmuşlardır. Ama sakın şaşırmayın lütfen, altı yıllık uzun eğitimleri sonrası mezun olmuş ama diplomalarını alamamışlardır! Hiçbir fakülteye uygulanmayan diploma yasağı tıp fakültesi mezunlarına uygulanır. Doktordurlar ama diplomalarını alamazlar. Alamazlar çünkü mecburi hizmetleri var! Diploma sonra  verilecek.  Bilinmezlerle dolu, gidip de dönmemenin de olduğu, mesleksel zorluklarını puanlama yöntemiyle başarmaya çalışan bu gençler hazırlıksız yakalandıkları bir savaş gibi mücadeleye başlamışlardır şimdi. Bazıları en başlarda telef olur tabii ki, apansız terk ederler bu mesleği. Devam edenler çocukluk hayallerinin kirlendiğini hissetmeye başlarlar yavaştan. Sabahlara kadar süren acil nöbetleri sırasında yorgun vücutları öfkeli hastalarca tartaklanır bazen. Seksen beşinci hastadır, sırası gelmiştir ama doktor sedyede acil gelen bir hastanın peşinden ameliyathaneye çıkmıştır. Ha bir de SABİM var! “Hemen şikâyet et. Doktor sana bakmadı mı? Seksen hasta bakan doksan da bakar.  Seninle nasıl ilgilenmez! Nasıl yorulurmuş? Git hemen şikâyet et!”

Öfkeli küfürbaz hatta döven öldüren hastalar ve yorgun, ağlamaklı mutsuz hem de çok mutsuz doktorlar… Hasta doktor arasında olması gereken saygı ve sevginin yerini adına performans dediğimiz ölçüp biçilebilen öfkeye şiddete dönüşebilen bir puanlama şekli almış durumda. Doktor ne kadar çok hasta bakarsa, ne kadar çok ameliyat yaparsa, ne kadar çok tetkik yaparsa o kadar para kazanacak yoksa aç kalacak. Nasıl baktığı neye baktığı, ne yaptığı önemli değil tek önemli şey var: kaç tane yaptığı? Kocaman çocukluk hayalleriyle başlayan bu serüvenin, o dünyanın en kutsal mesleğinin geldiği nokta şimdilerde işte budur: kaç tane ve ne kadar?  Bir yandan da şikâyet edilecek baskısı. Tam bir cendere… Çocukluk hayalleri artık paramparça olmuştur. Şimdi anlıyor mezuniyet törenlerinde kahkahalara karışan o tuhaf sessizliği.
Bu kadar zorluk, bu kadar sevgisizlik, bu kadar rakamlara sıkıştırılmışlık olduğu halde insanlar hâlâ bu işi yapıyorlar mı? Bu kadar olumsuzluğa rağmen devam ediyorlar mı, hatta bu doktorlar aptal mı diye sorabilirsiniz haklı olarak. Tabii ki değiller. Türkiye’nin en çalışkan, en akıllı çocukları bu mesleğe âşık olabilirler ama asla aptal değiller. Kendilerince önlemlerini alıyorlar tabii ki:  Türkiye’de doktorluğu belki hemen aniden bırakmıyorlar ama yavaş yavaş bırakıyorlar. Hekimlik bu gidişle çok yakında ne yazık ki bitiyor! Nasıl mı? Biliyorum olamaz diyorsunuz içinizden. 2013, 2012 giderek üç beş yıl öncesine kadar tıpta uzmanlık sınavı denilen TUS sonuçlarına bir bakın. Son yıllarda istenilen uzmanlık dalları içerisinde cerrahi yok, kadın doğum yok, dahiliye yok, çocuk hastalıkları yok, beyin cerrahisi yok… Bir zamanların en gözde, tıbbın en meşakkatli dolayısıyla hasta için en olmazsa olmazlarını bir diğer deyişle hastaya dokunan belki de en gerçek doktorluğu artık hekimler tercih etmiyorlar. Dahiliye, çocuk, kadın doğum, cerrahi gibi ana branşlar tercih listelerinin en son sıralarında. Çaresizlikten ve hiç istenmeden  yapılıyor. Yakında belki de hiç kimse yapmayacak. Çünkü onlar aptal değiller! Mezuniyetinde diplomanı bile alama! Sabahlara kadar acil nöbeti tut! Hiçbir gelecek vaat edilmeden en ücra yerlere hem mezuniyet sonrası hem uzmanlık sonrası mecburen git! Hiç olmadık saatlerde kanamalı bir hastan için çağrıl! Bir çocuğun ateşini düşürmek için kendi ateşli çocuğunu evde bırak hastaneye git! Ondan sonra da sana hep kaç tane yaptın, ne kadar yaptın diye sorsunlar ve yıllarca böyle çalışıp emekli olduğunda da eline 1800TL aylık versinler! Düşünebiliyor musunuz? 1800 TL. Şaka gibi. Aslında gerçek bir dram tabii ki…  Türkiye’de doktorluk bitiyor!

ONLAR OLMAYACAK ARTIK...

Evet, en yeni teknolojiyle en gelişmiş cihazlara sahip donanımlı beş yıldızlı otel kıvamında hastanelerimiz olabilir, bütün tetkikleriniz çabucak yapılabilir, bedeninizin en ücra köşelerini çok kesitli cihazlar veya endoskoplar gösterebilir ama size dokunacak, kanamanızı durduracak, tıkanmış bağırsaklarınızı açacak, yoğun bakımlarda yaşam  mücadelesi verirken sabahlara kadar sizinle birlikte mücadele verecek doktorlar olmayacak artık!
14 Mart Tıp  Bayramı kutlu olsun…