‘Çözüm Süreci’... Sosyal demokratların ve solun uyarıları

|

‘Çözüm Süreci’... Sosyal demokratların ve solun uyarıları A ‘Çözüm Süreci’... Sosyal demokratların ve solun uyarıları

DR. ALİ HAYDAR FIRAT

CHP’nin ve Türkiye solunun ‘çözüm süreci’ne ilişkin uyarıları tarihseldir
ve özellikle Kürt
Siyaseti
bu uyarıları dikkate alma konusunda daha sağlıklı bir duruş sergilemelidir
• • •
Kürt
hareketi seküler niteliğini kaybettiği oranda Kürtler de bugüne
kadar
var ettikleri değer ve kazanımları kaybedecektir

16 Mart’ta toplanan CHP Parti Meclisi ‘çözüm süreci’ konusunda süreklileşen eleştirilere karşı kendi pozisyonunu netleştirme tartışması yürüttü ve bunun sonucunda kendi politik hattının sınırlarını belirginleştirdi. Çok farklı eleştiri ve çözümlemelere tabi tutulsa da CHP’nin ‘çözüm süreci’ konusunda ne tür refleksleri olduğunu detaylandırmakta fayda var. Bu hem AKP, BDP-PKK hattının nasıl bir süreci takip ettiği hem de bunun sonucunda nasıl bir atmosferin ortaya çıkacağının tahmini ve buna karşı sosyal demokrat ve sosyalistlerin tavrının ne olacağının tahmini ve öngörüsü açısından elzemdir.

I.
16 Mart tarihli Parti Meclisi toplantısında CHP, açık bir biçimde barış umutlarının heba edilmemesi gerektiğini özellikle belirtme ihtiyacı hissetmiştir: “Halkımızın yüksek kardeşlik duygularından ve birbirine olan derin bağlılığından beslenen barış ve çözüm beklentilerinin yeni hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmaması için, Sayın Başbakan’ı sorumlulukları konusunda bir kez daha uyarma ihtiyacı doğmuştur.” CHP toplumun bütün kesimlerinin barışı ne denli istediğinin farkındadır. Ancak AKP siyasetinin bugüne kadar yürüttüğü çalışmaları/görüşmeleri kendi gücünü tahkim etmek için nasıl fütursuzca kullandığının da bilincindedir. CHP, her seçim öncesi AKP’nin Türk ve Kürt halklarının barış umutlarını nasıl sömürdüğünün ve bu süreçleri salt seçim endeksli kullandığının farkında olarak bunun tekrarlanma olasılığına dikkat çekmektedir.

II.
CHP, sorunun siyasal boyutunun gereği olan; ama AKP tarafından işletilmeyen uzlaşma sürecinin bir zorunluluk olduğuna dikkat çekmektedir. Bu tarihi sürecin belli kişilerin inisiyatifiyle yürütülemeyeceğine işaret etmekte ve uyarmaktadır. Bu uyarı “Sayın Başbakan’ın kendisi, ortaklık yaptığı muhatabı ve birkaç arkadaşı dışındaki toplumun hiçbir kesiminin ve devletin hiçbir kurumunun bilgi sahibi olmadığı ve amacının barış olduğuna dair şüphelerin bile derinleştiği bir sürecin doğal sonucudur”.
Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP kurmaylarının sıklıkla dile getirdiği ve toplumun tüm kesimlerinin de izlediği Tayyip Erdoğan ve AKP’nin ikircikli, çelişkili ve haftalık anketlere göre değişen politik manevraları bu süreç içinde her an tekrarlanabilir. Yani Başbakan birden ‘Benim için Kürt sorunu bitmiştir, daha da gelmem’ diyebilir.
 
III.
CHP PM bütün bu tartışmalardan sonra Başbakan’ı; “samimiyet ve dürüstlüğün asgari gereklerini yerine getirmeye; Türkiye Cumhuriyeti’ni hukuk kuralları dışına çıkartmamaya;  kişisel ihtiraslarının belirlediği bir gizli kişisel ajandasının var olduğuna ve millete izah edemeyeceği angajmanlara girdiğine dair toplumdaki yaygın kuşkuları ortadan kaldırmaya;   millete karşı ödemesi beklenen ‘şeref’ borcunun gereği olarak açık ve şeffaf olmaya ve doğruları bir an önce açıklamak için konuşmaya” davet etmektedir. Başbakan’ın bu davete icabet edip etmeyeceği sürecin karşılaşacağı zorluklarla ilişkilidir. Çünkü AKP ve Başbakan kârı değil zararı paylaşma siyaseti yürüttüğü için, işler yolunda gittiğinde tek başına davranacak; ancak en ufak olumsuzlukta başta CHP olmak üzere, Kürt siyaseti ve bu ülkenin demokrat ve ilericilerine saldıracaktır.

IV.
‘Çözüm süreci’nin başlamasından beri CHP’nin ortaya koyduğu tavır aslında kendi içinde tutarlı; ama kamuoyuna taşınamayan ve tartışılmayan bir nitelik taşımaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 5 Ocak tarihli PM’de yaptığı konuşmadan son Parti Meclisi toplantısına; TBMM grup konuşmalarından sürece ilişkin verdiği demeçlere; ortaya çıkan temel ilkeler şu şekilde özetlenebilir:
CHP Türkiye'nin bütün sorunlarının demokratik bir zeminde ve anayasal bir meşruiyet çerçevesinde, Cumhuriyet ve demokrasinin değer ve birikimlerinin korunması ve geliştirilmesi temelinde çözümünü savunmaktadır.
CHP, toplumsal sorunların ancak toplumsal bir uzlaşmayla çözüleceğini; bunun sağlanmadığı durumlarda büyük kırılmaların olacağını; kişilere endeksli; siyasal ve toplumsal uzlaşmadan uzak bir sürecin sağlıklı olmayacağını savunmaktadır.
CHP’nin Kürt sorununun çözümü için TBMM’de Mutabakat Komisyonu, TBMM dışında da Akil İnsanlar Komisyonu’nun kurulması önerileri bu sürecin geniş bir zeminde yürütülmesi ve yol kazalarının olmaması için önem taşımaktaydı; çünkü Kürt sorunu sadece silah bırakmak sorunu değildir.
CHP’nin, ülkenin bütün sorunlarının en genel uzlaşma ve toplumsal oydaşma ekseninde ele alınmasının çözümün temel ilkesi olduğunu vurgulaması; toplumsal ve kurumsal istikrarın sürdürülebilmesinin bir arada yaşamanın ve ülkenin ayakta kalmasının bir gereği olduğunu savunması, onun sorunun kapsamını ne denli geniş bir çerçevede ele aldığını ortaya koymaktadır.

V.
CHP’nin ve Türkiye solunun ‘çözüm süreci’ne ilişkin uyarıları tarihseldir ve özellikle Kürt Siyaseti bu uyarıları dikkate alma konusunda daha sağlıklı bir duruş sergilemelidir. Ortadoğu’da bir Sünni blokun kurulması ve Kürtlerin Şii ülke ve toplumlara karşı cepheye sürülmesi artık alenileşen bir tezdir. Kürt hareketi seküler niteliğini kaybettiği oranda Kürtler de bugüne kadar var ettikleri değer ve kazanımlarını kaybedeceklerdir. Kürtlerin en zor zamanlarında yanlarında olan Türkiye solunun ve sosyalistlerinin uyarıları sadece bugüne ilişkin değildir, dünden yarına bir siyaset hattının gelişim dinamiğine yönelik çözümlemelerdir.