Bizim şarkılarımız zamanın sözünü söylemeye çalışır

|

 Bizim şarkılarımız zamanın sözünü söylemeye çalışır A  Bizim şarkılarımız zamanın sözünü söylemeye çalışır

TAYLAN KESANBİLİCİ - CAN BURSALI

Uzun yıllardır tanıdığımız iki isim aslında onlar. Başka bir deyişle de birbiriyle özdeşleşmiş iki müzisyen. Evet Metin&Kemal Kahraman’dan bahsediyoruz. Yaptıkları müzikal çalışmaları yakından takip etmeyenler dahi onların şarkılarını, türkülerini biliyor ve söylüyor. Ürettikleri eserler yalnızca onların elinden değil, önemli bir kolektif çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkıyor.
Kemal Kahraman maalesef uzun zamandır yurtdışında. Bu yüzden geçmişten bugüne ortaya koydukları üretimlere dair sohbetimizin küçük bir kısmını Kemal Kahraman’la mail yoluyla gerçekleştirmek durumunda kaldık. Uzun süredir tuttukları yola dair hikâyenin bir bölümünü de siz okuyucularla paylaşmak istedik…

»Yaptığınız çalışmaların neredeyse tamamı Dersim kültüründen beslenmiş çalışmalar. Kaynak olarak bu kültürden beslenmenizin, sizin Dersimli oluşunuz dışındaki sebepleri nelerdir?
Metin Kahraman: Şimdi biz şans eseri bu kültürün içerisinde doğmuşuz, Zazaca da bizim ana dilimiz ve bizim gözümüzün önünde o dil yok oluyordu. 1993 yılında bizim köyümüz yakıldı ardından da zaten 800’e yakın köy boşaltıldı, bu tarihte 40 bin insan yerinden edildi. Dolayısıyla bizimle aynı durumu paylaşan tüm insanlar bu kültürle uğraşırlar ya da en azından yazılı hale getirmek isterler. Ayrıca Dersim, çoklukta birliğin, birlikte çokluğun merkezidir de diyebiliriz.
Az da kalmış olsa Zazaca, Çerkezce, Rumca gibi dillerden geriye kayıtlar bırakmak çok önemli. Bence giderek Anadolu’nun kültürel damarlarının açıldığı bir dönemdeyiz. Bu da tabii ki Türkiye’deki devrimcilerin, demokratların, en başta da Kürt halkının mücadelesiyle bu noktada.
Kemal Kahraman: İlk çıkış yıllarımızda, yani 90’lı yılların başında, Dersim kültürüne, özel olarak Zazaca’ya yönelmemizde Dersimli olmamız dışında bir motivasyonumuz yoktu. Öncesinden başlayarak müzikle ilişkimiz vardı; Metin’in Grup Yorum deneyimi vardı; 90’lı yıllara geldiğimizde ise sürecin ortaya çıkarttığı sorular olarak, neden kendi anadilimizde de şarkılar söylemiyoruz; besteler yapmıyoruz sorularını herkes gibi biz de kendimize soruyorduk. Bu çerçevede de, ana dilimiz olarak sözlü gelenekle aktarılmış ve taşıdığı kültürel zenginlikler o güne kadar araştırılmamış, derlenmemiş bir dil olan Zazaca ile muhatap olduğumuz için bölgeye gitmemiz ve kaynaklardan bizzat derlemeler yapmamız gerekiyordu... Dersim kültür bölgesine ilişkin araştırma, derleme çalışmaları bu şekilde başladı... Ayrıca bölgeyle ilgili o güne kadar bizim bildiklerimiz de, aile ortamında öğrendiğimiz yarım-yamalak Zazaca’mız dışında, doğrusu Türkiye okullarında okumuş herhangi bir Türkiye gencinin bildiklerinden daha fazla değildi; dahası bütün bildiğimiz bize öğretilen bu önyargılardan ibaretti.
Bu şekilde bizim müzisyenliğimiz de, folklorculuğumuz da zamanın, deyim yerindeyse hayatın önümüze çıkarttığı güzergâhlar olarak, el yordamıyladır ve hep bizim için bir öğrenme sürecidir. Zazaca ve Alevilik üzerinden karşılaştığımız sözlü kültür hafızası bizi bütün Anadolu’nun, Mezopotamya’nın, Eski Mısır’ın yazılı gelenekle aktarılmış birikimiyle tartışabilme, ona yeni bir bakış açısıyla yaklaşabilme imkânı vermiştir... Cevere Hazaru ya da Şahmaran albümlerinde dinleyicilerimizle paylaştıklarımız bunların sadece küçücük bir bölümü. Ve dikkatli dinleyicilerimiz, paylaştıklarımızla Dersimli olmak ötesinde nasıl bir kültür hafızası tartışmasıyla meşgul olduğumuzun farkındadır.

»Belli bir araştırmanın ya da konseptin üzerine kurulmuş olan albümlere Türkiye’de pek rastlamıyoruz. Sizin albümlerinizde ise genel olarak bir konu bütünlüğü var. Uzun süre üzerine çalışarak, hatta zaman zaman yazılı dokümanlarla birlikte okuyuculara ve dinleyicilere sunduğunuz albümler bulunuyor. Böyle bir üretim sürecini tercih etmenizin sebeplerini sizden dinleyebilir miyiz?
Metin Kahraman: Yalnızca masallar ile türküleri toplamıyoruz tabi ki de her şeyi topluyoruz. Biz Yorum’dayken zaten, 84-85 yıllarını düşünün, sabahları halk müziği çalışırdık. Yorum’un ilk albümü olan Sıyrılıp Gelen’de de “Ruhi Su ile başlayıp Livaneli ile devam eden Çağdaş Halk Müziği” kavramını kullandık. Yani böyle bir çizgideydik ve zaten türkülerle, derlemelerle sürekli ilişkimiz var. Bu derlemeler önceleri yalnızca türkülerle başladı ancak zamanla her şeyi kaydetmemiz gerektiğini idrak ettik. Giderek elimizde epey kayıt birikti. Belki ileride bunlardan bir internet kütüphanesi oluşturabiliriz. Yaklaşık 500-600 saatlik yaşlılarla görüntülü kayıtlar var, 600-700 saatlik de kaset kaydımız var. Zamanla çevremizde bize yardımcı olan öğrenci arkadaşlarımız da oluştu.
 
»Yakın zamanda dinleyicilerinizle yeni bir albüm çalışmasını paylaştınız. Yönetmenliğini Atilla Cengiz’in yaptığı “Oğul” isimli film için hazırladığınız ezgilerini bir araya getirdiğiniz bir çalışmaydı. Hafızaları da tazelemek açısından filmden biraz bahsedebilir misiniz?
Metin Kahraman: 1993 yılında Dersim’de insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemi anlatan bir hikâye. Biraz birbirini anlamak üzerine kurulu, işlevli bir film. 2011’de gösterime girdi ancak 3 gün vizyonda kaldı. Çünkü çatışmaların sık yaşandığı bir dönemdi. Filmin gösteriminden önce bir kaç yıl çatışmasız geçen dönem hesaba katılarak hazırlanmıştı ve Kültür Bakanlığı’da desteklemişti. Ancak her şey bir anda tersine döndü. Çocuklarına nasıl ağıt yakarlar diye bakarak, filmin karakterlerinden olan her iki babaya da birer dörtlük yazdık. Ayrıca bir ninni bestelik onu da Kemal’in eşi Maviş okudu.

»Gola Çhetu isimli belgesel çalışması nasıl bir düşünce sonucu ortaya çıktı? Vurgulamak istediğiniz neydi?
Metin Kahraman: Gola Çhetu’ya belgesel dahi diyemeyiz, o çalışma bir haberdi aslında. Onu bir yönetmenlik iddiasıyla yapmadık biz. Bizler sözlü tarihçiyiz. O dönemde de barajlarla ilgili bir tartışma vardı ve bu tartışmanın eksik yanları vardı. “Munzur Dardadır” yanlış bir slogandı. Halkın inancına göre Munzur darda falan değildi, ona inananlar, ondan medet umanlar darda. Bu slogandan ötürü barajlara karşı mücadelenin çizgisi de doğru biçimde ilerlemedi ne yazık ki. Halbuki orada Dersim inancının, ırmaklarla ve sularla olan ilişkisine bakmak gerekiyordu. Bildiğimiz gibi Dersim’de her  5 km’de bir Hızır noktası bulunuyor, her aşiretin kendi ziyareti var. Yapılan barajlar da bu mekânları yok edecekti. Hem de Dersim endemik bitkileriyle önemli bir coğrafya, buna da dikkat çekmek için yaptığımız sözlü tarih çalışmasından, haber-belgesel şeklinde bir çalışma hazırladık.

»Metin&Kemal Kahraman ismiyle yaptığınız çalışmalar genel olarak protest müzik olarak adlandırıldı. Fakat bu adlandırma sanırım tam olarak yaptığınız müziğin anlamını karşılamıyor. Ortaya çıkarttığınız derlemeleri, şarkıları “Yeni Türkü” akımını kerteriz alarak açıklamaya çalışırsak doğru bir değerlendirme yapmış olur muyuz?
Metin Kahraman: Doğrusu bu kategorilere ihtiyaç var mıdır; bunlar gerçekten açıklayıcı mıdır, bilmiyorum... Deyim yerindeyse her sanatçının derdi, zamanın sözünü zamansız bir söylemle dile getirebilmektir... Dolayısıyla Eski Türkü denilebilecek bir şey varsa, bu da her zaman kendi zamanının haklı sözünü, hakikatini en güzel şekilde söylemeye çalışmıştır; zamanının içindedir, kendi zamanının Yeni Türkü’südür... Bizim şarkılarımız da gerek söylemle gerekse müzikal arayışları ve uygulamalarıyla zamanın içindedir. Zamanın sözünü söylemeye çalışırır. Fakat bir nebze de olsa başarılıysak, bunda eski türkülerin, bu toprakların dilleri olan; Zazaca, Kürtçe, Türkçe dillerinde aktarılmış binlerce yıllık söyleme geleneklerinin iyi birer öğrencisi olmaya çalışma tercihimizin de büyük payı vardır.

»Konserlerinizde ve albümlerinizde genellikle aynı müzisyenlerle çalışıyorsunuz. Bunu tercih ediyor olmanızın özel bir gerekçesi var mıdır?
Metin Kahraman: Yine bu da emek üzerine kurulu bir şey. Yani o bizim avantajımız tabi ki. O sayede sahnede belki biraz daha derli toplu icra edebiliyoruz.

»Kültürel araştırmalar yaptığınız için, alan çalışmaları yapmaya özellikle ihtiyaç duyuyorsunuz. Yurtdışında olmanız bu hazırlıkları ve araştırmaları sekteye uğratıyor mu? Bu eksikliği nasıl tamamlıyorsunuz?
Kemal Kahraman: Kültür birikimi sözle aktarıldığı için, Dersim kültürüyle ilgili çalışmalarda, nerede Dersimli varsa orada bölgeyle ilgili çalışma yapmamız mümkün oldu... Örneğin Berlin’de çok yoğun ve özel bir Zazaca konuşan göçmen nüfus var. Burada çok verimli derleme çalışmaları yaptık. Ama belli bir süreçten sonra, derlemelerini yaptığımız dilin, efsanelerin, kutsal mekan hikayelerinin kendi otantik mekanıyla ilişkisini görmeden anlaşılamayan bir boyutu olduğunu da anlıyoruz. 
Dolayısıyla derleme çalışmalarının kendi otantik mekanıyla bağını hissetmek önemli, ya da bundan mahrum olmak önemli bir eksiklik... Ayrıca  Türkiye’deki konserlere katılamamak önemli bir tecrübe eksikliği benim için; Dersim’deki konserlere katılamamak, şarkıların oradaki yansımasını yaşamamak önemli bir eksiklik diye düşünüyorum.
Ama bu yirmi yılı Almanya’da yaşamış olmanın da çok gerekli ve verimli bir süreç olduğunu düşünüyorum. En azından çalışmalara dışarıdan bakma, yoğunlaşma imkânı sağladı.

»Türkiye'ye dönüşünüzün önünde herhangi bir engel var mı ? Eğer bir engel varsa bile bu koşullar ortadan kalktığında, Türkiye'ye dönüp müzikal ve kültürel üretimde bulunmak istiyor musunuz ?
Kemal Kahraman: Yasal bir engel yok; askerlik sorunum var... Alman vatandaşlığı ile ilgili bürokratik süreçleri çok geç başlattım... Başka bir mesele yok; sanırım bu yıl sonuna kadar bürokratik işlemleri tamamlayarak geleceğim...

***
Sistem, insanın metalaşması üzerine kurulu

»Müzik aynı zamanda bir isyanın da örgütleyicisi olabilme potansiyelini taşıyor. Özellikle geçmiş dönemlerin müziğini incelediğimizde bu daha belirgin bir biçimde karşımıza çıkıyor. Fakat günümüzde, popüler kültürün de etkisiyle, müzisyenlerin daha çok kısa süreli eğlenceye yönelik müzik yapmayı tercih ettiklerini söylersek ne kadar yanılmış oluruz?
Metin Kahraman: Şimdi yirmi sene öncesindeki gibi şarkı sözleri yazmak ne kadar gerçekçi olur bugün için? Bu grupların da değişmesi gerekiyordu. Yani sanatın dönüştürücülüğüne oradan bakabilir miyiz, bilemiyorum. Mesela bizim üzerimizden, Kazım Koyuncu üzerinden, diğer sanatçılar üzerinden binlerce türkü açığa çıktı. Evet doğru söylüyorsunuz sistem, insanın metalaşması, doğasından uzaklaşması ve ondan nasıl yararlanırım üzerine kurulu. Ama onun karşısında hep başka bir muhalefet de gelişiyor gibi.

***

Anaakım medya emek sömürücüsü
»Yaptığınız işlerden haberdar olunmasının en önemli unsuru da medya. Bu bağlamda anaakım medya ve alternatif medyayla olan ilişkileriniz arasında nasıl bir fark var?
Metin Kahraman: Bizim zaten bugün dört tane gazetemiz var. Bunlar; BirGün, Evrensel, Özgür Gündem ve Sol. Mesela bizim Ferfecir’i, gerekli gereksiz haberlerde, bütün televizyon kanalları tepe tepe kullandılar. Ama bir gün olsun altına bizim ismimizi yazmadılar ve yahut bizden izin almadılar. Şunu söyleyebilirim, geçen sene biz çok kötü durumdaydık. Çünkü konser olmuyor artık. Fakat şu anda vakit bulamıyoruz. Bu neyle ilgili? Barış süreciyle ilgili. İnsanlara her bir yanda konser yapma cesareti geliyor. Öncesinde çok niyetleniyorlar ama korkuyorlar.

***
Müzisyenler taleplerini dillendirmiyor!
»Albümlerinizin korsan, olarak tabir edilen yolla çoğaltılıp, satışa sunuluyor olması ya da internet yoluyla paylaşıma açılması tabii ki sizin de daha fazla tanınmanıza imkân sağlamıştır. Ancak bir yandan da ortaya koyduğunuz bir emek söz konusu. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?
Metin Kahraman: Biliyorsunuz bu yeni durumla ilgili bütün dünyada böyle bir sorun var. Türkiye’de de bu konularda, özellikle ekonomik ve fikri hakların korunması noktasında sanatçıların pek bir çabası yok gibi ya da bir hak, bir mücadele geliştiremedik yani. Mesela yapımcılar bu duruma karşı yeterince çalıştılar ve MÜYAP’ı kurdular. Önemli bir yol aldılar ve şimdi Türkiye’de etkin bir kurum. Ancak müzisyenlerin bunları dillendirmek, ekonomik taleplere dönüştürmek gibi yanlarının eksik olduğunu düşünüyorum, bunun için uğraşmak gerekiyor. Örneğin sağlık meselesi, müzisyenlerin sigortalı olması gerekiyor. Müzisyenlerin kendi haklarını korumak noktasında daha örgütlü davranması gerekir. Dijital ortamda da belki birkaç sene sonra korsan diye bir şey kalmayacak. Yasalar oturursa eğer bu durumda da bir şeffaflaşma olabilir.