17 Nisan’da yapılacak grev üzerine

|

17 Nisan’da yapılacak grev üzerine A 17 Nisan’da yapılacak grev üzerine

DR. MEHMET ANTMEN

Doktor Ersin ARSLAN’ın katledilmesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Çoğunluğumuz; onun, dedesinin ölümüne üzülen ya da ölmüş dedesinin emekli maaşında gözü olan bir genç tarafından öldürüldüğüne inanıyor.
Evet, bıçakları o savurdu hunharca Ersin’in göğsüne… Evet, kan kaybetsin diye, kimse yaklaşmasın Ersin’in yanına diye o tehditler savurdu sağa sola… Ve evet, o yatıyor şimdi demir parmaklıklar arkasında, çaresizce. Bir yıldır süren ve TTB’nin müdahil olduğu davada ne ceza çıkacağını kestirmek zor.
Ama ne ceza çıkmayacağını kestirmek çok kolay; Sağlık Bakanlığı suçsuz bulunacak bu mahkemede. Başbakan suçsuz. Hükümet suçsuz. IMF, Dünya Bankası, DTÖ ve bilumum uluslar arası ilaç, tıbbi malzeme tekelleri suçsuz…
Peki, gerçek bu mudur ?

Elbette değil.
Mahkemenin sonucu ne olursa olsun bizler, yani TTB aktivistleri, sendika aktivistleri ve yüreği emekten yana, halktan yana atan, bu uğurda mücadele eden herkes  çok iyi biliyor ki; Ersin’in katili; SAĞLIKTA YIKIM POLİTİKALARIDIR.  Yani Sağlık Bakanı, yani Başbakan, yani IMF, DB vs.
Bu işin bilincinde olan hekimler ve sağlık çalışanları Türkiye’nin her yerinde, her hastane ve sağlık biriminde artan şiddeti protesto etmek üzere seslerini yükseltecek. “EŞİT, ÜCRETSİZ, NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ, İŞ CAN VE GELİR GÜVENCESİ” talepleri ile 17 Nisan’da iş bırakacak.
Bu bir sınav aslında. TTB’nin ve diğer sağlık örgütlerinin bu sınavı bir an önce vermeleri gerekiyor.
Zira yeni Sağlık Bakanımız, hükümet tarafından, sağlık çalışanlarına çok büyük bir umut olarak enjekte edilmek isteniyor. 10 yılda sağlık politikalarının köküne kezzap suyu döken ve tüm sağlıkçıların antipatisini kazanan, çalışanların umutlarının, dirençlerinin kırılmasına neden olan eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, hükümet adına yitirdiği prestij yeniden canlandırılmak isteniyor.

Yeni Bakan’ın, yeni ve halktan/çalışanlardan yana bir sağlık politikası yürütmediğine, yürütemeyeceğine inananların sayısını arttırmak, IMF, DB ve DTÖ tarafından çizilen ve hükümet/Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen sağlık politikalarının halkın ve çalışanların lehine olmadığını dosta düşmana ilan etmek için çok gerekli bir sınav bu.
Bu sınavda belli başlı bazı tehlikelerle karşı karşıya kalacağımız su götürmez bir gerçek. Düşmandan gelecek tehlikeye karşı gard almak oldukça kolay. Tehditler, şantajlar, cezalar bizleri bekliyor. Ancak bunlar bizim açımızdan başedilmesi zor olmayan şeyler. Bugüne değin nasıl giderildiyse, benzer şekilde giderilecek ve onarılacak şeyler.
Ancak dostlardan gelecek olan tehlikelere karşı çok daha ciddi önlemler alınmasından yanayım. Dostlarımızdan ve yoldaşlarımızdan gelebilecek iki önemli tehlike var kanımca; birincisi, eylemi çok radikal bulup desteklememek. İkincisi de eylemi çok basit bulup desteklememek. Her ikisi aynı anda nasıl oluyor diye soranları duyar gibiyim ancak ne yazık ki, bunca yıllık örgütlenme çalışmalarından çıkardığım en önemli sorun bu.

Çok konuşup hiçbir şey yapmama niyetinde olanların başvurdukları iki temel argümandır bu anlatılanlar. Ya sağdan vurulur ya da soldan. Ya hastaların ihmal edilemeyeceğine, sağlıkta grev olamayacağına, sağlık hizmetlerinin bir gün dahi aksayamayacağına dair vurgudur yapılan ya da bir günlük iş bırakma ile hiçbir şeyin elde edilemeyeceğine, bir haftalık, bir aylık, acil servislerin de kapandığı süresiz iş bırakmalarla ancak sonuç alınabileceğine dair vurgudur.
Bu uzun süreli iş bırakma önerilerinin çoğunun samimi olduğundan şüphe yok. Ancak bunu öneren bazı çalışanların bir günlük iş bırakmalarda görünmemeleri, alana çıkarken mazeret göstermeleri anlaşılacak bir tutum değildir.
Acillerin de kapandığı iş bırakmalara örnek olarak verilen Yunanistan sağlıkçı eylemleri ise ülkemiz açısından çok ciddi bir örnek değildir. Zira Yunanistan’da halkın ve hükümetin sağlık hizmetlerine bakışı ile Türkiye halklarının ve hükümetinin bakışı arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Bunun da kaynağını demokrasi bilinci oluşturmaktadır.

Uzun süreli eylem önerenler açısından  önemli bir gelişme daha var ki; bu bir günlük eylemden sonuç alınamadığı taktirde, muhtemelen 5-6 Haziran 2013 tarihlerinde iki günlük iş bırakma kararı da bulunmaktadır.
Bu nedenlerle yeni Sağlık Bakanı’na kendi gücümüzü gösterebilmek. TTB’nin tek vücut olduğunun altını çizmek. Son günlerde ortaya çıkan Hekim Derneği yanlışına hekimlerin düşmesini önlemek. Ve her şeyden önemlisi; “EŞİT, ÜCRETSİZ, NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ, İŞ CAN VE GELİR GÜVENCESİ” taleplerini hep bir ağızdan haykırabilmek için 17 Nisan’a kadar çok ciddi bir çalışma bizleri beklemektedir.