Yoksul işsiz aç ve barışmış olmak kürçinstanlaştırmadan barışmak

|

Yoksul işsiz aç ve barışmış olmak kürçinstanlaştırmadan barışmak A Yoksul işsiz aç ve barışmış olmak kürçinstanlaştırmadan barışmak

ESMERAY YOĞUN

Belirsizliğin üzerine inşa edilecek bir “barış” ise devrimci ve onurlu bir karakter taşımayacaktır. Bu yazı barış görünümde neler olabileceği endişesi ile kaleme alınmıştır. Ve katiyen ezilen Kürt halkının uluslaşma mücadelesine karşıt değildir aksine bu mücadelenin haklılığı hatta mümkünse sürdürülebilirliği derdindedir.
Devrimci bir barış, alt yapı gerektiren, insanların yaşamlarını iyileştiren ve insanileştiren sonuçlara sahiptir. Kürt halkının barıştan ne anladığı oradaki insanların beklentileri nettir:
Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyaya derinlemesine bakıldığında yoksulluğun hali hazırda diz boyu olduğu insanların sağlıksız olduğu ve kamusal hizmetlere ulaşımının Türkiye’nin diğer bölgelerine göre düşük olduğu görülmektedir. Ve elbette bölgede yaşayan insanların barıştan anladığı, barış dendiğinde heyecanlandığı bir yaşam; kamusal alanda eşit fırsatlar edinildiği; özellikle eğitimde, sağlıkta ve güvenceli bir yaşamda fırsat eşitliği olan bir yaşamdır.
Masanın diğer tarafında olan hükümetin ve onun imam nikahlısı sermayenin ise barışla kastettiği yaşam hiç de net değildir.

Demokratikleşme ve ulus devlet modelini insanlar sırf siyasal rejim olarak beğendikleri için değil daha iyi daha insanca bir yaşam getirecek dileği ile istemektedir. İnsanların demokrasiyi ya da ulus olmayı ekmeğin arasına katık yapacak halleri yok. Elbette Kürt halkının verdiği mücadele köle gibi yaşadığı ama uluslaşılmış bir demokrasi için değildi, değildir. O halde barışın ve ardından gelen yaşamın sermaye ile gölgelenmiş kölece bir hayata malzeme edilip edilmeyeceği de analiz edilmelidir. Çünkü Çin deneyimi tüm acımasız sonuçları ile ortadadır:
Ülkedeki işsiz sayısı 150 milyonu aşmış durumda. Buna karşılık yıllık büyüme %10 civarında (Türkiye’den de çok iyi bildiğimiz gibi her büyüme hayırlı büyüme değildir)

The Economist dergisine göre Çin’de ortalama aylık ücret yaklaşık 200
250 milyon insan günde 1 doların, 700 milyon insan ise günde 2 doların altında bir gelirle yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Ortalama günlük çalışma 18 saat civarı ve dinlenme ve uyuma için verilen molalar insanlık dışı kısalıkta.
Eyaletler arası bölgesel ortalama ücret 500 TL ( Teşvikler ve bölgesel ücret politikası tanıdık değil mi)
İşçiler o kadar kötü ve insanlık dışı yaşam şartlarında yaşıyor ki grevler yerini toplu intiharlara bırakmış durumda( İşveren, işçinin intiharını yaşam hakkı için değil hala sömürülecek birinin ölmemesi gerek diye istemiyor)
Günde ortalama 30 iş kazası yaşanıyor ve 15 işçi hayatı kaybediyor.
Tuvalet ve banyosu olmayan kutu büyüklüğünde (8-10 metrekare) karanlık evlerde yaşanıyor ve insanların eyalet değiştirmesi izne tabi.

Barış tartışmalarının gölgesinde yapılan analizlere “kimin faydasına” sorusu ile başlamak daha doğru olacaktır. Sermayenin olduğundan da ucuz, pazarlıksız, güvencesiz emek girdisine ihtiyaç duyduğu finans kapitalin böylesine coştuğu bir iklimde tarafların barıştan beklentileri oldukça farklıdır. Zira AKP nin emperyalist dönüşüm projeleri ile piyasalaşan sağlık, eğitim ve güvencesiz hayat gittikçe derinleşmektedir; hem bölge halkı için hem de Türkiye için acı gerçek: yoksulluk, işsizlik ve açlıktır. Ve ne yazık ki Kürtlerin de Türklerin de hayalini kurduğu sömürüsüz barışın ihtimali bu örgütsüz girişimler coğrafyasında gittikçe soluklaşıyor.
Kamu emekçileri olarak, ve ÖDP olarak yıllardır böyle bir hayatın mücadelesi sürdürülmesine rağmen kazanılmış bir sınıfsız yaşam ve işçi iktidarı da henüz bulunmamaktadır.

O halde açık gerçek, Kürt halkının uluslaşma sevdası ile erişilmiş olan bu dinamik sürecin insanların hak ettiği ve hayalini kurduğu yaşama evrilmesi için kapitalist sömürü düzeninin tasfiye edilmesinin şart olduğudur. Üstelik ne yazık ki sol siyasi hareket içinde de bu enerjiyi faydacı bir yaklaşımla kendine evirterek silikleştirecek-kullanacak dinamikte gruplar kapıda hazır beklemektedir. Çünkü Kürt siyasi mücadelesinin ne siyasi amaçlarla silikleştirilmesi ne de sadece uluslaşma diyerek kestirip atılması ahlaki değildir. Barışmak adı altında bölge halkının kölece bir yaşama ucuz emek olarak sunulması riski konusunda aciliyet arz eden bir farkındalık ve eylem birliği geliştirmek şarttır. Bu noktada; ezilen bu halkın uluslaşma mücadelesine gözlerini kapamayan her Marksist program veya partiyle Kürt mücadelesinin ortaklaşması gerekmektedir.

Son olarak ulus modelinin ve demokratikleşmenin kendisinin de mevcut düzenin neoliberal aygıtları olduğunu ve bunların kılıfında başka hesaplar görülebileceğini hatırlamak gerekir. Ezilen Kürt halkının mücadelesi ve kazanımları önemsenmeli ve fakat yetersiz kalabileceği ya da farklı meşru güçler tarafından kullanılabileceği gerçeği dikkate alınmalıdır.
Devletin müteşebbis (girimci) muhafazakar eşine sömürsün diye taze kan aradığı gerçeği gün gibi ortadadır. Zira Kürt halkının bugün geldiği dönüm noktasında sermayenin “uçarız, uçururuz” naraları boşuna değildir. Piyasalaşma ve insanların işe kavuşması gibi görünen yatırım, girişim ve teşvik politikalarının çarşafı sıyrıldığında, ucuz emeğin kayıtsızca sömürüsü ve sonunda da bölgesel olarak Çinleşen bir Kürt modeli yaratılması riski ne yazık ki görülmektedir.