Taksim Gezi direnişinden kentsel Praksis’e doğru

|

 Taksim Gezi direnişinden kentsel Praksis’e doğru A  Taksim Gezi direnişinden kentsel Praksis’e doğru

YRD. DOÇ. DR. İRFAN MUKUL

Önce praksis’in kelime anlamına bir bakalım. Özgür ansiklopedi Vikipedi’ye göre Praksis, kelime anlamıyla uygulama, aksiyon, pratiğin önemi gibi anlamlara gelmekte olan felsefi ifade olarak tanımlanmakta. Tanımlamanın devamında ise Praksis için şunlar söylenmektedir: Amaç, sonuca ulaşmaya yöneliktir ve bu bedensel ve ruhsal çabanın ürünüdür. Marksist felsefeye içkin bir içerik ile daha çok formüle edilmiş olan Praksis, bilimsel, politik ve sanatsal görünümler ile ortaya çıkabilir. Henri Lefebvre’e göre praksis ihtilalci bir etkinliktir. Louis Althusser’e göre kuramsal ve pratiğe ilişkin bir bütünlüğün ifadesi iken, Sartre’a göre praksis doğrudan doğruya amaca değgin bir biçimde ortaya çıkar. Aynı zamanda tarihsel bir etkinliğin ifadesidir. Karl Marx’a göre ise praksis, toplumsal organizasyonun tümünü değiştirmeye yönelik etkinlikler toplamıdır. Bunu "Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir." söyleyişi ile ortaya koymaktadır. Bu değiştirme etkinliği praksisin kendisine denk gelmektedir. Praksis bir davranışın da ifadesidir. Bu davranış, bütün varlığıyla düşünen ve hareket eden, bu şekilde mücadele eden bir bireyin davranışıdır. Eğer praksis toplumsal organizasyonun tümünü değiştirmeye yönelik bir etkinlik ise Taksim Gezi Parkı'nda olanları nasıl değerlendireceğiz?

Taksim Gezi direnişi David Harvey’in uzunca zamandan beri savunduğu gibi kapitalizmin tarihi boyunca sermaye ve emek fazlasının soğrulmasını sağlayan kilit yöntemlerden biri olan kentleşme olgusuna, kentlerin çeperlerinde yaşayan insanların, kentsel ortak malların, kamu malları üzerinden kendilerini göstermek için dışına atıldıkları şehrin merkezine dönmeleri ve kenti ele geçirmeleri girişimidir. Yoksa mesele birkaç ağaca indirgenecek kadar ucuz değildir, Gezi Parkı'ndaki birkaç ağacın kesilmesi çabasından önce insanların zihinlerinde Emek Sineması sürecinden tutun da İstiklal Caddesi'ne yapılan AVM’ye oradan kentsel dönüşüm uygulamalarına kadar birçok uygulamada olduğu gibi insanların kentlerin çeperlerine kovulma girişimleri var. Peki, şehrin merkezinden şehrin çeperlerine kovulan bu insanlar kimdir ve bunların sınıfsal kökenleri nedir?

Bu insanların sınıfsal kökenine dair yanıtlar, 18 Haziran’da Sendika Org’da Korkut Boratav Hoca'nın Özay Göstepe ile yaptığı söyleşide ortaya konulmuştur. Söyleşide "Gezi direnmesinde sınıfsal bir karşı duruş var mıdır?" şeklindeki soruyu Korkut Hoca şöyle yanıtlamıştır; Eylemleri tetikleyen olaya, Taksim projesinin uygulanmaya başlamasına baktığınızda, olgunlaşmış bir sınıfsal tepki vardır: Yüksek nitelikli, eğitimli işçiler, yarınki sınıf yoldaşları (öğrenciler) ile birlikte, profesyonellerin de katılımıyla, kapkaççı burjuvazinin ve onunla bütünleşmiş siyasi iktidarın devasa kentsel rantlara el koyma girişimine karşı çıkmaktadır.

Öte yandan artık biliyoruz ki Türkiye kentleri içinde yaşayan toplumsal grupların birbirine neredeyse hiç dokunmadığı ya da birbirlerini hiç görmedikleri bölümlere ayrışmış durumda, öyle ki insanların kendinden farklı olan hiçbir kimseyle karşılaşmadan gündelik yaşamını sürdürebileceği, eğitim, sağlık gibi temel hizmetleri alabiliyorlar. Bunun sonucunca oluşan kentlerde farklı toplumsal grupları bir araya getirecek olan kamusal alanların azlığını, futbol kulüplerinin taraftarlarının eylemlerde bu kadar etkin olmasını açıklamaktadır. Bütün bunlardan sonra Gezi eylemleri için, kentin bu bölünmüşlüğüne ayrışmışlığına bir başkaldırı olduğu söylenebilir.

Bununla birlikte şehirlerin fonksiyonları ya da mekânsal özelliklerini dikkate alındığımızda kentlerde yaşanan siyasi olaylar ve başkaldırılar için kentlerin dönemli farklılıklar gösterdiği görülmektedir. Bir saha işlevi gören kentlerin sahip olduğu somut özellikler bu anlamda önemlidir. Örneğin Taksim, Arc de Triomphe (Paris), Tahrir (Kahire), Tiananmen (Pekin) veya Sintagma (Atina) meydanlarının Londra veya Los Angeles meydanlarına kıyasla barikat kurmaya çok daha elverişli yapıda olması bu kentlerin mekânsal özelliklerinden kaynaklanır. Bu nedenle siyasi erk çoğu zaman kentsel altyapıyı isyankâr nüfus gruplarını denetlemesine olanak verecek biçimde yeniden düzenleme peşindedir. Örneğin 68’de ABD’de yaşanan zenci ayaklanmalarında Baltimore kentinin merkezinin zenci mahallelerinden ayırmak için açılan bulvarlar (işin ironik yanı bu bulvarlardan birine zenci lider Malcolm X Bulvarı adı verilmiştir), dönemin Paris Belediye Başkanı Haussmann’ın Paris’te açtığı bulvarlar ile İstanbul’un Özal dönemi Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’ın Taksim Meydanı'na önemli giriş noktası olan Tarlabaşı Bulvarı'nı açması gibi. Bütün bunlara karşın Haussmann’ın ve Dalan’ın bu çabaları Paris Komünü'nü ve Gezi direnişini engelleyememiştir.

David Harvey Metis Yayınlarından çıkan (2013) Asi Şehirler adlı kitabında söylediği gibi; “Kapitalizm karşıtı mücadelenin nihai amacı, bu sınıfsal ilişkinin ve ondan kaynaklanan her şeyin, her nerede ortaya çıkarsa çıksın, tasfiye edilmesine yöneliktir. İlk bakışta bu devrimci gayenin kentleşmeyle hiçbir ilgisi yokmuş gibi görülebilir. Hatta sıklıkla olduğu gibi bu mücadelenin ırk, etnisite, cinsiyet ve toplumsal cinsiyetin prizmasından görüldüğü ve şehrin yaşam alanlarında etnisiteler arası, ırksal ve toplumsal cinsiyetten kaynaklanan kent temelli çatışmalarda tezahür ettiği durumda dahi, antikapitalist mücadelenin kapitalist sistemin derinliklerine uzanarak üretim sürecinde etkin olan sınıf ilişkilerinin kanserli tümörünü kesip çıkarmasını şart koşan yerleşik kavramlaştırma hükmünü sürdürür.”
Sonuç olarak daha iyi bir yaşam için verilen mücadelede, evinize çeşme suyunu getirenler de evinin çöpünü toplayanlar da kamu ve özel kuruluşlarda taşeron firmaların elamanı olarak çalışan hizmetliler de sokakta kızarmış mısır satıcılarından tutun da evlerin mutfaklarında bütün gününü ocak veya ateş başında ter dökerek geçirenlere, kamu emekçilerine, yarınki sınıf yoldaşlarına (öğrenci) ve mavi yakalı fabrika işçilerine kadar, bütün emekçiler şehir yaşamının üretimi ve yeniden üretiminde rol oynayan kolektif emek, sol düşünce ve örgütlenmeye daha sıkı bir biçimde dâhil edilmelidir.

Kent ve kır arasında bir zamanlar anlamlı olan ayrımlar son dönemde hükmünü yitirmiştir. Gerek şehre giren gerekse şehirden çıkan tedarik zincirleri kesintisiz bir hareketi gerektirir ve bu hareketliliği sağlayan gücün adı da sınıfı da bellidir. Hepsinden öte, Gezi Parkı'nda iş ve sınıfa dair kavramların yeniden tanımlandığı bir dönemde kentsel Praksis’in sağladığı olanaklar bütün çıplaklığıyla karşımızda durmaktadır. Yazımızı Harvey’in Asi Şehirler kitabından bir alıntıyla bitirelim: “Marx’ın ısrarla vurguladığı gibi, hakiki özgürlük alanı ancak bu tür maddi kısıtların geride bırakıldığı yerde başlar. Antikapitalist mücadele adına şehirleri yeniden sahiplenmek ve örgütlemek, bunun için en ala başlangıç noktasıdır.”