Koalisyon hükümeti iş başında!

|

Koalisyon hükümeti iş başında! A Koalisyon hükümeti iş başında!

DOĞAN DURGUN

Türkiye seçim sürecine girmiş oldu. İki kişilik tuluat oyunu sonlanabilecek mi acaba diye düşünüyor herkes. Meşruiyeti olmayan bir hükümet ve aynı konumda bir ana muhalefet partisi ile yönetiliyoruz. Aksini iddia eden varsa 3 Kasım seçimlerine bakabilir, kullanılan oyların ne kadarı meclis altında temsil bulmuş, görebilir. Yeni meclis oluştuktan beri duyduğumuz tek söylem, laiklik ekseninde gelişen kayıkçı kavgasından öteye gidemeyen bir didişme. Danışıklı döğüş misali süren AKP-CHP koalisyon hükümeti muntazam bir birliktelik sergiliyor. Bu anlamda ileride kurulacak koalisyon hükümetlerine de emsal teşkil etmesi gerekir.

Niye koalisyon hükümeti dediğimi biraz açayım. Bugün Türkiye'nin en büyük sorunları belli. Nedir bunlar? Antidemokratik seçim yasası ve partiler kanunu, Kürt sorunu, AB süreci, demokratikleşme ve düşünce özgürlüğü, ekonomik darboğaz ve işsizlik, üniversitelerde ülkücü terör. Hadi buna bir de genel istek üzerine cumhurbaşkanlığı seçimini ekleyelim.

FARKLI KONULAR, ORTAK GÖRÜŞLER

Tek tek açalım bu sorunları ve CHP ile AKP'nin tavırlarını bu açıdan irdeleyeyim. Bir önceki seçimde kullanılan oyların yarısı mecliste karşılığını bulamadı. Örneğin, Diyarbakır'da yüzde 60 oy alan bir parti milletvekili çıkartamazken, tabela partisi durumundaki CHP yanılmıyorsam iki milletvekili kazandı. Koalisyon hükümetimiz öncelikle bu antidemokratik manzarayı ortadan kaldırıp seçim barajını düşürmesi gerekirken, seçilme yaşını 25'e indirerek vaziyetten sıyrılma yoluna gitti. İki parti de bu saçma oran konusunda çıt çıkarmadı. Muhtemelen kulislerde "Aman ha, bu konuya girmeyelim" diye birbirlerine namus sözü vermişlerdir. En traji-komik olan ise, barajdan dolayı meclise giremeyen hiçbir partinin de buna itirazda bulunmama-sıydı. "Kürtler girmesin de, ne olursa olsun" mantığıyla garabet bir duruma düşürdüler kendilerini. Bu mantıkla yola çıkanların nasıl bir Türkiye hayal ettiklerini de anlamak zor değil.

Kürt sorunu konusunda da koalisyon hükümetimiz büyük bir uyum içinde. Başbakan diyor ki, "Kürtlerin hak sorunu yok". CHP ise Kürt kelimesini zaten ağzına almıyor. Baykal, Güneş Dil Teorisine rücu etmiş anlaşılan. Sorsak, "Kürt yoktur" da diyebilir. Seçilmiş DTP'li yöneticiler Ankara'ya geliyor, meclis başkanı ile görüşmek istiyor, ama nafile. Bülent Arınç'a göre gelenler sanki başka bir gezegenden geliyor. Hani hoşgörü, hani barış, hani sivilleşme, hani "PKK'nın dışında sivil girişimlerde bulunun" sözleri? CHP ise, kim bilir, belki Bülent Armç'ı bu tavrından dolayı tebrik etmiştir. Bunun aksi bir şey yansımadı medyaya.

AB süreci için görünen manzara ise, karşılıklı uyumun güzel başka bir örneği. İyi polis-kötü polis senaryosunu yerine getiriyorlar. AKP, "AB'ye girelim, ama canım sıkıldığında da girmeyelim diyebilirim" yaklaşımını sergiliyor. Şişman birinin zayıflamak isteyip ama hergün beş öğün yemek yemesi gibi. AB'ye girelim, ama alınmamamız için her şeyi yapalım. CHP'nin gündeminde zaten böyle bir şey yok. Bu sürece bağlı olarak, demokratikleşme ve düşünce özgürlüğünü eklediğimizde manzara aynı. 301 hâlâ yerinde, CHP bu konuda AKP'den çok daha geri bir mevzi almış durumda.

Ekonomik darboğaz, işsizlik, gelir dağılımı uçurumu konularında iki partimiz iyi anlaştıkları gibi, geçmiş hükümetlerle de ters düşmüyorlar. Fakirler, işsizler hangi hükümet zamanında bir sorun olarak algılandılar ki? Fakir ve işsizler, seçimde oy kullanabilir, nüfus sayımına katılabilir, askerlik yapabilir. Eh, bu kadar hak yeter de artar bile!

Cumhurbaşkanlığı seçimini istek üzerine önemli sorunlara ekledim. Dışarıdan bakıldığında AKP-CHP arasında müthiş bir kapışma var zannediliyor. Sayın Baykal, "Halk desteği olmayan bir parti Cumhurbaşkanını seçemez" diyor. Sormazlar mı Sayın Baykal, sizin halk desteğiniz mi var da böyle konuşuyorsunuz? Halkın verdiği oylar nerede? Neden halkın iradesinin tecelli etmesi için seçim barajını düşürme kavgasını yürütmüyorsunuz da ben seçerim, ben seçtirmem replikleri ile bizi oyalıyorsunuz? Hani bu stand-up bir zamanlar köprüyü satarım-sattırmam düellosunu yapan Calp-Özal ikilisini de geçti. Sine-i millete döneceğim diyen Baykal, milletin sinesine ne verdi diye düşünmeden edemiyor insan.

CHP DOĞRU YOLDA

Son dönemlerde eli kalem tutan herkes "CHP nasıl kurtulur?" diye yazılar yazıyor. CHP esir mi düşmüş ki kurtulsun? Olmayan bir etiketi -sol yaftasını- yapıştırmak için bu çaba niye? 1930'lu yılların tek parti döneminin özlemi ile yanıp tutuşan; 1946 yılına kadar birçok Kürt kentinde bilerek örgütlenmeye gitmemiş; 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlükçü ortam nedeniyle sosyalist hareketin gelişmesine paralel olarak, bu gelişimi oya tahvil etmek için sol görünmüş; faili meçhullerin, yargısız infazların, köy boşaltmaların en yoğun yaşandığı dönemde yargısız infaz izlemek için bakanını göndermiş bir geleneğin sol ile ne bağlantısı var ki, habire onu köklerinden koparıp solcu yapmaya çalışıyoruz. Oysa herkesi pratikleri ile hak ettiği yere koyduğumuzda, belki o zaman gerçekten kitlesel sol bir partinin doğmasını da sağlayabiliriz.

Sonuç olarak, bütün ülkeyi suni bir la-ik/anti-laik eksenine oturtarak ve iki kampa bölerek siyaset yapan iki parti de bundan kazanç sağlıyor. Ellerindeki tek silah bu. Bu silahı bize doğrultarak ya bana ya da ortağıma oy verin demek, bütün halkın vicdanı üzerine ipotek koymaktan başka bir işe yaramıyor.