‘Tıbbi düşük’te idarenin yükümlülüğü

|

‘Tıbbi düşük’te idarenin yükümlülüğü A ‘Tıbbi düşük’te idarenin yükümlülüğü

Doğa ve bilim bizlere yeni bir şaka hazırlamadığı sürece canlılarda döllenme ve üreme, insan türünün kadın cinsinde gerçekleşiyor.
Öte yandan hukuk, haklar, haksızlıklar tüm insanlar için kendi zamanları boyutunda oluşturulurken iletişim kanalıyla mekândan bağımsız eşzamanlılık, evrensellik ilkeleriyle bireyler kendilerine, birbirlerine, toplumlarına ve diğer toplumlara karşı korunmaya çalışılıyor. Kadınların üreme sürecinin tanımı olan gebelik önemli bir kadın sağlığı sorunudur. Planlı gebelik, plansız gebelik, sağlıklı gebelik, sağlıksız gebelik, vs.
Türkiye’de 2827 sayılı Nüfus Planlaması Yasası ülkedeki kadın sağlığının iyileştirilmesi amacıyla 1983'te çıkartıldı ve 10 hafta dahil isteyerek düşüklerin, istek üzerine sonlandırılması sağlandı. Türkiye’de bu yasanın öngördüğü 10 haftalık süre içinde gebeliğinin sonlandırılmasını isteyen bir kadın cerrahi müdahaleyle karşı karşıya kalacaktır.
Bunun yanında dünyada 40'tan fazla ülkede (Fransa, İngiltere, ABD, Çin, Tunus, Hindistan, Moldova, vs) yasal olarak uygulanan tıbbi düşük - ilaçla düşük (misoprostol ve mifepriston kombinasyonu ) yöntemi vardır ve cerrahi yönteme alternatiftir.

Mide ülseri için kullanılan bir ilacın prospektüsünde düşüklere sebep olacağı dolayısıyla kesinlikle hamilelerde kullanılmaması gerektiğini belirten notu dikkate alan Brezilyalı kadınlar düşük için özellikle bu ilacı kullanarak üreme sağlığında yeni bir yol açtılar.
Türkiye’de ise mide ülseri için kullanılan Miseprostol 9 Temmuz 2012 tarihi itibariyle eczanelerden geri çekildi. Kombinasyonun diğer unsuru olan Mifepriston ise ruhsatlandırılmadı.

BİLGİYE ERİŞİMİN ENGELLENMESİ
Türkiye’de ilki 1999-2002 yıllarında “Population Council”in, ikincisi 2003-2005 yıllarında “Gynuity Health Projects”in işbirliğiyle üçüncüsü 2009-2012 yıllarında “Gynuity Health Projects”in işbirliğiyle üç önemli faz 3 klinik çalışması yanında Dünya Sağlık Örgütü-RHR bölümünün işbirliğiyle 2009-2012 yılları arasında Başkent ve Hacettepe üniversiteleri tarafından “Sağlık Hizmeti Sunanların Güvenli Düşük ve Tıbbi Düşük Konusundaki Görüşleri ve Algıları” incelendi, değerlendirildi. (3 klinik, 1 saha) 4 çalışma bir arada Prof. Dr. Ayşe AKIN editörlüğünde “Türkiye İçin Yeni Bir Seçenek “Tıbbi Düşük”” adıyla Şubat 2013’te yayınlandı.

Tümüyle yasal sınırlar içinde kalarak yasaların kendisine tanıdığı isteyerek düşük yapma hakkını kullanmak isteyen kadın anestezi uygulanmaksızın, cerrahi müdahale olmaksızın, enfeksiyon, perferasyon riskini göze almaksızın dünyadaki diğer kadınlara uygulanan kolay, basit, rahat, ucuz, daha az riskli bir yöntemin olup olmadığını öğrenmek ve bu uygulamadan yararlanmak isteyebilir. İstemese bile dünyanın pek çok ülkesinde ruhsatlandırılmış olan bir ilacın kullanılarak gebeliği sonlandırılabileceğinin kendisine anlatılmaması kadın sağlığı konusunda bilgiye erişimin engellenmesidir.

Oysa ki, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 8. Maddesine göre; “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.” Ancak bu hakkın kullanımına kamu otoritesince müdahale edilebilmesinin şartları da aynı maddede sayılıyor.
Dolayısıyla; şartlı hakları, hakkın genel bir ilke olarak varlığının kabul edilip daha sonra bazı şartların getirildiği ve demokratik bir toplumda zorunlu olan hakka müdahalenin hukuki bir temeli bulunduğu durumlar olarak anlamak gerekiyor.

Mahkeme, GUERRA ve Diğerleri/İtalya 19.02.1998-116/1996/735/932 davası kararında maddenin 1. Fıkrasının amacının bireyleri kamu otoritelerinin keyfi müdahalelerinden korumak ise de, bu amaçla sınırlı tutulamayacağı, bu hükmün devleti böyle bir müdahaleden alıkoymakla kalmayıp, bu negatif davranışa ilave olarak devlete, özel ve aile hayatına saygıyı temin edecek pozitif bir yükümlülük de yükleyeceğini belirtiyor. Mahkeme, dava konusu olaydaki gibi, kişilerin özel ve aile hayatını olumsuz etkileyebilecek bir durum çıktığında, kamu otoritelerinin ilgililere gecikmeksizin bilgi vermekle yükümlü oldukları sonucuna varıyor.

Bilgi edinme hakkının kullanılması, olayımızda sağlığın korunması amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasa ile öngörülmüş olmak koşuluyla kısıtlamaya tabi tutulabilir. Aksi hak ihlaline yol açar. Türkiye’de isteyerek düşüklerde cerrahi müdahale dışında müdahale yapılamayacağına dair düzenleme henüz yoktur. Ayrıca isteyerek düşüğün yasa ile yasaklanması ilgili her ülkede sağlıksız koşullarda pahalı müdahalelerle anne ölümlerinin artmasına yol açar. Romanya bu konuda çok iyi bir örnektir.
Ayrıca düşük sırasında cerrahi müdahalede kadının beden bütünlüğüne yönelik maddi hasar, psikolojik olarak yaşanan manevi hasar nedeniyle kadınların idareyi sorumlu tutarak zararlarının tazminini isteme ve idarenin zararı tazmin yükümlülüğü söz konusudur. Çünkü; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 34/180 sayılı kararı ile 18.12.1979 tarihinde kabul edilen 03.09.1981 tarihinde yürürlüğe giren Kadınlara Karşı Tüm Ayrımcılık Biçimlerinin Kaldırılması Sözleşmesi’ni (CEDAW) Türkiye taraf devlet olarak imzaladı, onayladı ve 14.10.1985 tarihli Resmi Gazete’de yayımladı.

Sözleşme “toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılığın yaygın varlığı” gerçeğinden yola çıkarak 1. maddesinde “kadınlara karşı ayırımcılık” tanımını; erkek ve kadının eşitliği temeline dayanarak, evlilik durumları ne olursa olsun kadınların siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel, kişisel alanlarda ya da başka her alanda insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanmasını ya da bu hak ve özgürlüklerin tanınmasını ve kullanılmasını tehlikeye koyma ya da kaldırma sonucu doğuran ya da amacı taşıyan, cinsiyete dayalı her tür ayrım, dışlama ya da kısıtlama” şeklinde düzenledi.

ÜREME SAĞLIĞI VE ÜREME HAKLARI
Yine sözleşmenin 12. maddesi; kadınlara, aile planlamasını ilgilendirenleri de kapsamak üzere tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanmalarını sağlamak ereği ile, sağlık bakım hizmetleri alanında ayrımcılığı kaldırmak için tüm uygun önlemleri almak, bu kurallara karşın gebelik, doğum ve doğum sonrası dönemlerde kadınlara, gerekirse ücretsiz, uygun hizmetler …. sağlamak, 16. maddesi de “evlilikten kaynaklanan sorunlarda ve aile ilişkilerinde ayrımcılığı kaldırmak için tüm uygun önlemlerin alınması ... çocukların sayısına ve zamanlamasına özgürce karar vermede aynı hakları … sağlamak yükümlülüğünü taraf devletlere verdi.

Birleşmiş Milletler tarafından 1994 yılında Kahire’de düzenlenen Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı- ICPD’da üreme sağlığının tanımı yapıldı ve üreme hakları insan hakları kapsamında kabul edildi. Yani; bütün çiftlerin, bireylerin; çocukların sayısına, doğum aralığına ve zamanlamasına özgürce ve sorumlulukla karar verme temel hakkı, bunu yapacak bilgiye ve araçlara sahip olma hakkı, cinsel sağlık ve üreme sağlığında en yüksek standarda ulaşma hakkı vardır ve ayırımcılık, baskı ve şiddete maruz kalmadan üremeyle ilgili konularda karar verme hakkı da bu haklara dahildir denildi.

Diğer yandan Türkiye’de Mifepriston’un ruhsatlandırılmaması, Misoprostol’ün ise eczanelerden toplatılarak geri çekilmesi sonucunda isteyerek düşük amacı ile internet üzerinden ilaç satın alarak kullananlarda meydana gelebilecek hasarlar yine kadın sağlığı konusunda idarenin yükümlülüğünü tartışmaya açıyor. 22 Mayıs 2013 günlü Akşam gazetesindeki “Bu Hapı Yutmayın” başlıklı haberde son altı ayda 540 kişinin internet üzerinden ilaç istediğini okuduk. İHAS’ın somut durumlara göre sürekli geliştirerek dinamik şekilde yorumlanması gerektiğini, böylelikle sözleşmenin “yaşayan bir araç” olduğunu ortaya koyan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), sözleşmedeki hakların kapsamlarını genişletiyor. 8’inci maddede sayılan özel yaşamın kapsamı içinde (tedaviyi reddetmek veya kişilerin kendi onayı olamadan tedavi etmek) tıbbi bakım ve sağlık bilgilerine ulaşım yer alıyor.
Bir ilacın idarece piyasadan çekilmesi diğerinin ruhsatlandırılmaması sonucu herhangi bir zorunlu, meşru, yasal yasak olmamasına karşın isteyerek düşük için kullanılabilecek olan tüm yöntemlerin bilgisine ulaşamayan, yöntemin kendisine de güvenli koşullarda ve kamusal alanda ulaşamayan bireyin istediği tıbbi bakım hakkının, dolayısıyla özel yaşam hakkının ihlal edildiğini önümüzdeki yıllarda İHAM kararı olarak okuma olasılığına gerek yoktur.

NİLGÜN KURTOĞLU