PUNTO ARENAS: Yalnız liman kenti ve köpekleri...

|

Punto Arenas, Şili’nin Macellan ve Şili Antartikası bölgesinde (Şili’nin on beş idari bölgesinden biri) Macellan boğazında bir liman kentidir. Panama Kanalı açılıncaya kadar önemli bir liman olarak iyi bir ekonomik gelişme göstermiştir. Panama Kanalı’nın açılması sonucu eski önemini yitirmiştir. Amerika kıtasının güney ucundaki en büyük yerleşim yeridir. Yine de talihsiz bir görüntüsü ve havası vardır. Belki de sunacak fazla bir şeyinin olmaması yüzündendir. Dünyanın sonu bile değildir. Ne bir Milli Parkı ne de diğerlerinden farklı penguenleri vardır. Sadece Şili’nin sonlarında bir liman kentidir o kadar. Durumun farkında olan Şili hükümeti burayı biraz canlandırmak için bölgede Serbest Ticaret Bölgesi kurmuştur.
Serbest Ticaret Bölgesi’nde genellikle elektronik eşya ticareti yapılır. Fakat Serbest Bölge hatta Şili Deniz Kuvvetleri’nin eğitim birliklerinden biri burada olsa da yine sokaklar bomboş ve alabildiğine ıssızdır. Şehrin en hareketli yeri merkezdeki Plaza de Armas Meydanı’dır. Burada yaşayanlar, acemi askerler ve yabancılar vakitlerini meydan ve çevresindeki kafelerde geçirir. Yine de burayı ilginç kılan özellikler yok değildir. Diğer Latin Amerika köpekleri gibi buranın köpekleri de insanlarla iç içedir. Fakat buradakiler yabancılarla daha ilgilidirler, belki hep aynı insanları görmekten sıkıldıkları için.
Köpekler, meydandan bir yabancı geçtiğinde ya da oturduğunda, orayı terk edinceye kadar peşini bırakmaz. Mesela bir kafeye girdiniz ve orada biraz vakit geçirip ayrıldınız, perro (köpek) orada sizi beklemektedir. Size otelinize kadar eşlik eder, sabah otelden ayrıldığınızda yine oradadır. Sizinle yürüyüş yapar, hep takip eder, bir şey talep etmez, sadece hep yanınızdadır. Bu durum aslında Güney Amerika’nın bütün küçük kasabalarında vardır. Hatta bazı yerlerde hayvanların ismi bile vardır, herkes tanır. Punto Arenas’ın diğer bir ilginç özelliği de yeşil elma şekeri gibi görünen çam ağaçlarıdır. Bu dünya ötesi yere de sürreal görünüşlü ağaçlardan başkası uymazdı zaten. Güney Amerika’nın bitmeyen tantanasından sonra, bu sakin şehirler ve insanlar bir anlamda dinlenme kampı gibidir. Kamplar gibi sıkıcı fakat bir o kadar da dinlendiricidir.

PUERTO NATALES VE TORRES DEL PAINE MİLLİ PARKI
Talihsiz Punta Arenas’tan ayrılıp gidilecek yer, Puerto Natales ve Torres Del Paine’dir. Punto Arenas günümüzde neredeyse Torres Del Paine’ye ulaşma yerine dönüşmüşse de bir anlamda Puerto Natales de Torres Del Paine öncesi hazırlıkların yapıldığı yerdir.
Puerto Natales, fiyortlarda küçük bir balıkçı kasabasıdır. Ama gelişen doğa sporları turizmiyle birlikte aynı zamanda Şili’nin en çok turist çeken yerlerinden birine dönüşmüştür. Dünyanın sayılı trekking parklarından birinin olduğu Torres Del Paine Milli Parkı’na açılan kapı bu küçük balıkçı kasabasıdır.
Doğa sporları meraklılarının Torres Del Paine’yi keşfetmesinden sonra Puerto Natales’in makûs talihi değişmiştir. Torres Del Paine (Paine Kuleleri) içinde buzullarıyla, tırmanış yapmaya müsait kayalık dağlarıyla, rafting için uygun buzuldan gelen akarsularıyla, gölleriyle, ormanlar içinden geçen yürüyüş rotalarıyla, içindeki korunmuş doğal yaşamıyla muhteşem bir nefes alma köşesidir Şili’nin.
Milli Park’a ulaşım Puerto Natales’ten kalkan otobüsler vasıtasıyla yapılır. Mili Park’a girişte kalacağınız gün kadar para ödersiz. Ondan sonra herkes kendi belirlediği rotadan yoluna devam eder. Konaklam,a çam ağaçları içinde, yanından temiz nehirlerin geçtiği kamp alanlarındaki çadırlarda yapılır. İsteyen konuklar için de otel veya dağlarda ahşaptan yapılmış tesisler mevcuttur.
Torres Del Paine Milli Parkı’nda yeterince oksijen depoladıktan sonra Puerto Nateles’de kuzeye çıkmanın iki yolu vardır. Ya Arjantin üzerinden günlerce sürecek bir otobüs yolculuğunu göze almalısınız ya da Navimag Gemisi’yle Güney Patagonya fiyortları arasından geçen ve üç gün süren gemi yolculuğu ile ulaşabilirsiniz. Ben dâhil olmak üzere genel eğilim haftada bir sefer yapan Puerto Natales-Puerto Montt gemi yolculuğunu yapmaktır. Zira bir haftaya yakın süren otobüs yolculuğu kimseye cazip gelmez. Ama gemi ile otobüs yolculuğu arasında ciddi fiyat farkı vardır.

PUERTO NATALES-PUERTO MONTT: FİYORTLAR ARASINDA GEMİ YOLCULUĞU
Dört gün üç gece süren yolculuğun, ilk gecesi yolcular gemiye alınıp ikişer ranzadan oluşan kamaralara yerleştiriliyor. Kamaralar kadın ve erkekler için ayrılmış iki bölümden oluşuyor. Çift kalmak isteyenler için de kamaralar var. Gemi sabah beşe doğru hareket ediyor. Hem yolcu, hem de Puerto Natales’e kargo taşıyan tırları taşıyor. Bir çeşit feribot, fakat buzullardan yolculuk ettiği için tasarımı ve yapısı buranın koşullarına uygun yapılmış.
Yolcuların büyük kısmı turistler ve alt güvertede kalan tır şoförleri. Sabah erken saatte demir alan feribot, Sarmiento Kanalı ve Beyaz Kanal’ı takip ederek Amalia Buzulu’na ulaşıyor. Hava koşulları uygun olursa isteyenleri zodyak botlarla daha yakından görmeleri için buzula yaklaştırabiliyorlar. Gemi buzula yanaştığında, güvertede dünyanın birçok yerinden fotoğrafçıyı ve çeşit çeşit fotoğraf makinelerini görüyorsunuz. Güverteyi bir anda fotoğraf makinelerinden çıkan sesler ve en iyi açıyı yakalamak için uğraşan fotoğrafçıların homurtuları kaplıyor. Rehberler daha sonra geminin yemek salonunda kanallar ve burada yaşayan Kawesgar yerlileri hakkında bilgi veriyor. Kawesgarlar bu kanalların asıl sahipleri. Balıkçılıkla geçinen ve teknelerde gezgin bir yaşam süren Kawesgar’lar maalesef günümüzde 200 kişi kadar kalmış. Şili devleti tarafından kanallar arasındaki Puerto Eden adasında yerleşik yaşama geçirilmişler. Rehber bunları anlatırken aklıma Yaşar Kemal’in Binboğalar efsanesi geldi. Kitapta Toroslar’da hayvancılıkla geçinen Türkmen aşiretlerinin zorla yerleşik yaşama geçirilmeleri anlatılır. Modern yaşama alışamayan Kawesgarların büyük çoğunluğu hastalıklar ve açlıktan yok olup gitmiş. Son kalan Kawesgarları da Şili devleti koruma altına almış, ailelere maaş bağlamışlar, diğer ihtiyaçları da devlet tarafından karşılanıyor. Fakat yerleşik yaşama alışamayan ve mutsuz olan yerliler kendilerini içkiye vermiş. Hâlâ balıkçılık yapsalar da büyük kısmı alkol sorunlarıyla uğraşıyor.
Farklı coğrafyalarda benzer politikalar sonucu kültürler, kapitalizmin gelişmesiyle emek pazarına, ucuz iş gücü yaratmak için her yerde yaklaşık aynı uygulamalarla, zorunlu iskân yasalarıyla bir şekilde yok edilmişlerdir. Son kalanlar günümüzde de türü yok olan hayvanlar gibi koruma altındadırlar. Sonuç değişmiyor, yine üzerlerinden bu sefer yok oluşlarıyla para kazanılıyor. Rehberlerin konuşmasından sonra yemek ve dinlenmek için dağılanları akşam geminin barında hoş bir sürpriz biraraya getiriyor. Bir piyanist şantörün söylediği şarkılarla yolcular eğlendirilmeye çalışılıyor. Beni en çok eğlendirense şarkıcının İspanyolca aksanıyla John Lennon’nın ‘Imagine’ şarkısını söylemesi oldu. İngilizce şarkıları bırakıp Şili müziklerine geçmesiyle durum biraz daha anlamlı olmaya başladı.
Gece boyunca sakin kanal sularından ilerleyen Navimag, sabah Kavesgar yerlilerinin yaşadığı Puerto Eden adasına yanaşıyor. Haftada iki defa adaya uğrayan feribot aracılığıyla yerliler ve adada yaşayan memurlar ihtiyaçlarını karşılıyor. Aynı zamanda ada çocukları adayı gezen turistlere hediyelik eşya satarak ailelerine yardımcı oluyor. Adanın içindeki yollar tahtadan. Sokaklarda fazla yetişkin göremiyorsunuz. Gördükleriniz de fotoğraf çekilmesine izin vermiyor. Geminin burada durduğu saatlerde adanın sakinleri pek dışarı çıkmazmış. Sadece tekneleriyle uğraşan birkaç balıkçı, turistik eşya satan orta yaşlı bir kadın, birkaç çocuk ve huysuz bakkal amcayı görebildik. Fakat orada tanıştığım, tekneleriyle dünya seyahati yapan Hollandalı bir çift dört gündür burada kaldıklarını ve Kawesgarların kendilerine çok iyi davrandığını fakat gemi geldiği zaman biraz rahatsız olduklarından bahsetti. Sorun sanırım yabancıların gelmesinde değil, onların bir gemi dolusu fotoğrafçıya ve gezgine sunuluş biçimleri.

YOLCULUĞUN SONUNA DOĞRU...
Bu güzel ada ve onun hüzünlü insanlarından ayrıldıktan sonra Navimag, İngiliz Kanalı ve Messier Kanalı’ndan sonra ilk defa Pasifik Okyanusu’na açılıyor. Akşam saatlerine doğru gemi okyanusa açılmadan önce yolcular deniz tutmasına karşı uyarılıyor ve isteyenlere sallantı sonucu oluşacak mide bulantısına karşı ilaç veriliyor. İlaç almak yerine sallanan kamarayı beşik gibi düşünerek, uyuyarak geçirmeyi daha mantıklı buldum ki geminin tayfası hariç herkes aynı şeyi yaptı. Penas Körfezi Navimag feribotunun tek okyanus geçişi ve benim de Pasifik ile ilk karşılaşmam. İlk tanışma biraz sallanarak da olsa yine de Pasifik’in uçsuz bucaksız ve insanda kesinlikle sonsuzluk duygusu yaratan manzarası görülmeye değer. Bu geçiş sırasında kısa bir süre de olsa fok balıkları ve göçmen kuşlar bize eşlik ederek sanki “merak etmeyin, bu koca okyanusta yalnız değilsiniz” mesajını iletmeyi ihmal etmedi. Okyanus geçişini tamamlayan Navimag yeniden kanalların sakin sularında ilerlemeye devam ediyor. Burada hava koşulları çok değişken. Kanallarda bir anda yağmur başlayabilir, biraz sonra güneş açabilir ya da birden hava serinleşebilir. Yani bu yolculukta her türlü iklim koşulunu yaşarsınız.
Pasifik’ten gelen bulut kütlelerinin kanallar arasındaki tepelere ulaşmasıyla, kanallar boyunca Kızılderili davullarından çıkan savaş tamtamlarını andıran gürültüler yolculuk boyunca size eşlik ediyor. Özellikle yolculuğun son gecesi Darwin Kanalı’nda bastıran aşırı sis ve çıkan garip sesler, ürpertici bir atmosfer oluşturuyor. Sanki burada yaşamış Kawesgarların ruhlarının hâlâ bu kanallarda olduğu hissini uyandırıyor. Görüş mesafesini neredeyse bir metreye kadar indiren sis ve kulaklarda çınlayan kanallardan gelen seslerin oluşturduğu havayı dağıtmak için gemi kaptanının elindeki koz, piyanist şantörün yardımcısı bayanla düzenlediği Bingo gecesi. Çinko yapanlara bira, bingo yapana bir şişe viski ama ödülü almak öyle kolay değil. Önce geldiğiniz ülkenin danslarından bir örnek sunmak zorundasınız. İşin en eğlenceli yanı da gece boyunca birçok ülkenin danslarından örnekler görebiliyorsunuz. Ve sonunda insanın hayatında yapabileceği ender yolculuklardan birisinin bitişi. Bu son gecenin ardından sabah gemi Puerto Montt şehrinin limanına yanaşıyor ve Şili Fiyortları’ndaki biraz esrarengiz, biraz hüzünlü, biraz da dingin yolculuğunuz sona eriyor.

BARIŞ KARADENİZ
pazmarnegro@gmail.com