Machu Picchu: İnkaların son kalesi

|

Machu Picchu’ya iki yolla gidilebilir. Birincisi, Cusco’dan Aguas Calientes köyüne trenle. İkincisi Ollantaytambo’ya kadar otobüsle gidip sonra yine trene binmek. İkinci yol biraz daha ucuzdur. Kutsal Vadi’yi gezerek daha sonra Ollantaytambo’dan trenle gitmek vakti olanlara kesinlikle tavsiye edilir. Ollantaytambo-Aguas Calientes arası tren yolculuğu iki saate yakın sürüyor. Aguas Calientes, Urubamba Irmağı kıyısında bir köy. Machu Picchu’ya çıkışlar buradan yapılıyor. Machu Picchu’nun girişine kadar giden dolmuşlar buradan sabah beşte kalkıyor. O yüzden Machu Picchu’ya gidenler Aguas Calientes‘te bir gece konaklayıp sabah erken kalkıp Machu Picchu’ya çıkıyor.
Aguas Calientes’in Türkçesi ‘sıcak sular’ demek, bundan anlaşılabileceği üzere köyde doğal termal sıcak su kaynakları var. Machu Picchu’ya çıkış öncesi vakit geçirebilecek en güzel yer termal havuzlar. Sıcak termal havuzlarda yüzmek ve dinlenmek yapılacak en doğru şey, çünkü ertesi gün ziyaretçileri Machu Picchu’nun zorlu tepeleri ve dik basamakları beklemektedir. Machu Picchu’ya erken saatlerde çıkılmasının sebebi dağların tepesinde (2.800 m) doğan güneşi izleyebilmektir, Machu Picchu’dan geçmişte İnkaların yaptığı gibi.
GÜNEYDEKİ ‘YAŞLI DAĞ’
Machu Picchu iki dağı arasındaki bir yükseltiye kurulmuştur. Machu Picchu, Quechua dilinde ‘yaşlı dağ’ demektir, şehir ismini güney tarafındaki yaşlı dağdan alır. Doğu tarafındaki öteki dağa ise Huayna Picchu yani ‘genç dağ’ denir.
Aguas Calientes’ten kalkan dolmuşlar, ziyaretçileri Machu Picchu’nun girişinde bırakır. Bundan sonra en sıkıcı kısım 45 dolarlık giriş ücretini vermektir. Ama birçok insanın hayali olan, kendisi de bir düş gibi olan Machu Picchu’ya adımlarınızı attığınızda, aklınızda ne pahalı tren biletleri, ne de yüksek giriş ücreti kalır. Sanki başka bir evrene girmiş gibi hissedersiniz kendinizi, İnkaların saklı kentinde.  Eskiden tarım yapılan taraçalarda herkes kendine uygun bir yer bulup güneşin doğuşunu beklemeye başlar. Sabahın ilk saatlerinde Machu Picchu sis bulutlarıyla kaplıdır. Güneşin doğmaya başlamasıyla sis dağılmaya ve manzara daha berraklaşmaya başlar.
Machu Picchu’yu izlerken kendinizi bazen bir çizgi film sahnesinde gibi hissederiniz. Kendine özgü bir yeşile sahip zemini, çok yakınınızdaki pamuk gibi bulutlarıyla ve mimarisiyle gerçeküstü bir manzarayı izlersiniz bir süre. Daha sonra taraçalardan aşağı şehrin merkezine doğru inilir. Binaların ana hatları hâlâ belirgin şekilde ayaktadır fakat çatılar samandan yapıldığı için İnkalar buradan ayrıldıktan sonra zaman içinde yok olmuştur. Kalıntıların merkezinde küçük bir futbol sahası büyüklüğünde bir meydan ve etrafında evler ve tapınak bulunur. İki dağın arasındaki bu yüksek yerde insanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak için dik yamaçlara basamak şeklinde taraçalar kurmuş. Kendilerine yetebilecek miktarda tarım alanı kurmuşlar aslında ve her şey Machu Picchu’nun kuruluş nedenleriyle bağlantılı.
SEÇİLMİŞ İNSANLARIN SIĞINAĞI
Machu Picchu’nun tarihi İspanyolların İnka İmparatorluğunun başkenti Cusco’yu ele geçirmelerine kadar dayanır. İspanyollardan kaçan bazı seçkin kişilerin, astronomların, rahiplerin kısacası İnka medeniyetini yaşatabilecek seçilmiş insanların buraya sığındıkları rivayet edilir. Çünkü diğer İnka hikâyeleri gibi bu rivayetler de biraz muğlaktır. Machu Picchu hakkında birçok teori mevcuttur. Fakat bugüne kadar yapılan araştırmalar sonucu, İspanyollardan kaçan soylu ve seçilmiş kişilere sığınma yeri vazifesi gördüğü, üstünde en çok uzlaşılan teoridir.
Binaların şekli incelendiğinde asiller ve onların yardımcılarının kaldığı evlerin yapıları oldukça farklıdır. İspanyolların Machu Picchu hakkında hiçbir zaman bilgileri olmamıştır. İyi ki de olmamış yoksa günümüzde ne Machu Picchu kalırdı ne de İnkaların burada yaşatmaya çalıştıkları kültürleri. Burası İnkaların tarihine doğru bir yolculuktur aynı zamanda. İnka kültürüne ait her şey minimal şekilde Machu Picchu’da mevcuttur. Büyük kesme taşlardan binalar, mısır, koka gibi temel tüketim ürünlerinin dikildiği taraçalar, bitmek bilmeyen merdivenler ve ortalıkta dolaşan lamalar. İnkalar güneşe taptıkları için kutsal olan Güneş Tapınağı ve gecenin tanrısı dedikleri ay için yapılan ayinlerde kullanılan Ay Tapınağı. İnkalar buraya kendilerine ait ne kadar değer varsa taşıyıp korumaya çalışmış. Bu yüzden Machu Picchu’yu güvendikleri ve iletişim için kullandıkları birkaç köylüden başka kimseye söylememişler.
Machu Picchu’yu 1911’de keşfeden Amerikalı tarihçi Hiram Binham’ın aslında aradığı İspanyollara karşı direnişin son merkezi Vilcambamba şehriydi fakat sonradan anladığı üzere İnkaların kayıp şehri burasıydı.
Machu Picchu’ya iki yoldan girilebilir, birinci yol Güneş kapısı diğeri de İnka köprüsüdür. İki girişin de uzaktan görülmesi çok zordur ve bu iki yolun da kapatılarak, Machu Picchu’ya girişin engellemesi kolaydır. Machu Picchu’nun coğrafi konumu çok stratejik bir noktadır. Savunması kolaydır, Kutsal vadi ve başkent Cusco`ya yakındır ama bir o kadar da bulunması çok zor bir yerdedir. Tarihte buna benzer örnekler olmuştur hep. Bir sebepten dolayı kaçmak ve saklanmak zorunda olan topluluklar yüksek dağ başlarını ya da doğanın içinde kendini gizleyebilen yerleri seçmişlerdir. Örneğin, İran’da Hasan Sabbah’ın müritleri ile Alamut kalesine saklanması, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Romalılardan kaçan Hıristiyanların Kapadokya Peri bacalarındaki mağaralarına saklanması gibi.
GEZGİN SAYISI HEP KISITLI!
Machu Picchu’da yaşayanlar Sacred Valley’deki köylerle iletişim kurabilmek için sık ormanların, ırmakların ve derin vadilerin bulunduğu gizli yolları kullanmıştır. Machu Picchu’nun keşfinden sonra bu yol turistler tarafından kullanılmaktadır. Günümüzde İnka Trail denilen bu yürüyüşü sınırlı sayıda turist önceden rezervasyon yaptırarak yerli rehberler eşliğinde bir haftada tamamlamaktadır. Bu yol, gizli yollardan yalnızca bir tanesidir. Günümüz insanının yürüyebileceği zorluktadır. Yine de İnka Trail yapanların tüm eşyaları katırlarla taşınır. Sayının limitli tutulmasının sebebi ise çevreyi korumak amaçlıdır.
Urubamba ırmağının kıyısındaki ormanlık alandan başlayan İnka Yolu yürüyüşü Machu Picchu’ya tepeden bakan güneş kapısında biter. Güneş kapısından devam edilince Machu Picchu’ya ulaşılır. Güneş kapısı İnka rahiplerinin Güneş’e adaklar sunup, ayin yaptıkları yerlerden biridir. Machu Picchu’dan iki saat süren dik ve yorucu bir yoldan ulaşılır. Machu Picchu’nun diğer tepesi ise Huayna Picchu tepesidir. Bu tepeye tırmanış daha zordur. Merdivenleri daha diktir. Huayna Picchu’ya da belirli sayıda insanın çıkmasına izin verilir. Çünkü bu yürüyüş tehlikelidir ve basamakların bozulmaması için kişi sayısı kısıtlanmıştır.
Tırmanış öncesi Quechua rehberler “Eğer dağ sizi çekiyorsa deneyin, çekmiyorsa denemeyin” diyerek uyarır. Tırmanış öncesi Japon bir turistin sorduğu “Çıkış kaç saat sürecek” sorusuna rehberin verdiği cevap manidardı. “Sizin için toplam beş saat fakat İnkalar için sadece yarım saat”. Yabancılarla İnkalar arasındaki farkı anlatan kısa ve öz bir anlatım... Aklıma gelmişken, müthiş bir kondisyona sahip değilseniz Huayna Picchu ve Machu Picchu tepesindeki Güneş tapınağından birini seçmenizde yarar var. Çünkü biraz da şehrin kalıntılarını gezmek, çimlere uzanıp manzarayı seyre dalmak lâzım. Gezi ve tırmanışlarını tamamlayanlar akşam üzerine doğru hayatlarında görebilecekleri ender güzelliklerden birini, taraçalardan son kez Machu Picchu’yu izlerler. Benim için de Buenos Aires’ten başlayan yolculuğun kuzeydeki en son noktası.
Yıllar önce Arjantin’li devrimci Ernesto Che Guevara’nın arkadaşı Alberto ile Latin Amerika’yı keşfetmek için çıktığı yolculukta tuttuğu günlüklerden oluşturulan ‘Motosiklet Günlükleri’ni okuduğumdan beri hayalimde olan bu yolculuğun gerçeğe dönüştüğünü hissettiğim en güzel anları Machu Picchu’da yaşadım. Bundan sonra güneye, Titicaca Gölü’ne doğru yol alacağım. Ondan sonra yolculuk Bolivya’da Che’nin vurulduğu La Higuera köyüne doğru devam edecek.
 

BARIŞ KARADENİZ