Salta: El Notre

|

Şili sınırına kadar Salar de Uyuni turunu yaptığımız araç tarafından götürüldükten sonra, Şili’den gelen bir minibüs bizi Şili-Arjantin sınırındaki San Pedro kasabasının garajına bırakıyor. Üç gün boyunca And Dağları’nda gezdiğim yol arkadaşlarıma veda edip, kuzey Arjantin’in Salta kentine giden otobüse biniyorum. Aylar sonra ilk defa normal bir otobüs ve normal bir yolculuk sonunda Salta’ya ulaşıyorum.
Peru, Bolivya ve Şili’nin And Dağları bölgesi ve çöllerinden sonra Salta’ya gelmek bir anlamda modern yaşama dönmek gibi. Aslında Salta, Arjantin’in en çok yerli yaşayan bölgesi ama buradaki kültür And kültürüne göre küresel dünyayla çok daha bütünleşmiş. Beni en çok sevindiren şey tabii ki buranın daha modern bir yer olmasından ziyade özlediğim Arjantin biftekleri. Aylarca doğru düzgün yemek yememiş birisi olarak Salta’da otele yerleştikten sonra ilk işim Asado (ızgara) yapılan bir lokantaya gidip biftek yemek oluyor. Otele dönünce gezi boyunca yaşadığım karmaşanın yeni bir hali karşıma çıkıyor. Otelin resepsiyonisti Cesar, pasaportuma baktığını ve kendisinin de Türk olduğunu söylüyor. Yol boyunca Araplarla Türkleri karıştırdıklarını gördüğüm için ‘Türk müsün yoksa Arap mı?’ diye soruyorum. Burada birçok Arap olmasına rağmen kendi ailesinin Türk olduğu, soyadının da Hilal olduğunu söylüyor. Babasının biraz Türkçe bildiğinden bahsediyor, açıkçası karışık bir durum olduğunu bildiğim için ne diyorsa onu kabul ediyorum ve sohbete devam ediyoruz.
20. yüzyıl başlarında Salta bölgesi İtalya, İspanya ve Lübnan’dan oldukça fazla göç almış. Burada da diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi Osmanlı pasaportuyla gelip buralara yerleşen Araplara ‘El Turco’ yani Türk deniyor. Üstelik Suriye ve Lübnan’dan göçen Arapların çoğunun Ortodoks Hıristiyan olmasına rağmen sanırım Osmanlı’nın dünyada yarattığı etkinin izleri bunlar.
»İSYANCILARIN ANA ÜSLERİNDEN BİRİ
Salta bölgesi, kendine has kültürel özellikleriyle Arjantin’in beyaz ağırlıklı Batı kültürüne göre daha farklı bir yer. Çünkü Salta, Arjantin’de yerli halkın en yoğun olarak yaşadığı bölgelerden birisi. Salta hem şehrin hem de ülkenin 23 idari bölgesinden birinin ismi. Salta, üç ülkeyle (Şili, Bolivya ve Paraguay) sınır komşusu olmasından dolayı, karayolu taşımacılığı için önemli bir geçiş noktası. Bölgenin ekonomisi tarım ve turizme dayanıyor.
Salta’nın kuruluş tarihi 1600’lü yılların başına kadar dayanıyor. İspanyollar burayı ileri karakol olarak kurmuşlar, çünkü Salta’nın kurulu olduğu ova bittikten sonra And Dağları başlıyor. Arjantin’in kuruluş tarihinde bölgenin ayrı bir önemi var. Bağımsızlık savaşında isyancıların ana üslerinden birisi Salta bölgesi olmuş. Salta, Avrupa ve Güney Amerika’nın yerli kültürlerinin en iyi kaynaştığı örneklerden biri sayılabilir. Örneğin yerlilerin, Şili’nin güneyindeki Mapuche halkının kendi kültürlerini yaşatmak gibi sorunları yok; hatta tam tersine Arjantin devleti yerli kültürün yaşatılması için teşvik veriyor. Bölgeye birçok turistin gelme sebeplerinden biri de yerli müziğinin, folklorunun kısacası kültürünün yaşıyor olması. Salta’da Avrupalı göçmenler ve yerli halk kaynaşarak kendilerine özgü bir kültür meydana getirmişler. Buna da Arjantin milliyetçiliği deniyor yani hangi ırktan olduğundan ziyade Arjantinli olmanın önemsendiği bir durum. Zaten farklı bir şey de olamazdı bu ülkede, çünkü burada yerliler hariç herkes başka coğrafyalardan gelmiş ve başka bir yaşam kurmuş.
Salta’nın en güzel yeri şehrin ortasındaki Plaza Nueve de Julio Meydanı. Meydanın etrafındaki kolonyal dönemden kalma binalar özenle korunmuş ve restore edilmiş. Parkın içindeki portakal ağaçlarındaki kimsenin koparmadığı portakallar da ayrı bir güzellik katıyor meydana. Bu manzarayı görünce “Acaba ülkemde bu ağaçlarda bir tane portakal kalır mıydı?” diye düşünmeden edemiyorum.
Ilıman bir iklim kuşağında olan Salta’da sokaklar, kafelerin içlerinden çok kaldırımlara koydukları masalar dolu. Salta bölgesinin mutfağı da Arjantin’in diğer bölgelerine göre farklı. Yerli mutfağı ile gelen göçmenlerin yemeklerinin sentezini oluşturan, hoş tatlara sahip geniş bir yemek kültürü var.
Ama Salta denince akla gelen ilk yemek ızgarada yapılan Empanada’lar. Bütün Latin Amerika kültüründe değişik çeşitleri olan Empanada’nın (bir çeşit poğaça) en lezzetlilerini Salta’da yiyebilirsiniz.
»GECE YAŞAMI VE GÖÇMENLERİN USTALIĞI
Şehirde gece yaşamı da oldukça hareketli ama buraya bir gün yolunuz düşerse yerel müzikler eşliğinde yapılan folklar danslarını izlemenizi tavsiye ederim. Ayrıca Salta, el sanatları konusunda da gelişmiş bir bölge. Özellikle İtalyan göçmeni ustaların deriden yaptıkları ayakkabılar, daha çok çizmeler ve kemerler görülmeye değer. Ayakkabılar biraz pahalı fakat kemerlerin fiyatları gayet makul.
Salta coğrafi özellikleri ve insan yapısıyla biraz Meksika sınırındaki Kuzey Amerika şehirlerini andırıyor. Özellikle Avrupa kültürüyle yerli kültürünün kesiştiği noktalardan biri olmasından dolayı bu benzetme yapılabilir. Salta’dan güneye doğru indikçe Avrupalı göçmenlerin yoğunlukta olduğu bölgeler, kuzeye doğru ise zaten nüfusun büyük çoğunluğunun yerli olduğu Bolivya sınırı başlıyor. Arjantin’e bir gün yolu düşecekler için görülmesi gereken bir yer denebilir rahatlıkla.
Benim Salta’ya gelmemdeki amaçlardan biri de, Salta’dan başlayıp And Dağları’na doğru çıkan ‘Tren a Las Nubes’ (Bulutlara Giden Tren) adlı tren yolculuğunu yapmaktı. Tren 4.200 metreye kadar çıkarak dünyanın en yüksek demiryolundan geçiyor. Fakat raylar eskidiği için, demiryolu iki sene sürecek bakıma alınmış. Bu kötü haberlerle moralim bozulsa da tren biletlerinin satıldığı acentedeki görevli aynı yolun büyük kısmını dört çekerli araçla yapabileceğimi söylüyor. Böylece Salar de Uyuni macerasından sonra ikinci jeeple dağ macerası başlıyor. Acentendeki görevli aynı yolculuğu üç kişinin daha yapmak istediğini söyleyip, istersem aracın sabah kaldığım otelden beni alacağını söylüyor. Fiyat konusunda anlaştıktan sonra, kuzey Arjantin’in kasabaları ve köylerinde sürecek iki günlük yolculuk başlıyor.

BARIŞ KARADENİZ
bariskaradeniz74@gmail.com