Iguazu Şelaleri

|

Puerto Iguazu kasabasını gezmekle geçirdiğim günden sonra ertesi gün erkenden kalkıp, otogardan Iguazu Milli Parkı’na giden, bizdeki belediye otobüsüne benzeyen otobüse biniyorum. Yol on dakika civarında sürüyor, otobüs, ziyaretçileri Milli Park’ın girişinde bırakıyor. Park girişinde günlük ve daha fazla sefer gelmeyi planlıyorsanız mesela üç günlük bilet alabiliyorsunuz, böylece fiyatlar daha uygun hale geliyor. Parka giriş ücretleri normal denebilecek seviyede.

Girişten biraz ilerledikten sonra, Milli Park’ın içinde ulaşımı sağlayan trenin son durağı, Iguazu Şelaleleri’nin en meşhuru olan ‘Garganta del Diablo’ Türkçesi ile ‘Şeytan Boğazı’na gidiyorum. Trenden indikten sonra ‘Şeytan Boğazı’ şelalesine kadar yaklaşık iki kilometre uzunluğunda bir yolu yürümeniz gerekiyor. Tahtadan yürüyüş yolu, beton ve demir kaideler üzerinde olduğu için çok sağlam. Iguazu nehrinin muhteşem gücüne ve debisine dayanıklı yapılmış yol. Yürüyüşün bazı kısımları karadan, bazı bölgeleri de Iguazu nehrine bağlanan daha küçük çaylar ve dereler arasından geçiyor. Etraf ormanlarla kaplı, yani köprü üzerinde yürüyüş sıkıcı geçmiyor. Yarım saatlik yürüyüşün sonunda Iguazu nehrinin en büyük ve görkemli şelalesi ‘Şeytan Boğazı’na ulaşılıyor. Burayı gördükten sonra yaşadığım hisleri kelimelerle anlatmak çok zor. Ama gördüğüm manzarayı tek kelimeyle anlatmak gerekirse “büyüleyici” diyebilirim rahatlıkla. Zamanında burayı ziyaret bir Amerikan Başkanının, Iguazu Şelaleleri'ni gördükten sonra “Zavallı Niagara” dediği söylenir. Şelalenin yüksekliği iki yüz metre civarında, at nalı şeklindeki boğaz denen kısmın genişliği yüz metre. At nalı şeklindeki şelaleden akan milyonlarca küp suyun çıkardığı uğultudan ve yukarıdan baktığınızda havadaki su taneciklerinin oluşturduğu bir çeşit ‘sudan perde’den dolayı, dibi gözükmediği için yerliler şelaleye ‘Şeytan Boğazı’ ismini koymuşlar. Şeytan Boğazı’nın izlendiği iskeleyi yapanları da kutlamak lazım, muhteşem bir noktaya kurmuşlar iskeleyi. Saatlerce iskelede oturup izlenebilecek güzellikte bir manzara. Açıkcası ben de iskeleye uzanıp uzun süre hayatımda gördüğüm en inanılmaz manzaralardan birini izliyorum.   

DİKKATİ ELDEN BIRAKMADAN

Buradan ayrılmak zor geliyor insana, fakat “herşeyin bir sonu var” diyerek bu büyüleyici güzelliği bırakarak geri dönüyorum. Ertesi gün Milli Park’ın girişindeki parkurlardan yürüyerek şelalelerin diğer kısımlarını gezmek üzere kasabaya geri dönüyorum.

Puerto Iguazu’da dolaşırken bir süre önce Bolivya’da hayatımda en çok üşüdüğüm otobüs yolculuğunda tanıştığım Finlandiyalı bir arkadaşla karşılaşıyorum. Bir kafede oturup, ikimiz de gördüğümüz yerleri, yaşadıklarımızı paylaşıyoruz. Gezginliğin güzel yanlarından biri de yolda tanıştıklarınız uzun zaman sonra farklı yerlerde karşılaşmaktır. Uzun süre yolculuk yapanların sık rastladığı durumlardan biridir aslında. Her gittiğiniz yeni yerde yabancı ve yalnız olduğunuz için tanıdık yüzler görmek iyi gelir. Uzun sohbetten sonra her zamanki gibi belki bir daha görüşmeme ihtimalinin olduğunu bilerek ayrılıyoruz.

Sabah yeniden Iguazu Milli Parkı’na geri dönüyorum. Bu sefer şelalelerin farklı kısımlarını yürüyerek gezmeyi planlıyorum. Önce Circuito Superior denen şelalelerin üst kısmından ve sonra orman içinde ilerleyerek orta seviyelere inen yolu takip ediyorum. Ormanın içinden ilerleyerek şelalelerin döküldüğü yerin yanına kadar geliyorum. Bu kısımlarda dikkatli olmak lazım, ufak bir ayak kayması sonucu oluşabilecek bir kazanın geri dönüşü olmayabilir. Gerçi ‘Misyon’ filminde Robert De Niro’nun canlandırdığı karakter buradaki şelalelerden bir tanesine, ayağına bağlı, içinde kılıç-kalkan falan gibi malzemeler olan çuvalla birlikte tırmanmıştı. Ama sanırım şu an karşımda duran Mbigua şelalesinden çıkmış olamaz!

SU BULUTUNUN İÇİNDE!
Iguazu bölgesinde irili ufaklı 260 şelale var, yani Iguazu’dan bahsederken birkaç şelaleden bahsetmiyorum. Burası şelaleler bölgesi. İguazu nehri şelalelerden döküldükten yirmi kilometre sonra Arjantin, Paraguay ve Brezilya sınır üçgeninde Parana nehrine karışıyor. Parana nehri de uzun bir yol kat ederek Arjantin’in Rosario kentinden Atlas Okyanusu’na dökülüyor.

Şelale gezisine dönersek, şelalelerin döküldüğü üst kısımlardan aşağı doğru iniyorum. Yol üzerinde birçok küçük şelale görüyorum. Takip ettiğim yolun sonunda nehrin kıyısına ulaşılıyor. Kıyıda bulunan küçük iskeleden kalkan zodyak botlarla Şeytan Boğazı ve Mbigua arasındaki bulanan San Martin Adası’na geçebiliyorsunuz. Aynı zamanda botlar şelalelerin döküldüğü noktaya yaklaşıp şelaleleri alttan görmenizi sağlıyor. Benim bulunduğum dönem hava yağışlı olduğu için San Martin adasına geçişler iptal edilmiş. Fakat botlarla şelalelerin altına yapılan gezi devam ettiği için bu çılgınlığa ben de katılmaya karar veriyorum.

İlk önce küçük şelalelere yaklaşıp biraz ıslanıyoruz. Üstümüzde bota binerken verdikleri yağmurluklar var fakat havada su o kadar yoğun ki fotoğraf çekmek mümkün değil, su tanecikleri merceği kapatıyor. Daha sonra biraz Şeytan Boğazı’na yaklaşıyor tekne fakat suyun debisi çok güçlü olduğu için fazla durmuyor bu noktada. Çılgınlık demiştim çünkü asıl San Martin Şelalesi’ne yaklaşırken havadaki su taneciklerinin oluşturduğu sis perdesinden hiçbir şey görünmüyor. Ancak zodyak botun kaptanı gaza yükleniyor ve suyun içine giriyoruz. O anda teknedeki herkes çığlıklar atıyor ama korku değil, yaşadığımız heyecan dolu anlardan dolayı. Daha sonra kıvrak bir hamleyle U dönüşü yapıp tekneyi su bulutunun içinden çıkarıyor. Iguazu’ya gelenlerin mutlaka yapması gereken şeylerden biride zodyak botla şelalelerin içine girmek.

Bot macerasından sonra nehrin kıyısıyla, ırmağın dökülmeye başladığı tepeler arasında yer alan Iguazu Şelaleri’nin bence en muhteşem manzaralarından birini yaşadığım Bosetti Şelalesi’ne gidiyorum. Buranın en güzel yanı şelaleye yakın bir kaya üzerine kurulan iskele sayesinde milyonlarca küp suyun üzerine gelir gibi olduğu bir noktadan şelaleyi izleyebilmek. Gördüğünüz güzellik ve doğanın gücü karşısında hayran kalmamak elde değil. Suyun sesi ve etrafınızdaki güzellik insanın ruhunu arındırıyor.

Zorlu Güney Amerika yolculuğunun bütün sıkıntıları, Iguazu nehrinin sularına karışıp gidiyor. Akşam park bekçileri çıkartıncaya kadar benim gibi birçok insan, hayatlarında gördükleri doğanın yarattığı en güzel manzaralardan birinin keyfini çıkartıyor. Iguazu Milli Parkında son anlarım. Bıraksalar sanki daha aylarca burada kalabilirmişim gibi hissediyorum ama bazen bir şeyleri tadında bırakmanın daha doğru olduğu aklımdan geçiyor bu inanılmaz yeri arkamda bırakırken. Bundan sonraki durağım, bir yıla yakın süren yolculuğun son noktası Uruguay’ın başkenti Montevideo şehri.