Tangonun kökleri ve Carlos Gardel meselesi

|

Ciudad Vieja, Montevideo tarihinin yaşayan bölgesi. Şehir ve liman burada kurulduğu için buraya Montevideo’nun açık hava müzesi denebilir. Şehrin tarihi çok eskilere gidiyor gibi gözükse de, aslında buraya kimliğini kazandıran dönem 18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyıl başlangıcı. Bağımsızlık süreci, Avrupa’dan gelen göç dalgası, iktisadi ve kültürel gelişmelerin temeli ve kaynağı hep bu dönem olmuş.
Montevideo’yu anlatırken Buenos Aires’in bu şehir üzerindeki etkisinden bahsetmeden Montevideo tam olarak anlaşılamaz. Araları vapurla iki saat olan şehirlerin etkileşim içinde olmamaları saçma olurdu zaten. İnsanlarının kökenleri, dili, dini aynı olan şehirlerin belki de tek farkı; Buenos Aires’in, Montevideo’dan çok daha büyük bir şehir olması. Montevideo’ya “Buenos Aires’in karşı taraftaki sayfiye kısmı” bile denebilir. Günümüzde pratik durum biraz böyle zaten, Buenos Aires’in orta üst ve zengin kesimlerinin yazlıkları Montevideo’nun kuzeyindeki sahil kasabası Punto del Este bölgesinde. İki ülkenin yurttaşları sadece kimliklerini göstererek sınırdan geçiş yapabiliyor. Arjantin’deki ekonomik krizinden sonra Uruguay ekonomisinde de başlayan sıkıntı, durumu yeterince özetliyor sanırım.
»’KALBİM ARJANTİNLİ, RUHUM URUGUAYLI’
18. yüzyıl sonlarına yeniden dönersek, aynen Buenos Aires’te ve özellikle Caminito mahallesinde olduğu gibi Montevideo’ da yalnız birçok erkek göçmenin yaşadığı, liman çevresindeki genelev ve barlar bölgesi her türlü taşkınlıkların yaşandığı bir bölgeydi.  Arjantinli yazar Luis Borges’e göre, tango Buenos Aires’in genelevleri ve barlarında başlamıştır. Ama Uruguaylılar bütün dünyada bilinenin aksine aslında tangonun Montevideo’da Ciudad Vieja’daki barlarda ilk kez yapılmaya başlandığını söyler. Bence sorun yok, zaten Montevideo ve Buenos Aires aynı bölgenin, aynı insanları sadece bir akarsu deltasının ayırdığı bir şehrin iki parçası bence. Ama tangonun nerede başladığı değil de yaşamış en büyük tango şarkıcısı olan Carlos Gardel’in nereli olduğu konusu açılınca, eğer ortamda bir Uruguaylı ve Arjantinli varsa mutlaka tartışma çıkar. Carlos Gardel hayattayken bir gazetecinin bu konuya dair soru sorması üzerine “kalbim Arjantinli, ruhum Uruguaylı” demiştir. Bu konuya girmemin sebebi tangonun sadece Buenos Aires’e ait bir dans ve şarkı olmadığını belirtmek içindi.
İki şehirde hissettiklerime gelince, tango Buenos Aires’te yaşamın bir parçası olmuş. Buenos Aires caddelerinde gezerken her an kulağınıza bir yerlerde çalan Carlos Gardel şarkılarının melodileri gelebilir ama Montevideo’da pek böyle hissetmedim. “Bana kalırsa tango kültürünün merkezi Buenos Aires” diyerek, bu konuyu kapatıyorum.
Artık Montevideo ve Güney Amerika’daki son günlerim. Montevideo’dan Buenos Aires’e geçip Türkiye’ye geri döneceğim. Montevideo sakin ve huzurlu havasıyla yolculuk sonu muhasebesi yapmak için ideal bir durak oldu benim için. Montevideo’ya dair söyleyebileceğim son şey; eğer buralarda bir yerlerde yaşamayı tercih edersem, aklımdaki ilk seçenek kesinlikle Montevideo olur.

YOLUN SONU

MONTEVİDEO’nun bende bıraktığı en güzel izlenim, sakin ve huzurlu bir yer olması. Özellikle benim orda bulunduğum kış aylarında. Aylarca süren koşuşturma ve Latin Amerika’nın bitmeyen tantanasından sonra Montevideo’nun sakinliği çok iyi geliyor. Benim de bir yıla yakın süren yolculuğum artık sonu. Yıllar önce Ernesto Che Guevara’nın ‘Motosiklet Günlükleri’ kitabını okuduktan sonra yapmayı düşlediğim, talihsizliklerle başlayıp sonunda her şeye rağmen gerçekleştirdiğim yolculuk sona eriyor.
Montevideo’da boş bir plaj kıyısında otururken yolda yaşadıklarımı düşünüyorum. Yolculuk süresince hayatım boyunca unutamayacağım, kimi zaman hüzünlü kimi zaman neşeli anılar aklımdan geçiyor. Tanıştığım yüzlerce farklı insan, içlerinden sağlam dostluk bağları kurduğum arkadaşlarım ile birlikte yaşadığımız birçok anı, Atlas Okyanusu’nun sonsuzluğu içinde gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor.
Güney Amerika’da yolculuk etmek insana çok şey katıyor. Yolculuğun sonunda ülkeme buraya geldiğimden daha geniş düşünebilen, karşılaştığı zorluklarla daha iyi mücadele edebilen bir insan olarak dönüyorum. Yaptığınız her yolculuk biraz da kendi içinize doğru, kendi varoluşunuza doğru giden bir süreçtir. Aylarca süren, çoğunluğu dağlarda, çöllerde ve doğanın farklı biçimlerinin içinde geçen ama karmakarışık kentleri de yaşadığım bir süreçti ve kendimi daha iyi tanımam için bulunmaz bir fırsat oldu.
»HALK, REHBERİNİ BİLİYOR!
Güney Amerika’nın benim gezdiğim iç kısımları için söylemek istediğim şey: Mutlak bir ‘değişim’ ihtiyacı. Ve değişime dair kıpırtıları yol boyunca gözlemledim, özellikle Bolivya’da. Artık, tarih boyunca sömürülmüş kıtanın insanları aynı hayatı sürdürmek istemiyor. Kıta genelinde işbaşında olan sosyal demokrat ya da sosyalist hükümetlerin yapacakları, Güney Amerika’nın nereye gideceği konusunda belirleyici olacak. Halklar bundan da sonuç alamazlarsa gelecekte kıta genelinde büyük olayların patlak vermesi çok büyük bir olasılık olarak görünüyor.
Umarım her şey Güney Amerika halklarının istediği gibi olur. Ummaktan öte, artık halkta uyanmaya başlayan bilinci ve umudu gördüm. Bundan sonra halklar kendine kimi rehber olarak alacağını biliyor. Teşekkürler Güney Amerika, yaşattığın her şey için... Ve son olarak, teşekkürler ‘Ernesto’, yıllar önce yaptığın yolculuklarla bize yolu gösterdiğin için…

BARIŞ KARADENİZ
bariskaradeniz74@gmail.com