İnan ölsün mü Başbakan?

|

İnan ölsün mü Başbakan? A İnan ölsün mü Başbakan?

İnan Süver 2010 yılının Ağustos ayından beri tutuklu. Bunun nedeni onun bir vicdani retçi olması; dini, ahlâki ya da politik gerekçelere dayalı olarak zorunlu askerlik hizmetini reddetmesi... “23 Temmuz 2001 yılından bu yana ısrarla ve inatla asker edilmek isteniyorum. Oysa ben üç çocuk babası, inşaat işçisi, kimsenin tavuğuna kış kimsenin kedisine de pisipisi etmemiş, bilerek ince belli kara karıncayı incitmemiş, hep güçsüzden, hep kaybedenden yana olmuş, asla kimseye hükmetme derdinde olmayan, aynı zamanda kimsenin de emrine girmeyen, yalnız doğmuş, yalnız gömüleceğini bilen, buna göre yaşamak isteyen biriyim” diye yazdı İnan Başbakan’a... Böylece, Başbakan’ın mektup cevaplama alışkanlığı olmadığını da öğrenmiş oldu. 

İnan Süver askerlik zamanının geldiği 2001 yılından beri askere gitmek istemiyor. 12 ay askerlik yapmayı denediyse de bu süreç yapamayıp kaçmasıyla son buluyor. Eline silah almayı reddediyor, ölmek ve öldürmek istemiyor. Defalarca askeri cezaevinde kalan ve sayısız işkenceden geçen İnan, yaşadıklarının bir sonucu olarak kendini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde buluyor. Tedavide olumlu ilerlemeler kaydetse de 2010 yılının Ağustos ayında askerlik yapması için tekrar alınıyor ve daha önceki firarları nedeniyle, anti-sosyal kişilik bozukluğu raporu olmasına rağmen, tekrar askeri cezaevine konuluyor. 

“Ben suç işlemedim ki, neden cezaevindeyim” diye isyan eden İnan, hastane sevki sırasında kaldığı cezaevinden firar ediyor. Tekrar yakalandıktan sonra verilen 20 günlük hücre cezası nedeniyle de açlık grevine başlıyor. Cezaevinde yaşadığı fiziki ve psikolojik şiddeti protesto etmek için koğuşunu ateşe veren İnan, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılıyor. Sonra Balıkesir Cezaevi’ne nakledilen İnan, adli mahkûmlar tarafından sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldığı için siyasi tutuklularla veya tek kişilik koğuşta kalmayı talep ediyor. Cezaevinin bu isteğine duyarsız kalması nedeniyle İnan, cezaevi çatısından atlayarak yaralanıyor. Bir tutuklunun çatıya nasıl çıktığı sorusuna da verilebilecek en mantıklı cevap, cezaevi yönetiminin buna göz yummuş olması. Psikolojik sorunları nedeniyle iki ay önce GATA’ya sevk edilmesine rağmen kararın bir türlü mahkemeye ulaştırılmaması nedeniyle hastaneye de gidemeyen İnan geçtiğimiz hafta açlık grevini ölüm orucuna çevirdi. Sonuç olarak bütün bu yaşananların nedeni, genç bir adamın “ben insan öldürmeyi istemiyorum” demesi.

AB üyesi bütün ülkelerde vicdani ret hakkı bulunuyor. Vicdani retçiler askerlik yükümlülüklerini, devletin belirlediği şekilde, çeşitli sosyal hizmetlerde görev alarak yerine getirebiliyor. Ülkemizde ise vicdani ret bir hak olarak görülmediği gibi yasalarla cezayı gerektiren bir suç olarak da ele alınmamış. Ancak tıpkı herkesi kolayca ‘terörist’ ilan eden TMK gibi, herkesi kolayca ‘vatan haini’ ilan edebilen TCK’nın 318. Maddesi var. Yani, “halkı askerlikten soğutmak” suçu... Sistem kabaca şöyle işliyor; eğer askeri yükümlülüğü olmayan kişi vicdani retçi olduğunu açıklıyorsa TCK’nın 318. Maddesi gereği soruşturuluyor. Yok eğer askerlik yükümlüsüyse ve yakalanıp şubeye sevk edilirse, artık asker sayıldığı için ‘emre itaatsizlikte ısrar’ suçundan ve eğer birlikten kaçarsa da ‘firar’ suçundan yargılanıyor. Bu durumda ülkemizde silah altına girmemek, dolaylı yollarla bir suç haline getiriliyor.

Bugün, başta AB ülkeleri olmak üzere birçok ülkede, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nde yer alan ‘düşünce, vicdan ve din özgürlüğü’ne dayalı olarak vicdani red bir hak olarak tanınıyor. Vicdani reddi bir hak olarak kabul eden temel belgelerden biri BM İnsan Hakları Komisyonu. Komisyon verdiği kararla, ölüme neden olabilecek güç kullanmayı zorunlu kılmanın vicdan ve din özgürlüğü hakkıyla çatışacağını ilan etti. Geçtiğimiz aylarda AİHM, vicdani ret hakkının olmadığı Ermenistan’dan yapılan bir başvuruyu karara bağladı. Mahkeme, vicdani ve dini sebeplerle askeri hizmette bulunmayı reddettiği için mağduriyet yaşadığını söyleyen vicdani retçi Vahan Bayatyan’ı haklı bularak Ermenistan’ın, düşünce, vicdan ve inanç hürriyetini düzenleyen 9. Maddeyi ihlal ettiğine karar verdi. Bu karar AİHS’i imzalayan bütün ülkeler için emsal teşlik ediyor. Dolayısıyla Anayasa’sında uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı bulunan Türkiye, vicdani red hakkını tanımamakla uluslararası sözleşmeleri çiğnemiş oluyor.
 
İnan Süver 10 yıldır askere gitmemek için direniyor ve son olarak geçen hafta ölüm orucuna başladı. Eğer ölürse diyeceğiz ki, öldürmek istemeyen öldürülecek bu ülkede. Başka yolu yok! Böyle olsun mu Başbakan? Mektuplar hep cevapsız memleket hep adaletsiz kalsın mı?
 

GÖZDE BEDELOĞLU