Şehir, iktidar alanıdır!

|

Şehir, iktidar alanıdır! A Şehir, iktidar alanıdır!

 
“Şehri devlet yaratmakta, devlet
temellerini
şehir üzerine kurmaktadır.”

                                 Georges Duby
 
 
Şehri ilerici yapan, taşranın tekyanlılığının tersine farklılıklarla birlikte yaşama alanı olması, çokkültürlü hayata izin vermesidir. Şehir bunu kendini oluşturan demokrasi, kültür, sosyallik, politika, ekonomi gibi bileşenlerle gerçekleştirir. Günümüzde şehir bu özelliklerinin çoğundan olmuştur.

Geçmişe gönderilen/gönderilmeyen bileşenler şehrin aynı zamanda bir iktidar alanı olduğu gerçeği karşısında da bir şey yapamaz. Çünkü devlet ve burjuvazi de şehirdedir. Şehir, ikisinin hegemonyası altındadır. Şehir hayatı da Ahmet Oktay’ın demesiyle “sermaye ve iktidar ilişkilerinin ve biçimlenmelerinin ürünüdür.” İstanbul’da Beyoğlu’na ve başka yerlere olmakta olanlar bu biçimlenmeyi somutlaştırmıştır.

Şehirle ilgili ilk ciddi kırılma Cumhuriyetle olmuştur. Cumhuriyetin modernizmi yurt sathına yayma arzusu ve baskısı en azından kendini iyi Müslüman olarak tanımlayanlarla arasını açmıştır. Böylelikle de bu çevrelerde ciddiye alınması gereken bir modernizm düşmanlığı oluşmuştur.

Modernizmin sorunu bizde baştan beri devlet ideolojisi olmasıdır. Bu yüzden modernizme karşılık aynı zamanda devlete karşılıktır. Cumhuriyet, Çankaya’yı devlet zoruyla asıl Ankara’dan uzak tutarak kurduğuna göre kimse bu düşmanlığında haksız değildir. Çankaya böyle devlet modernizminin kalesi olmuştur.

Bugün modernizm ve versiyonları devleti ve hayatı belirlemeyi sürdürürken iktidar ve ona bağlı olarak devlet de değişmektedir. Şehir de bu iktidara göre kendini yeniden düzenlemektedir. Devler şehri kendine uygun ve kendiyle uyumlu hale getirmektedir.

Süreç içinde taşrayı belirleyen modernizm düşmanlığı kırılmaya uğramıştır. İslamizm önce modernizm sonra kapitalizm içinde kendine yer açma arzusuna bağlı olarak kendini modernist bir eğilim haline getirirken, modernizmi de benimsemiş ve bunu hayati ve kültürel bir durum olarak yaşamaya başlamıştır. Böylelikle baştaki modernizm düşmanlığı yadsınmıştır.

Buysa önce İslamcılık sonra şovenizm ve muhafazakârlık olmak üzere sağın geçmişe dönük duygularını özellikle hayat ve mekân bağlamında geriletmiş hatta ortadan kaldırmıştır. Seksen sonrası neo-liberalizme, reformlarına ve kapitalist şehirleşmeye duyulan ilgi ve bağlı olarak kurulan kalıcı ilişkiden sonra İslamcılık şehirde iktidarını ilan etmiştir. Bu İslamcılığın temel özelliği son derece düzeniçi olmasıdır. Düzeniçiliği sağlayansa devlete ve iktidara dönük arzularıdır. Bugünse İslamcılık düzenin kendisi olmuştur.

İktidarla birlikte –iktidar öncesinde de bunun belirtileri mevcuttur- İslamcılığın kapitalizmle, uygarlıkla hiç sorunu kalmamıştır. Bu durum Anadolu tandanslı İslamcı bir burjuvazinin gelişmesinin imkânı olurken aynı İslamcılığın yoksul Müslümanlarla arasını açmıştır. Hatta bu çatışma, önümüzdeki dönem muhafazakâr burjuvazinin baş etmesi zorunlu sorunların başına geçmiştir.

Öte yandan şehri yalnızca ekonomizm belirlemeye başlayınca durum ahali açısından daha da vahimleşmiştir. Şehir, bileşenlerinin çoğundan kurtulmuş ya da geriletmiştir. Devletse şehri daha fazla pazar ve onun mekânı haline getirmek için ne gerekirse yapmıştır. Şehre ve mekâna dönük kültürü, ticaret ve ona bağlı tüketim kültürüyle sınırlamıştır. Şehir ve ahalileri uzun zamandır ticaret ve tüketimin, ikisinin dayattığı teknolojinin her anlamda baskısı altındadır. Ticaret ve tüketim dışında kalan kültürler çoktan şehrin uzağına gönderilmiştir.

Buysa şehri ve mekân olarak evi etkilemiştir. Evin daha sonra konutun az çok insan merkezli yapısı geride tutularak ev, teknolojik dünyanın başka bir deyişle düzenin asıl parçası haline getirilmiştir. Rezidanslar bunun en tepesidir.

BAŞAT OLAN ‘DÜNYADA MEKÂN’DIR
Evden konuta yani apartmana geçiş doğrudan modernizmin sonucu olarak algılanmaya açıkken apartmanlardan sitelere geçiş sınıfsal olduğu kadar kapitalizme uygun bir süreçtir ve devlet desteğiyle olmuştur. Konutlaşma dar ve orta gelirleri periferide ya da şehrin dışında toplayıp kontrol altına almak anlamına da gelmiştir.

Gecekondular ve eski mahallelerin çoğu yıkılarak dönüşüm adı altında kim varsa yoksa apartmanlara, sitelere doldurulmuş ve şehir onlardan kurtarılmıştır. Alt ve orta sınıflar şehirden sürülmüştür. Şehirle onlar arasındaki sınır belirginleşmiş, aradaki uzaklık artmıştır. Bu olgunun ticari boyutu devasadır. Öyle ki 2000’lerin başındaki krizde, müteahhitler TOKi kadar olmasa da yekûn tutan bir sermayeye sahip olmuştur.

Azdırılan mülkiyet ve mülkiyet ihtiyacı arzusuyla sürgün sağın hanesine kâr olarak geçmiş, toplu konutlar ve siteler sağın oy deposu haline gelmiştir. Üstelik mülkiyet duygusu ve onu besleyen kapitalist tüketim kültürü bu süreçte hiçbir sınıf tarafından yalnız bırakılmadığından Ahmet Oktay “işçilerin zincirlerinden başka kaybedeceği şeyler de var” demek zorunda kalmıştır.

Mülkiyet daha fazla mülkiyet duygusu ve tüketim, son otuz yılda bireysel istisnalar dışında ezilen sınıflar dâhil bütün sınıfların duygusu hatta önüne geçilemez arzusu olmuştur. Hal böyle olunca da ‘DÜNYADA MEKÂN AHİRETTE İMAN’ın egemenliğini ilan etmesi normaldir. Başat olansa dünyada mekândır. Buysa şehrin, devlet ve Anadolulu muhafazakâr müteahhitler eliyle dönüşümünden çok yeniden mekânsal üretimine yaramıştır.

Mekânsal üretim, uygarlığın gelişmesine koşut ilerlerken insanın mekânla kurduğu ilişkiyi geçersizleştirip kendiyle baş başa bırakmıştır. İnsan bu yalnızlığı yine uygarlıkla bertaraf edebileceği gibisinden bir illüzyona kendini dâhil ederken şehrin mekânsal dönüşümü ve üretimi tam bir teknolojiyle tamamlanmak üzeredir. Devlet bu teknolojinin her yerindedir ama şehrin ahalileri hiçbir yerde yoktur. Onlar yeni barbarlar olarak çoktan şehrin uzağına gönderilmiştir. Barbarların şehre dönmesi için epey bir zamanın geçmesi gerektiği de bellidir.

Rezidanslarsa son derece teknolojik yapılar, lüks mekânlar oldukları kadar üstsınıflara, yüksek gelir gruplarına ilişkin göstergelerdir. Dünya bahçesi, havuzu dâhil teknoloji yoluyla eve taşınmıştır. Teknoloji insanın konforunu sağlamak ve tabii yalnızlığını gidermek için içeridedir. Teknoloji Richard Sennett’in  ‘duyusal yoksunluk’, Henri Lefebvre’nin duygu ve duyarlığın dışında yaşama dediği şeyi böylelikle telafi etmiş hatta Norbert Elias’ın ‘gemlenmiş içgüdüsü’nü özgürleştirmiştir.(!) Rezidanslar iktidarın göğe yükselen ve dünyaya oradan bakan en önemli göstergesidir. Ahalinin ise TOKi evlerinden çıkıp gelmesine daha vardır!

‘DIŞARI’ ARZUSUNU ORTADAN KALDIRMAK

Günümüz dünyası kendi içinde birbirine uzak ve ölçülü/biçili dünyalardan oluşmaktadır. İnsanın mekânla olan ilişkisi evden konuta geçmesiyle birlikte ilişki olmaktan çıktığından uygarlık insanı konutta tutacak nesne ve araçlarla bunu çözmektedir. Radyodan, televizyona ve oradan bilgisayara, internete oradan da rezidanslara varan süreç tam da bunun açıklamasıdır. Ev de buna göre tekrar tekrar üretilip düzenlenmiştir.

Buysa insanın asosyalliğine bağlı olarak evde geçirdiği zamanın her geçen gün daha da artmasına yetmiştir. Sonunda insanın yirmi dört saat evde kaldığı zamana geçilmiştir. Konut ve düzeni bu yirmi dört saati insanın araçlar ve nesnelerle geçirmesini sağlamak zorundadır. Rezidansların çıkış gerekçeleri tam olarak bu değilse de buna yakındır.

Dünyanın güvenlikli ve steril olmaktan çıktığı süreçte burjuvazinin o dünyadan uzakta kalmak için önce şehirler sonra evleri baştan yapılıp düzenlenmelidir. Bu düzenleme, dışarı arzusunu ortadan kaldırması bir yana içeride yaşamayı da kolaylaştırmalıdır. Dünyanın devlet ve onun yedeğindeki insan eliyle her geçen gün daha da ‘steril’ ve yaşanır olmaktan çıkması karşısında burjuvazi bu dünyadan kendini uzak tutmalıdır. Eski dünyadan kendine yeni bir dünya üretmelidir.

Bütün bunlar olurken İslamcılığın her şeyin dinde olduğunu, dinden kaynaklandığını göstermeye çalışan ve kendini buna ikna eden tavrının kazanmayı isteyeceği pek bir şey de kalmamıştır. Ne olmuştur? Taşra yani Anadolu muhafazakârlığı şehre gelmiştir. Böylelikle de merkez taşralaşmış, taşra merkez olmuştur.

Yoksullar, dar gelirliler, orta halliler yani ezilenler şehrin dışında kalan/düşen ev, apartman, site ve toplu konutlarda konuşlandırılırken şehrin merkezi kapitalist şehirleşmenin insafına kalmıştır. Böylelikle muhafazakâr dünya aynı zamanda ekonomi temelli dünya olmuştur.

Tekrarla uygarlığın hızlı ve yetişilemez gelişimi karşısında geride kalmak yerini siteler daha sonra rezidanslara bırakmak zorunda kalmıştır. Günümüzde burjuvazi dışarının güvenliksizliğine bağlı olarak evinde kendini her anlamda tatmin eden lüks bir dünya oluşturuyor. Bu kendini büyük ölçüde modernizmle ifade eden dinsel olarak kendini İslam içinde konumlandıran burjuvazidir. Devlet şehri onlara teslim etmiştir.

Burjuvazinin özellikle büyük şehirlerde geçmişten bu yana oluşturduğu dünya, aynı burjuvazinin ve ona yeni dâhil olanların geçirdiği dönüşümler karşısında yetersiz kalmıştır. Bu yüzden şehrin Anadolulu muhafazakâr burjuvazisi aynı modernizmin içinde otellerden, kamplara, redizanslara, alışveriş merkezlerine kadar iktidar alanları oluşturmuştur.

Bu sayede şehir ticaret dışındaki bileşenlerinden büyük ölçüde kurtulduğu için ahalisinin yaşama alanı olmaktan çıkmaya doğru hızla gitmektedir. Richard Sennett’in şehri temassızlık olarak anlaması da bununla ilgilidir. Gidenlerin yerine gelenlerse rezidanslarında ve ürettikleri yeni mekânlarında mutludur!

Buraya kadar belirtiklerimin anlamı bellidir: şehrin dışında/kenarında kalan dünyanın tamamıyla reddedilmesi başka bir deyişle dışlanmasıdır. Kültürel olan dâhil düzey ve düzlemlerde geçerli olan bir uzak tutma söz konusudur. Günümüz şehrine karşılığın da tam bu noktada kendini oluşturması gerekir. Bunun tam anlamıyla uygarlığı sorgulayan hatta reddetmeye hazırlanan sınıfsal bir çatışmaya dönüşmesi de beklenmelidir.

Şehir, devlet ve onun yakın durmaya dikkat ettiği burjuvazinin muhafazakâr kesimlerinin belirlediği kapitalist şehirleşmeyle kendini tekrardan üretip oluşturmaktadır. Muhafazakâr burjuvazi; apartmanlar, siteler ve toplu konutlarla  şehrin dışına periferiye sürdüğü/götürdüğü kim varsa orada bırakıp şehri onsuza kadar sahiplenmek için gelmiştir. Rezidanslar üst sınıfların şehre dönüşü için bütün hazırlıkların tamam olduğunun ilanıdır. İktidar/devlet değişmiştir şehir de yeni iktidara/devlete göre kendini yeniden düzenlemektedir.

Son derece hegemonik durum ve işgal karşısında ne yapmak gerekir sorusuna verilecek yanıtsa tektir: İsyan!


HALİM ŞAFAK