İlk kazmayı Erdoğan vuruyor; yurttaş isyanda

|

İlk kazmayı Erdoğan vuruyor; yurttaş isyanda A İlk kazmayı Erdoğan vuruyor; yurttaş isyanda

Bugün 35 ilde aynı anda başlayacak ve 6.500 konut ve işyerini kapsayan yıkım sürecinde ilk kazmayı Başbakan Erdoğan İstanbul Esenler'de vuracak. AKP hükümetinin büyük bir iştahla seferberlik ilan ettiği 'kentsel dönüşüm' konusunda yurttaşlar tedirgin

Başbakan törenle ilk kazmayı vuracak ama Esenler'de evleri yıkılacak olanlar, "Gırtlağa kadar borca batmış millet, zam üstüne zam. Bir de evimize göz diktiler" diyor. Okmeydanı’nda ise halk öfkeli: “Birkaç zengin benim kırk yıllık emeğime konacak. Ya hakkımı verirsin ya canımı alırsın.”

***


Kasap et derdinde, koyun can derdinde


AKP’nin kentsel dönüşüm uygulamaları kapsamında bugün 35 ilde aynı anda yıkımlar başlayacak. İstanbul’da ilk kazma, Başbakan Erdoğan’ın da katılımıyla, Esenler’e bağlı Havaalanı mahallesinde vurulacak.

Esenler’de belli ki yetkilileri, Başbakan heyecanı sarmış. Normalinde hiç yıkanmayan sokaklar, belediye araçlarıyla yıkanıp karış karış temizleniyor. Mahallenin dört bir yanına pankartlar asılmış. Belediye, Esenler’de yaşayan herkese cep mesajı gönderiyor. Bir araba, müzik eşliğinde mahalleyi sokak sokak dolaşarak anons yapıyor: “Başbakanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan yarın Esenler’de sizlerle buluşuyor, kentsel dönüşümü başlatıyor, düzenlenecek törene tüm halkımız davetlidir”.

Havaalanı mahallesi sakinlerinin ise canı burnunda. Kimsenin tören düşünecek hali yok. Mahalleye tedirginlik hakim. Evleri yıkılacak mı, dairelerine karşı daire verilecek mi, borçlandırılacaklar mı, yeni evler yapılana kadar nerede kalacaklar, kiracıların durumu ne olacak, mahalleden ayrılmak zorunda mı kalacaklar, işleri/çocuklarının okulu ne olacak? Mahalleliler, Başbakan’dan çok, bu sorularına yanıt bekliyor. Kendilerine yeterince açıklama yapılmadığından, sorularına muhatap bulamadıklarından yakınıyorlar.

‘ZATEN ZOR GEÇİNEN İNSANLARIZ’
Muammer Soytürk ve Mehmet Polat’a bir kafenin önünde çay içerken rastlıyoruz. Muammer amca, 30 yıldır burada oturuyor. Belediyeden sürekli farklı açıklamalar geldiğini, hiçbir konuda netlik olmadığını anlatıyor: “Eskiden sizi geçici olarak bir yere yerleştireceğiz diyorlardı, şimdi kiraya çıkın diyorlar. Bir iki ay kiramızı öderler, sonra başının çaresine bak derler. Tapu da vermediler. Hiçbir güvencemiz yok. Zaten zar zor geçinen insanlarız, gırtlağa kadar borca batmış millet, zam üstüne zam. Bir de evimize göz diktiler.”

MAHALLELİ AÇIKLAMA BEKLİYOR
Mehmet Polat ise 15 yıldır burada. O da kendilerine hiçbir açıklamanın yapılmadığını, muhatap bulamadıklarını söylüyor. Dediğine göre dün neredeyse tüm mahalle caminin önüne toplanmış, ‘yetkililer gelsin bize bilgi versin’ demişler. Ama ne gelen olmuş ne giden. Polat, şöyle diyor: “Elimize üç kuruş para tutuşturup bizi defetmeyecekleri ne malum? Bize bir güvence vermiyorlar ki. Bizim üstümüzden ellerini çeksinler. Depremi bahane ediyorlar. Onlar bizi düşünmesin, bizi Allah düşünsün. Bize bu eziyeti çektireceklerine, evimiz yıkılsın, altında ölelim daha iyi.”

‘BANA NE BAŞBAKAN’DAN?’
İki yıldır işsiz olduğunu, borçlanacak durumda olmadığını söyleyen Polat, “İnsanları tek tek çağırıp ikna etmeye çalışıyorlarmış. Koca sokaktan daha bir kişiyi çağırmışlar. Şimdi de Başbakan gelecek. Bana ne Başbakan’dan, isterse ABD Başkanı gelsin. Ben yıkıma direneceğim. Onlar rantını düşünüyor, bizi değil” diye konuşuyor.

‘BURALAR BAMYA TARLASAYDI’
Hüseyin Erdinç, mahallenin en eskilerinden. 1970 yılından beri bu mahallede oturuyor. “Biz ilk geldiğimizde buralar bamya tarlasaydı” diyor, “Ben Tekirdağ’dan geldim. 10 gecekondu ya vardı ya yoktu. Eski köy evleri vardı. Yol yoktu, elektrik yoktu. Biz bir direk satın aldık, kendimiz çektik elektriği.”

Hüseyin amca, anlatmaya devam ediyor, “İşe çizmeyle giderdik, her yer çamur. Son durağın orada bir bakkal vardı, orada çizmeleri çıkarır ayakkabılarımızı giyerdik. Dönerken de aynı şekil. Sabah beşte kalkar kuyulardan su taşırdık. Minibüs yoktu hiçbir şey yoktu. Şimdi biz işgalci olduk. Başbakan geliyormuş, gelirse çok kötü söyleyeceğim.”

HERKES BİRBİRİNE SORUYOR: NE OLACAK?
Kafenin karşısında, mahallenin ortasında bir ilköğretim okulu var, okul dağılıyor. Kadınlar, çocuklarını almak için kapının önünde bekliyorlar. Onlara yıkımları soruyoruz, ancak her sorumuz yine soruyla karşılık buluyor. “Ben aşağıda, Birlik’te oturuyorum, orayı da mı yıkacaklar? Bizim orayı yıkmayacaklarmış, öyle duydum ama…Biz kiracıyız, biz ne olacağız? Ne zaman başlayacakmış, bilginiz var mı?”

‘NEDEN TAPU VERMEDİ?’
Münire hanım, 27 yıldır mahallede oturuyor. Ama taşınmadan önce de burada çalışıyormuş, “40 yılımı bu mahalleye gömdüm” diyor.  Kendilerine hiçbir güvence verilmediği, mağdur edilmek istenmediklerini söylüyor: “Bizim evlerimizi yıkacak, peki vaat ettiğini verecek mi? Bize neden tapu vermedi? Tapu versin, öyle yıksın o zaman. Bizim güvencemiz yok.  Ev göstersin, yer göstersin. “

Mürvet hanım da katılıyor komşusuna, “Belediye sizi mağdur etmeyeceğiz diyordu, şimdi kiraya çıkın diyor. Askeriyenin aşağısına ev yapacaklardı, bizi oraya geçici yerleştireceklerdi. Neden ağız değiştirdiler? Bu yaştan sonra biz nasıl borç ödeyelim? Milleti oyuna getirmesinler. Ya hakkımızı versinler ya da bıraksınlar bu binalarda ölelim” diye konuşuyor.

KİRACILAR: BİZİ YOK SAYIYORLAR!
Kiracılar da dertli, “Bizi yok sayıyorlar” diyorlar. Kamyonetiyle domates satan Necdet Turgut, şunları söylüyor: “Ben kiracıyım, beni düşünen yok. Kira yardımı mı yapacaklar, ne kadar yapacaklar? Hiçbir şey bilmiyoruz, buradan gitmek istemiyoruz, yıkıma karşıyız.”

‘SIRTIMIZDA TUĞLA TAŞIDIK’
Kiracı ya da ev sahibi, hiçkimse başka bir yere gönderilmek istemiyor. “Çocuğumuzun okulu burada, biz burada çalışıyoruz, nasıl gideriz?” diye soruyorlar. Fatma teyze ile Mürvet teyze 1980 yılından bu yana komşular. Evlerini birlikte yapmışlar, o günleri şöyle anlatıyorlar: “Ay yavrum, biz neler çektik.  Evlendim, buraya geldim, bu evi yaparken sırtımda tuğla taşıdım, kum çektim. Mürvet’le beton yaptık birlikte. Su yoktu, hiçbir şey yoktu. Kağıtların üstünde oturdum. Bizi mağdur etmesinler, kaç yaşında insanlarız, bu yaştan sonra kiraya filan çıkamayız.” SEVGİM DENİZALTI/BİRGÜN

***

OKMEYDANI HALKI: Ya ölürüz ya kalırız
Kentsel dönüşüm yıkımları bugün başlıyor. Yüz bin kişinin yaşadığı Okmeydanı da İstanbul’da yıkılacak bölgeler arasında yer alıyor. Piyalepaşa, Fetihtepe, Kaptanpaşa ve Keçipiri mahallelerini kapsayan kentsel dönüşüm planı kapsamında 5 bin 300 bina ve 4 bin 500 dükkânın yıkılması  söz konusu. Yarım asırdır bu bölgede yaşayan mahalle sakinleri ise evinden, işinden olacağı için tedirgin, çaresiz ve öfkeli.  Bir mahalle sakini, ‘Ben burada doğmuşum, kırk yıl buraya emek vermişim. Birkaç tane zengin, hırsızlıkla, devletin kademelerini kullanarak, milleti soyarak gelecek, burada benim barındığım yere el koyacak. Emeğimi alman için ya benim hakkımı verirsin ya da canımı alırsın” diyor.

‘BU İKTİDAR BİZE OYUN OYNADI’

Sultan Ceran 39 senedir Okmeydanı’nın Fetihtepe Mahallesi’nde oturuyor. Kendisinin geliri yok, kalp hastası eşinin emekli maaşıyla 4 kişi geçiniyorlar. “Biz hep yıkımın korkusunu çekiyorduk. 40 senedir tapularımız verilmediği için, ne zaman yıkılacak, yıkılırsa nerede kalacağız korkusuyla yaşıyorduk” diyor. Zaten zor şartlarda geçindiklerini, yıkım olursa emekli maaşıyla kiraya giremeyeceklerini söylüyor. Sahip oldukları ev tek güvenceleri çünkü.

“Burada havuzlu villalar olacak deniyor. Bir daire 400 milyar, deniyor. Ben onu alamam ki. Gücü yeten alacak, yetmeyene de bir toprak parası verecekler 20 milyar kadar. Biz 20 milyarla nereye gidebiliriz, ne yapabiliriz?  Bugün ben kendi evimden yurdumdan olacağım. Kardeşlerim burada oturuyor. Annem, eşim, akrabalar, hep bir arada oturuyor bu binada. Yıkım olursa herkes bir yere dağılırız. Daha önce yine daha umutluyduk. Tapularımızı alırız, anlaştığımız müteahhitlere veririz, diyorduk. AKP iktidara geldikten sonra bunlar gündeme geldi. Bu iktidar bize çok büyük oyun oynadı. Bize tapu verecek, bizi tapuya borçlandırılacak, yıkılacak o zaman ne olacak? Perişan oluruz” diye anlatıyor çaresizliğini.

‘BİZ BU DEVLETİN KİRACISI DEĞİLİZ’
Nazım Horlu ise Okmeydanı’nın Piyalepaşa Mahallesi’nde oturuyor yıllardır. İlk kez 1962 yılında küçük bir gecekondu yapmışlar. Daha sonra 5 kardeş büyütmüşler binayı. Dört çocuğu var, bir dairede 6 kişi yaşıyorlar. “Biz burayı bedavaya almadık. O zamanın şartlarıyla memleketteki hayvanlarımızı satıp çok büyük paralarla aldık. Benim oğlum burada doğdu, geldi 50 yaşına. Buralara vergiler verilmiş, okullar, binalar yapılmış. O zaman kimse bize siz buraları yapmayın, ileride yıkarlar, demedi. Biz bu devletin kiracıları değiliz” diyor.

Yıkım olursa ne yapacak bilmiyor. “ Bana şimdi taşınacaksın deseler kamyon tutmaya param yok” diye anlatıyor durumunu. İktidara olan öfkesini ise “Siz ne yapmışsınız? Bir çuval makarna, bir çuval kömür vermişsiniz. İnsanları kandırmışsınız. Bu adam makarnayı yedi, sobayı da yaktı. Ama yarın bunun çocuğu, torunu ne olacak? İnsanları dilenci durumuna düşürmenin kime ne yararı olacak?  Kentsel dönüşüm, diyorlar. Bir protokol yapsınlar, bir garanti versinler o zaman. Sözle hiçbir şey olmaz. Bu insanları aptal yerine koymuşlar, köleleştirmişler. Bu padişahlıktan beter” sözleriyle dile getiriyor.
 

‘BURADAKİ TEPKİYİ GÖSTERMİYORLAR’
Bir kahvehaneye düşüyor yolumuz. Kahvehane sakinleri anaakım medyaya öfkeli. Adını vermek istemeyen bir mahalle sakini “Buraya gazeteciyim diye gelenler buradaki karşı duruşu göstermiyorlar. Devlet, bizzat bu bölgeleri dağıtıp işbirlikçi sanayi adamlarının buraya konmasını ve kendi yeni yarattığı zenginleri buraya yerleştirmeyi hedefliyor. Biz burada din, ırk ayrımı yapmadan 60 yıl yaşamışız. Burada bir toplum ve birliktelik yok ediliyor. Ya bu tepkiyi gösterecekler medyada, ya da asıl tepkiyi görecekler” diyor. ‘Hangi medya?’ diye çıkışıyor bir başkası. ‘Medya tutuklu!’ diye tepki gösteriyor.

‘RANT İÇİN Mİ, OY İÇİN Mİ?’
Sözü Hasan Cenik alıyor. Hasan Cenik, 1962 yılından bu yana Okmeydanı’nın Piyalepaşa Mahallesi’nde yaşıyor. İSKİ’den emekli. “Biz buralarda ne ormanı, ne de başkasının malını işgal ettik. Zamanında buraları satın aldık. Köylerde malımızı, mülkümüzü sattık, geldik burada yuva sahibi olduk” diyor. “Şimdiyse bu yıkım bizi tamamıyla mağdur edecek. Buraya kimler gelecek? Kodamanlar gelecek. Biz bu insanlarla oturamayız. Burada 500, 600 milyar liraya daire satılırsa, burada hiçbir vatandaş mal sahibi olamaz. Bugün benim 25 nüfusum var, bir arada oturuyoruz. Toprak bedeli verildiği zaman benim çoluğum çocuğum nerede kalacak?” diye anlatıyor.

Okmeydanı’nda yıkımın hep sağ iktidarlar döneminde gündeme geldiğine dikkat çekiyor. “Tapu tashih belgeleri neden verildi zamanında? Rant uğruna mı oy uğruna mı? Tapu tashih belgelerimizin paralarını faiziyle geri ödesinler. O zaman vatandaştık da şimdi değil miyiz? Bedrettin Dalan’ın zamanında da yıkacaklardı buraları. O zaman da karşı çıktık, yürüyüş yaptık. Sağ iktidar geldiği müddetçe biz burada yıkıma tabi tutuluyoruz. Kimsenin bizi buradan sökmeye hakkı yok. Ya ölürüz ya kalırız. Ölüm var dönüm yok” diyor.

‘BİZ DE ZENGİNLERİN MALINA ÇÖKELİM’
Sadık Cenik araya giriyor. “Burada 50 yıldır zarf atıyorlar. Benim dedem, babam buraya emek vermiş. Ben burada doğmuşum, kırk yıldır buraya emek vermişim. Birkaç tane zengin, hırsızlıkla, devletin kademelerini kullanarak, milleti soyarak gelecek burada benim barındığım yere el koyacak. Böyle bir zihniyet var mı? Öyle bir adaletsizlik varsa biz de gidip zenginlerin malına çökelim. Emeğimi alman için ya benim hakkımı verirsin ya da canımı alırsın” diyor.
OLGU KUNDAKÇI/BİRGÜN