Leyla ve bir köy masalı…

|

Leyla ve bir köy masalı… A Leyla ve bir köy masalı…

MELDA ONUR*

Orda bir köy var uzakta… Kışın beyaz, baharda yeşil, güzde rengarenk. Rengarenk çünkü akla gelen her tür meyve sebze yetişir. Yolda yürürken başınıza elma, armut, ayva düşer. Bu köy Anadolu’nun yüksek dağlarına kurulu, 9 ay kar kalkmaz şehirlerinden birinde, pırıl pırıl bir derenin can verdiği vadide saklı kalmış, ılıman iklimiyle bambaşka bir hayat sürer. Deresinde balıkları, hatta su samuru bile yaşar; suyu öyle temizdir. Köyün insanları diğer komşu 4 köyle birlikte bu dereyle var olurlar, tarlalarını, bahçelerini sular, hayvanlarını yetiştirir, yaşar giderler.

Ta ki “gargamel” ortaya çıkana kadar.
 
HER YERDE OLUR BURDA OLMAZDI
Gün gelir, bu köyün barışçı insanları “merdiven altı terörist üretme atölyesi” gibi çalışan devletin eliyle “terörist çevrecilere” dönüşür; tıpkı masa üzerinde oynanan bir çocuk oyununu mızıkçılık edip bozar gibi bu masalsı köye devlet balyoz gibi iner.

Erzurum’un Tortum ilçesinin insanları tarih boyunca hiç isyan etmemiş. Devletine güvenmiş, kamu görevlilerine hep saygılı olmuş, jandarmasını kucaklamış insanlar. Bölgeyi eskiden tanıyan bir kamu görevlisi “bu isyan her yerde olurdu ama burada olmazdı” diyordu. Ne mi oldu? Köyün sakin kadınlarının içindeki Nene Hatun’la Kara Fatma ortaya çıktı. Büyükanneleri vatanı nasıl savunduysa, Bağbaşı köyünün kadınları da aynı cesaretle köylerini savunmaya kalktılar. Ama ne çare, kalkınma icat olmuş mertlik bozulmuştu. 135 yıl önce atalarının düşmandan görmediği zulmü, bugün kendi devletinin balyoz elinden gördüler.
 
AMAN BAŞBAKANA ZARAR GELMESİN
2010 yılıydı. “Eyvah su akıyor, buradaki Türkler de bakıyor” paniğiyle Tortum’un 5 köyünü dolaşıp tarlalara, hayvanlara ve insanlara hayat veren Ödük Çayı’na göz dikenler, “şuraya birkaç HES konduralım” diye harekete geçti. Sözde görüş sorma amacıyla köylüyü topladılar. Çevreciler “aman yapmayın durun” deseler de oldu da bitti ile bir onay alındı. Bir köylü şöyle anlatıyor: “Bu iş olmazsa Başbakan zarar görür” dendi, “Aman Başbakanımıza bir zarar gelmesin” dedik. Bir diğeri “Biz referanduma evet diyorduk” diyor. Bir başkası ise “Toplantıya katılanlardan imza alınıyordu, onun için attık” diyor.

Derken HES şirketi geldi ve köylü birden bir şeylerin yanlış gittiğini hissetti. Bağbaşı ekolojisinin bir parçası olan köylü, suyun debisini, dağların yapısını, heyelanı önleyen bitki örtüsünü tanıyor, ciddi heyelan tehlikesini görüyordu. Bununla da kalmayacak suları kirlenecek, tükenip bitecekti. Erkekler biraz itiraz edince ramazanda, bir gece yarısı evleri basılan bazı köylüler karakola götürüldü. Sahurlarını bile karakolda yapan köyün erkeklerinden 5 tanesi 3 ay içeride yattı. Oysa seçimler öncesinde inşaatın durduğu, yapılmayacağı sözü verilmişti.
 
BABAANEYLE GÖRÜŞME YASAĞI
Derken köylü geçti şirketin önüne; arbede çıktı. Yaşları 67 ila 19 arasında değişen çoğu kadın 16 köylü hakkında soruşturma açıldı. Köylüler “kaçacaklarından endişe edildiği için” her gün Bağbaşı’ndan Tortum’a gidip karakola imza vermek zorundaydı. Kamuoyu 17 yaşındaki Leyla ile böyle tanıştı. Yaşı küçük olduğu için “suça sürüklenen çocuk” sıfatıyla ona da Türk yargı tarihine geçen “HES eylemlerine katılmama ve katılanlarla görüşmeme cezası” gelmişti. Bu kişiler arasında Leyla’nın Babaannesi ile amcası da vardı.

Torunu ile görüşmesi mahkeme kararı ile yasaklanan ünlü babaanne 68 yaşındaki Şükran Yalçınkaya geçtiğimiz günlerde eşini kaybetti. Bursa Milletvekili Sena Kaleli ile 23 Ocak’taki duruşmayı izlemeye Tortum’a gittiğimizde Şükran Teyze’nin evine taziyeye gittik. “Gelmedim kızım mahkemeye bugün, ne yapayım kar çok” dedi. Söz HES kavgasından açılınca, “Gittik, oturduk kalkmadık tabii, bizim suyumuz. Ama biz askere kötü davranmadık, hatta ben çay da ikram ettim gençlere…” dedi. “Peki amca da mahkemelik miydi” diye sorduk, “yok, ama adam da gitti, oturdu, ‘kalk amca buradan’ demişler, ‘kalkmam’ demiş, ‘ama taş atarsın’ demişler, ‘kalkmam da atmam da’ demiş”.

KOLLUKTAN ÖNCE AMBULANS
Bu ilk olayın ardından ikinci büyük arbede çıktı; yerlerde çarşaflarından sürüklenen kadınlar, erkekler; kato dedikleri alet taşları köylülere fırlatıyor, köylüler de düşen taşları geri atıyor. İyice hırpalanan köylülere bir dava daha açıldı. Olayın üzerine köye gittiğimizde 83 yaşındaki Atiye Teyze’nin bile elleri kolları yara bere içindeydi. Köyün neredeyse tamamı sanık haline gelmişti.

Bir gün telefon çaldı. Köyden birisi “vekilim yetiş, 300 kadar kolluk geliyormuş, önden iki de ambulans göndermişler” deyince telefona nasıl sarılıp valiyi aradığımı hatırlamıyorum. “Sayın Vali, bir kişinin burnu kanasa sizden birilim” dedim. Daha sonra jandarmadan duyduğumuza göre “aman cop kullanmayın, biber gazı sıkılmasın” talimatı verilmiş. Köylü, “bir özel kuvvetler gelmedi” diyor.
 
Olaylardan sonra, Bağbaşı Belediye Başkanı Karabey Eroğlu, "Sorunlarımızı paylaşan partili bulamadığımdan dolayı” diyerek AKP'den istifa etti.

Gel zaman git zaman, dava savaşı çıktı. Köylülere 4 dava açıldı. Köylerden 100’e yakın müşteki ile 100’e yakın sanık var. Leyla jandarmaya hakaretten beraat etti ama iki davası sürüyor. Köylü de birkaç kez inşaat durdurma kararı aldırdı, ama ne çare.

"YA BENİM İŞİM NE OLACAK"
Bir köylü kadın “Bana işe engel olmak suçundan dava açıyorlar, söyle vekil, ya benim işim ne olacak?” demişti. İşte durup durup “Su akar, Türk bakar” diyen Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu’na sorulacak en güzel soru. Ya köylünün işi, elma ağacı, fasulyesi, hayvanları ne olacak.

Bağbaşı’nda HES lisansı verilirken hazırlanan ÇED’e gerek yoktur bilirkişi raporunda buradaki meyve ağaçları gözükmüyor. Daha sonra köylülerin itirazı ile göz ardı edilmek istenen yüz binlerce meyve ağacı rapora ilave ediliyor. AB hibe kredisi ile sebze seralarının bulunduğu köyde sertifikalı organik elma yetiştiriliyor ve Almanya’ya bebek maması yapılmak üzere ihraç ediliyor. Leyla’nın babası bölgede sulama işinde çalışıyor, HES’lerle işini kaybedeceklerden biri de o. Mahkemelerde “niye gittin eyleme” sorusuna “anayasal hakkımız, herkes sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir, 56. Madde” diyen köylülere tanık olduk.
 
BÜTÜNŞEHİR VE MASALIN SONU
Tortum Büyükbahçe ve Bağbaşı’nda inşa edilmek istenen HES’lerin toplam kurulu güçleri yaklaşık 26 MW. Elde edilebilecek elektrik miktarı ise, Türkiye elektrik üretiminin on binde biri kadar. Bağbaşı HES’i yapan Kaya İnşaat Esenlerde 11 işçinin yandığı AVM inşaatının da sahibi.

Köylüleri Tortum’lu ünlü Avukatı Eşber Yağmurdereli savunuyor. Yağmurdereli savunmalarında, “bir gün gelecek bu firmalar köylünün deresinin vanayı takacak ve suyu onlara parayla satacak” diyordu. HES firmalarına gerek kalmadı. Erzurum bütünşehir oldu, köy kalmadı, yorgan gitti kavga bitti.
 
*CHP milletvekili