Bakana gel deduk gelmedu, biz gelduk!

|

Bakana gel deduk gelmedu, biz gelduk! A Bakana gel deduk gelmedu, biz gelduk!

BURCU CANSU/BİRGÜN

Trabzon'un Tonya ilçesine yapılmak istenilen çimento fabrikasına karşı mücadele sürüyor. Mücadeleyi sürdüren Tonya halkı Ankara'ya gelerek 'Bakana gel deduk gelmedu, biz gelduk!' dedi

Trabzon’un Tonya İlçesi'ne yapılması planlanan Çimento Fabrikası'nın bölgeye ve doğaya vereceği zarar oldukça büyük. Düzköy’ün Çayırbağı Beldesi, Gülcana Mahallesi ve Abanohor Mahallesi'nde bulunan doğa harikası Çayırbağı Beldesi’nin simgesi Şahinkaya, Çimento Fabrikası’nda ham madde olarak kullanılmak isteniyor. Bölgeye kurulacak taşocaklarıyla koca koca kaya parçaları dinamitlerle patlatılarak yok edilecek. Kayanın etrafında bulunan 400 yılda yetişen nadir Ladin Çam ağaçları ise kesilerek bölgede çevre tahribatı yapılacak.

Tarım ve hayvancılıkla geçinen, dinamit patlamalarıyla ölüm tehlikesi altında yaşamak istemeyen Tonya halkı, mücadeleyi Ankara'ya taşıdı. Tonya Çevre Platformu'nun çağrısıyla Ankara'ya gelen Tonya halkı, Kızılay'da horonlar oynayarak çimento fabrikasına karşı isyanlarını dillendirdiler.

Hayvanlarımız İçtiği Sudan Zehirlenecek!

YKM önünden Meclis'in Dikmen kapısı önüne yürüyen Tonya Halkı, “EMBA Tonya'ya Gelma!' , 'Ne Fabrika, Ne taş Ocağı Yaşasın Tonya'nın Tereyağı!' slganları attı. Tonya halkı ' , 'İnekler çimento yiyemezler ki!' dövizleri taşırken, 'Gel Deduk Gelmedun, Biz Gelduk!' , 'Tonya'da Taş Ocağı ve Çimanto Fabrikası İstemiyoruz!' dövüzleri taşırken, hemen hemen bütün Tonyalıların 'Çimentoya ve Taşocaklarına Hayır!' tişörtleri giydiği gözlendi.

Tonya halkı, “Kurulacak çimento fabrikası ile yeraltı suları kimyasallarla kirlenecek, hayvanlarımız içtiği sudan yediği ottan zehirlenecek. Şahinkaya’ya kurulacak taş ocakları ile , 109 bin ağaç kesilerek ormanlar yok edilecek” diyerek isyan ederken, Çimento fabrikası'nı yapmak için EMBA şirketine sitemler bitmek bilmedi.

16 Adet Taş Ocağı Projesi İle Karşı Karşıyayız!

Meclis'in Dikmen kapısı önünde gerçekleşen basın açıklamasını okuyan Trabzon Barosu Avukatları'ndan Nedim Şenol Çelik, “16 adet taş ocağı projesi ile karşı karşıyayız. Tüm ilçenin su kaynaklarının bulunduğu ve heyelan sahası olan bölgelerde açılması düşünülen taş ocakları 7900 dönüm alanı kaplayacak. Her gün on bin ton taş çıkarılacak. Yoğun bir nüfusun yaşadığı köylerimiz ve hayvanlarımızı otlattığımız meralarımız dinamitlerle havaya uçurulacak. Ormanlarımızdan yüzbinlerce ağaç kesilecek. Su kaynaklarımız yok olacak. Dakikada iki ağır tonajlı araç yetersiz yollarımızı harap edecek ve trafiği kitleyecek. Fabrikada bir günde 727 ton kömürden, hurda araç lastikelerinden, geri kazanılan artık yağlar ve bunun gibi kirleticilerden kaynaklanıp fabrika bacasından salınacak zehirli gazlardan ve yoğun gaz tozundan dolayı kirlenecek” diyerek Tonya'da yapılması planlanan taş ocaklarının nelere sebep olacağına değindi.

ÇED Raporu Gerçeği Yansıtmıyor!

ÇED Raporu'nun gerçeği yansıtmadığına değinen Çelik sözlerine şöyle devam etti: "ÇED Raporunda, Tonya'nın heyelan bölgesi olduğuna, patlatılacak dinamitlerle evlerin, doğanın tahrip edileceğine değinilmemiş. Yılda 2 milyon ton üretilmesi için havaya 2 milyon ton da karbondioksit saçılacak, bu bilgiye de değinilmemiş. Esas önemli olan ise, ÇED Raporu'nda muhtemel toz dağılımını gösteren bir harita var. EMBA yönetiminin hazırlattığı bu haritanın incelenmesi şart. Ama baktığımız zaman Çevre Bakanlığı'nın elinde bu haritayı inceleyecek personel yok. Oysa Doğu Karadeniz’de denize dik uzanan dağlar tozları bölge içinde tutacak. İnsanlarımızın üzerine zehir yağacak.”

Yaşam alanlarını asla terk etmeyeceklerine değinen Çelik, 'Sağlığımızı pazarlık konusu yaptırmayacağız. İnsanlarımızın işsizliği bahane edilerek ortaya konulan ölüm projelerine asla razı olmayacağız” dedi.

KİM NE DEDİ?

'Gel Deduk Gelmedun, Biz Gelduk!'

Nurden Günaydın: “Sığırcıklarımıza bakıyoruz. Sütlerini satıyoruz. Öyle geçiniyoruz. Bizi kanser etmek istiyorlar. Biz topraklarımızı vermeyük. Ben kendüm de yetüm yetiştim. Döndüm yetimlerimiz büyüttüm. 30 yaşında 5 çocukla dul kaldım. Çocuklarımı kara lahanayla, mısırla, patatasle büyüttüm. Biz topraklarımızı asla vermeyük. Bu hükümet isimlerini dahi bilmediğim adamların değil. Bu hükümet hepimizin, bizim için değil mi? Onların hükümeti mi, bizim kimsemiz yok mu? Babamızın dedelerümüzün mezarlarını bekliyoruz. Gidecek başka yerümüz yok. Erkeklerimizi belaya koymayuk, orakla adam keserük. Ben onları vururum”

Fatma Günaydın: “Satacaklarmış topraklarımızı, herifler hiç birşeye katılmıyor. Her şeyi kadınlar yapıyor. 180 bin ağaç keseceklermiş. Bakan Bayraktar, gitsin babasının topraklarında yapsın fabrikayı. Biz orayı verurmuyuk. Kanlarımız karışmış oraya. Biz analarımız orada kan davasını bitirdik. Herkes siperde bakliyor. Geleni vururlar. Kim ödeyecek bunun bedelini. Meramızı satıyorlar da bize söylemiyorlar. Başımızı sokacak bir evi zor yaptık biz. Herkes siperde bakliyor. Benim evimin tam dibinden fabrika başlayacakmış. Nereye gideyum?”

Havva Bahadır:
“Bakan bizi ikna etmeden sattı oraları. Bakan sattı EMBA aldı. Bizi niye kimse sormuyor. Çimento Fabrikasının ardından 16 taş ocağı yapılacak. Bu halk ne olacak, düşünen yok ki. Köyde yaşamak kolay. Kendi kendinin ağası ve patronusun. Ben 35 yıldır orada yaşıyorum. Elimizden toprağımızı almaya çalışıyorlar. Onlar gelmedi biz geldik.”