'Lice’deki bütün uyuşturucu tarlalarının üzerine yürüyeceğim'

|

A

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, uyuşturucu ekimini ve transferini güvenlik kuvvetleriyle işbirliği yapmadan hiç kimse yapamadığını belirterek, “Uyuşturucu ekimi yapılan yerlere bırakın biz sivil halkla birlikte girelim, o tarlalarda ne varsa söküp atalım. Bu askerle yapılacak iş değil. Önümüzü kesmeyin, karakollarda barikat kurmayın, yollarda yürüyüşümüzü durdurmayın, ben on binlerce gençle Lice’deki bütün uyuşturucu tarlalarının üzerine yürüyeceğim. Var mısınız buna?” dedi.

Kışanak, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Lice’de birkaç gün önce büyük bir acı yaşandığını söyledi. Karakol yapımını protesto etmek için karakol inşaatının önüne giden insanların üstüne ağır silahlarla ateş açıldığını kaydeden Kışanak, şöyle konuştu:
“Hakikat budur. Bunun üzerine istediğiniz kadar yalanı, spekülasyonu, çarpıtmayı ekleyin, bu hakikati değiştiremezsiniz. İnsanların ellerinde ‘Savaş değil, barış istiyoruz’ pankartları var, görüntüler var. Yaşlı bir ana Kürtçe haykırıyor, ‘Savaş değil, barış istiyoruz’ diye. Sizin kaymakamınızın söylediği rakam ortada, topu topu 200-250 kişilik bir sivil halk topluluğu… Çoğu kadın, çocuk ve yaşlı. TSK’nın, karakolun, ordunun acziyet içinde olduğunu mu söyleyeceğiz? Yani, bu 250 kişinin, bu sivil savunmasız insanların karakola zarar vermesini önlemesinin, velev ki, zarar verecekti, başka yolu yok muydu? Sizin politikanız buysa, bizim barış, çözüm sürecinden anladığımız bu değil. Kusura bakmayın. Bu ikisi yan yana durmaz. 18 yaşında bir genci katledeceksin, 20’nin üzerinde insanı kurşunla yaralayacaksın. Eğer şu anda daha fazla can kaybı yaşanmadıysa kesinlikle şans eseridir. Orada daha fazla insan yaşamını yitirebilirdi. Böylesine bir katliam denemesi yapılmış, vahşet yaşanmıştır. Bir karakolun önünde cereyan etmiş bir durum. Faili belli. Araştıracak ne var? O karakol komutanından izin almadan kim halkın üzerine ateş açabilir? Hala komutan görevinde, ‘Biz olayı soruşturuyoruz, müfettiş gönderdik.’ Sen o faile sorarsan gerçeği bulamazsın. O karakol komutanını en azından görevden alacaksın, merkeze çekeceksin. Müfettişlerini de halktan, vahşeti yaşayanlardan bilgi almaya göndereceksin. İlk andan itibaren olayı ört bas etmek için her gün yeni yalan üretiyorlar.”

“BARIŞ SÜRECİ VAR DİYE KATLİAM GİRİŞİMLERİNİ SİNEYE ÇEKECEK HALİMİZ YOK”
Uyuşturucu ekimini ve transferini güvenlik kuvvetleriyle işbirliği yapmadan hiç kimse yapamadığını belirten Kışanak, şunları ekledi:
“Bu ülkede kanıtlamış davalar, yargıya intikal etmiş, yakalanmış, tutuklanmış sanıklar var. Askeri, polisi, yerel güvenlik amirleriyle bir şekilde işini bağlayan bu işi yapıyor. Bunlar kanıtlanmış. Her şey bu kadar ortadayken kalkıp yalanla dolanla bu hakikatin üstünü örtemezsiniz. Bunun hesabını ya soracaksınız ya da biz hem katillere hem de bunun arkasında duran siyasilere hesabını soracağız. Barış süreci var diye cinayetleri, katliam girişimlerini, polis terörünü, asker terörünü sineye çekecek halimiz yok. Uyuşturucu ekimi yapılan yerlere bırakın biz sivil halkla birlikte girelim, o tarlalarda ne varsa söküp atalım. Bu askerle yapılacak iş değil. Geri çekilme süreci başladığı günden bugüne Lice’de asker her gün arazide. Uyuşturucuyla mücadele etmek için geri çekilme sürecini mi beklediler? Şimdiye kadar nerdeydiler? Ben buradan söylüyorum; önümüzü kesmeyin, karakollarda barikat kurmayın, yollarda yürüyüşümüzü durdurmayın, ben on binlerce gençle Lice’deki bütün uyuşturucu tarlalarının üzerine yürüyeceğim. Var mısınız buna?”

'MADIMAK'TAKİ ATEŞ YANMAYA DEVAM EDİYOR'

Gültan Kışanak, bugün Sivas Madımak Katliamı'nın yıldönümü olduğunu hatırlatarak, “20 yıldır Madımak’taki ateş, yanmaya devam ediyor. 20 yıldır bu ateş, kendisine ‘İnsanım’ diyenlerin yüreğini yakmaya devam ediyor” dedi.
Kışanak,  “Bugün, Sivas’ta Madımak Oteli’nde 35 canın cayır cayır yakıldığı olayın yıldönümü. 20 yıldır Madımak’taki ateş, bence yanmaya devam ediyor. Biz, 20 yıldır katliamın sanıklarının ve arkasındaki güçlerin yargılandığı gerçek bir adalet için mücadele ediyoruz. 20 yıldır bu insanlık mücadelesi devam ediyor. 20 yıldır bu ateş, kendisine ‘İnsanım’ diyenlerin yüreğini yakmaya devam ediyor” diye konuştu.
Failleri parça parça kurtarma yaklaşımıyla göstermelik bir dava süreci işlediğine dikkat çeken Kışanak, 20 yıldır hukuk, adalet, vicdan adına her türlü garabetin yaşatıldığını söyledi. Bazı siyasilerin sözlerinin de en az katliam kadar acı olduğunu ve derin izler bıraktığını kaydeden Kışanak, “Bugün hala bu tutumdan vazgeçildiğini gösteren bir işaret yok. Sivas Katliamı vesilesi nedeniyle sokağa çıkan, hem yaşamını yitiren canları anan, hem katliamı protesto eden, hem de bundan sonra yapılması gerekenleri ifade eden herkesi yürekten kutluyorum. Mücadele devam etmeli, Sivas Katliamı ile bir yüzleşme mutlaka yaşanmalıdır” dedi.

“İKİ KATLİAMCIDAN BİRİNİ KABUL ETMEK ZORUNDA MIYIZ?”
Kışanak, hala “yaraları kaşıyan” bir yaklaşımla karşı karşıya olunduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Bir taraftan Alevi toplumunun toplumsal hafızasına kazınmış, tarihsel katliamları hatırlatan Yavuz Selim’in adını köprüye veriyorlar, bunun üzerinden siyaset ve politika yapıyorlar. Yavuz Sultan Selim ismi orada kalsın, Sabiha Gökçen’i değiştirelim, diyorlar. İki katliamcıdan birini kabul etmek zorunda mıyız? Sabiha Gökçen’i de değiştirelim, Yavuz Sultan Selim’i de değiştirelim. Bir toplumun yaşadığı travmalar üzerinden siyaset yapmayın. Travmalarla niye bu kadar oynuyorsunuz? Biz mağdurlar, mazlumlar, katliamlara maruz kalanlar, ötekileştirilenler, reddedilenler hep beraber topyekun bir temizlenme istiyoruz. Katliamlarla adı anılan, bu topluma acı yaşatan kim varsa, herkesin ismini kışladan da silin, okuldan da silin, havaalanından da silin, köprüden de silin.”

MUSA ÇİTİL DAVASI
Kışanak, dün Çorum’da, Musa Çitil davasının görüldüğünü anımsatarak, şunları ifade etti:
“Tam 20 yıldır, Mardin bölgesinde yaşana vahşeti dile getirmek için ailelerimiz adalet arıyorlar, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. 19 yıl sonra geçen yıl açılan dava, Adalet Bakanlığı’nın isteği üzerine, güvenlik gerekçesiyle Çorum’a nakledildi. Yüzlerce mağdurun olduğu bir insanlık davasını sanıkları, suçluları, katilleri korumak için Çorum’a naklettiler. Gözlerden ırak bir yere götürmek için, ailelerin davayı takip etmesini zorlaştırmak için. Hak aramayı güvenlik problemi zannediyorlarsa, biz hakkımızı Kaf Dağı’nın arkasında da olsa orada da ararız. Dava hakkında hazırlanan iddianame, gerçeği yansıtmadığı gibi, var olan haliyle bile büyük bir insanlık suçu davası olduğunu kanıtlar niteliktedir. 13 faili meçhul cinayet bu dava kapsamında yargılanıyor. 400’ü aşkın asker tarafından gözaltında toplu tecavüze maruz kalan Ş.A. davası da bu davanın kapsamında. Musa Çitil, Ş.A.’nın toplu tecavüze maruz kaldığı bölgede komutanlık yapıyordu. O davayı delil yetersizliğinden kapattılar; fakat Türkiye bu davada AİHM’de mahkum oldu. Musa Çitil, bu vahşetin yaşandığı yıllarda yüzbaşı rütbesindeydi, şimdi tuğgeneral rütbesiyle Ankara Bölge Jandarma Komutanı olarak görev yapıyor. Yaptığı zulüm karşısında hızla terfi etmiş bir komutan ve tutuksuz yargılanıyor.13 faili meçhul cinayet ve toplu tecavüz iddiasının olduğu bir davada bu insan tutuksuz yargılanıyor. Bu davayı neden sürgüne gönderiyorsunuz? Neden bu adam hala görevinin başında?