Melih Pekdemir yazdı: Gayri nizami muhalefet

|

Melih Pekdemir yazdı: Gayri nizami muhalefet A Melih Pekdemir yazdı: Gayri nizami muhalefet

MELİH PEKDEMİR

Cumartesi akşamı Taksim’deki polisli ve palalı saldırıların ardından direniş gece geç vakitlere dek sürdü. İnternet’te “naber tv” İstiklal Caddesi’nden canlı yayındaydı. Hem slogan atıp hem çekim yapan bir televizyon! Çoğunun başında sarı baretler olan yüzlerce genç adeta “oyun” oynadılar, “pireler savaşı” verdiler.

***

“Sistem” denilen iti kudurtan bir tarz yani… Bilirsiniz, bir köpek ancak pireler tarafından çıldırtılabilir; bir köpek ancak pirelerle baş edemez. Pireler onu yorar, bitirir. Neo liberalizmin küreselleşmesi ve onun memleketimizde somutlaşmış bütün malum halleri (köpek!) güçlüdür, örgütlüdür, inisiyatif sahibidir; böyle bir gücü alt edebilmek için onun güçsüz olduğu yerde ve zamanda, ondan daha fazla bir güçle vurmak, bunu parça parça ve uzun zamana yayılmış bir sürede gerçekleştirmek, şaşkınlık yaratan düzensiz ve baskın saldırılarla üstünlük sağlamak gerekir. Nitekim “çapulculuk” dedikleri, tam da zayıfı güçlü kılan bu türden bir muhalefet zihniyeti ve teknikleri manzumesi! Bakın işte, polis gençlere “Allah Allah” nidalarıyla saldırdıkça “hülooğğğğ!” diye cevap veriyordu çapulcular…

Sokaktaki muhalefeti gayri nizami kılan öteki hakikat, artık çözüm üretemeyen parlamentonun dışında bir seçenek de olması… Demokrasi isteyenlerin seçim sandığıyla yetinmediği, katılımlarıyla kendi fiili demokrasi zeminlerini sokaklarda, park forumlarında yarattıkları, muktedirlerin nizamlarına uymayan “parlamento dışı muhalefet”…

Oysa RTE ikide bir, kifayetsizliğinden ötürü, parlamentodaki “Ana Muhalefete” teşekkür ederdi. Şimdi işte sokaklarda anaların muhalefeti, çapulcu evlatlarıyla birlikte çoğalıyor. Tam anlamıyla gayri nizami böyle bir direniş karşısında, RTE’nin nizami kuvvetleri çaresizler, gayri nizami palalı güçlerden de medet ummak zorunda kalıyorlar.

“Pala Recep!”

Ama bu artık yiğitlik mertebesi değil ki… Gezi direnişleri ve Brezilya ve Mısır’daki hadiseler sonunda RTE artık korkutan değil korkan oldu, korkak oldu… Şöyle bir sözü ondan işitmeyi bekler miydik hiç? “Benim de yanlışlarım olabilir!” Zaten bu cümleyi Mısır’daki gelişmelerden sonra kurması ise tam anlamıyla ibretlikti.

“Perde-i zûlmet çekilmiş, korkarım ikbâlime/ Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime.”(*)

(Mealen: Korkarım, baht açıklığımın, yüksek makamımın önüne karanlık perdesi çekilmiş; kendi geleceğime bakarken bir suçlu gibi titremekteyim.)

Çünkü o da biliyor, Mısır üzerine söylenen her söz aslında Türkiye üzerine söyleniyor, uysa da uymasa da... Mısır’daki darbenin aslında muhalefete karşı ve halk muhalefeti iktidara el koyamasın diye yapılmış olması, darbenin devrimi çalması bir yana… RTE de attığı her adımla daha bir çıkmaza girdiğini görüyor. Düşmemek için mecburen “devam” diyor, şiddete devam ediyor.

Çünkü karşısında gençler, kadınlar, yoksullar, kentli-laik orta sınıflar, Aleviler, Kürtlerden oluşan yaygın ve gayri nizami bir toplumsal muhalefet gelişiyor. RTE kutuplaşmayı artırmak istedikçe, kutuplaşma farklılaşıyor, ona itiraz eden saflar daha bir sıkılaşıyor, dayanışma ve empati daha fazla artıyor.

Böyle bir durumda, RTE’den “keşke öyle yapmasaydı şöyle yapsaydı” diye söz etmek… Müslüman Kardeşler’den Tahrir’in devamını getirip çoğulculuğu savunabileceğini beklemek… Zırvadır! Cahit [Akçam] birkaç gün önce telefonda bu durumu gayet güzel açıklamıştı:

“Zalimlerden ‘zalimlik yapmamasını’ talep ediyorlar yahu bunlar!”

Tablo çok net: “orantısız güç” kullanmaya alışan RTE orantısız bir diktatör haline geldi. Kendisine vehmettiği güç ile hevesleri denk düşmüyor artık.

***

Artık söz çapulcuların…

Çünkü birinci cumhuriyetin modernlik adına toplum mühendisliği de, ikinci cumhuriyet heveslilerinin dindarlık uğruna toplum mühendisliği de fos çıktı.

Toplum mühendisliği bir halta yaramıyor. Ancak amelelerin mühendis, mühendislerin amele olabildiği toplumsal inşaat projeleri dikkate alınıyor. Bu projede başlangıçta çapulcular, kendilerini savunmak için kaldırım taşlarına mecbur kaldıkça, kaldırım mühendisliği de işe yarar elbette!

Ama asıl olan gelecek mühendisliğidir, yarını bugünden inşa etmeye başlamaktır ve işte bu da devrimciliktir…

***

(*) Bu şarkının bestesi, Ermenilere 1915 yılında yapılmış olan büyük katliamdan sonra onun travmasını yaşayan bir Ermeni bestekâra, Kemani Sarkis Efendi’ye aittir.