Oğuzhan Müftüoğlu: Hiçbir şey, eylemin öğreticiliğinin yerini tutmaz

|

Oğuzhan Müftüoğlu: Hiçbir şey, eylemin öğreticiliğinin yerini tutmaz A Oğuzhan Müftüoğlu: Hiçbir şey, eylemin öğreticiliğinin yerini tutmaz

SELİM GİRGİN

Cumartesi günü Direniş sayısıyla bayilerde yer alacak olan Redaksiyon dergisine konuşan BirGün yazarı Oğuzhan Müftüoğlu Gezi direnişini enine boyuna değerlendirdi. Müftüoğlu, “İnsanlar artık seçeneğin kendilerinin yaratmasından başka çarelerinin olmadığını da anlamaya başladı” dedi.

Gezi Parkı ile başlayarak ülkenin her yanına yayılan bu direniş hareketi belki de kimsenin beklemediği bir anda patladı. Böylesi bir isyan dalgasına kaynaklık eden şey neydi sizce?


Gezi direnişi hemen herkesin gelecekten umudunu kestiği bir ortamda gündeme geldi ve tamamen haklı, meşru ve barışçı bir mücadeleyle AKP iktidarının bu güne kadar sürdürdüğü politika ve uygulamalara karşı toplumun çok değişik kesimlerinde oluşan tepkileri açığa çıkardı.

Aslında ‘değişimci ve domokratik’ bir görünüm altında iktidara getirilen AKP başlangıçta halktan hatırı sayılır bir destek görüyordu. Çünkü halkın eski düzenden ve devletten hoşnut olmak için hiç bir nedeni yoktu ve önlerinde ciddi bir devrimci seçenek de bulunmuyordu. Ama ‘değişim’ diye diye ortaya getirilen yeni düzenin nasıl bir şey olduğu özellikle son dönemlerde halkın gündelik hayatındaki sonuçlarıyla daha iyi görülür hale gelmişti. Toplumun çok değişik kesimlerinde biriken bu tepkiler ülkenin içinde bulunduğu savaş koşulları nedeniyle açığa çıkamıyordu.

‘Gezi’ bardağı taşıran son damla oldu. Özellikle anayasa referandumundan sonra devlet organları üzerinde tümüyle hakim hale gelen AKP’nin bütün toplumun hayatını Erdoğan efendinin zihniyet dünyasına göre yeniden şekillendirmeye yönelen faşizan politikaları bu direniş dalgasının yükselişinde önemli rol oynadı.

Kuşkusuz hazır bir seçenek şimdi de ortada yok, ama insanlar artık seçeneğin kendilerinin yaratmasından başka çarelerinin olmadığını da anlamaya başladı, bunun için mücadele ediyorlar.

Direnişle ilgili değerlendirmelerinizde, Kürt sorunundaki çatışmalı dönemin sona ererek barışa yönelik yeni bir sürecin başlamasının rolüne dikkat çektiniz. Nasıl bir etkisi oldu barış sürecinin?

Tabii ki Gezi direnişinin ülke çapında bir isyan dalgasına dönüşmesinin bir çok nedeni var, ama Kürt sorunu çerçevesindeki çatışmalı ortamın sona ermesinin de bu gelişmede önemli bir rolü olduğu ortada. Bu sayede öncelikle otuz yıldır sürüp gelen savaş ortamının toplum üzerinde diğer sorunları ikinci plana iten bastırıcı etkisi ortadan kalktı. Şimdiye kadar AKP tarafından sürdürülen neoliberal politikaların olumsuz sonuçlarının ortaya çıkmasına rağmen insanlar seslerini fazla çıkaramıyordu. Hemen her konudaki mücadele dinamiği fazla gelişme imkanı bulamıyordu. Örneğin Tekel direnişi gibi çok önemli bir konu bile ülke çapında hakettiği desteği bulamadı. Sol hareketlerin geçilen dönemde fazla bir gelişme imkanı bulamamış olmasının da bir ölçüde bu durumla ilgisi vardı. Çatışmalı ortamın kısmen de olsa ortadan kalmakta olduğu çözüm imkanın doğduğu algısı toplumsal mücadele alanının önündeki psikolojik eşiğin aşılmasına yol açtı.

Keza bu konuda ortaya çıkan müzakere süreci örgütlü bir şekilde mücadele etmeden hiç bir şeyin elde edilemiyeceğini, bir başka deyişle ancak mücadele edilerek kazanılabileceğini de bir kez daha göstermiş oldu. Ne kadar yazılıp söylenmiş olursa olun, hiç bir şey eylemin yani hayatın kendisinin öğreticiliğinin yerini tutamaz.

Gezi direnişinin bu denli geniş bir destek ve katılım bulmasında diğer faktörlerin yanı sıra bunların da belirli bir rol oynadığını sanıyorum.

Yeni bir genç kuşak hareket içinde önemli bir rol oynadı. Türkiye tarihine damgasını vuran, sizin de içinde olduğunuz, 60'lı ve 70'li yıllarla kıyasladığınızda dönemler arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?


Kuşkusuz 60’lı 70’li yıllarda hem Türkiye’de hem Dünyada bugünden oldukça farklı koşullar söz konusuydu. Her şeyden önce bugünkü kadar hızlı iletişim haberleşme olanakları yoktu. Sabit telefonlar bile çok sınırlıydı, TV, İnternet vb. zaten yoktu. Biz okullarda yurtlarda fiziki temas ortamlarında örgütleniyor, belirli bir örgüt disiplini içinde mücadele ediyorduk.

Gezi direnişi bazı yönlerden ‘Paris 68’ine benzer yanlar taşısa bile bugün her şey çok farklı. Mücadele biçimleri bir yönüyle maddi hayat koşulları içinde belirleniyor. Ayrıca seksenler sonrasında iletişim ve haberleşme olanaklarındaki gelişmeler kadar post modern öğretilerin merkezi-bütünlüklü siyaset tarzlarına karşı argümanlarının da etkisiyle şimdi parçalı, merkezsiz mücadele anlayışları etkin oldu. Direnişin çok tartışılan bu özellikleri bir yönüyle sol örgütlerin bürokratik hantal yapılarına karşı hareketin genişleyip gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Bu aynı zamanda hareketin önündeki riskleri de içinde barındıran bir durum.

Altmışlı yıllarda başlayan mücadele de Gezi direnişi kadar masum ve barışçıydı. Sonra örgütlendirilmiş silahlı faşist milisleri saldırtarak ülkeyi darbelere ve iç savaşa ortamına sürüklemekten çekinmediler.

Parklarda forum yapan insanların üzerine sopalı adamlarını saldırtıkmaları geçmişe benzer yönlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi her şey değişti falan diyoruz ya, mücadelenin özü değişmiyor, emperyalizmin ve egemen sınıfların sıkıştıkları her durumda zora ve şiddete dayalı taktikleri de…

Direniş boyunca gündeme gelen konulardan birisi de, eylemlerin 'örgütsüz ve bireysel' bir karakterde olduğu ve bu yönüyle 'siyaset dışı' olarak sayan yaklaşımlardı. Direniş ile sol arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?

Gezi direnişi Türkiye’nin geleceğiyle ilgili ciddi sonuçlar yaratan devrimci bir eylem. Direnişin ülke çapında yaygın destek bulan başarılı bir eyleme dönüşmesinde çok tartışılan “örgütsüz ve bireysel” (spontan) karakterde bir eylem olarak balşamasının önemli bir rolü oldu diye düşünüyorum. Eğer direniş örneğin bir ya da bir kaç sol örgüt tarafından başlatılmış olsaydı muhtemelen bu şekilde geniş ve yaygın bir direniş olarak gelişemezdi. Bu yüzden belki bu “siyasi ve örgütlü olmak” meselesine solun kendi durumuyla birlikte bir kez daha bakmak gerekiyor. Solun direnişle nasıl bir ilişki kurabileceği meselesine de her şeyden önce bu durumun nedenlerini sorgulamakla başlanabilir.

Kabul etmek gerekir ki bütün sol, sosyal demokrat vb. örgütlü siyasi yapılar Gezi direnişinin her yönden gerisinde kalmıştır. Türkiye özellikle “meşhur” anayasa referandumundan sonra giderek daha açık bir faşizan karaktere bürünen AKP politikalarına karşı toplumun geniş toplum kesimlerinde gelişen muhalefet dinemikleri yeterince görülemedi. Bu duruma uygun yeni politikalar ve araçlar geliştirilemedi. Bütün bunlar direnişe dahil olma süreçlerindeki eğreti duruşlarımıza da yansıdı.

Direnişe ilişkin ilk değerlendirmenizde, sol için önemli ders ve deneyimleri içinde taşıyacağını yazmıştınız. Bir aya yaklaşık sürecin ardından bu direnişlerden solun öğrenmesi gereken neler var? Bundan sonra sol yola nasıl devam etmeli?

Genel olarak solun sorunları daha çok toplumsal dayanaklarının zayıflığından kaynaklanıyor. Bu durum onları daha çok kendileri için siyaset yapma şeklinde bir tür örgüt fetişine yol açıyor. Bunu Gezi direnişçilerini kendi partilerimize çağıran, eylemin en çetin koşulları içindeyken bile kendi bayraklarımızı göstermeyi eylemin başarısının önünde tutan –rekabetçi- eyleme dahil olma şekillerimizde de gördük.

Her siyasi hareket elbette toplumsal desteklerini güçlendirmek için mücadele edecektir. Ama bu eylemin yarattığı ortamdan basitçe faydalanmaya çalışmakla olmaz. Bütün devrimciler elbette ülkenin ve emekçi halkın çıkarlarını savunur, ama bu anlayış mücadele içindeki önceliklerde kendini göstermelidir.

Bu direniş Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir sürecin sadece başlangıcıdır. Bu sürecin sonunda Türkiye ya Gezi direnişçilerinin yarattığı gerçek devrimci değerlerin ve güzelliklerin ülkesi olacak ya Erdoğan zihniyetindekilerin…

O halde her şey ve bütün öncelikler buna göre dizilmeli. Sosyalistinden sosyal demokratına kadar, bütün sol siyasetler birbirini hiç tanımayan gencecik çocukların eylem dayanışması için hayatlarını ortaya koyabildikleri bu direnişin “mis gibi Gezi Parkı kokan havasında” şimdi artık direniş sürecinin gerçekten tarihin çöplüğüne gönderdiği 12 Eylül karanlıklarından kalma olumsuzluklardan kurtularak kendilerini yenilemenin yollarını bulabilmeli.

Hareket şimdi pek çok yerde 'park forumlarına' evrildi. Buradan bir siyasal alternatif yaratılması noktasında ki tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?


Direniş geniş cephesel nitelikteki muhalefet dinamiklerinden güç alıyor. Bu yüzden Direnişin alel acele dar anlamda -düzen içi -bir siyasi alternatif yapılanmaya, veya var olan muhalif yapılardan birinine ya da düzen içi sınırlı parlamentarist hedeflere yönlendirmeye çalışonun bütün gücünü ve dinamikliğini söndürerek zayıflatıp bitireceğini düşünüyorum.

Direniş süreciniann başardığı en önemli işlerden biri uzun süredir sol muhalefetin önemli bir sorunu olan sokaktaki eylemli görünürlüığü konusunda getirdiği eylem biçimleridir. Devrimci siyasetin direniş komiteleri bağlamında savunduğu doğrudnan demokrasi anlayışının bir gerçekleşme alanı olarak Park forumları bunlardan biri.

Sürecin sonunda kazandığı perstektif uzun sureli bir bir mücadeleyi gerektiren bir mahiyet kazanmış durumda. Bu nedenlerle direniş hareketi kendi özgün dinamiklerine uygun bir şekilde, direniş mücedelesinin yarattığı değerlere dayanan kendi özgün yapısına uygun yolunu aramalı.

Bu süreçte AKP'nin izlediği stratejisi nasıl değerlendirmek gerek. Siz sonun başlangıcı olduğunu yazmışatınız. Hem içerde hem de uluslar arası düzlemde çatlakların büyüdüğü izleniyor.

Egemen masınıfların politikalarının baskı ve şiddete dayalı özü değişmiyor. AKP iktidarının tavrı geleneksel egemen sınıf tavrı. Elrdoğan bu direnişin yarattığı krizden kendi sağ tabanını kemikleştirecek bir gerilim politikası izleyerek kurtulmaya çıalışıyor. Seçim süreçleri boyunca bu anlayıştan kolay kolay vaz geçmeyeceği anlaşılıyor.

Bu tutumunu Türkiye’yi bir iç kargaşaya sürükleme noktasına kadar götürüp götürmeyeceğini göreceğiz.

Onun bu politikalarının kendisini kurtarmaya yetip yetmeyeceğini de…

Bu direnişin ardından Türkiye'nin geleceği için yeni neler söylenebilir?


Gezi direnişi Türkiye’nin geleceğine ilişkin yapılan bütün hesapları bozdu, bu ülkenin devrimci dinamiklerinin Türkiye’nin asla Erdoğan zihniyetine uygun bir düzene izin vermeyeceğini de çok net bir şekilde ortaya koydu. Gündem belirlemeye meraklı beyefendinin gündemi şimdi her gün Gezi! O artık 2074, 2023 yıllarının değil önümüzdeki seçimlerin hesabında… Türkiye’nin geleceği ise artık Gezi direnişini gerçekleştiren genç kuşakların elinde.