Sandık derken sanduka

|

Sandık derken sanduka A Sandık derken sanduka

MELİH PEKDEMİR 

Artık alıştık. Her Cumartesi isyanın ateşi çıkıyor. Cumartesi gecesi başta Antakya, İstanbul ve Ankara’da ve pek çok yerde; her yer Taksim, her yer direnişti yine…

Direnişin bu haftaki aktörü ise mühendisler… TMMOB yazılır, biz ona “tımob” deriz; “tımoblular” da artık çapulcunun daniskası, ne güzel…

Sloganlar çoğunlukla bir talebi, bir temenniyi dile getirir. Ama ünlü sloganımız, her yer Taksim her yer direniş, bir durum tespiti...

Artık alıştık. Her Cumartesi devlet terörü zirveye tırmanıyor. Şiddetleri ve yalanları yarışıyor. Kırık plak gibiler. Otpar, dış mihrak, faiz lobisi filan pek tutmadı ama “Camide içki içtiler, ayakkabıyla girdiler, Kabataş’ta türbanlı bir hanımı dövdüler” demeyi sürdürüyorlar. Son haber: Oruç tutan türbanlıya saldırı! Hüseyin Çelik “Bize yargısız infaz yapılıyor” dedi. RTE “Mısır’daki senaryoyu uygulamak istediler” diye çırpındı.

Diktatör, nefes aldıkça yalan söylermiş.

Çünkü pekâlâ farkındalar: Taksim Direnişi ile tarihin akışı değişiyor. Devam eden isyanlar Ortadoğu’nun dizaynında bile adeta söz sahibi. Taksim hezimetiyle de RTE’nin borusu artık bu coğrafyada sadece zırt diye ötebiliyor… Suriye politikası fos çıktı, Kürt çözümündeki emperyal hayalleri Irak hükümeti ile Kürdistan yönetiminin barış(tırıl)masıyla yıkıldı, nihayet Mısır’da Mursi ile birlikte kendisinin de deliğe süpürüldüğünü gördü. Mısır üzerinden mağduriyet taslamaya kalktığında ABD tarafından bile tersleniyor. Taksim direnişi Kürt çözümünde de önemli bir faktör. Bu arada “Kürt halk inisiyatifi” de direnişe aktif şekilde katılmak kararı aldı… Hükümet kapıdaki küresel ekonomik sıkıntılarla nasıl baş edeceğini elbette hiç bilemiyor.

Artık RTE ne yapsa ne dese direnişin kazanç hanesine yazılıyor. İsyanı karaladığını sandıkça isyanın güzelliğini çoğaltıyor. Bütün silahları ters tepiyor. Dönüp kendini vuruyor.

Elindeki tek çözüm şiddeti artırmak…

En son “Şiddetin karşılığı şiddettir” diye efelendi.

Eee? Ama hep önce polis şiddete başvuruyor! Ne olacak şimdi? RTE muhalifleri şiddete mi azmettiriyor?

Hiç gerek yok. Antakya Armutlu’da polis evlerin balkonuna gaz bombası attı, insanlar da çatıdan su deposu fırlattılar Toma’nın üzerine… Halk ev eşyalarını barikat malzemesi olarak sokağa taşıdı. RTE insanları taammüden çıldırtmak istiyor… Beceremedikçe de kendisi çıldırıyor. Hepsi bu…

AKP’nin karşısında mağdur olan tüm kesimler, tüm sınıflar, hor görülen insanlar var. İşte bu mazlum sınıflar koalisyonu, halktır.

RTE “halk isyan edince milletin huzuru kaçtı” demeye getiriyor ya, asıl hedefi, halk ile “milleti” karşı karşıya getirmek, “milleti ve ümmeti” Devlet eliyle halka karşı ittifak yapmaya davet etmek… Şimdi tam teşekkül AKP elinde olan Devlet, tanım gereği, zaten ve her zaman halkın karşısında...

Nereden nereye?

Daha başından itibaren AKP ile demokrasi kavramını birlikte telaffuz etmek zevzeklikten başka bir şey değildi. Ama ilk beş yıl, 2007 yılına dek defansif oynadı, nabza göre şerbet verdi, güç biriktirdi. 2007 sonrasında ofansif oynamaya soyundu. Özellikle Eylül 2010 referandumu ardından sivil dikta rejimini inşaya girişti. Bölgede de rüzgârlar kendinden yana estiğinden, Küçük Enişte’yi kimse tutamaz hale gelmişti. İçeride tek adamlık, bölgede yeni Osmanlıcılık dediği ama aslında taşeronluk olan misyonuyla ve engel çıkaran Kürt muhalefetine de çözüm vaat ediyor görünerek, tıngır mıngır bir totalitarizmi kurumsallaştırmaya koyuldular.

Ta ki Haziran isyanlarına dek… Şimdi artık paldır küldür gitmeyi de hesaba katmak zorundalar.

Bu yüzden RTE ikide bir “sandıkta çözüm” deyip duruyor ama onun çözümü fiiliyatta sandukada, tabutta çözüm! Muhaliflerini, yani Ethemleri, Ali İsmailleri, Abdullahları, Medenileri sandukaya koyduracak ölçüde gözü kararmış bir vahşetin timsali…

Hayatta kalabilmek, kendi yarattıkları vahşi hayatı sürdürebilmek için vahşi olmaya mecburlar.

Polisin vahşeti ayyuka çıktığında diyorlar ki: “Polisin hangi koşullarda görev yaptığını biliyor musunuz?”

Peki ama sizler çapulcuların hangi koşullarda muhalefet yaptığını, direndiğini bilmiyor musunuz?