‘Genelev kapanırsa sokağa düşerim’

|

‘Genelev kapanırsa sokağa düşerim’ A ‘Genelev kapanırsa sokağa düşerim’

Çocuğu için her şeyi yapabilecek bir anneyle, Ankara genelevinde çalışan bir seks işçisiyle konuştuk. Kentsel Dönüşüm Projesi Çerçevesi’nde işyeri yıkılacak olan 34 yaşındaki astım hastası A.T. yeniden sokaklara dönmek zorunda kalmaktan korkuyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kendilerine yer göstermeden önce yıkımlara başlayacağını duymuşlar. Tüm genelev çalışanlarının sözcülüğünü yapmaya hazır olan T. , daha önce valiliğe dilekçe vermiş, Gökçek’ten randevu talep etmiş ancak henüz yanıt alamamış. T, henüz 16 yaşındayken ailesi sevdiği adamla evlenmesine izin vermeyince kaçarak evlenmiş. Bu evlilikten bir kızı olmasından kısa bir süre sonra ise eşi kansere yenik düşmüş. Kızıyla birlikte babasının evine sığınmak zorunda kalan T.’yi ailesi kısa bir süre sonra zorla imam nikahıyla evlendirmiş. T.’nin hayatı ikinci evliliğiyle birlikte kâbusa dönmüş. Kaşının üstünde o günlerde uğradığı şiddetin izini taşıyan T. , şöyle anlatıyor bu süreci:

İMAM NİKAHLI KOCA

“Ailem ‘çok dürüst birisi, sana da bakar kızına da’ diye evlendirdi beni. Onunla birlikte İzmir’den Ankara’ya taşındım. Ankara’ya gelince çocuğumu kısa bir süreliğine diyerek Erzurum’a yolladı. Sürekli içki içmeye ve beni dövmeye başladı. ‘İş bulamıyorum, paramız yok’ diye başladığı öfke nöbetlerinden birinin izini hâlâ taşıyorum yüzümde. Sonunda gerçek niyetini ortaya koydu. Benim randevu evinde çalışmamı istiyordu. Beni zorla bir adamın evine götürdü. Ve yıllar süren kâbus o gün başlamış oldu. Çocuğuma bir şey olmasından çok korkuyordum. Ailemden ise o kadar utanıyordum ki başıma gelenleri asla anlatamadım.”

ERZURUM MACERASI

Çocuğunu alabilmek için büyük zorluklara karşın Erzurum’a gittiğinden söz ediyor T. , ve şöyle devam ediyor:

“Erzurum’da da bu sektörün patronlarının eline düştüm. Onlar beni ikinci eşimden kurtardı ancak bu kez de kendileri bırakmadı. Tam bir yıl hiç dışarıya çıkamadan onlar için çalışmak zorunda kaldım. Çok zor olsa da birçok kez emniyetten yardım istedim. Ancak emniyet mensupları benim kaçmak istediğimi patronlarıma söylüyordu. Sanırım polis patronlarla anlaşmalı çalışıyordu. Daha sonra ahlak amiri değişti. Yeni gelen amirle birlikte şansım da değişti ve beni Ankara’ya getirdiler. Ancak kızımı kurtaramamıştım.”

‘YAŞIMI BÜYÜTÜP GENELEVE GİRDİM’

Çocuğu kendisinden para alabilmek için kullandıklarını anlatırken yorgunluk dolu gözleri doluyor T.’nin ama anlatmayı sürdürüyor: “Ankara’da da çaresizdim artık. Kızım için para kazanmak zorundaydım. Bu alemde çocuklara iyi davranılır aslında. Çünkü anneyi bağlamanın ve gelir elde etmenin en iyi yöntemidir. Çocuğundan vazgeçemeyen anneler her şeyi yapmak zorunda kalır.

Ben de telefonla çalışmaya başladım. Nereye çağırsalar gidiyordum artık. Duygularım ölmüştü. O günlerde de pek çok kez dayak yedim, işkence gördüm. Bir keresinde 1 adamın evi diye gittiğim yerde tam 10 kişi çıkmıştı karşıma ve beni iki gün boyunca bırakmadılar. Çaresizlik bu işte. Yapabileceğin hiçbir şey yok. Beni orda öldürseler, kızımın hayatı ne olacaktı? İlerleyen günlerde yaşımı büyüttürerek Ankara Genelevi’ne girişimi yaptırdılar.”

O süreçte ilaç içerek yaşamına son vermek istemiş T. Kaldırıldığı hastanede 25 gün yoğun bakımda kaldığını söylüyor ve ekliyor “Kurtardılar beni ama kurtardılar mı gerçekten?”

‘15 YILDIR BURADAYIM’

Tam 15 yıldır Bentderesi’ndeki genelevde çalıştığını söyleyen T., kızını bin bir güçlükle yanına aldırabildiği ve onunla birlikte yaşayabildiği için mutlu. Ama çok buruk bir mutluluk bu. Çünkü kızı annesinin tezgâhtar olduğunu sanıyor. Sabah lise 1’e giden kızını okula yollayan T. , ardından 13.00’e kadar giriş yapmak zorunda olduğu iş yerinin yolunu tutuyor. Saat 21.00’e kadar çalıştıklarını söyleyen T, mesai saatlerini şöyle anlatıyor:

“Biz günlük 130 YTL oda kirası vererek çalışıyoruz. Bir günde bazen 30 kişi bazen 50 kişi alıyoruz. Vizite 30 YTL ancak biz 15 ya da 20 YTL’ye de kabul ediyoruz. Günde 10 bin kişi giriyor içeriye ve özellikle hafta sonları sayı daha da artıyor. 450 kadın çalışıyorduk ancak şimdi 160 kişi kaldık. Yıkım olacağını öğrenen herkes yavaş yavaş başka illere gitti.”

‘MÜŞTERİLERİN ÇOĞU EVLİ’

Müşterilerin çoğunun evli olduğunu ve eşlerine yapamadıklarını kendilerine yapmaya çalıştıklarını ifade eden T. şöyle devam ediyor:

“Alkollü gelenler, çok agresif davrananlar oluyor. Bir sorun çıktığında hemen polise haber veriyoruz. Müşteriler içeriye silahla ya da bıçakla girerek bize zarar veremiyorlar ancak bizleri aşağılayarak canımızı çok yakıyorlar. Küfür ettikleri oluyor. İnsan çok büyük bir burukluk hissediyor. Hem kendisinin gelmesini hem de bizlere aşağılık insan, gözüyle bakmasını anlayamıyoruz.”

‘YARI AÇIK CEZAEVİ GİBİ’

Yarı açık cezaevine benzetiyor yaşamlarını T., nasıl da toplumdan tecrit edilmiş olduklarını şöyle ifade ediyor:

“Örneğin benim hiçbir komşuluk ilişkim yoktur ve olamaz da. Ya evin babası ya da oğlu gelmişse, beni tanıyorsa ne yaparım? Sonra dışarıdaki insanlarla da iletişim kuramayız. Bir kere kimseye karşı dürüst olamayız. Herkese yalan söylemek zorundayız. Böyle olunca samimi ilişkiler de kurulamıyor. İçinizde sürekli bir kaygı taşıyorsunuz, ‘ya öğrenirse’ diye.”

‘HAYVANLARI ÇOK SEVİYORUM’

Hayvanları çok sevdiğini, evlerinde bir köpekleri olduğunu söylüyor T. ve “Hayvanları sevmeyenler insanları da sevmez” diye ekliyor. Hâlâ insana olan inancını yitirmemiş olan T.’nin evine bir de kedi gelmiş. “Köpekle anlaşabiliyorlar mı?” sorusunu ise şöyle cevaplıyor:

“Köpeğimiz biraz kıskanıyor kediyi aslında. Ama yapabileceğimiz bir şey yoktu. Sokakta çocuklar kediye eziyet ediyormuş. Eziyet görmesin diye aldık eve. Artık sokağa bırakamam”

Yalnız bir kadın olarak çocuğunun geleceği için hayatta kalmak zorunda olduğunu söyleyen T. işyerlerinin yıkılmasını neden istemediklerini şöyle anlatıyor:

“Belediye bize bir yer tahsis etmeden burayı kapatırsa, sokaklarda çalışmak zorunda kalacağım. Sokaklar tehlikelerle dolu. İşkenceye uğramak, gasp edilmek ve hatta öldürülmek çok mümkün. Benim tanıdığım pek çok kadının dere kenarlarında, çöp kutularında cesedi bulundu. Burada ise en azından can güvenliğimiz var. Üstelik bizlerin kütüğüne genelevde çalıştığımız yazıldığı için başka bir işe giremiyoruz. Patron bu durumu bilerek bizleri işe alsa bile çok kısa bir süre içinde tacizler, aşağılamalar başlıyor. Çaresiz bırakıyorlar insanı. Bir başka sorun ise, her yerde daha önce müşterin olmuş insanlarla karşılaşma durumu. Geçen yaz kızımla birlikte tatile gitmiştim. 7-8 müşterimle karşılaştım. Ne kadar korktuğumu anlatamam kızımın yanında bir şey söyleyecekler diye. Neyse ki onlar da beni tanımamazlıktan geldi.”

‘YANLIŞ EVLİLİĞİN SONU’

Fuhuşa itilen kadınların genellikle yanlış evlilikler yapmış olduğunu söylüyor T. ve ekliyor:

“Evlenmeden fuhuş sektöründe çalışan kadın sayısı çok azdır. Evlendikten ve özellikle çocuk sahibi olduktan sonra, kadını çocuğunu elinden alarak mecbur bırakıyorlar bu işi yapmaya. Babasının ya da yakın akrabasının tecavüzüne uğradıktan sonra evden kaçanlar da var. Sokakta yatıp kalkmaya başlıyorlar ve sonra mutlaka birilerinin ilgisini çekiyorlar. Kadın çok büyük şiddete maruz kalıyor ve hem çok korkuyor hem de çok utanıyor. Geriye durumu kabul etmek ya da yaşamına son vermek gibi iki seçenek kalıyor çoğu zaman.”

‘KIZIM BİLMİYOR’

“Peki ya bir gün kızınız öğrenirse?” sorusunu ise şöyle cevaplıyor:

“Hayatı yıkılır, canına bile kıyabilir. Ama ben öğrenmemesi için bütün önlemleri alıyorum. Sürekli gittiğim bir mağaza var. Kızım orayı işyerim sanıyor. Eğer işyerime gelmek isterse telefon ediyor bana. Ben de izin alıp hemen mağazaya gidiyorum. Mağazadakiler de biliyor gerçeği ve bana oyunumu sürdürebilmemde yardımcı oluyorlar. Benim hayattaki tek varlığım kızım. Sadece onun bir meslek sahibi olduğunu görebilmek için yaşıyorum. Çocuğum olmasaydı çoktan ölmüştüm. Onun için mücadele ettim hep. Şu an sizinle de aslında onun geleceği için görüşüyorum. Sesimizin duyurulmasını istiyorum. Bu hayatta biz de varız, yaşıyoruz!”

‘KÖYE YERLEŞMEK İSTİYORUM’

“Sizce bütün bunlar neden oluyor?” denince ise şunları anlatıyor T. :

“Bu ülkede kadınlar her zaman eziliyor. Babalar bile oğullarıyla kızlarına eşit davranmıyor. Kız çocukları okula bile yollanmıyor. ‘Nasıl olsa evlenip gidecek’ anlayışı var. ‘Kocan ne derse onu yapacaksın, o en iyisini bilir’ mantığıyla büyütülüyoruz. Kadına baba da şiddet uyguluyor, koca da, ağabey de. Hakkımızı bile arayamıyoruz. Kadınların daha fazla ezilmesini istemiyorum. Kadın mücadeleci ve korkusuz olmak zorunda, başka yolu yok.”

“Peki ya hayalleriniz?” denince içini çekiyor T., çok uzakta bir yere bakar gibi anlatıyor sonra:

“Kızımın okuduğunu, meslek sahibi olduğunu, kimseye muhtaç olmadan yaşadığını görmek istiyorum. İyi bir de evlilik yaparsa hiçbir tasam kalmaz artık. Ben ise bir köye yerleşmek istiyorum. Hiç kimsenin beni tanıyamayacağı, domates biber yetiştirip, hayvanlarıma yemlerini verebileceğim basit ve huzur içinde bir hayat istiyorum.”

ÖZLEM ZORCAN ANKARA