Nazlı Eray: Stalin’in gölgesi metne düştüğünde

|

Nazlı Eray: Stalin’in gölgesi metne düştüğünde A Nazlı Eray: Stalin’in gölgesi metne düştüğünde

“Stalin’in yaşamı ile ilgili taptaze ayrıntılara ulaştığımda çok heyecanlandım. Tarih kitaplarındaki tekdüzelik ve sıkıcılık yoktu  bulduklarımda. Yeni açılmış arşiv bilgilerini ve son dört yıl içinde yazılmış olan Stalin biyografilerini araştırdım. Bir polisiye roman kadar sürükleyici bir hayat, bir korku romanını anımsatan yıllar ve yalnız bir adamın yaşamı”…

 

 

Nazlı Eray, yeni romanında okuyucuyu büyülü gerçekçilik ögeleri barındıran fantastik bir yolculuğa davet ediyor. Geçmişin gölgeleri, tarihsel karakterler biçimine bürünerek Prag kentinin kendine has dokusunda yazarın yaşamına teker teker arzı endam ediyorlar. Gündelik yaşamın aktığı kafelerde, otel lobilerinde siyasal tarihin nev-i şahsına münhasır fenomeni Josef Stalin’in hayatının bilinmeyen mahrem ayrıntıları, anıları teker teker açılıyor. Aşkları, sürgünleri, iktidarın gücüyle kurduğu despotik rejimde emrinde çalışan bürokratlarıyla Stalin, romanda başat ilgi çekici karakter konumuna yerleşiyor.

Stalin gibi siyasal düzlemde son derece tartışmalı bir öznenin hayatına yönelik kurgusal bir çalışmanın bile içerdiği gerçekliklerle doğru orantılı olarak merak uyandıracağı tahmin edilebilir. Modern tarih boyunca kurmaca ögelerin büyüğünden küçüğüne tüm anlatıların ruhuna nüfuz ettiği düşünüldüğünde romanın biyografik tanımlamalarıyla, resmi tarihin ‘nesnel’ tarzı arasında sınırların çok da kalın olmadığını vurgulamamız gerekli. SSCB resmi belgelerinde dönemin siyasal/örgütsel değerlerine bağlı olarak tarihten aforoz edilenler- hatta fotoğraflardan silinenler- düşünüldüğünde belgesel-biyografi- roman vs. şeklinde nesnellikle ilintileri, yakınlıkları üzerine hiyerarşi kurulan anlatı tarzlarının objektiflik bağlamında çok da farklılıklar taşımadıklarını görebiliyoruz. Her büyük anlatının öznellik içerdiğinin bilincinde olunduğunda her kurgusal çalışmanın da en az tarihsel gerçek olarak kutsanan diğer kurgular kadar kıymet kazandığını da hatırlayalım.

Nazlı Eray’la romanını mekânından, üslubuna, karakterlerinden metin için girdiği araştırmalara uzanan bir çerçevede masaya yatırdık; özellikle, Stalin üzerine büyük parantezler açarak "Kayıp Gölgeler Kenti"ni konuştuk.

 

»Romanda bir geçit töreni misali yerlerini alan tarihsel şahsiyetlerin seçimini hangi eksende yaptınız? Kafka"nın Milena’sından Stalin’e bütün bu isimlerin romanda görünürlüğünü tetikleyen şey nedir?

Kayıp Gölgeler Kenti’nde okurla buluşan, romanın içinde yerini alan,tarihin içinden günümüze gelen kişiler ve bir kentin gölgeli sokaklarında beliren bunca insanı hiçbir şekilde bir sıra ile seçmedim. Onlar romanın doğal akışı içinde sanki kapımı çalıp, anlatının içindeki yerlerini bir bir aldılar. Böyle bir şeyi planlayıp,insanları sıralayıp yazsaydım roman hiç bitmeyebilirdi. Çünkü koskocaman bir devri ufak aralıklardan, adeta duvar çatlaklarından,yeni açılan arşivlerdeki bilgilerden teker teker buluyordum. Yazmadığım, yetişemediğim çok kişi var o devre ve Stalin’in hayatına ait.

Şunu unutmamalı ki bu bir roman. Fantastik bir kurgu içinde Josef Stalin’in hayatından gerçek biyografik bilgiler içeren bir roman. Duygularıma yakın olan insanlar, bilinçaltımı etkileyenler romana daha kolaylıkla girdi.

 

»Geçmişten gelen bu ‘gölgelerin’ Prag’da ortaya çıkmasında kentin tarihsel kimliği mi, yoksa roman anlatıcısının mekâna yüklediği imgesel özelliklerin mi belirleyiciliği söz konusu? Prag sizin için coğrafi/edebi anlamda neleri simgeliyor?

Geçmişten gelen bu gölgeler,Josef Stalin’in insanları, Bakü Hapishanesinden arkadaşları, Kremlin Sarayı’ndaki generalleri, oğlu Yakov’un bir Alman esir kampındaki intiharı,Stalin’in aşık olduğu ilk karısı Kato, sevgilileri, Sibirya’da bıraktığı onüç yaşındaki Lidia ve oğlu Aleksander, bir başka sevgili Natasha, Kirtava hep Prag’da meydana çıktılar. Bu, kentin benim üstümde yarattığı etkiden olmalı. Oraya ayak basar basmaz kentin tuhaf tarihsel geçmişi beni sarmaladı ve roman kendi kendine oluşmaya başladı.

Prag bende pek çok şeyi simgeliyor; kentin hüznü,ezilmişliği, terk edilmişliği, 1968 ilkbaharında yaşananlar orada her kaldırım taşında hissediliyor.

 

»Stalin’in kişisel hayatına dair romanda -belki de ilk kez yayımlanan -  ayrıntılara nasıl ulaştınız? Araştırma sürecinize dair neleri anlatmak istersiniz?

Stalin’in yaşamı ile ilgili taptaze ayrıntılara ulaştığımda çok heyecanlandım. Tarih kitaplarındaki tekdüzelik ve sıkıcılık yoktu  bulduklarımda.  Yeni açılmış arşiv bilgilerini ve son dört yıl içinde yazılmış olan Stalin biyografilerini araştırdım.  Bir polisiye roman kadar sürükleyici bir hayat, bir korku romanını anımsatan yıllar ve aslında yalnız bir adamın kendine has hüzünlü ve trajik yaşamı. İşte bunlar çıkıyordu karşıma araştırmalarımı yaparken.

Ölümle iç içe bir yaşam. Çelik gibi bir irade,  kan donduran bir soğukkanlılık, zamanında ülkesinde tanrı gibi tapılan bir adam, herkesin korktuğu bir diktatör. Tuhaf bir biçimde kadınlara çok çekici gelen bir erkek, annesinin gurur duyduğu bir çocuk, ürkütücü ve paranoyak bir lider. Yirmi birinci yüzyılda da böyle meydana çıkıyordu Stalin. Bir yüzyıl boyunca sansürlenmiş ve gizli kalmış arşivler açıldığında. Bulduğum fotoğraflarla romanı daha da inanılası kılmak istedim. Yazdığım gerçeklerdi, fantastik bir konum içinde sunuyordum onları. Belki de büyülü gerçekçilik akımında ilk kez böyle bir roman yazıldı.

 

»Stalin’i ve emrindeki görevlileri tarihsel gerçeklikleri dışında kurgusal karakterler olarak hayal etseniz onların öykülerini nasıl sonlandırırdınız?

Stalin’in emrindeki görevlileri, yani Yezhov ve Beria’yı kurgusal karakterler olarak düşünebilmem imkânsız. Çünkü onlar çok gerçek, yaşadıkları zamana damgasını vurmuş, ürkütücü ve hayal edilemeyecek kadar etten ve kemikten insanlar.  Bu işkence ve ölüm makineleri başka bir kurgunun içinde, başka sonlarla yer alamazlardı.

Yezhov bütün korkunçluğuna rağmen Beria’dan daha ‘insancıl’ gelir bana. Bu biseksüel adam, sürekli içiyordu. Onu araştırırken ekranda sürekli gördüğüm mavi gözleri beni hem ürkütüyor hem de içimde bir acı uyandırıyordu. Yaptığı şeyin doğru olduğuna sonuna kadar inanmıştı. Artık böyle devirler, böyle adamlar, böyle canavar ruhlar olabileceğine inanmıyorum. Beria daha soğukkanlı ve sinsiydi. Belki de Stalin’in  içkisine bir kan sulandırıcı katarak onu öldüren adam o. Tarihin bu kısmı çok da net değil. O son gece olanlar tam bilinmiyor. Ama Beria korkak, incelemelerimde bunu gördüm.

Kayıp Gölgeler Kenti

Nazlı Eray

Turkuvaz Yayıncılık

 

***

İnsan psikolojisinin sınırlarına yolculuk

 » “Kayıp Gölgeler Kenti”nin okuyucu nezdinde nasıl algılanmasını tercih edersiniz; değer yüklenen kentler bağlamında bir gezi sürecinin imgesel haznesi mi, tarihsel öznelerin kentler bağlamında serimlenmesi mi?

Bu sorunun yanıtı romanı okuyana bağlı.Tarihin içine yapılan bir gezi romanı, insan psikolojisinin sınırları içinde yapılan bir yolculuk,eskinin içinden birtakım şimdiye kadar bilinmeyen duygu, düşünce ve siyah beyaz fotoğraf karelerini günümüze getirmek; Prag kentini yaşarken insanın üstüne yüklenen tarihsel pelerin,romanım okunurken bütün bunlar algılanmasını istediğim şeyler.

Gökhan Gençay