TKP GENEL BAŞKANI ERKAN BAŞ: Ya Osmanlı’ya dönüş ya da sosyalist Türkiye

|

TKP GENEL BAŞKANI ERKAN BAŞ: Ya Osmanlı’ya dönüş ya da sosyalist Türkiye A TKP GENEL BAŞKANI ERKAN BAŞ: Ya Osmanlı’ya dönüş ya da sosyalist Türkiye

“Bir taraftan Cumhuriyet tasfiye edilecek bir taraftan da buna bir kılıf bulacaklar. Osmanlı bunun için biçilmiş kaftan. Bugün Osmanlı cazip bir fikir haline geldi. Milliyetçiliği de İslami vurguları da kapsıyor. Bizce Cumhuriyet’in kazanımlarından geriye dönüşü de simgeliyor Osmanlı. AKP de bu sürecin taşıyıcısı”....

BARIŞ İNCE

İsim tartışması, ulusalcılık eleştirileri gibi pek çok konu Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) solun geniş kesimi tarafından tartışılmasına yol açıyor. Geçtiğimiz haftalarda 9. Kongresi’ni gerçekleştiren TKP’nin artık 29 yaşında bir genel başkanı var. Yeni genel başkan Erkan Baş, ısrarlı ve disiplinli mücadelesiyle örgüt içerisinde takdir edilen bir isim. Erkan Baş ile TKP’nin geleceği, kongre yönelimleri, partiye yönelik eleştiriler gibi  konularda konuştuk.   

»TKP’nin 9. kongresinde başkanlığa seçildiniz. 9. kongrenizin temel yönelimleri nedir?
9. Kongremiz bizim 2 yıllık tartışma sürecimizin bir sonucudur. Köklü değişiklikler yapmasak da daha fazla gündemi yakalayan yönelimler tartıştık. Onun dışında parti iç işleyişine dair de belli kararlar aldık. Büyük Ortadoğu projesi diye sunulan, 90’larda başlayan, emperyalizmin Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirme sürecinde Türkiye tasavvurlarını anlayıp Marksist bir perspektifle yorumlamaya çalıştık. Nasıl bir mücadele yapabileceğimizi tartıştık. Son Davos çıkışı da söylediklerimizi test etme fırsatı verdi. Biz bu gelişmeyi de tartışmalarımız içerisine oturtabildik. Ana eksende devrimci bir parti açısından önemli olan işçi sınıfının bunun karşısında en etkin duruşunu nasıl sergileyeceğidir. Bu kongreden muradımız buydu. Biz artık kuruluş döneminin bittiğini söylüyoruz. Türkiye’nin komünist partisini yaratmak istiyoruz.

»Kongrenizde ‘Gençliğin İradesi’ diye bir ibare var. TKP’nin son yıllarda üniversite öğrencileri arasında gözle görülür bir çabası var. Sizin başkan seçilmeniz sanki bu potansiyele oynamak gibi algılandı.  Nedir ‘Gençliğin İradesi’ başlığından kasıt?
Bu gençliğin iradesi meselesi Türkiye’nin en önemli meselelerinden… Bence TKP’nin ve önceki sürecin pek çok eksiğine rağmen pek çok da başarısı vardır. Bence biz şunu yaptık: 1980 sonrası SSCB’nin yıkılışıyla Türkiye’nin ve dünyanın büyük ölçüde bir karşı devrimin esareti olduğu dönemde biz yeni bir devrimci komünist kadro kuşağı yarattık. TKP birçok konuda eleştirilebilir ama herhalde herkesin kabul ettiği şey budur. Bizim için “bunlar öğrenci partisi” diyorlardı. Belki haklılık payı da vardır bir işçi sınıfı partisinin ağırlıkla öğrenciler arasında örgütlenmesi eleştirilebilir. Ama biz bir taraftan da seviniyorduk. “Ne güzel ki biz bu karanlık süreçte gençlik içerisinde örgütlenebiliyoruz ve gençlik içerisinde sosyalizmi yaygınlaştırabiliyoruz” diyorduk. Bu Türkiye devrimci hareketinin bütünün önünü açacak bir çabadır. 9. kongre bunu tescilledi. Şimdi partili yoldaşlarımıza bir sorumluluk daha veriyoruz. Bana genç genel başkan diyorlar ama ben Türkiye’nin büyük çoğunluğundan daha yaşlıyım. Türkiye yaş ortalaması 26-27… Ama Türkiye siyaseti’nde 50 yaşındakilere genç dendiği için ben genç görülüyorum. Türkiye işçi sınıfının yaş ortalaması da çok genç. Biz gençlerin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini düşünüyoruz. O enerji Türkiye soluna güç katacaktır.

»Kongre sloganlarınızdan biri de ‘Halkın Vicdanı.’ Bu TKP’de çok alışık olmadığımız bir slogan. Biraz metafizik çağrışımları da var. Ne dersiniz?
TKP bütün sloganlarında şuna bakar. Biz bir işçi sınıfı partisiyiz ve işçi sınıfı cephesinden halka ne söylenebilir. Bizim çizgimiz budur. Türkiye’de halk vicdansızlaştırıldı. AKP dönemiyle birlikte Türkiye toplumu çürüdü. Belki bu 12 Eylül’le başlar Özal’la sürer, AKP’yle doruk noktasına ulaşır. Toplumsal çürümeye karşı duramadığımız müddetçe solun eşitlik ve özgürlük gibi değerlerinin ayakta kalma şansı yoktur. Biz bu toplumla bir şeyler yapmak istiyoruz. Bu ülkenin insanlarının iyi insanlar olmasını dert etmeliyiz.

»Bir sloganınız da ‘Sınıfın Aklı.’ Geleneksel olarak işçi sınıfı örgütlenmesini esas alan bir parti Yurtsever Cephe diye bir şey kurdu. Cephe siyasetinden bizim anladığımız belli ittifakların da işin içerisine dahil edilmesidir. TKP sınıf söylemine mi dönecek yoksa antiemperyalist bir cephe içerisine küçük burjuvazi gibi ittifakları da katacak mı?
TKP hâlâ ‘sosyalist Türkiye’ hedefi dışında bir hedef taşımıyor. Hala temel değiştirici güç olarak işçi sınıfını görüyor. Ama uzayda siyaset yapmıyoruz. Belli bir süre ayaklarımızı sağlam yere basma kaygısı güttük. Ancak TKP açısından sınıflar arası ittifak teklif dahi edilemez. Örneğin CHP’yi yerel seçimde niye desteklemiyorsunuz diyenler oldu. TKP Merkez Komitesi dese ki CHP’yi destekliyoruz, TKP bunu yine yapmaz. Bazı şeyler genetik olarak partinin bütün hücrelerinde vardır. Dolayısıyla Yurtsever Cephe açılımı sınıf ittifakı açılımı değildir. Emperyalizmin saldırıların çoğalacağı tespitinden hareketle buna karşı duracak, işçi sınıfının merkezinde olduğu bir direniş cephesi oluşturmaktır. Biz cephe kavramını klasik sol jargonla bir cephe kavramıyla ifade etmedik. Bizim cepheden kastımız cephe cepheye karşı gelmektir.  Solun dışına çıkalım, birisine cephe diyelim kimse bundan sınıf ittifakını anlamaz.

»Ama siz Dimitrov’u da iyi bilen bir partisiniz. Böyle anlaşılacağını da bilirsiniz.
Türkiye’de benim bildiğim toplumsallaşabilmiş bir tane cephe vardır o da Demokrat Parti’nin Vatan Cephesidir. Onda da sınıf ittifakı falan yoktur. Bir tane sınıfın çıkarlarını savunur. Yurtsever Cephe’den kastımız sadece TKP’lilerin oluşturduğu bir cephe değil elbette. Türkiye’deki emekçi sınıflarının içyapısındaki değişimler bizi belli yerlere götürebilir. 5 yıl sonra DİSK’in nereye gideceğini bilemeyiz. Türk-İş ne olur? Sendikalar bu halleriyle devam edeceklerse Türkiye işçi sınıfının oralardan çok büyük bir enerji çıkarma şansı yok. Ama Türkiye’deki gelişmeler bu cephenin daha da büyümesi sonucunu doğurabilir.

»TKP’nin sola karşı sekter bir tutumu olduğu söylenir. Bu tavırda bir değişiklik olacak mı?
Sekterlik midir bilmiyorum ama 80’li yıllardan çıkarken kendimizi bir miktar koruduğumuz doğru. Bu da kaçınılmazdı. Bir taraftan gelenek derken yani geçmiş değerlere sıkı sıkıya bağlı kalırken yapmak istediğimiz, geçmişte neleri yanlış yapmadığımızı bulmaktı. Bu süreç bitmiştir. Bizim artık tek başımıza karşılayabileceğimiz bir süreç değil şu anki. Devrimci toplamın en geniş bileşimine açılmalıyız ama nasıl? Geniş bir birliktelik düşünüyorsanız kırmızı çizgileri sağlam çekmelisiniz. Ne kadar sağlam duvarlarınız olursa o kadar büyürsünüz. Herkes gelsin derseniz hem çorba olur hem de daha küçük hale gelebilirsiniz. Biz köşe taşlarımızı iyi oturttuk. Kazıkları sağlam çaktık ki sonra belimizi bağladığımız kemerle çok geniş bir alanı tarayabilelim. 2001’den beri bunu yapmaya çalışıyoruz ama bir dönem solun durumundan rahatsızlık duyduğumuz için solun iç dünyasına kulaklarımız kapattık. Dönüp sürekli birbirimizle kavga etmek yerine yüzümüzü dışarı döndük. Biz öyle herkesle birlikte olacağız diye kaygı da gütmüyoruz. Bizim iş yapabileceğimiz kesimler ilkeli olacak, ne söylediğine dair şüphemiz olmayacak, onun da  Türkiye toplumunu hedeflediğine inanacağız. İnandığımız herkesle iş yaparız.

»Yerel seçimlere de bu minvalde mi bakıyorsunuz?
‘Biz Varız’ diye bir oluşum var. Bu konuda da yine başaramadık diyorlar, belki doğru. Metin iyi bir metindi. Keşke herkes onun çevresinde durabilseydi. Ama olabilen yerlere bakalım biraz da. Düzce’de başarıldı misal. Bunları öne çıkaralım. ÖDP’yi desteklediğimiz yerler var, DTP’yi desteklediğimiz yerler var… Program önemlidir. Mesela yaşadığım yer Alibeyköy’de bir sürü muhtar adayı pişmiş kelle fotoğraflarını asmış. Bu adam kendini tanıtmaya çalışıyor. Buna ne gerek var? Programını tanıt, fikrini tanıt. Bu seçimler için de geçerli… EMEP, ÖDP, bağımsız fark etmez. Biz diyelim ki şu programa, şu ilkelere, şu değerlere oy istiyoruz, mücadeleye katıl diyelim.

»Ergenekon sürecinde TKP oldukça eleştirildi. Orduya, statükoya yüklenmiyor eleştirisi geldi. Derin devlete sahip çıkıyor bile dendi. Bu eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biz solun bu sürecin taşeronu olmasının önüne geçtik. TKP, solun demokratlaşıyoruz balonuna kapılmasına, destekçisi olmasına, kitle tabanı olmasına engel olmuştur, direnmesini sağlamıştır. Ergenekon’da gözaltına alınanlar arasında bulunan İbrahim Şahin, Veli Küçük gibi adamların neye hizmet ettiğini, misyonlarının ne olduğunu tartışan kimse yoktur. Sonuçta bunlar gladyo diyelim kontrgerilla diyelim, işçi sınıfının, emekçi halkın hak alma mücadelelerin önüne geçmek istemektedir. Bunu engellemek için öldürmeyi hedefleyen katillerdir ve görevleri budur. Bizim bunların ceza almasından sıkıntı duyduğumuz falan yok. Ama bu süreçte özel bir şey var. Ortaya bir fotoğraf konuyor ve hepimizin onu o şekilde yorumlamamız isteniyor. Halbuki bizim süreci Marksist açıdan, sınıf mücadelesi ekseninde analiz etme gibi sorumluluklarımız var. Bizim şuna mı inanmamız isteniyor? “AKP eliyle yürütülen bir operasyonla artık Türkiye devleti içerisindeki antikomünist odaklar tasfiye ediliyor.” Ya da “artık Türkiye devletinin genlerinde sol düşmanlığı kalmayacak.” Buna inanan birisi varsa TKP’yi eleştirsin.
Toplumun çok büyük bir kesimi anti-Amerikancıdır. Ama İbrahim Şahin’i bu fotoğrafın içine koyduğunuzda insan durup bir düşünür. İbrahim Şahin’in emperyalizme karşı bir direnç noktası olduğuna inansam ben bile döner kendi anti-Amerikancılığımı sorgularım. Hayatı boyunca sol değerlere, devrimcilere, insani olan her şeye karşı olan bir adamın bu şekilde lanse edildiğini düşünün. Bu operasyonla beraber ABD’ye karşı sempati duymama halini bile Ergenekon’a yıktılar. ABD ile Türkiye halkını barıştırma sürecine girdiler. Sola karşı yapılan katliamların hesabını da soramaz hale getirdiler.

»Sol daha fazla müdahil olmalı diyenler de var?
Ama sol buraya sadece taraftar olarak katılmaya çalışılıyor.

»‘Osmanlıya dönüş ya da sosyalist Türkiye’ diye bir slogan belirlediniz. Türkiye şu anki kapitalist sistem içerisinde Osmanlı olabilir mi? Ya da Yeni Osmanlı’dan kasıt nedir?
Cumhuriyetin tasfiye edildiği tezimiz partinin son üç kongresinde vardı. Emperyalizmin yeniden yapılandırma süreci kapsamında özellikle 90’lı yıllarda SSCB’nin çöküşüyle Ortadoğu’ya dönük bir strateji oluşturuldu. Emperyalizm Türkiye Cumhuriyeti’ni bir şekilde tasfiye etmeye çalışacaktır. Bu Osmanlı meselesi de bu tasfiyeyi sembolize ediliyor. Özellikle Davos sonrası Ortadoğu’da halifelik, Osmanlı vs konuları gündeme getirildi. İsrail’in sopa görevi gördüğü bir yerde Türkiye de bir havuç görevi görebilir mi? AKP de emperyalizme kendisi pazarlamanın bir yolu olarak görüyor bunu. Bu açıdan bu kodlamayı kullandık. Bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilecek bir taraftan da buna bir kılıf bulacaklar. Osmanlı bunun için biçilmiş kaftan. Bugün Türkiye’nin ortalaması arasında Osmanlı cazip bir fikir haline geldi. Milliyetçiliği de İslami vurguları da kapsıyor. Bizim açımızdan ayrıca cumhuriyetin kazanımlarından bir geriye dönüşü de simgeliyor Osmanlı. Biz AKP iktidarının bu geriye dönüş sürecinin sahibi ve taşıyıcısı olduğunu düşünüyoruz.

»Cumhuriyet’in kazanımlarını biraz açar mısınız?
Burjuvazi bazı değerleri savunmak zorunda olduğu için savunmuştur. Eşit oy hakkı sınıf mücadelesinin bir sonucudur. Bundan vazgeçemeyiz biz. Laiklikten de vazgeçemeyiz. Bu değerlere sahip çıkmamız lazım. Dünyanın geldiği bu aşamada böylesi bir geri dönüşe karşı ancak daha ileriyi isteyerek karşı durulabilir. Mevcudu korumaya çalışarak değil. Türkiye hızla daha bağımlı ve geri bir ülke haline geliyor. Bunu engellemek için sosyalist bir Türkiye’ye ihtiyaç var. Bağımsız bir Türkiye, sosyalist bir Türkiye’den ayrı bir şey olamaz artık.   

»Cumhuriyet’e sahip çıkarken uluslaşma süreci ve Kürt sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz. TKP, Kürt hareketiyle arasına mesafe mi koyuyor?
TKP olarak Türkiye’nin bölünmesine karşıyız. Bu çok nettir. Buradan isteyen istediği sonucu çıkarsın. 90’lı yıllardan beri tüm bölünmeler emperyalizmin müdahalesi ya da isteği ile olmuştur. Kosova’ya bakın… Keşke sosyalist bir ülke daha da yayılabilse. Biz bunu düşünürken bölünmeyi nasıl savunabiliriz? Türkiye’de elbette bir Kürt sorunu var. Cumhuriyet’in ortaya çıkardığı değil çözemediği bir sorun. Bu yüzden Cumhuriyet’e düşman olmak zorunda değiliz. Kurtuluş Savaşı’nı burjuvalar yapmadı değil mi? Türkiye Cumhuriyeti de Fransız Devriminde olduğu gibi işçiler emekçiler tarafından kurulmuştur.  Kürt sorununda temel problem emperyalizme karşı ortak bir mücadele ekseninin oluşup oluşmama sorunudur. Politik saflaşmalar da bu minvalde şekillenmelidir. Emperyalizmle uzlaşma makul görülmeye başlandı. Kürtler AB komiserleriyle ABD’yle ilişkilere girmeye başladı. Bu da batıda şoven bir kışkırtmaya yol açıyor. ABD elçileriyle yan yana görünenler de var. Bir devrimci olarak bundan duyduğum rahatsızlığı belirtmek zorundayım. Bu yapılmamalı.

»ABD elçisiyle görüşmeden kasıt ne?
DTP’nin basına yansıyan görüşmeleri var.

»Seçimde DTP’yi desteklediğiniz yerler de var...
Diyarbakır’da yapamayız mesela. Osman Baydemir, Biz Varız metninde “yapılmaması gerekir” diye yazan şeylerin hepsini yapan bir adam. Bu bizim çelişkimiz değil ki bu onların çelişkisi. O metindeki çerçevenin arkasında duran herkesi destekleriz ama metnin arkasında durulmalı. Bunu yapmayıp da “TKP bizi desteklemiyor” demek olmaz.

Kürt hareketini ABD’yle işbirliği halinde mi görüyorsunuz açıkça?
Hayır böyle bir şey denemez. Ama haklı talepler uğruna emperyalizmle yan yana gelmek gerekiyor algısı yaratıldı. Türkiye’de Kürtlerin varlığı Avrupa Birliği’nin, ABD’nin onayıyla kabul edilecek diye bir şey yok ki. Kürt halkı kendi mücadelesiyle bunu zaten kabul ettirmiş.

***
‘Genel başkanlık, kolektif önderliğin sözcüsü ve temsilcisidir’
»Sizin başkan seçilmenizle partide bir yenilenme mi oluyor soruları da geldi. TKP önderlik kadrosunda emektar insanlar var. Bu insanlar geri mi çekiliyor. Tabandan bir baskı mı geldi geri çekilmeleri için? Yoksa bu değişim kolektif bir kararla mı alındı?
Bundan sonra işleri daha zor olacak bu yoldaşların. Hepimizin öyle… 9. Kongre sonrası TKP’nin her üyesi bundan sonra daha fazla çalışacağı bir parti yapısı oluşturmaya çalıştık. Her TKP’li bilir ki TKP önderliğinde önemli işler üstlendi bu yoldaşlarımız. Bu yoldaşlarımızın da içinde olduğu ama daha güçlü ve bir miktar da gençleştirilmiş bir kurgu oluşturmaya çalıştık. Siyasi komitemiz 3 kişilik bir kuruldu. Şimdi 7 kişiye çıkardık. Onun dışında 27 kişilik bir Merkez Komitemiz var. Ancak en üst kurul merkez komitedir. Bu yoldaşlar yine kolektif önderlik içerisindeler. Genel Başkanlık bizde kolektif önderliğin sözcüsü ve temsilcisidir. Benim başkanlığımda da bundan fazlası ya da eksiği olmayacak.