Ehmedê Xanî, bize çelişkileri anlatıyor

|

Ehmedê Xanî, bize çelişkileri anlatıyor A Ehmedê Xanî, bize çelişkileri anlatıyor

İLKEM EZGİ AŞAM

“Ehmedê Xanî’nin Kaleminden Kürtlerin Bilinmeyen Dünyası” adlı kitabı sebebiyle bir araya geldiğimiz Faik Bulut, Xanî’nin tek yönlü bir şair, edebiyatçı, medrese hocası veya siyasetçi olmadığının altını çiziyor. Bulut’un kitabı bizi, Kürtlerin bugüne kadar pek bilinmeyen dünyasında uzun bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda Ehmedê Xanî’yi de yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Xanî’nin Kürt şair ve yurtsever kimliğinin yanı sıra Kürt şiirinde erotizm, astronomi, kadın gibi konuları işlediğini gördüğümüz kitap, bize Kürtlerin dünyasının kapılarını aralıyor.

»Kürtlerin bilinmeyen dünyasına dair neler var bu kitapta?
Ehmedê Xanî genel olarak Kürt toplumunda iyi bilinen birisi, çünkü yarı destan yarı aşk hikâyesi olan ‘Mem u Zin’i kaleme aldı. Bu çağlardan beri Kürtler arasında, Cizre’den tutun İran’daki Kürdistan’a kadar Kürtler arasında söylenir durur. Halk ozanlarının yarı hikâye, yarı rivayet, yarı destan şeklinde bir anlatımıyla köy odalarında bile konuşulur. Xanî’nin güncellenmesi, politik içeriğinin biraz daha iyi anlaşılması 1970’lere tekabül eder. Daha sonraki dönemlerde Ehmedê Xanî daha politik bir muhteva kazanıyor. Fakat problem şu ki tek boyutlu; yani sadece onun Kürdistan’dan bahsetmesi, Kürt dilinin gelişmesi ve oradaki Kürt toplumunun ayakta kalabilmesi için bir devletin ya da yönetim tarzının gerekliliğini ifade etmesi, onu diğer klasik Kürt edebiyatçı ve yazarlarından ayıran en önemli motif.
Bu kitabı yazarken tek bir kaynakla yetinmedim. Türkiye’de Ehmedê Xanî üzerine olan kaynaklar sınırlı. Xanî’nin yaşadığı Doğubayazıt’ta medreselerden kalma ne kadar belge varsa bilgi o kadar bir kaynakla sınırlı. Bir de onun üzerine Kürdoloji bölümündeki yabancıların, özellikle Rusların ve Ermenistan’daki Kürtlerin yaptığı bazı araştırmalar var. Fakat daha sonra 1993’de Irak Kürdistan bölgesine gidip, yağmalanmış kütüphanelere girince aslında Süleymaniyeli Kürt edebiyatçıların ve araştırmacıların Ehmedê Xanî üzerine olmadık ölçüde belge topladıklarını gördüm. Çok etkilendim ve onları buraya getirdim. ‘Mem u Zin’i ilk çeviren Mehmet Emin Bozarslan’dı. Ondan sonra Kürdoloji çalışmaları nedeniyle değinmeler ve zaman zaman gazetelerde çıkan çalışmalar vardı. İlk defa sanırım bana nasip oldu.

»Ehmedê Xanî’yi diğer Kürt şairlerden ayıran özellikler nelerdir?
Mesela örnek olarak Feqîye Teyran alınır. Teyran şiirlerinde Kürdistan’dan, Kürtlerden bahseder ama esas olarak bir aşk ve doğa şairidir. Çok fazla politik bir motif görülmez. Melayê Ciziri klasikleri de öyle… Kürt şairlerinde çok fazla siyasi motif göremezsiniz. Fakat Ehmedê Xanî daha bir boyutlu olarak, hem Kürt toplumunun sınıfları açısından ele alır, hem de sosyolojik olarak ele alır. Eski inançlarını ele alır. Bunun içinde aşk ve sevda olmakla birlikte politik yanlarını da gösterir. Deyim yerindeyse şiirleriyle bir analiz yapar, önemli bir gözlemcidir zaten.
Doğum yeri Hakkâri’dir, olgunluk dönemi, medrese hocalığı dönemi Doğubayazıt’da geçmiştir. Buradaki yerel iktidarla, beylerle ilişkisi neticesinde Kürt toplumunun o siyasi sıkışmışlığını, çaresizliğini görür ve kendince analizler yaparak çözüm yolunu gösterir. “Kitap neden bahsediyor” dersek şu kadarını söyleyebilirim; Ehmedê Xanî’nin genel olarak tasavvufi, sufi bir düşünce tarzı var. Fakat bu sufilik miskin zavallı bir sufilik değildir. Sorgulayıcı, irdeleyici, zaman zaman Tanrı’ya sorular sorabilen, ona itaat etmekle birlikte icabında onu sorgulayan bir sufi düşünce tarzı vardır. Ehmedê Xanî, yine o Kürt toplumunda iktidarların, zenginlerin fakirlerin, yönetenlerin-yönetilenlerin durumunu anlatması bakımından çok önemlidir.
Mesela şiirlerinin birinde der ki ‘Hükümdarlar yılan soyundandırlar, zehirlerler önlerine geleni’. Bu aynı zamanda hükümdarların nasıl sömürdüklerini, nasıl zalimce yönettiklerini anlamamız bakımından ilginç bir tespittir. Bir anlamda da Ahmet Arif’in ‘Bunlar engerekler ve yılanlardır, bunlar ekmeğimize aşımıza göz koyanlardır’ şeklinde bir bakış açısı var. Kürt toplumundan bahsederken suya tapınma, ateşi kutsama gibi eski mitolojik inanç öğelerinden bahseder. Özellikle İran-Osmanlı çatışması nedeniyle Kürtlerin nasıl ezildiklerini, Kürt beylerinin ya Osmanlı ile ya da İran’la işbirliği yaparak kendi meselelerini görmediklerini anlatır. Bu arada çok ileri gitmemekle birlikte Ehmedê Xanî tabiatın o ikilemini, yani diyelim ki karanlık ve aydınlığın, zalim ve mazlumun çelişkilerini anlatır. Doğru ve yanlışları diyalektik bir biçimde ortaya koyar ve bu çok önemlidir.

» Peki, Ehmedê Xanî’de nasıl bir kadın portresi var?
Kürt toplumundaki kadınlara yer verirken o dönemdeki sosyal statülerinden bahseder. Mesela onlarda ‘Daye’ vardır. Daye genellikle mürebbiye veya baş kadındır. Bu prensesleri ve o dönemdeki beylerin haremlerini yöneten baş kadındır. Fakat daye olumsuz değil, olumlu bir tiptir. ‘Muhteşem Yüzyıl’ adlı dizide de adı böyle geçiyor. Fakat biraz entrikacı ve boynu eğik görülüyor. Daye Kürtçede ‘anne’ demektir. Büyük anaç kadın anlamına geliyor. Daye uzlaştırıcı, yol gösterici ve daha bir terbiye edicidir. Kadınların böylede bir portresi var.

»Daye portresi dışında bir de feminist kadın portresi var. Zin’in Mem’e seslenişi var. Kadının özgürlük arayışı gibi algılanabilir mi?
Bahsedilen şey birebir bir kadın hareketi değil tabii. 17. yüzyılı ele alırsak o dönemde kadın hareketi olması mümkün değil, fakat orada iki portreden yola çıkıyor. Birisi Zin’in mürebbiyesi olan Daye, diğeri Zin’in kendisidir. Daye esas olarak işleri halleden, bir anlamda sarayın kadın kâhyası konumundadır. Eli sopalı emredici bir kadın kâhya değil. Oradaki problemleri çözen, Zin’in mümkün olduğu kadar gönlünce işler yapmasını isteyen bir kadın tipi. Zin’in kendisine bakarsanız evet, o dönemki kadın-erkek ilişkilerinde Zin’in erkek egemen bir toplumda, sarayda bir prenses olarak özgürlüğünden bahsetmek mümkün değil. Fakat Zin kendine dayatılan şeyleri kabul etmiyor. Yani evlenme meselesinde olsun, saray içindeki davranışlarında olsun, baskıyı kabul eden bir yapısı yok. Zin, icabında dışarı çıkıyor, Dicle Nehri’nin kıyısında gezintiler yapabiliyor. Zaman zaman kaçamak, zaman zaman ise açık bir şekilde çarşıya-pazara çıkabiliyor. Bu aynı zamanda Kürt kadının o dönemde bir özgürlük arayışı. Kendine dayatılan prangaları, kısıtlamaları reddederek meydana çıkışı açısından bence çok ilginç ve önemli bir girişim. Orada hizmetçilere zulmünden pek bahsetmiyor. Genellikle prensesler şımarıktır ve hizmetçilere zulmeder. Fakat burada böyle bir zulüm söz konusu değil. Genelde prenseslerin, kraliçenin haremlerde bulunan sırdaşları vardır.
Ama Zin’in sırdaşı ile paylaşım türü çok önemli. Zin ondan fikir alabiliyor. Sevdası uğruna kuşkusuz birçok zulme katlanıyor ama bu doğu toplumlarında olan bir şey. Esas özgürlük arayışı konusunda önemli. Cizre’de bayramlara ve festivallere katılıyor. Tek başına değilse bile hizmetçisi ve sırdaşları ile birlikte gezintiler yapması önemli. Ortaçağda batı toplumlarında nispeten görülen bir şey olmasına rağmen doğu toplumlarında bu örnek pek görülmez.

»Tarih ve etnografyadan da söz ettiğiniz bir bölüm var...
Kürt tarihi, geçmişten beri nispeten, bunu halk diliyle söyler. Özel bir tarihten de bahsetmez ama tarih ve etnografya, gerek o dönem İslam toplumuna gerek Kürt toplumuna, gerekse Osmanlı ve İran toplumuna tarihin önemli olgularını anlatması bakımından çok önemlidir. Tarih boyunca kullanılan alet ve edevatların Kürt toplumuna yansımasını anlatır ki bu bir bakıma o dönemin deyim yerindeyse müzelerinin, açık hava müzelerinin ne olabileceğini göstermesi bakımından önemlidir. Kürt edebiyatından önemli oranda söz edişi var. Kürt toplumunun uygarlık içindeki yerinden zaman zaman söz eder. Bir de ekonomik, siyasi, toplumsal hayattaki yansımaları görüyoruz Ehmedê Xanî’nin yazdıklarında. Ben bu eksiklikleri fark ettiğim için Ehmedê Xanî’nin sadece tek boyutlu bir sufi, medrese hocası bir insan olmadığını; sadece bir şair, edebiyatçı veya sadece bir siyasetçi kişiliği olan bir insan olmadığını, tersine bunların hepsini birbirine sentezleyerek ‘Mem u Zin’i yazdığını göstermek istedim. Çünkü bizim toplumuzda böyle kahraman üretirken hep bir boyutuna, o günün şartlarına göre yorumlamak var. Siyaset çok ön plandaysa bunun siyasi boyutunu ön plana çıkarırlar, edebiyat ön plandaysa onu göz önüne sererler. Bu kitap çok yönlü ama bunu satır arasında görürsünüz, çünkü özel bir analiz yazmış değil. Bunu şiirlerle ifade etmiştir. Newroz’un nasıl kutlandığını yine şiirlerle ifade etmiştir. İnsanların birbirleri ile ilişkilerini, kadın-erkek ilişkilerini ya da sınıfsal konumlamalarını, halkın durumunu da yine şiirsel bir biçimde ifade etmiştir.
Eserini genel olarak Kürtçe yazmıştır. Genel olarak Kürtçeden kastım Kurmanci denilen lehçesi ile yazmıştır. Fakat önemli oranda Arapça ve Farsça sözcükler görmek de mümkün. Bunu, o zamanın Kürt dilinin yetersizliği olarak değil, o zamanın deyim yerindeyse aydın kesiminin ‘ben diğer dilleri de biliyorum’ demesinin bir göstergesi olarak görmek lazım.

Edebi unsurlarda erotizm vardı

» ‘Mem u Zin’deki erotizme değindiniz kitabınızda. Nasıl bir erotizm bu?
Aslında, genel olarak Çin’e kadar uzanan bir doğu kültüründen bahsedersek, bu toplumlarda bu edebi bir akımdır, sürekli ifade edile gelmiş bir erotizmden söz edebiliriz. Ömer Hayyam’a bakarsak, şarabın ötesinde önemli oranda tasavvufi bir erotizmden söz etmek mümkün. Keza diğer Doğulu şairlere bakınız, Leyla ile Mecnun’a bakarsanız müthiş bir erotizm var. İslam öncesi Cahiliye Toplumu denen zamanda oldukça meşhur Yedi Askı Şairleri var. İslam gelmeden önce Kâbe bir çeşit panayır yeri ve o meşhur şairler, aşklarını-sevdalarını, hayallerindeki bir kızı veya somut olarak sevdikleri bir kızı tarif ederken ona sanatsal bakımdan erotik öğelerle bezenmiş şiirleri gider ve Kâbe duvarına asarlar, karşılığında kızlardan gelen cevapları aynı şekilde Kâbe duvarlarında okurlardı. Kızlar Kâbe duvarlarında yazdıkları cevaplarında hem aşklarını itiraf ederdi hem de karşı bir erotizmle cevap yazardı. Yine İncil ve Tevrat’ın bütününe bakarsanız Kudüs’e ‘Neşid el Enaşid’ derler yani ‘ilahilerin ilahisi’ demektir bu. Kudüs’e bir güzellemeden söz edilir. Bu orada çok nettir ki bu dini bir kitaptır. Orada Kudüs’ü çok erotik bir biçimde bir kıza benzetir. Asur belgelerine, Sümer tabletlerine bakınız; gayet erotik şeylerden söz edilebilir. Bu erotizm ister istemez diğer Doğu toplumlarına yansıyabilir. Demek ki yazının icat edilişinden beri Doğu toplumlarının en edebi unsurlarında bir erotizm söz konusudur.
Ehmedê Xanî de bu geleneğin dışında değil. Resmi İslam tarihi bize, İslam’da dini öğeler dışında herhangi bir şey yokmuş gibi yansıtılır, fakat hiç de öyle değil. Tasavvufi akımın içinde ciddi bir erotizmden söz etmek mümkündür. Özellikle saraylarda bu farklı yaşanıyor. Divan şairlerine bakarsanız, gül ve bülbül üzerinden bir kadına yaptığı güzellemeler ayarında bir şey görmek bugün hâlâ mümkün değil. Yalnız Ehmedê Xanî bunu biraz daha Kürt toplumunun içindeki gerçekliğe uyarlamış görünüyor. En son örneğini belki meşhur Kürt şairi Cigerxwîn’den vermek mümkündür. Cigerxwîn’in bazı şiirlerine bakılırsa siyasi konuların yanında ciddi bir biçimde kadına güzelleme, onu estetik bakımdan erotik öğelerle görmek mümkün.

»Dengbejlerin sözlerinde de bunları görüyoruz öyle değil mi?
Tabii, yani mesela ben küçükken biz bu divanlara giderdik. Buralara divanhane deniliyordu. Hakkâri’deki aşiret divanlarında bunlar söylenirdi. Mesela çok küçük olmama rağmen beni Serhad (Kars) bölgesinin divanlarına götürürlerdi. Erkekler katılırdı, kadınlar da çok içinde olmasalar bile kapıdan dinlerdi. Mesela Rojin’in yeniden aranje ettiği bir parça var, parçada kadın erkeğe bir aşk çağrısı yapar. Bu aşk çağrısını yaparken “Gel bana benim bütün göğsüm ve bağrım senin için köşk ve saraydır, sana lütfedeceğim. Ellerim ve parmaklarımın uçları senin için birer mum olacaklardır” der. Öyle ki, kadın erkeği aşka davet ediyor. Burada çok ciddi bir davet ve erotizm var. Feodal bir toplumda bir kadının bir erkeğe aşk daveti yapması olağanüstü bir durum.