Umudun albümü ‘Mavi Bir Düş’

|

Umudun albümü ‘Mavi Bir Düş’ A Umudun albümü ‘Mavi Bir Düş’

İLKEM EZGİ AŞAM

»‘Mavi Bir Düş’ten bahsedersek, neyi anlatıyor ‘Mavi bir Düş’?
Mavi Bir Düşü, inadına teslim olmak yerine direnmenin umudun ve özgürlüğün temsili olarak gördüğüm için mavi bir düş demek istedim. Mavi Bir Düşün gerçekten özgürlüğe kanat çırpanlara, yaşadığımız düzen içindeki haksızlıklara karşı kabullenici olmayan, kurban olmayı reddedenlere adanmış bir çalışma. Hâlâ ‘düşünce suçlusu’ diye suçlanan insanların olduğu bir coğrafyada, tüm siyasi tutsaklara adanmış bir çalışma Mavi Bir Düş.
Şu anda bir 23 Nisan hazırlığı var. Bu ülkede haksızlıklarla karşılaşan işçi çocuklar var. Elleri, yürekleri, bütün bedenleri nasır tutmuş çocuklarımız var. Bir yandan toprakları ellerinden alınan köylülere, bir yandan ölümüne kader denilen emekçi maden işçilerine, direnişin temsili olan TEKEL işçilerine, sürgün edilen öğretmenlere ve hâlâ yasaklar yüzünden ülkesine gelemeyen sanatçılara adanmış bir çalışma bu. Bu onur mücadelesi içinde gerçekten çok büyük haksızlıklar yaşatıldı bu coğrafyada. Kardeş kardeşe vurduruldu. Ama şunu çok iyi biliyoruz ki gelecek günlere olan inancımız ve sosyalizmin tüm o gerçekliği ile yarınlara dair biz göremesek de en büyük kurtuluş olacağına inanıyorum.

»Albümden bahsedersek, ne tarz parçalar okudunuz bu albümde? Bilinen parçalar var mı?
Albümün çıkış parçası Turnam. Sözleri Karacaoğlan’a, müziği Zülfü Livaneli’ne ait bir parça bu. ‘İşçi tulumu giymiş umut’, özellikle işçi dostlarım için hissederek okuduğum bir parça bu. Ayşe Şan’dan alınmış  ‘Gelmiş Bahar’ adlı parçayı da yorumladım bu albümde. Albümde Ahmet Kaya’dan da bir parça var ‘Kendine iyi bak’. Dinleyenlerin ‘bunu biliyoruz’ diyeceği ezgiler var bu albümde. Bu üçüncü albümüm ve bu albümde zincirlerimi kopardığımı düşünüyorum. Önemli olan nereye değil de nereden baktığımız. Birçok haksızlığın yaşandığı, sınıfların isyanda olduğu bir ülkedeyiz. Ve bu süreçte insanlar mutsuzluğa itiliyor. Asıl mesele şimdi direnmek. En büyük çıkış noktamızın bu olması gerektiğine inanıyorum. Ortak düşman çok güçlü olabilir, küreselleşme, emperyalizm bu olgular ülkelerde azınlık gördüğü değerleri çürütmeye çalışıyor olabilir. Evet, doğru bunlar var fakat bunlara boyun eğmek yerine bunlarla mücadele etmemiz gerekiyor. Az da olsa çok da olsa önemli olan ortaya koyduğumuz duruştur. Belki biz şu anda bütün bu haksızlıklara karşı koyduğumuz inadına dik duruş var ya, belki de en çok rahatsız eden budur. Ama biz bu duruşu koymaktan da vazgeçmeyeceğiz.

»Devrimci duruşa sahip bir sanatçı olarak bunun zorluklarını yaşıyor musunuz?
Benim yaptığım artı bir şey değil. Aslında olması gereken bu. Daha fazla olmamız gerekiyor. Kapitalizm kendi nimetlerini karşı tarafa öyle bir deklare edip, kapılarını öyle bir açıyor ki, mesele burada teslim olmamaktan geçiyor. Ben de birilerinin yalakalığını yapmayı, egemenden yana olmayı bende bilirim. Ama benim derdim halk. Ben halkımın yanında olmak istiyorum. Eskiden beri sorulan bir soru var; “Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi?” Sanat tabii ki toplum için! Benim derdim sahneye çıkıp alkış alıp sonra arkamı dönüp gitmek değil. Ben mikrofon elimdeyken hem ezgilerimi dile getirmek hem de bu ülkede ki haksızlıklara bir şekilde vurgu yapmak istiyorum.
‘KAYPAKKAYA GELENEĞİ ALDIM’
Savunduğunuz hiçbir değer size bir anda verilmez. Çocukluğumdan bu yana Kaypakkaya geleneği aldım. Bu benim aile geleneğimdir. Çok sevdiğim bir isimdir Kutsiye Bozoklar ve onun bir sözü var, diyor ki; “Bir insan onurunun büyümesi reddetmekle başlar.” Bu sözler benim hayatımda altını kırmızı kalemle çizdiğim sözlerdir. Popülizmse evet çok daha popüler olursun, fiziğini kullandırarak farklı noktalara gidersin. Biz şu an böyle bir süreçteyiz. Önemli olan benim insana bakışım, kadına bakışım. Benim için hemcinslerim çok değerli. Hatta erkek yoldaşlarımızı eleştiriyorum, kimse alınmasın ama benim için öncelik kadınlardır diyorum.
Bu bir anda olan bir süreç değil. Bunlar benim inandığım değerler. Ben konservatuar mezunuyum, 18 yaşımdan beri saz eğitmenliği yapıyorum, 18 den 32 ye kadar bütün mücadelem halk kültürü içinde geçti. Ama hiçbir zaman sanatın, çıkıp söylemek, çok iyi icra etmek olduğunu düşünmedim. Sanatçının görevi ağırdır. Sanatçı ülkesinin ezilmişliklerini anlatabilmelidir. Baktığımda ben şu anda ülkemde öyle bir durumdayız ki, iktidara bu kadar yakın, davetlere gitmekten bu kadar hoşnut olan sanatçı kavimi var ki bu noktada muhalif sanatçıların da olduğunu göstermek istiyorum. Bu ülkede Nâzım Hikmet, Yılmaz Güney gibi sanatçılar büyük bedeller verdi. Şu an herkes Kürtçe söyleyebiliyor, peki Ahmet Kaya bu bedelleri neden ödedi? Bunların hesapları neden verilmedi? 1973 yılında İbrahim Kaypakkaya yargı önüne çıkarılmadan işkencede katledildi. Şu anda 2011 yılındayız ve neden benim savunmam alınmadan bana hapis cezası veriliyor? Devrimcileri anmak bu kadar mı korkutucu?
'HERKESİN SAVAŞI KENDİ SAVAŞI'
»Bu albümde Pınar Sağ değil de Pınar olarak çıkmak istediğiniz doğru mu?
Evet. Pınar Sağ olarak değil, Pınar olarak çıkmak istedim. Ben Pınar Sağ olarak değil sadece Pınar olarak çıkmak istiyorum dediğimde, insanlar benim Sağ soyadını reddettiğimi düşündü. Bu o kadar önyargılı bir düşünce ve bana o kadar zararı oldu. Ben bunu söylerken, bir kadının kendi emeğiyle, kendi gücüyle, kendi adıyla, kendi mücadelesi içinde düşüp kalkmasının ona ait olduğunu, hiçbir yere yaslanmadan kendi adımla yapmak istediğim bir mücadeleydi. Ama çevreme baktığınızda çok ciddi anlamda çok kötü polemikler yaşandı. “Siz Arif Hocayı mı reddediyorsunuz? Tolga Beyi mi reddediyorsunuz?” gibi sorular sorulmaya başlandı. Oysaki benim kimseyi reddetmek gibi bir derdim yok. Çünkü herkesin savaşı kendi savaşı. Benim yaptığım iyi veya kötünün, Arif Sağ’a mal edilmesi beni üzer. Bu benim yıllardır verdiğim mücadeleye çok büyük bir haksızlık olur. Bırakın ben kötü veya iyi bir şey yapıyorsam bu benimle ilgili olsun. Tabii ki oradan beslendiğim noktalar var çünkü hocamızdır. Ama ben illa bir ismin gelini olarak anılmak zorunda değilim. Mücadelemiz, kadınlarımızın özgürleşmesi değil mi? Biz eğer bir kadını bir erkeğin üzerinden lanse edersek, kendi inançlarımız ve değerlerimizle çelişmez miyiz? Tüm bunlara karşı ortaya koyduğum bir duruştu. Ama firmanın da biraz baskısıyla, bu adla çıktı böyle gitsin demesiyle, bu çalışma da Pınar Sağ oldu.

‘Ben sadece evimden değil sokağımdan, ülkemden ve dünyamdan da sorumluyum’

»Bir sonra ki çalışmanızda Pınar olarak mı göreceğiz sizi?
Yaşam ne gösterir bilemeyiz. Çünkü yaşamda birçok sürpriz var. Bu sürprizleri iyiye veya kötüye döndürmek de sizin elinizde. Ben kaderci değilim. ‘Kaderimdir’ diye arabesk bir tavır takınamayacağım. Kimse kusura bakmasın, yaptığım ve yapacağım her şey benim doğrularım üzerinden yapacağım şeylerdir. Söylediğim, yaşadığım bu süreç zor mu? Evet zor! Bu benim istediğim bir süreç, kimsenin dayatmasıyla bir şeyler yaşamıyorum. Ben evliliklerin artık çok fazla uzun ömürlü olduğunu düşünmüyorum. Bunun yanında aşka da çok inanıyorum. Mem u Zin’in yaktığı ateşten Ferhat’ın Şirin için inadına dağları delme mücadelesi… Bunlar bize ne kadar destansı gelse de, bize aşkı anlatıyor. Nazım’ın da dediği gibi ‘Mesele Tahir ile Zühre olabilmekte.’ Ne benim artık Zühreliğim kaldı, ne onun Tahirliği kaldı. Yaşam bu, neyin ne olacağı hiç belli değil. O kadar önemli bir mücadele var ki, bu benim bütün yaşadığım özel yaşamdan da önce gelir. Ben sadece evimden sorumlu değilim, çünkü ben sokağımdan, mahallemden, ülkemden ve dünyamdan sorumluyum. Kimse bana sen otur evinde, evinden sorumlusun diyemez.