Bizi hapseden sistemi izliyoruz

|

Bizi hapseden sistemi izliyoruz A Bizi hapseden sistemi izliyoruz

İLKEM EZGİ AŞAM
 
 
Şehir insanının modern hayata sıkışmışlığını anlatan eserleriyle tanınan ressam Füruzan Şimşek ile hayatına, sanata ve İstanbul’a dair konuştuk. İnsanın gel-gitlerle dolu olan yaşamının kendisini 'anın tespitine' yönelttiğini söyleyen Şimşek'e göre, antidepresanlardan iş makinelerine, MOBESE kameralarından kaldırım taşlarına her şey bir eserin 'ana kahramanı' olabiliyor. Bu çalışmaları ile Şimşek, bazen bize sıradan gelen objelerin ne kadar büyüleyici olabildiğine dikkat çekiyor.

"Önceleri 'portredeki bakış bile yeterli' diyordum bir şeylerin ifadesine, sonraları yetmemeye başladı" diyen Füruzan Şimşek'e göre onun sanatı yaşadıklarıyla, etkilendikleriyle, tespit ettikleriyle şekilleniyor. Şimşek, resimlerimin bugün için mekândan ve aşırı renkten sıyrılmışlığının sebebini ise; "Bunu yaratan, ifadenin kendini ortaya koyma çabası ve özellikle günümüz insanının 'ben'liği. Öyle ki modern insanın benim resimlerimde de kendinden başka bir şeye tahammülü yok" diyerek açıklıyor.

Çalışmalarına dair konuştuğumuz sanatçı Füruzan Şimşek, yarattığı eserlerin yanı sıra Aralık’ta açacağı sergiye dair ipuçlarını da bizimle paylaştı. "Sergimde sadece tuval resmi olmayacak, değişik malzemeler de giriyor devreye" diyerek yeni açılımlar yapacağının da müjdesini veriyor Şimşek. Ancak malzemeleri değişse de tuvallerinin ardında yatan motivasyonun aynı kalacağını şu sözlerle ifade ediyor: "Yine çağımızın bir ölçüde hastalıklı durumuna ironik göndermelerin olacağı bir sergi olacak. Çalışmalarımın genel perspektifinde ‘şehirli insan’ hep var olacak sanırım."

>>>>Sizi resimlerinizden tanıyoruz. Yaptığınız birçok çalışma da biliniyor zaten. Peki, Füruzan Şimşek resim yapmaya nasıl başladı?

İlkokul sıralarında benden yaşça büyük ağabeyimin eve getirdiği karikatür dergilerindeki tipleri kopya ederek başladım sanırım. Sonra lisede, Kız Meslek Lisesi'nde ailemin haberi olmadan gizlice resim bölümünü seçtim. Onlar 2–3 ay boyunca başka bir bölümde okudum diye bildi. Öğrendiklerinde zaten iş işten geçmişti! Lise öğretmenim Işıl Dural’ın katkılarıyla da üniversitede de resim okumak konusunda hiç tereddüdüm olmadı. Ben 14 yaşından beri ileride ne olacağımın cevabını kesin bir dille veren şanslı azınlıktanım.

>>>>Eski çalışmalarınıza baktığımızda portre ağırlıklı çalıştığınızı görüyoruz. Şimdi ise çok farklı bir noktaya kaymışsınız: Makineleri resmediyorsunuz. Portrelerden makinelere geçiş nasıl oldu? Bu süreçte nelerden etkilendiniz?

Portrelerin yanı sıra 'Kimsin Sen?' isimli sergimde insanın günümüzdeki durumunun tespitine yönelik, günümüz imajları da ifademin ihtiyacı oldu. Antidepresan natürmortlar yaptım. Neredeyse tüm alanımızı işgal eden kameraları boyadım. Önceleri "portredeki bakış bile yeterli" diyordum bir şeylerin ifadesine, sonraları yetmemeye başladı. Benim
sanatım yaşadıklarımla, etkilendiklerimle, tespit ettiklerimle şekillenen bir anlayış. Değişime açık, içimden gelen sesi dinleyen bir tavrım oldu hep. Her şey sürekli değişirken başka türlüsü mümkün değil sanatçı açısından diye düşünüyorum. Aralık ayında düzenleyeceğim sergimde sadece tuval resmi olmayacak, değişik malzemeler de giriyor devreye.

 
>>>>Evet, 'Kimsin Sen?' adlı çalışmanızda bolca antidepresana rastlıyoruz, bunu biraz açarsak?

Etrafındaki pek çok insan anti depresanların desteğine ihtiyaç duyuyor. Pek çoğumuz bu durumdayız. Sistem insanı bu hale getirdi diye düşünüyorum. Anti depresanlar da modern yaşam içine hapsolan insanı anlatmada iyi bir imge. Tıpkı artık hanımların çantasında görüp şaşırmadığımız biber gazı spreyleri gibi!

>>>>Sinemayla olan bağınızı bildiğim için sormak istiyorum, sinemanın sanatınıza ne gibi etkileri oldu? Sizi etkileyen yönetmenler var mı mesela?

Sanatın her dalını seviyorum. Sinema bana çağın sanatı gibi geliyor. Anlatım seçenekleri ve malzeme o kadar sonsuz ki! Işık, kompozisyon, müzik, ses ve jest… Her şeyi içinde barındırıyor. Kieslowski'yi çok severim. 2–3 Sene önce hem yönetmenin portresini, hem de onun unutulmaz üçlemesi olan 'Mavi', 'Kırmızı' ve 'Beyaz'dan portreler yaptım. Bir önceki sergimde de Luc Besson’un bir filminden 3–4 resim çalıştım. Bu sergimde de George Lucas’ın filminden 3–4 resim çalıştım. Gittiğimiz sergiler, izlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar, gördüğümüz yeni yerler hepimiz için geliştirici. Etrafımızdaki başka sanatçılar, görüp yaşadıklarını nasıl değerlendiriyor, bunu bilmeyi seviyorum.

‘İSTANBUL ERKEK GİBİ BİR KADIN’
>>>>Bazı çalışmalarınızda İstanbul’un kalabalığını hissettiriyorsunuz. İstanbul ne ifade ediyor size?

İstanbul sanatçılar açısından inanılmaz zengin bir şehir. Gittiğim her ülkede şehirlerin cinsiyetlerini sezmeye çalışırım, şehri gezerken. İstanbul erkek gibi bir kadın. Bir tarafıyla kaprisli, sürprizli: Size ne zaman neyi sunacağını kestiremezsiniz. Ama diğer tarafıyla da bilge ve görmüş geçirmiş. Zaman içinde kendi değişmezlerini yaratmış. Sanatçının her türlü ihtiyacını içinde saklar. Öyle ki bunun farkında olmamak kör olmayı gerektirir. Büyüyen, çağlayan bazen de sadece kıpraşan dev bir organizma. Ben bu aralar insanı deliliğe dahi götürecek emareleri takip ediyorum şehirlerde.

Kalıpsızlıktan, özgürlükten gelen insanın giderek kendi oluşturduğu sistemde daralmasını ve bunun sonucunda da bugün dünyayı daraltmasının tanıklığını yapıyoruz. Sistem giderek oyunu daha belirgin ve kendine dönük kurallarla oynamaya başladı. İnsanı tekdüzeliğe götürür bir hal aldı. Bu da benim sanatıma insanla birlikte, insanın reddetmek istemesine rağmen giderek benimsediği çağın metalarına da yöneltti.

>>>>Gelecek çalışmalarınız hakkında biraz ipucu verir misiniz?

Resim ağırlıklı fakat başka malzemelerin de olacağı bir sergi hazırlığındayım. Yine çağımızın bir ölçüde hastalıklı durumuna ironik göndermelerin olacağı bir sergi olacak. Çalışmalarımın genel perspektifinde ‘şehirli insan’ hep var olacak sanırım.