Maxime Verner, 21 yaşında Fransa Cumhurbaşkanı adayı

|

Maxime Verner, 21 yaşında Fransa Cumhurbaşkanı adayı A Maxime Verner, 21 yaşında Fransa Cumhurbaşkanı adayı

Maxime Verner, 21 yaşında Fransa Cumhurbaşkanı adayı

DEFNE GÜRSOY PARİS

Gençliğin sesini siyasete taşımak isteyen Maxime Verner, Fransız cumhuriyet tarihinin en genç Cumhurbaşkanı adayı. Mayıs ayı sonunda “Her Yaştan Gençler Birleşelim! 2012 için 89 öneri”[1] adlı manifesto niteliğinde bir kitabı yayınlandı. Verner, bu kitapta önümüzdeki yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çekişecek tüm adaylara, bugünün Fransız gençliğini ilgilendiren 89 öneri dile getiriyor.
Maxime Verner 89 önerisini yedi temel başlıkta toplamış:
1) Gençlerin bağımsızlığına ulaşmalarına destek olmak;
2) Eğitim ve yönlendirme haklarının güçlendirilmesi;
3) Düzenli ve tekrar ilk işlerini bulmalarına yardımcı olmak;
4) Nesiller arası ve toplumsal/bölgesel dayanışmayı canlandırmak;
5) Yurttaşlık sorumluluğunu ve cumhuriyetçi kültürü aktarmak;
6) Bütün gençlerin özgürlüğünü güvence altına almak;
7) Yaratıcılık hakkının geliştirilmesi.
Türkiye basınına ilk kez konuşan Maxime Verner ile BirGün okurları için söyleştik...

»Bugün genç olmak ne demek ? Gençliğin ortak  sorunu diye bir şey var mı?
Benim için gençlik, daha ziyade bir ruh hali. İnsan kendi kendine “önümde tüm bir yaşam var” diyebiliyorsa, gençtir. Ben çok mütevazı bir aile içinde büyüdüm. Üniversite için Paris’e geldiğimde şık mahalleleri de tanıdım. Bir şeyi çok net anladım; geldiğiniz ortam ne olursa olsun, her toplumsal grubun kendine ait tutuklukları var. Ortak tutukluk ise özgüven eksikliği. Okulumda varsıl ailelere ait çocukları görüyorum, yaptıklarını biraz övmeye kalktığınızda “her şeyi anne ve babama borçluyum” diyorlar. Bir diğer çarpıcı örnek, antidepresan ilaçların kullanımıyla ilgili. Fransızların genel olarak bu konuda şampiyon olduğunu biliyordum ama oransal olarak en yüksek kullanımın 18-25 yaş grubu Parisli gençlerde olduğunu buraya gelince öğrendim. Yoksul bölgelerde, banliyölerde ise zaten durum belli. Oralardaki özgüven eksikliğini anlamak daha kolay.

»Birkaç yıl önce yapılan bir araştırmada Fransız gençliğinin yüzde 60’ından fazlasının “hayatta en çok yapmak istedikleri meslek” hanesine “devlet memuru” yazmış olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Gençliği bu denli yaşama hırsı olmayan bir ülkenin geleceği tehlikede değil mi?
Ben daha da ileri gitmek isterim. Kitabımın yedinci ve son bölümü de bu konuyu irdeliyor zaten. Fransa’da gençliğin yaratıcılığının teşvik edilmesi gerek. Yapılan iki temel araştırmayı anımsatmak isterim. İlki, Fransa’da gençlerin büyük bir bölümü küreselleşmeyi bir tehdit olarak görüyor. Halbuki gelişmekte olan ülkelere gittiğiniz zaman, oradan bakıldığında küreselleşme gerçek bir kazanım. Neden Avrupa gençliği de küreselleşmeyi kendini geliştirmek için kullanmasın? Bir diğer tespit, gençlik ait olduğu ülkenin geleceği hakkında çok karamsar. “Ben iyiyim ama diğerleri berbat durumda” diyen gençler o kadar çok ki. Peki onların durumunu iyileştirmek için ne yapıyorlar derseniz, yanıt olarak koca bir hiç demek zorundayım.

»Fransa’da gençliğin siyasetle ilişkisi nasıl?
Öncelikle, siyasi partilerin gençlik kolları gençliği değil, kendi partilerini savunuyor. Siyasetçilere “asistan” olarak çalışan gençlerden beklenen, siyasi konuda görüşleri, gençlik hakkında değil. Öte yandan, cemaatçi olmasa da farklı kültürel grupların içinde de siyaset yapılıyor. Ben kendimden hareketle düşünmeyi tercih ettim siyaseti. Yani, benin köklerim ne olursa olsun, ben ortalama bir Fransız genciyim. Ayrıca herhangi bir Türk genciyle ortak noktalarım buradakilerden hiç farklı olmadı, olamaz.

»Siyaset konusuna girmişken, adaylığınızı koyma nedeniniz Cumhurbaşkanı olmak mı gerçekten?
Esas olarak gençliğin sesinin duyulması için adaylığımı koydum. Ben elbette kazanamayacağımı biliyorum. Diğer adayların düşüncelerini değiştirebilirsem, bence o zaman kazanmış olurum. Bence bunu başaracağım. Şimdilik iyi gidiyor. Belediye başkanlarından 500 imzayı toplamak için[2] 14 Temmuz’da görüşmelere başlıyorum. Bu yaz çok çalışmam gerekecek. Benimle tanışmak için birçok başkan temasa geçti. Bir haftadır da “sempati sermayesi” adı verilen bir şey gelişmekte.

»“Sempati sermayesi” ne demek?
Aslında size yazarak “sana yardım etmek istiyoruz” diyen insanların toplamına deniyor. Gençlerle birlikte, “daha az gençler” de bana destek olmak için başvuruyorlar. Alan çalışmasında, belediye başkanları ile randevuları almada, kısacası adaylığımın gerektirdiği örgütlenme için seferber olmaya hazır bir “destek ordusu” oluşturmayı kapsıyor.

»500 kefil imzası toplayabilecek misiniz? Evet ise, ne kadar oy alacağınızı düşünüyorsunuz?
Kesin. Daha fazlasını alacağımdan eminim. İmzaları aldığımda da, artık görünebilirliğim artacak ve tartışmalara davet edilebileceğim. Adaylığım kesinleşirse, 3-4 milyon oy alabilirim. Bu da yüzde 4-5 eder.

»Kampanyanızı nasıl finanse edeceksiniz?
Bankama gideceğim ve “Hanımefendi, cumhurbaşkanlığı kampanyamı finanse etmek için kredi almak istiyorum” diyeceğim. Şu aşamada 30.000 avroya gereksinimim var. Şahsi kredi çekeceğim için benim için çok büyük bir rakam bu. Öte yandan, destekçilerim para yardımı değil ama ayni yardım yapacaklar. Bir arkadaşım kampanya merkezi için bürosunu verecek. Ayrıca 500 imzayı toplayan adaylara devletin para yardımı yaptığını anımsatırım.

»Kampanyanız hangi kurumsal çatı içinde yer alacak?
Benim kurmuş olduğum “Fransız Gençleri” adlı dernek tüm kampanyanın merkezinde olacak. 900 üyemiz var. Yakın çevremde ise 30 kişilik bir ekibim var. Yaş ortalaması 25-26 civarında. Aralarında 15-16 yaşında birkaç genç de var. Çok dinamik bir ortam oluşturduk.

»Böyle bir isimle Fransız olmayan gençler size yaklaşmaktan korkmaz mı?
Tam tersine. Dünyanın dört bir yanından üyelerimiz var. Frankofon Afrika’dan onlarca katılan oldu. Son zamanlarda da Türkiye’den birçok genç katıldı.

»Avrupalı “Indignés” (Öfkeliler)’lerle çizgileriniz farklı mı?
Hayır. Ben de bir “öfkeliyim”. Ben sadece öfkemi dile getirdiğim alanı farklı seçtim. Ben siyasette “öfkeliyim”. İspanya’ya gitmedim ama Fransa’daki “Öfkelilerle” temastayız. İnternet çağında başka bir şey düşünülemezdi zaten. Başkaldıran Arap ülkelerinden de çok katılan ve temasa geçen genç var. Son günlerde birinci sırada Faslı gençler var.

»Hiçbir siyasi oluşumun içinde yer almamaya özellikle dikkat ediyorsunuz. Neden?
Çok basit bir nedeni var. Bütün siyasiler kısa vadenin ötesini göremeyen bir tutum sergiliyor, sağda veya solda. Geleceği göremiyorlar. Gençliğe şans vermiyorlar. Benim sosyal demokrat görüşü savunduğumu herkes biliyor. Asla apolitik değilim, tam tersine. Benimle çalışanlar arasında sağdan, merkezden ve soldan insanlar var. Ben hep böyle çalışmayı yeğledim, çünkü ben siyasetle ilişkimi böyle kuruyorum. Her karar aşamasında, bunun gelecekteki yansımasını öngörmeye çalışıyorum. Benim esas siyasi çizgime gelince, gençliğin bir tehdit unsuru değil, bir zenginlik olarak ele alınması için mücadele etmek. Ve bunun gerçekleşebilmesi için de somut öneriler geliştirmek. Gençlik de bu değil mi zaten? İdeolojimiz var demek yanlış olur, zira hiçbir fikre kapalı olmamalıyız.

»Cumhurbaşkanlığı yarışında finale kalacaklar, önerilerinizi dikkate almadan önce bir tarafta yer almanızı beklemez mi?
Benim önerilerimi olduğu gibi almak zorunda değiller. Benim açımdan kendileri bir gençlik politikası belirlediklerinde ben amacıma ulaşmış olacağım. Siyasilerin birçoğu için gençlik, yaşlıların oy vermesini sağlamak amacıyla belli konulara değinme aracıdır. Merkezdekilerle oldukça iyi anlaşıyorum. Ancak iktidar partisi UMP konusunda tereddütlerim var. Ancak ilk turda bana oy vereceklerin, ikinci turda kamusal gençlik politikası yapmayı kabul eden adaya vermesini tavsiye edeceğim.

»Fransa’yı artık bir kadın yönetse iyi olmaz mı
 
Hangi kadın olduğuna bağlı. Marine Le Pen hariç tabii derim. Gerçi şu andaki göstergelere bakılırsa, gençlerden en çok oy potansiyeli olan da o. “Gençlik politikam var” diye ortaya çıkıyor ama hepsi boş. Umarım karşı karşıya gelip, medyada tartışabiliriz. Ama yine de korkutuyor beni. Ocak ayında Türkiye’ye giderken bu denli yüksek değildi oy potansiyeli, döndüğümden beri şaşkına dönmüş durumdayım. Fransız siyasetinin temel sorunlarından biri de kadınların azınlıkta olması ve daha da önemlisi göçmen kökenli yerel ve ulusal temsilcilerin eksikliği Fransa için bir utançtır. “Kimse oy vermez” diyerek oyalıyorlar aslında bizi. Oysa Fransızlar bunlara oy vermeye hazır. Eminim ki siyasi partiler daha fazla göçmen kökenli aday çıkartsalar mecliste arzu edilen çeşitliliğe ulaşabiliriz. Aynı şey gençler için de geçerli. Gençler de tıpkı göçmen kökenli adaylar gibi dışlanıyor.

»Peki Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki görüşleriniz nedir?
Bu konuya birkaç yıldır kafa yoruyorum. Türkiye’yi AB’ye dahil edeceksek, herhangi bir aday ülke gibi ele alamayız. Çok büyük bir ülke. Bu yüzden Türkiye için özel bir üyelik projesi geliştirmek gerekiyor. Ben tam bir Avrupa taraftarıyım. Ama “Halkların Avrupası”na inanıyorum. Bu bağlamda da Türkiye’nin Halkların Avrupası'nda mutlaka yerinin olması gerektiğine inanıyorum. Yoksa şu andaki ekonomik işbirliği vs gibi savlar artık geçerli değil. Önemli olan günün birinde Rusya’nın AB’nin parçası olması. Bu nedenle de önce Türkiye’yi, ardından Kafkasya’daki ülkeleri birer birer dahil etmek gerek. Avrupa Rusya’yı içine aldığında gerçekten Büyük Avrupa olacaktır. Bir de Türkiye ve Ermenistan’ı derhal Schengen dahil, Avrupa alanına 10 yıllık bir deneme süresince kabul ederek, tam üyeliği bir nevi test etmeyi öneriyordum. Oy verme hakkı hariç. Zira Avrupalıları esas korkutan Türklerin çok kalabalık olması. Oysa Türkiye’nin kültürel çeşitliliği ve zenginliği Avrupa’ya ihtiyacı olan ivmeyi verecektir.

»Bundan on yıl sonra nerede olmayı ve ne yapıyor olmayı planlıyorsunuz?
Gerçekten bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da siyasi ve toplumsal mücadelemin devam edeceği.

Manifestomu Beşiktaş’ta yazdım

»Türkiye’ye ilginiz ve sempatinizi gizlemiyorsunuz. Nereden kaynaklanıyor bu yakınlık?
Anne tarafımdan Elazığ kökenli Ermeniyim. Yani Dadaş’ım ben. Türkiye’ye yakınlığım belki de çocukluğumdan beri evde duyduğum Türkçe ile başladı. Büyükbabamın babası soykırım sonrası gelmiş Fransa’ya. Annemin nesline kadar hep Ermeniler kendi aralarında evlenmiş. Böylece büyüklerin evinde Türkçe ve Fransızca konuşulurdu. Ermenice konuşulduğunu ben duymadım. Bu öğretim yılının ikinci yarısında ERASMUS bursuyla İstanbul’da Galatasaray Üniversitesi’ne dört aylığına kabul edildim. Manifestomu da zaten Beşiktaş’taki evimde yazdım. Benim için eşsiz bir tecrübe oldu. Ama şunu belirtmekte yarar var; bizim ailede Türk düşmanlığı yapılmazdı. Daha gençken, 24 Nisan günlerinde küçücük çocukların “Katil Türkler” diye bağırtılmasına içerler, gençlere bu nefretin aşılanmasını anlayamazdım. Soykırım olmadığından değil ama bir halkın böylesine nefretle anılması beni daha da yaklaştırdı sanırım Türklere. Oysa bu yıl 24 Nisan’da İstanbul’daydım. Bence en anlamlı anma töreni Türkiyelilerle yapılan. Elimden geldiğince her 24 Nisan’da orada olmaya gayret edeceğim.

[1]    Jeunes de tous les âges, unissons-nous! 89 propositions pour 2012, Max Milo yayınları, Paris, Mayıs 2011
[2]    Fransız seçim yasaları uyarınca, Cumhurbaşkanı adaylarının en az 500 “kefil”den destek imzası alması gerekiyor. Ülkenin 36.000 belediye başkanının yanı sıra, milletvekili ve senatörler, bölgesel yönetim başkanları, Avrupa Parlamentosu'nun Fransız vekilleri de adaylara “kefil” olabiliyor.

Maxime Verner kimdir?

11 Eylül 1989'da Lyon kenti yakınlarında Bron kasabasında doğmuş. İtalyan kökenli babası
taksi şoförü, Ermeni kökenli annesi ev kadını. İlk ve orta eğitimini burada yapan Maxime Verner,
17 yaşındayken geliştirdiği ve Mart 2011’de Fransız Meclisi’nde kabul edilen (Senatörlük hariç) “tüm seçimlerde 18 yaşında seçilebilme” taslağının
-babası olacak yaşta olmadığına göre-
fikir “ağabeyi”. 2009’da kurduğu “Fransız Gençleri” derneğinin başkanlığını sürdüren Verner, halen Paris’te Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı CELSA’da (Uygulamalı Edebiyat ve Bilimsel Araştırma Merkezi)
siyaset iletişimi öğrencisi.