Tüm muhalifleri bir araya getirecek bir partiye ihtiyaç var

|

Tüm muhalifleri bir araya getirecek bir partiye ihtiyaç var A Tüm muhalifleri bir araya getirecek bir partiye ihtiyaç var

EMEK PARTİSİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ YÜRÜTME KURULU ÜYESİ ENDER İMREK:
Tüm muhalifleri bir araya getirecek bir partiye ihtiyaç var

AHMET MERİÇ ŞENYÜZ

Her yazı etkinliği özünde bir iletişim kurma çabasıdır. Gazeteci eğer bu işi sırf ‘bizim de mesleğimiz bu, ekmeğimizi buradan kazanıyoruz’ güdüsüyle yapmıyorsa  yazdığı yazılardan yaptığı söyleşilerden sonra olumlu olumsuz bir geri-bildirim almak ister. Kendi adıma bu konuda şanslı olduğumu BirGün’de yayımlanan her imzalı ‘işimden’ sonra olumlu-olumsuz pek çok geri dönüş aldığımı söyleyebilirim. Bu tepkilerden sonuncusu Mustafa Sönmez söyleşisinin ardından geldi. Demokratik Özerklik üzerine bir kitap yazan Mustafa Sönmez’le yaptığımız söyleşinin yayımlanmasından hemen sonra, bir telefon aldım, telefondaki ses kendisinin HDK Yürütme Kurulu Ender İmrek olduğunu belirttikten sonra, bir sitemini iletti; Sönmez’e sorduğum sorulardan birinde HDK’yi “solun BDP çatısına girmesi” olarak tanımlamamdan rahatsız olmuştu ve HDK’yi gelin bir de bizden dinleyin diyordu. Aynı zamanda EMEP Genel Başkan Yardımcısı olan İmrek’le Evrensel Yayınları’nın binasındaki odasında buluştuk. Ben HDK projesine dair kafamdaki tüm soruları sordum o da samimiyetle yanıtladı. Sonuçta ortaya HDK’yi merak eden herkesin merakını tatmin edecek doyurucu bir söyleşi çıktığını sanıyorum. 
 


»HDK’nin kurulmasına yönelik ihtiyaç nereden doğdu? Süreç  nasıl başladı?

Türkiye’de bir süreden bir süreden beri emek, barış ve demokrasi güçlerinin bir araya gelmesine yönelik hem bir arayış hem de kamuoyunun bir baskısı vardı. Hatırlanacağı gibi daha önce bizim de içerisinde yer aldığımız bir bölüm siyasi parti ve çevrenin kamuoyunda çatı partisi olarak da ifade edilen bir emek, barış, demokrasi bloku söz konusuydu. Bu daha çok seçimlerde bir ittifak şeklinde gelişti. EMEP, ÖDP, DTP o zaman SHP çatısı altında yerel seçimlere girdi Türkiye çapında… Bu arayışlar bir şekilde hep sürdü. Türkiye’yi içinde bulunduğu cendereden çıkaracak, sendikal hareketi kapsayan, çevrenin tahribatına karşı tutum alacak, herkesin için eğitim ve sağlık anlayışını savunacak bir arayışın ürünü olarak biz tüm güçleri birleştirebilecek bir çaba içerisinde olduk.

ÇATI PARTİSİ GİRİŞİMİ BAŞARILI OLMADI

»Peki, ama kamuoyunda Çatı Partisi olarak bilinen girişim bir partiye dönüşmedi, neden?

Dönüşmedi çünkü o süreç biraz solcuların kendi aralarındaki bir birlik gibi tezahür etmeye başlattı. Elbette, solcuların, sosyalistlerin bir araya gelmeleri arzu edilen bir şey. Ancak, sadece solcuların bir araya gelerek bir alternatif yaratması mümkün değil. Sendikal hareketii, hatta Kemalizmin etkisinde olan ama derin devletle bağı bulunmayan kesimleri, İslami kesimde devletin dinden elini çekmesini gerektiğini düşünen kesimleri, burjuva düzen partilerinden herhangi birine mahkum bırakılmış kesimlere de seslenecek bir şeye ihtiyacımız vardı bizim. O koşullarda ise Çatı Partisi girişimi bir darlaşma eğilimi gösterince o çalışma arzulanan sonuçları doğurmadı.

TKP İLE ÖDP DE OLSA 50 VEKİL ÇIKARIRDIK

»Ondan sonra HDK girişimi nasıl ortaya çıktı?

Başından beri zaten o süreçte Emek Partisi olarak eleştirilerimizi de yaptık ve arayışımızı sürdürdük. 12 Haziran seçimlerinde, Türkiye halkının önüne bu sorun yeniden geldi. Aslında biz bu sürece hazırlıksız girdik. Bunu blokun bileşenleri açısından da söylemek lazım. Blokun içine girmeyen barış, demokrasi ve emek güçleri için de söylemek lazım. Ayrıntılara girmeyeyim seçime beş kala bir seçim ittifakı oluştu. Bu süreçte biz ÖDP’yle, TKP’yle, BDP’yle, Türk-İş’e, DİSK’e, KESK’e bağlı sendikalarla, TMMOB’la, TTB’yle görüşmeler yaptık. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu koşullarda bir çıkışa ihtiyaç olduğu ve bu çıkışın ancak tüm bu güçlerin ortak iradesiyle mümkün olabileceğine dair bir çalışma ve çaba içinde olduk. Bu çalışmaların sonucunda bir grup çevre, parti, örgüt vs. Kürt hareketiyle bu seçimde ortak bir cephede yer almamak yönünde tercih kullandı. Biz, ezilen bir halkın, Türk işçi ve emekçileriyle ortak yaşama iradesinisrarla belirttiği koşullarda seçimlere ortak müdahalenin elzem olduğunu düşündük. Ancak diğer arkadaşları ikna etmek yönünde bir başarı kazanamadık. Sonuçta şöyle bir şey çıktı, BDP’yle Emek Partisi’nin, diğer demokrasi güçlerinin bir bölümünün, aydınların, akademisyenlerin, çevre hareketlerinin, LGBT bireylerin seçim ittifakı diyebileceğimiz bir süreç başladı. Sonuçta tüm baskı ve yasaklamalara rağmen 36 milletvekili çıkarıldı. Hazırlıklı olmuş olsaydık örneğin ÖDP’nin, TKP’nin de içinde yer aldığı sendikaların, meslek odalarının, çevre hareketlerinin, kadın hareketinin LGBT bireylerin hatta AKP’nin Türkiye’yi demokratikleştireceği yanılgısıyla ‘yetmez ama evet’ diyen ancak gelişmelerin seyri içinde yanlışlarını anlayan kesimleri de kazanan bir taktik izleyebilseydik, 36 değil 50 milletvekili çıkarabilirdik. Seçim süreci, Kürtlerle Türk emekçilerinin beraber hareketinde yeni bir anlayış ortaya çıkardı ve seçim sonrasında da HDK çalışması başladı.

»Bu noktada sol kamuoyunun bir kısmında şöyle bir çekince var;  hem seçim sürecin hem de seçim sonrasında HDK'nin kuruluş sürecinde bu ittifakta asıl gücü oluşturan Kürt hareketi... Güçler arasında büyük bir dengesizlik var. Bu koşullarda bu ittifakla Meclis'e girmek sanki sosyalistlerin, Kürtlerin oyuyla bir lütuf olarak Meclis'e taşınması gibi bir görünüm yaratıyor ya da HDK içindeki bu güç dengesizliği sanki sosyalistler bir vitrin süsü gibi orada bulunuyormuş algısına da yol açabiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabii böyle değerlendirmeler olduğunu biliyorum. Bu tür değerlendirmelerin yapılmış olması da çok anlaşılır bir şey. Var olan duruma bakınca Kürtlerin kimlik, dil ve statü meselesini birinci derecede sorun etmiş bir Kürt hareketi söz konusu... Politik olarak da işçi, emekçi hareketi, kadın hareketi, çevre hareketi vs. gibi hareketlerin dönem dönem atakları olmasına rağmen, Batı'da güçlü bir hareketten henüz söz etmek mümkün değil. Bu zorluklar içerisinde, işçilerin, emekçilerin içinde de ırkçılığın, şovenizmin güçlü etkinliğinin var olduğu koşullarda bu değerlendirmeler çok anlaşılır. Ancak biz şuradan baktık; Bir Kürt hareketi var ve bu hareket barış ve demokrasi talebi üzerinde Türkiye işçi ve emekçileriyle bir ittifak yapma eğilimi gösteriyor. İşçi ve emekçi hareketinin de zayıf olduğu koşullarda uluslararası sermayeye ve AKP hükümetine karşı alternatif yaratılması gerekiyor. Bu alternatifi yaratırken pür-ü pak bir sonuç üretmemiz mümkün değil. Bazı koşulların yarattığı handikaplar olabilir. Ancak bu handikapları nasıl aşacağız? İşin bu yanına baktık.

»Kongre nasıl bir yapı?

Kongre formuna Türkiye çok alışık değil. Bu kimsenin farklılığını bir diğerine dayatmadığı ayrıca her çevrenin kendisini dernek, platform, dergi çevresi, parti her nasıl ifade ettiyse bu yapılarını tasfiye etmeden bir araya gelebileceği bir yapı. Partiyi de tartıştık, kongre modeli dünyanın değişik yerlerinde var. Kongre’de 22 politik çevre var- bununla birlikte önemli bir bağımsız, aydın, yazar, siyasetçi bileşeni var. Yüzde 40 bağımsızlardan oluşan bir kota olmak üzere, bu 22 çevre bir araya geldi. Hemen bir parti formatına hazırlıklı olmayan, farklılıklarımızla birlikte beraber yürüyebileceğimiz bir deneyim oluşturalım istedik. 20 Ağustos'ta biz bu kararı almış olduk. 15-16 Ekim'de bir kongre yaptık. Çok kısa süre içinde Türkiye'nin 70'i aşkın ilinde toplantılar yaptık. Binlerce insanla, ‘neden böyle bir arayış içerisindeyiz’ diye konuştuk. Türkiye'yi coğrafi, ekonomik, sosyal olarak yakın olan 20 bölgeye ayırdık. Bu 20 bölgede temsiliyetler ortaya çıktı. Sonra bu bölgeleri temsil eden 900 delegeyle Ankara'da yaptığımız kongreyle 121 kişilik bir genel meclis, sonra da 22 kişilik bir yürütme kurul seçtik. Bu, tüm bileşenleri temsil eden bir yapı oldu. Bugüne kadar da uyum konusunda mesafe alan bir kurul oldu. Bunu tüm bileşenlerin içinde yer alacağı yeni bileşenleri de katmayı hedefleyen bir parti çalışması perspektifiyle de yürütüyoruz.

HDK YÖNÜNÜ KENDİSİ BELİRLER

»Anlattıklarınızdan son derece demokratik işleyen,  bir kongre yapısı ortaya çıkıyor. Öte yandan deniyor ki, “HDK ismi bile İmralı'dan geldi ve asıl belirleyici irade orasıdır, demokratik görünüm bir yere kadar geçerlidir bir yerden sonra İmralı  ne derse o yapılır.” gelişmeler ona göre şekillenir." Bir diğer tespit de şu; “Bu durumda HDK, Batı’daki Türk emekçilerine gitmekte zorlanır.” Ne diyorsunuz bu değerlendirmeye?

Kürt sorununun demokratik çözümü ya da Türkiye'nin sorunları konusunda dönem dönem herhangi birileriyle, herhangi bir yaklaşımla çakışan ifadeler, kavramlar, formülasyonlar içerisinde bulunmak mümkün olabilir. Ancak Kürt hareketinin, Türkiye'nin emek, barış ve demokrasi güçleriyle ortak hareket etmeye ilişkin bir yaklaşımı ve tutumu var. Bununla birlikte Türkiye'nin köklü bir siyasal geçmişi olan bir sosyalist mücadele geleneği var. At izinin it izine karıştığı koşullarda yönelimini kaybetmemiş bir birikime sahip politik hareketler var Türkiye'de... Abdullah Öcalan'ın herhangi bir tutumunun yaklaşımının Türkiye'nin devrimci hareketleriyle paralel olmasında herhangi bir beis yok. Ancak, HDK halkın inisiyatifine dayanan bir hareket olarak gelişiyor. Dört başı mamur bir mekanizma olduğunu iddia etmiyorum ama bunun nüvelerini ortaya koyan bir yapı. Bunun herhangi bir yerden gelen bir mesajla ortadan kalkması, yerini ve yönünü değiştirmesi düşünülemez. Ancak, Kürt hareketinin tüm diğer bileşenler gibi -bu etkili olur, olamaz o başka mesele-  tüm yaklaşımları ciddiyetle değerlendirilir. Bu ancak genel kurulun ve Kongre'nin genel eğilimi olması ile gerçekleşir. Diğer sorunuza gelince, yani bu durumun Kongre'ye yeni katılımları etkileyebileceği meselesine... Gerici güçler, yani başta AKP hükümeti olmak üzere Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünü istemeyen güçler bunu kullanabilir. Bunu kullanarak Türkiye’deki işçiler, emekçiler, aydınlar üzerinde baskı oluşturmak istiyor AKP hükümeti.

AKP ‘GERİLLA’ YÖNTEMLERİYLE REHİN ALIYOR

»Büşra Ersanlı “Biz burada rehineyiz” demişti mesela, bunu da bu bağlamda değerlendirebilir miyiz?

Elbette, son KCK operasyonlarında aydınlara, akademisyenlere, gazetecilere yönelik tutuklamaların da amacı bu. Bu vesileyle buradan, gazeteci Zeynep Kuray, aydınlarımız Büşra Ersanlı’ya, Ayşe Berktay’a, Müge Tuzcuoğlu şahsında tüm tutuklu kadın arkadaşlara selamlarımı yolluyorum. Kuray’ın Ersanlı’yla yaptığı bir röportaj var BirGün’de, Zeynep cezaevinde de gazeteciliğe devam ediyor bu bakımdan onu kutluyorum. Ersanlı belirttiğiniz gibi diyor ki o söyleşide “Biz rehineyiz.” Bu şunu gösteriyor; AKP, Türkiye işçilerinin, aydınlarının Kürtlerle yan yana gelmesini önlemek için bunu yapıyor. Devlet, ‘gerilla’ yöntemlerine başvuruyor burada. Hatırlarsınız, PKK, dönem dönem pazarlık yapmak, belli mesajlar vermek için bazı sivilleri alıkoyuyordu. Şimdi hükümet bu yönteme başvurdu. Hükümet Ersanlı gibi Zarakolu gibi tüm Türkiye tarafından iyi bilinen saygın aydınları rehin tutarak bir yandan PKK’ye baskı yapıyor, bir yandan da Türkiye’deki işçi ve emekçilere, “Kürtlerle yan yana gelmeyin mesajını” veriyor. Şimdi biz bu durumda bunu çökertmek için mi hareket edeceğiz? Yoksa işte, “Kandil var burada, İmralı var burada” diye Kürt meselesinde düzenin çizdiği sınırlar içinde mi kalacağız mesele budur. Tabii masumene bir şekilde bunlardan etkilenen, emekçilerin varlığı da bir gerçek. Ancak, yorulmadan halkların bir arada yaşamasını savunmak zorundayız.

»Bildiğiniz gibi referandumda Türkiye solunda üç farklı cephe oluştu, ÖDP, TKP, EMEP, Halkevleri’nin başını çektiği bir ‘hayır’ cephesi, BDP’nin başını çektiği bir ‘boykot’ cephesi  ve DSİP’le EDP’nin başını çektiği bir ‘yetmez ama evet’ cephesi… Hem ‘hayır’cılar hem de ‘evet’ciler, BDP’nin ‘boykot’ tavrını bir ölçüde makul karşıladı ve ‘boykot’çularla doğrudan tartışmaya girmediler. Öte yandan ‘hayır’ ve ‘evet’ tavrı gösterenler karşılıklı sert tartışmalara girdiler. Şimdi HDK içinde hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ diyen yapılar bir arada bu nasıl mümkün oluyor? Hangi taraf özeleştiri yaptı ve “referandumdaki tavrımız yanlıştı” dedi?

Önce ‘boykot’ meselesine değinmek istiyorum. ‘Boykot’ tavrı, Kürt illeri açısından bu daha elverişli bir tavır olarak görülmüş olabilir ve anlayışla karşılanabilir. Öte yandan, AKP’nin bizi “12 Eylül Anayasası mı yoksa 12 Eylül’ün yaması” mı gibi iki seçenekle karşı karşıya bıraktığı koşullarda; AKP’yi püskürtmek bakımından ‘hayır’ daha anlamlı bir seçenekti. Yine de, Kürtler AKP’nin Kürtleri bölmek istediği koşullarda toplu ‘boykot’ tavrı göstererek birliklerini gösterdiler. ‘Hayır’ cephesine gelirsek, EMEP, ÖDP, TKP ve bir kısım politik çevrenin yürüttüğü ‘hayır’ kampanyasıyla, etkisi sınırlı olmakla birlikte, güçlü bir seçenek ortaya kondu. ‘Yetmez ama evet’çilere ise zaten Başbakan isimlerini de yanlış zikrederek teşekkür etti.

‘EVET’ÇİLER YANILGILARINI ANLADI

»Peki, bunların her birinin içinde bulunduğu bir HDK söz konusu, bu bir çelişki mi?

Evet, bu hayatın bir çelişkisi…  AKP’nin referandumdan sonraki dönemde yaptıkları, ‘yetmez ama evet’ diyenlerin yanılgılarını çarpıcı bir şekilde gösterdi. Bir bölümü -bu konuda bir özeleştiri vermemeleri başka bir mesele olmakla birlikte- yazdıkları, çizdikleriyle bu konuda eskisinden farklı tutumlar gösterdiler. “AKP demokratikleşmede iyi gidiyordu ne oldu böyle” gibi bir tavırları oldu daha çok ama yanılgılarını da ortaya koymuş oldu bu yazılar. Türkiye’de ciddi bir tarihsel birikimi temsil eden yapılar ise bu konuda yanılgıya düşmediler. HDK’ye gelirsek HDK’nin neo-liberal politikalara, baskıya, sömürüye karşı bir programı var. Bu program herhangi bir sol-sosyalist partinin programından daha gerisinde değil. Eğer, birileri AKP’nin ve sermayenin karşısındaki böyle bir programa evet diyip geldiyse, bunu onların kendi çelişkisi olarak değerlendirmek gerek. Bunu hayatın seyri düzeltecek.

»Referandumda birlikte olduğunuz TKP ve ÖDP’nin HDK’ye katılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siz süreci yakından takip ettiniz biliyorsunuz. Biz seçimlerden önce ÖDP ve TKP’yle hem ayrı ayrı hem birlikte görüşmeler yaptık. Seçimlere tüm bu bileşenlerin bugün HDK içindeki güçlerle birlikte ortak hareket ederek girmeleri yönünde bir tavrımız oldu. Ancak, özellikle TKP’li arkadaşlar, Kürt hareketiyle bugünkü koşullarda yan yana gelmenin çok gerekli olmadığını düşündüler. ÖDP’li arkadaşlar da HDK sürecini biraz değerlendirmek istediler. Her iki partinin tutumu da son derece anlaşılır. Ayrıca biz bu arkadaşlarla HDK olarak bir sürü işi beraber yapıyoruz. Roboski katliamına karşı birlikte hareket ettik, bu partilerin genel başkanları Diyarbakır’a giderek açlık grevindeki vekillerle dayanışma içinde olduklarını gösterdiler. Yine Milyonlar Adalet İstiyor İnisiyatifi içinde birlikte hareket ediyoruz. Bunlar bizim temas noktalarımız samimiyet noktalarımız. Yine de şunu tartışmamız lazım, önümüzdeki yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl birlikte hareket edebiliriz?

»Seçimlere HDK çatısı altında mı girilecek?

Seçim sistemi ittifakla girmeyi mümkün kılmıyor bu yüzden politik parti ihtiyacı var. Türkiye’nin asgari sorunlarını programlaştıran bir partiye ihtiyacımız var. ÖDP’sinden, TKP’sine, EMEP’inden, BDP’sine tüm yapıların yer almasını arzu ettiğimiz bir partiyle sürece müdahale etmenin doğru olacağını düşünüyoruz.

»Bir hazırlık var mı ve HDK ne olacak bu süreçte?

Böyle bir hazırlık var ve bunun Emek, Barış, Demokrasi Bloku’nu aşan onun bileşenlerinin ötesine geçen bir politik parti olması çabalıyoruz. HDK de böyle bir politik parti içinde yer almak istemeyen, aydınların, çevrelerin bulunacağı bir Kongre olarak devam edecek.

KİM KİMDİR?

Halkın Kurtuluşu geleneğinden gelen Ender İmrek, siyasi faaliyetlerinden dolayı 12 Eylül askeri darbesi öncesi ve sonrasında tutuklandı ve yargılandığı üç ayrı davadan da beraat etti. Dönemin işkencecileri hakkında cezaevindeyken açtığı davada işkencecileri mahkûm ettirdi. Siyasi faaliyetlerinin yanı sıra 90’lı yıllarda çıkan Haftalık Gerçek dergisinde yazılar yazan İmrek, halen Evrensel Gazetesi’nde köşe yazarıdır. İmrek kurucuları arasında yer aldığı Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı’dır. Halkların Demokratik Kongresi kuruluş çalışmalarında yer alan İmrek, HDK Yürütme Kurulu üyesidir.