Batı hükümetlerinin desteğine ihtiyacımız yok

|

Batı hükümetlerinin desteğine ihtiyacımız yok A Batı hükümetlerinin desteğine ihtiyacımız yok

BAHREYN İNSAN HAKLARI MERKEZİ BAŞKANI NABEEL RAJAB:
Batı hükümetlerinin desteğine ihtiyacımız yok

OLGU KUNDAKÇI

Bahreyn’de bir yılı aşkın süredir Al-Khalifa rejimine karşı isyan sürüyor. Ortadoğu’daki ayaklanmaları demokrasi söylemiyle destekleyen ABD ve diğer güçler, Bahreyn’deki rejime arka çıkıyor. İnsan hakları adına, Suriye konusunda savaş çığırtkanlığı yapan uluslararası medya, isyanın başlamasından bu yana doksana yakın kişinin katledildiği, binlerce kişinin işkenceden geçirilip keyfi şekilde tutuklandığı Bahreyn’e kulaklarını tıkamış durumda. 14 Şubat Hareketi'nin liderlerinden, Bahreyn İnsan Hakları Merkezi’nin ve İnsan Hakları Körfez Merkezi’nin Başkanı Nabeel Rajab, gazetemize konuştu.

»Öncelikle, Bahreyn’deki şu anki siyasi atmosferle ilgili neler söylersiniz? Al-Khalifa rejimine karşı isyan, devletin şiddet politikalarına rağmen sürüyor. Genel bir değerlendirme yapar mısınız?

Devletin şiddetine rağmen, pek çok insanın katledilmesine, işkenceden geçmesine, tutuklanmasına rağmen halk mücadeledeki kararlılığını koruyor. İsyanın başlaması üzerinden bir yıl iki ay geçmesine karşın bugün daha çok insan demokrasi ve adalet uğruna sokağa dökülüyor. Bahreyn’deki şu anki siyasi durum çıkmazda. Bir yanda mücadele hiç olmadığı kadar güçlü ve ilk defa her kesimden, her yaştan insan bir arada hareket ediyor. Diğer taraftan iktidar ise askeri bakımdan oldukça kuvvetli ve Amerika ile Suudi Arabistan tarafından dışarıdan destekleniyor. Evet, iktidar güçlü belki ama meşruiyeti yok. Ayaklanmanın başlamasından bu yana doksana yakın insan katledildi. Oldukça ağır bedel ödedik ve şu saatten sonra hiç kimse diktatörlere karşı mücadeleyi bırakmayı aklından dahi geçirmiyor. Batı ülkeleri tarafından desteklenip desteklenmemek bizim için önem arz etmiyor. Desteğe ihtiyacımız yok. Hedefimize, mücadelemize inanıyoruz; çünkü adalet ve demokrasi için savaşıyoruz. Kolay olmayacağını biliyoruz. Çok şeye mal olacağını biliyoruz. Ancak yine biliyoruz ki sonunda kazanacağız.

»Bahreyn’deki ayaklanmaya devlet şiddetle karşılık veriyor. Siz de devlet tarafından bu şiddete maruz kalmış, ülkenin önde gelen bir insan hakları savunucusu olarak ülkede yaşanan hak ihlallerine ilişkin neler söylersiniz?

Bahreyn dünyadaki en baskıcı ülkelerden biridir. Diktatörler tarafından yönetilen, hukukçuların katledildiği, binlerce insanın sistematik şekilde işkenceden geçtiği, binlerce insanın keyfi bir şekilde tutuklandığı, yerli Şii nüfusa karşı mezhepsel bir ayrımcılığın kurumsallaştırılarak sistematik şekilde uygulandığı ve bu nüfusun marjinalleştirildiği bir ülkedir. Bahreyn’de ifade özgürlüğü yoktur. Gazeteciler için en kötü ülkelerden biridir Bahreyn. İnternet düşmanıdır. En azından uluslararası insan hakları örgütleri açısından, insan hakları bakımından kara listede yer alıyor.

“YA REFORM YAP YA ÇEKİP GİT DİYORUZ”

»Bahreyn’de halk neyi talep ediyor?

Talebimize açıklık getirmek gerekirse, biz iktidarın bir hükümet ve rejim olarak ya reform yapmasını ya da çekip gitmesini istiyoruz. Reform için seçilmiş bir hükümet, gerçekten gücü olan parlamento talep ediyoruz. Çünkü şu an 42 yıldır koltuğunu bırakmamış bir başbakana sahibiz. Yine hükümetin yönetici aileden ayrışmış olmasını istiyoruz. Çünkü şu anki kabinenin yarısından fazlası aynı aileden geliyor. İktidarın ve refahın adil dağılımını istiyoruz. Çünkü Bahreyn’de siyaset, ekonomi, her şey yönetici ailenin ellerinde. İktidar, reform talebimizi, yani ailenin varlığını sürdürdüğü ancak halkın yönettiği anayasal monarşi rejimini kabul edemez. Dolayısıyla halkın yönetici ailenin çekip gitmesini talep edeceği an oldukça yakındır.

»Ayaklanmanın siyasi olduğu kadar ekonomik boyutu da var. İsyan, aynı zamanda sınıfsal bir çelişkiyi de ifade etmiyor mu?

En temel unsurlardan biri de bu zaten. Şiilerin isyancıların çoğunluğunu oluşturmasının nedeni de zaten ekonomik anlamda marjinalleştirilmiş olmaları. Siyasal iktisadi sistemin dışına itilmiş olmaları. Tıpkı yıllar önce Güney Afrika’da veya Amerika’da marjinalleştirilmiş siyahîlerin hak mücadelelerine benziyor bu durum. Şu anki yönetici aile tüm ekonomiyi elinde tutuyor. Şiiler yoksullaştırılmış durumda. Şii bağımsız işadamları bile ortadan kaldırılıyor, evlerine saldırılar düzenleniyor. Dolayısıyla bahsettiğiniz, temel faktörlerden biri.

»Peki, Bahreyn’deki ayaklanma içinde sol muhalefetin gücü ne ölçüde var?

Bahreyn’deki ayaklanmada çoğu insan sol bir çizgide yer alıyor. Ayaklanmaya önderlik ediyorlar ve sol hareket Bahreyn’de hiç olmadığı kadar güçlü. Solun, bu isyan patlak vermeden önceye göre çok daha güçlü olduğunu ve giderek güç kazandığını söyleyebilirim. Ancak biz şu an için hareketi solcu, komünist ya da İslamcı gibi kategorilerle bölmek istemiyoruz. Birlik olmaya ihtiyaç var.

“İKTİDAR SÜNNİ-Şİİ KOZUNU OYNUYOR”

»Hareketin konuştuğumuz taleplerine rağmen, yapılan değerlendirmelerde ayaklanma genelde Sünni Al-Khalifa rejimine karşı bir Şii isyanı olarak okunuyor. Anaakım medya da Bahreyn’de yaşananları mezhepler arası bir ihtilaf olarak sunuyor. Bunun doğru bir değerlendirme olduğunu düşünüyor musunuz?

Hayır, bu meseleyi tamamıyla yanlış sunmak olur. Bizim meselemizin dinle alakası kesinlikle yok. Biz tüm bu bahsettiğimiz devlet tarafından işlenen suçlara, insan hakları ihlallerine, sistematik ayrımcılığa, refahın eşitsiz dağılımına karşı mücadele ediyoruz. Mesele neden bu şekilde sunuluyor? Çünkü Bahreyn hükümeti bu kozu oynuyor. Şii nüfus bölgede azınlıkta olduğu için, durumu Şii-Sünni ihtilafı olarak sunarak bölgedeki Sünni toplumu rejimin yanına çekmeye çalışıyor. Bölgedeki mezhepsel ayrışmadan faydalanmaya çalışıyor ve bu doğrultuda Bahreyn’deki muhalefeti İran’a bağlıyor. Bizim İran ile herhangi bir bağımız yok.

»Diğer körfez ülkeleri de bu durumdan yararlanıyor sanki değil mi?

Evet, çünkü Bahreyn’de olası bir demokrasi en çok körfez ülkelerindeki diktatörlükleri etkileyecek. Dolayısıyla dinsel, mezhepsel ya da kabilelere dayalı ayrışmanın olduğu alanlar yaratmaya çalışıyorlar. Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülkeler ayaklanmanın etkileriyle başedebilmek için sahte düşmanlar yaratmak zorundalar ki meşru demokrasi ve insan hakları talebinden insanlarını uzak tutabilsinler.

»Al-Khalifa iktidarının ayaklanmayı bastırmak için Körfez ülkelerinin ordularını çağırmasına halkın tepkisi ne oldu?

Bahreyn hükümeti önce Suudi Arabistan ordusunu, Birleşik Arap Emirlikleri ordusunu çağırdı ve Pakistan’dan, Irak’tan, Suriye’den, Ürdün’den paralı birlikler getirtti. Elbette bu durum halkın büyük öfkesine neden oldu. Bu askeri birliklerin saldırılarda bulunduğu köylerin çoğunluğu Şii yerleşim yerleriydi. Dolayısıyla hükümet Şii evlerine saldırmak, yakıp yıkmak ve insanların varını yoğunu talan etmek için dışarıdan Sünniler getirmiş oldu. Durumu dinsel bir savaşa çevirdi ve bu elbette halkı oldukça öfkelendirdi.

“TÜRKİYE HAYAL KIRIKLIĞI OLDU”

»Arap coğrafyasında yaşanan isyanları destekleyen ABD ve diğer ülkeler, Bahreyn’e gelince sessizliklerini koruyor. Suriye, “demokrasi” söylemiyle tehdit edilirken, Bahreyn’deki rejim destekleniyor. Bu ikiyüzlü tutumu Bahreyn’de halk nasıl değerlendiriyor?

Bahreyn’de çoğu insan Batı hükümetlerinin demokrasi ve insan hakları anlayışında çifte standarda sahip olduğunu düşünüyor. Batı hükümetlerinin tutumunu ikiyüzlü buluyor. İnsanlar sürekli Suriye’ye yaklaşımlarıyla Bahreyn’e yaklaşımlarını kıyaslıyor. Türkiye için de aynı şey geçerli. Türkiye’nin Suriye meselesindeki pozisyonuyla Bahreyn’e yönelik tutumunu kıyasladığınızda Bahreyn’e yönelik bir sessizliğin hüküm sürdüğünü görüyorsunuz. Bu durum Bahreyn’deki halkı oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü Türkiye’deki hükümet, iktidara geldiğinde Bahreyn’deki halk bu hükümete sempatiyle yaklaşıyordu. Arap meselelerine eğiliyor olması ve bölgede bir liderlik pozisyonuna soyunması bu hükümetin Bahreyn’deki insanlar tarafından desteklenmesine neden olmuştu. Ancak insanlar, artık Türkiye’nin bile kendilerini desteklemediğinin farkına vardı ve bunun nedeni Bahreyn’deki muhalif hareketin çoğunluğunun Şii olmasıdır.

»Al-Khalifa rejiminin ABD ve diğer ülkeler tarafından desteklenmesinin nedenini ne olarak görüyorsunuz? Sizce nasıl bir çıkar ilişkisi var?

ABD ve Batı hükümetlerinin Körfez ülkeleriyle çok önceye dayanan sağlam bir ilişkisi var. Askeri bağlar, silah ticareti ve petrol, Bahreyn’i ve diğer Körfez ülkelerini ABD’nin dış politikası için önemli kılıyor. ABD’nin 5. Filosu 50 yıldır Bahreyn’de konuşlanmış durumda. Buna ek olarak, Bahreyn’de olası bir demokrasinin İran’ın bölgedeki etkisini güçlendireceğini düşünüyorlar. Bahreyn’deki muhalefet içinde Şii nüfusun çoğunlukta olmasını bölgede İran’ın elini güçlendirecek bir durum olarak yorumluyorlar ki bu doğru değil. Ayrıca Suudi Arabistan’ın rolü de çok önemli. Suudi Arabistan, Mısır ve Tunus’taki devrimlerden sonra büyük ittifaklarını kaybetti. Bahreyn’e gelecek bir demokrasi Suudi Arabistan sınırına gelecek en yakın demokrasi olacak ve Suudi Arabistan bunu elbette istemiyor. Bu doğrultuda, Suudi Arabistan’ın ABD üzerinde de bir baskısı olduğunu düşünüyorum.

»Suudi Arabistan ve Katar’ın Arap coğrafyasında yaşanan değişimlerdeki tutumuyla ilgili neler söylersiniz?
Suudi Arabistan ve Katar arasında bölgeyi etkileme konusunda bir yarış var. Ya devrimleri engellemeye ya da devrimlerin sonuçlarını kendileri lehine çevirmeye çalışıyorlar. Mısır’da, Tunus’ta ve yine Suriye’de bu tutumlarını görüyoruz. Paralarını ve güçlerini kullanıyorlar. Aslında Katar, Suudi Arabistan’dan belki daha kurnazca davranarak bölgedeki sivil toplumu kendi lehine çevirebilmek için çok para döküyor. Dini kurumları, sivil toplum kurumlarını etkilemeye çalışıyorlar. Ben bunu bölge için tehlikeli görüyorum.

Suriye’de taraflar masa başına oturup bir uzlaşmaya varmalı

»Suriye’deki gelişmeler ve olası bir askeri müdahale konusunda ne düşünüyorsunuz?
Taraflar, aralarında bir çözüme varsın diye umuyorum. Son ayda hem hükümet tarafından ve hem de muhalefet tarafından çok sayıda insan öldürüldü ve tek bir taraf bu savaşı kazanacakmış gibi durmuyor. Dolayısıyla masa başına oturup bir uzlaşmaya varmalılar. Ülkede adaletin ve demokrasinin sağlanacağı bir dönüşüm için oturup konuşularak bu sorun çözülmeli diye düşünüyorum.