İlerici, demokrat, sol güçler olarak reformdan yanayız

|

İlerici, demokrat, sol güçler olarak reformdan yanayız A İlerici, demokrat, sol güçler olarak reformdan yanayız

RÜYA YÜKSEL

Suriye Komünist Partisi üyesi İnam Al Masri Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) düzenlediği Ortadoğu Konferansı’na katılmak için İstanbul’daydı. Al Masri “Suriye’de Yaşananlar, Dış Müdahaleler ve Türkiye Siyaseti” başlıklı oturumun konuşmacılarındandı. Al Masri ile Suriye’de olup bitenleri ve solun yaklaşımını konuştuk...

»“Arap Baharı”ndan nasıl etkilendi Suriye’deki sol? Mısır’daki, Tunus’taki hareketlerin toplumsal hareketler olarak başladığı söylendi hep. Suriye’de neden böyle bir şey olmadı?
Tunus’ta mevcut olan rejim ajan rejim, satılmıştır. Başkasının çıkarlarına, Batı’nın, emperyalizmin çıkarlarına olan bir rejim. Fakat Suriye’de rejimi öyle değildir. Suriye’de rejim anti emperyalist, anti Siyonist bir rejim. Onun için halk o şekilde hareket etmedi. Buradaki bir fark. Ama sizin sorunuz gerçekten güzel bir soru oldu.

»Suriye’de solun rejimle ilişkisi nasıl? Bu hareketlerden sonra bir değişme oldu mu?
1982’de Müslüman Kardeşler bir çıkış yaptı, kanlı bir hareket başlattı. Komünist Partiden bölünen Riyad Al Türk onlarla birlikte hareket etti. Hatta 67’deki İsrail’e karşı olan Suriye yenilgisini Hafız Esad’a yükledi. 82’deki Müslüman Kardeşler’in hareketinde, Hama’da çıkan olaylarda kendisi Müslüman Kardeşler’in yanında yer aldı. Böyle bir tutum içine girdi. Daha sonra yönetim, mevcut olan rejim Riyad Al Türk’ü tutuklayarak cezaevine attı.
Suriye Komünist Partisi, yönetimde 7 partiyle bir cephe kurdu. Ulusal demokratik cepheyi oluşturdular. Ve bu cephede Baas Partisi’nin de dahil olduğu yönetim de beraber, ekonomik ve siyasi amaçlı, eğitimin parasız olması, kamulaştırmanın olması, ekonominin kamuya ait olması için çalıştı. Milliyetçiler, solcular, ulusalcılar ve Baas Partisi ile böyle bir koalisyon cephesi kuruldu. Hatta sağlık bedava oldu. Ekonomide kamulaşmaya gidildi. Bu kamulaşmayı örgütleyen bir cemiyet de kuruldu. Genel kamu ekonomisi adı altında bir kuruluş oldu ve bunu takip etti. Eğitim de bedava oldu, ilkokuldan üniversiteye kadar. Bu temel 3 nokta üzerinde biz dayanışma içine girdik ve ittifak kurduk Baas Partisi’yle. Son yıllarda yönetim özelleştirmeye yöneldiğinde biz halktan yana olan ekonomiyi savunduk. 3 konu üzerinde durduk: Ulusal mesele; halkı savunan ve destekleyen, işçileri, emekçileri, köylüleri destekleyen bir toplumsal ekonomi; demokratik alanda daha geniş bir cephenin, ilerici ulusal demokratik cephenin oluşumunu genişletmek. Siyasi partiler, demokratik örgütleri içine alıp bu gücümüzü artırma çabalarına girdik. Komünist Parti olarak yanımızda işçileri, emekçileri, köylüleri savunanlarla birlikte bir cephede bir muhalefet gücü olarak bulunduk. Yönetimin halktan yana, halka hizmet eden yeni yasaları ve uygulamaları oluşturması için bir muhalif güç oluşturuyorduk. Ona baskı yapıyorduk. Bizim orada böyle etkin bir varlığımız vardı. Bu yöne çekiyorduk iktidarı. Halka karşı bir tavır içine girmemesi için engel oluyorduk.

»Bu yüzden de Arap hareketlerinde olan şey olmadı diyebilir miyiz?  
Suriye’de biz ekonomi, eğitim ve sağlık alanındaki kazanımlarımızı korumak için mücadele ettik. Ama ilk bu hareket çıkarken Selefiler, Müslüman Kardeşler, dinciler genelde mutaassıp çevrelerde miting ve gösteri yapıyorlardı. Sloganları hep sövme şeklinde, başkalarına saldırma küfretme noktasında oluyordu. Biz solcular olarak, sosyalistler olarak, ulusunu seven bütün kitlelerle, örgütlerle, işçilerle, köylülerle aynı zamanda gösteri yapıyorduk. O gösterilerde biz yönetimin daha da halkçı, daha da ılımlı, sosyal adaleti sağlama noktasındaydık. Karşı gerici mitingleri boşa çıkartma mücadelesi olarak mitingler gösteriler düzenliyorduk. Bu nedenle bizim bu gücümüzü gören Suudi Arabistan, Katar ve onun üzerindeki güçler bizim bu çıkışımızın önünü kesmek engellemek için o muhalefeti, Selefileri, Müslüman Kardeşler’i, dinci muhalefeti silahlandırmak ve silahlı eylemlerde bulunmaları  için harekete geçtiler. Bu da Suriye halkını kızdırdı diyebiliriz. Çünkü onların amacı bizim bu devrimci ilerici demokrat çıkışımızın önünü kesmekti. Yine devlet olarak bu çeteleri bastırırken bunlar arasında suçsuz sivil halk da kurban olarak gitti. Kurban gitmelerine sebep oldu. Bu da halkın her türlü baskıyı şiddeti reddetmesine sebep oldu. Çözümün demokratik olmasını, adil olmasını istedi halk ve böyle bir tezahüratta bulundu.
 
»Suriye’de ikili bir durum söz konusu diyebilir miyiz o zaman? Bir yerde Esad, bir tarafta Özgür Suriye Ordusu. Sol burada ne durumda?
Şimdi burada iki güç yok. Bir, ülkeyi yıkmak, bozmak isteyen ve dış müdahaleye davet çıkaran silahlı çeteler var, bir de bu çetelere karşı mücadele eden bir ordu var. Biz ilerici demokrat sol güçler olarak reformdan yanayız. Reformu istiyoruz. Ülkede barışçıl bir şekilde reformun olmasını talep ediyoruz. O yönde çalışma veriyoruz. Ama orada böyle iki güç var diyemeyiz.

»Kürt hareketini bu durumda nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürt hareketinin Suriye’deki solla ilişkisi nasıl, nasıl olacak?
Suriye’deki Kürtler her şeyden önce Suriye’de yaşayan halkların, bütünün bir parçası. Yani Suriye’nin her yerinde Aleviler de, Sünniler de, Araplar da, Hıristiyanlar da, Kürt halkı da bulunuyor ve bir şekilde özgürce yaşıyorlar. Bütün partilerde örgütlü Kürt yoldaşlarımız var. Geçmişteki ve yeni kurulan partilerde Kürt kardeşlerimiz var. Bizim anayasamızda şöyle bir madde var: Ulusal kimlik üzerinden milliyetçi bir parti kurulamaz. Milliyetçilik ve ırkçılık üzerine bir partinin kurulmasını yasaklayan bir madde var. Kürtlerin yoğun bulunup yaşadıkları kuzeydeki illerimizde Kürt temelinde, Kürtlere ait bir Kürt partisi var. Amacı Kürtlerin Kürdistan bölgesindeki iletişimini sağlamak ve kurmak. Suriye’deki Kürtlerin böyle bir ilişkinin ve bağlantının olması noktasında bir Kürt partileri var Kürt illerinde. Her ilin kendine özgü bir idare şekli ve merkezi var. Oralarda da, Kürtlerin yaşadıkları illerde de aynı durum mevcut. Kürtler bu idarede yerini ve etkinliğini sürdürüyor.

»Kürt hareketi ve Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi üzerine ne düşünüyorsunuz?
Bu tarihi bir gerçek, doğrudur. 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması, bölgedeki bölünmeyi beraberinde getirdi ve Kürdistan bölgesi bu dört ülke arasında bölündü. Doğal olarak bütün Kürtlerin ortak bir tarihi, geleneği, örf ve adetleri var ancak her ülkede yaşayan Kürtler yaşadığı bölgeye göre ülkenin mevcut olan yasalarına göre hareket edebilir ve o yasalara, o ülkenin anayasasına tabidir. Bütün yasal hakları o yasalar tarafından belirleniyor.

»Türkiye-Suriye ilişkileri üzerine ne düşünüyorsunuz? Son gelişmeleri ve hükümetin tavrını, uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim Türk halkıyla herhangi bir sorunumuz yok. Türk halkı dost ve kardeş halktır. Ancak şunu söyleyeyim; Türk halkı, Kürt halkı ve Arap halkı birçok ülke üzerinde ve geçmişten bugüne kadar birlikteliğimizi, o duygusal örf, adet, gelenek, bütün bunları biz yaşıyoruz. Halkları kardeş olarak bu bağlamda görüyoruz. Çünkü ortak yönlerimiz çok. Tarihimiz ortak, bölgemiz ortak, yaşantı, örf ve adetlerimiz ortak. Böyle bir bağlantı var hepimizin arasında. Halklarla bir sorunumuz yok. Biz ilerici demokratik adil bir devletin olmasını, herkesin, bütün halkların kendi haklarını, ulusal haklarını, demokratik haklarını özgürce uygulamasını ve yaşamasını isteriz tabii ki. Böyle bir ideolojiye düşünceye sahibiz. Ama Türkiye hükümeti rejimden önce Suriye halkına saldırdı. Rejime saldırmadan önce halka saldırdı. Önce Türkiye’deki rejim bizi sevgiyle boğdu, aldattı. Ardından sınırlarını teröristlere açarak bu topladığı teröristlerle bizi boğmaya, öldürmeye çalışıyor. O sevgiyi kötü anlamda kullanıyor, istismar ederek bizi o şekilde boğmaya çalışıyor, öldürmeye çalışıyor.

»Savaş ihtimali üzerine ne düşünüyorsunuz?
Her şeyden önce mevcut olan Türkiye hükümeti böyle bir adıma cesaret edemez. Çünkü kendi içinde halk desteği yok. Halkların desteği yok. Kürt halkının ve Türk halkının da desteği yok. Burada biz halklara daha çok güveniyoruz. Hatta Avrupa devletleri de böyle bir müdahaleyi resmen fiilen desteklemiyor. Böyle bir cesarette bulunacağını sanmıyorum. Erdoğan kişi olarak kendini ölüme attı, intihar etti diyebiliriz. İkinci olarak böyle bu yönde, yani Türk halkını böyle bir savaşa atamaz diye düşünüyorum. İkinci bir kez cesaret edemez.
Arapça’dan çeviren: ESAT GÜNAY

***
‘İlerici demokrat güçler diyalog içine girmeli’

»Sol bundan sonra ne yapacak Suriye’de?
Suriye halkı bütün halklarıyla, bütün gruplarıyla, ister muhalefet, ister ulusal cephe, tüm ilerici demokratik güçler, işçiler, çiftçiler derneği, yazarlar derneği, sendikalar, hepsi bir bütün olarak her türlü müdahaleyi reddediyorlar. Her türlü baskıyı, zulmü, adaletsizliği reddediyorlar. İstekleri orada adil demokratik bir rejim. Halkın bütün katmanlarını, bütün haklarını güvence altına alacak bir anayasayı hazırlayacak bir rejimi destekliyorlar. Böyle bir mücadele içindeler. Biz bütün ilerici demokrat ulusal güçlerin bir araya gelip diyalog içine girmesini istiyoruz. Burada bizim amacımız işçilerin, bütün halkın korunması. Hatta ordunun da korunması, çünkü sınır ve toprak bütünlüğü, bütün halkların bir arada bütünlüğü, kardeşçe demokratik haklarını koruyarak yaşaması noktasında bir mücadelenin içindeyiz. Bu konferans bütün ilerici demokrat güçleri bir araya getirdi. Bizim parti olarak sloganımız şu; ilerici, demokratik, çok partili, sosyalist, antiemperyalist ve anti Siyonist bir hükümetin kurulmasını ve böyle bir devlet oluşumunu destekliyoruz. Bu yönde mücadelemizi veriyoruz ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz.