,‘Ma diya, sıma mevine’ (Biz yaşadık siz yaşamayın)

|

,‘Ma diya, sıma mevine’ (Biz yaşadık siz yaşamayın) A ,‘Ma diya, sıma mevine’ (Biz yaşadık siz yaşamayın)

ATİLLA KESKİN  ALMANYA

»Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişlerinin üzerinden 75 yıl geçti. Bu idamlar Dersimlilerin yüreğindeki sızıyı kanatmaya devam ediyor mu?
14-15 Kasım 1937 tarihinde Seyit Rıza’nın da içinde bulunduğu, Dersim’in önde gelen 7 ferdi göstermelik bir yargılamadan sonra idam edildi. Bu gün hâlâ, mezar yerleri belli değil. Aradan 75 yıl geçti ama hâlâ insanlarımız mezar yerlerini arıyor. Yasallığı bile olmayan komisyonlar ile bu sorun çözülmez. Başbakan Erdoğan’ın özrü üzerinden bir yıl geçti ama hiçbir şey değişmedi. Biz boş sözler değil, somut adımlar bekliyoruz. Belgelerin ayıklanarak, saklanarak gönderilmesi böylece aklanması gibi gizli planlara itiraz ediyoruz. Biz acılı ve yaralı bir halkız, siyasi hesaplarınızı bizim üzerimizden görmeyin. Varsa bir hesabınız açıktan yapın. Dersim ile yüzleşmek demokrasinin gelişmesi için kilit bir rol oynuyor. Dersim 38 ile yüzleşilirse bir nebze Ermeni meselesi çözülecektir. Yılların sorunu Alevi meselesi rahatlayacaktır. Bir nebze Kürt sorunu yumuşayacaktır. Sahici bir özür ve gereklerinin yerine getirilmesi ancak barışa ve demokrasiye hizmet eder ve Türkiye de onurlu devletler arasında yer alır.

»Son dönemlerde Dersim’e ilişkin filimler yapılıyor, kitaplar yayınlanıyor, gazetelerde lehte ve aleyhte yayınlar yapılıyor. Sizce son üç yıldır bu kadar yoğun tartışılmasının nedeni ne?
Tabii bunun pek çok sebebi var. Birincisi şu: Biz yakın zamana kadar kendi topraklarımız ile ilgilenmedik. Türkiye’de okuma yazma oranında birinci olmakla övünen Dersim’de kendi dili ile şiir ve hikaye yazan insan sayısı iki elin parmağını geçmez. Ya da radikal sol örgütlerde çok etkili olan Dersimliler bu mesele ile hiç ilgilenmediler. Bu gün çıkan dergilerin yazarlarının önemli bir kısmı Dersimli. Kendi babaları, ve dedeleri 1937-38 Tertelesi’nde ölülerin altında kurtuldukları halde ya da süngü ve kurşun yaraları ile yaşadıkları halde kendi baba ve dedelerinin hikayesini yazma yadeğer bulmadılar. Bu sorunun çözümü devrime havale edildi...

»Bugün için de benzer şeyler söyleyebilir miyiz?
Dersimlilerin son yıllarda kendi dillerine, inancına, kültürel değerlerine, kendi tarihine sahip çıkmaları çok önemli bir faktör oldu. Dersim örgütlenmesi olmasaydı “Dersim Tertelesi” bu oranda tartışılıyor olmayacaktı. Dersim merkezli örgütlenmelerin çok önemli bir rolü oldu.
İkinci faktör ise konjonktüreldir. Şöyle ki Türkiye’de İslamcılar önemli bir güç olarak siyaset sahnesinde rol oynamaya başladılar. İslami hareket Kemalizm ile hesaplaşmak istiyor ve kullanabilecekleri her şeyi kullanıyorlar. Bu hesaplaşmada Dersim Soykırımı stratejik bir öneme sahip. Dersim Tertelesi Alevi / Kızılbaşlara karşı yapılmıştı. On binlerce masum insanın kanı akıtılmıştı. Vicdan sahibi namuslu hiç kimse Dersim’e yaşatılan bu vahşeti sahiplenemezdi. Bu insanlık suç, CHP’nin tek parti döneminde ordu tarafından yapılmıştı. Bu meseleyi kökten halettiklerini düşünerek aşırı özgüvenin sonucu olarak çok sayıda belge ve kanıt arkalarında bıraktılar. İşte bu faktörlerden ötürü, İslamcılar Dersim’e ilgi duyuyor.

»Amaçlarına ulaşabiliyorlar mı?
Amaçlarına ulaştıkları ve iktidarlarını sağlamlaştırdıkları oranda Dersim’e olan ilgilerinin de azalacağını söylemek yanlış olmaz. Bir sopa ile üç kafa kırıyorlar. Dersim diyerek CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu’nu zorda bırakmak istiyorlar, Birinci etken bu, ikincisi ise, sol üzerinden Kemalizmle hesaplaşmak istiyor İslamcılar.
Gönül isterdi ki İslamcılar tarih ile yüzleşmenin, vicdan muhasebesinin bir sonucu olarak Dersim’i gündemine alsın ve siyaseten istismar etmesin. Başbakan Erdoğan’ın özrü Dersimlilerin baskısı yada Türkiye’de tarih ile yüzleşmenin yarattığı baskıdan kaynaklanmıyor, hesapları var. Ancak bu vesile ile tarihin küflü raflarına kaldırılan kanlı bir tarihin de gün yüzüne çıkmasına vesile oluyorlar. Biz de bu tartışmalara doğrudan taraf olduk ve Dersim’de yaşanan insanlık suçunu açığa çıkarmaya çalıştık.

»Banu Güven ile yaptığınız bir röportajda defterlerden bahsediyorsunuz. Nerede ne kadar kişi öldürüldü bunlar kayıtlarda var sanırım. Bunların bulunması neler yaptınız?
Orada söylediğim defterler kayıp kızların kayıtlarının tutulduğu defterlerdir. Bu defterlerden Dersim 1937/38 Sözlü Tarih Projesi çerçevesinde yapılan bir söyleşiden haberdar olduk. Söz konusu tanık 1946 – 49 yılları arasında Savunma Bakanlığı’nda askerliğini yapıyor. Kız kardeşi de kayıp ve orada rütbeli biri defterleri getiriyor bakıyor ve kız kardeşini buluyor. O da hala yaşıyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile yaptığımız görüşmede de dedik. İnsanlar 75 yıl sonra hala akrabalarını arıyorlar, bu acıyı hissedin ve duyarlı davranın, bu defterleri çok acil olarak bulun. Ama hiç bir sonuç çıkmadı.

»Gelelim 1937-38’e. Katliamın arkasındaki saikler neler?
Osmanlıdaki Sünni İslam tahakküme karşı Dersim, Kızılbaş Alevilerin üssü olmuştur. Geçit vermez coğrafyası sayesinde kendi inancını bugüne getirebilmiştir. Alevi coğrafyasının pirleri Kayseri ve Maraş’a kadar Dersim’den giderler. Başı Osmanlı ile derde giren pek çokları Dersim’e sığındı. Yakın zamanda Ermeni kıyımında 30 bin civarında Ermeni Heqa Bextiye (Sığınma hakkı) aldılar. Dersimliler “textê xo bırızne, bextê xo merızne” (Tahtını yık ama bahtını yıkma) diyen Dersimliler kendisine sığınan herkesi korudular. Cumhuriyetle birlikte  ile birlikte ümmetçiliğe bir de milliyetçilik eklendi. “Tek millet, tek inanç” diyen ırkçı kafalar için Dersim bir sorundu, “çıban”dı. Dersim ne Türkçe konuşuyordu ne de camiye gidiyordu. Farklı dilleri ve inançları bir zenginlik olarak görmeyip bir tehdit olarak algılayan faşizan zihniyet bu soykırıma vesile olmuştur.

»Bazı kaynaklarda Dersim’e, asker ve vergi vermediği için müdahale edildiği iddia ediliyor?
“Vergi toplanmıyordu ya da asker vermiyorlardı” tezi gerekçeleri önceden hazırlanmış tezlerdir. Başta Dr. Şükrü Aslan’ın araştırmaları ve daha pek çok araştırma bu tezin uydurulma bir tez olduğunu ortaya koyuyor. Dersim’de askere gitmeyen var doğru, vergi vermeyen de var ama İstanbul’da da Eskişehir’de de askere gitmeyen var. Bir an için bu tezin doğru olduğunu kabul edelim. Bu gerekçeler ile yediden yetmişe bir halkın kırılması savunulabilir mi?  Kaldı ki bu bölge çok yoksul bir bölge Ağa dediklerinin durumu batıdaki ortalama bir köylüden daha yoksul. Dağlılık ve tarıma elverişli bir bölge değil. Neyin vergisini verecek bu aç insanlar. Bunlar işlenen insanlık suçlarını örtmek için uydurulmuş teorilerdir, tıpkı “isyan” yada “ayaklanma” teorileri gibi.

»Gerçek nedir?
Gerçek şu ki Dersim kültürü ve inancı yok edilmek istendi, bunun için on binlerce masum insan vahşice katledildi. İlk defa zehirli gazlar ve uçaklar kullanıldı. Küçük çocuklar savaş ganimeti olarak birlikte götürüldü evlatlık edinildi. Hizmetçi olarak subayların evlerinde çalıştırıldı. Yine on binlercesi Batı illerine her köye bir aile prensibi ile dağıtıldılar. İnançlarını ve dillerin yaşamasınlar asimile olsunlar diye tek tek yerleştirilirler. Gerçek budur gerisi yapılan vahşete gerekçe uydurmaktır.

»Amaç fiziksel ortadan kaldırmak mı, asimile etmek mi?
Birleşmiş Milletler Soykırımı Önleme Sözleşmesi, kıyım ve asimilasyonu birlikte sayıyor. Bir topluluğa ait çocukların başka bir kültür ile yetiştirilmesini de soykırımın bir parçası olarak görüyor. Dersim’de yaşananlar Birleşmiş Milletler tanımına uyuyor.

»Mehmet Bayrak tarafından bulunan bir raporda evlerin bile nasıl yakılacağına ilişkin en ince detaylara kadar yazmışlar.
O rapor Genelkurmay tarafından çok gizli ibaresi ile 100 adet basılan Dersim Raporu’dur. Orada önemli bir tanımlama var. Şöyle yazıyor: “eğer Yavuz’un kılıcı Dersim’in yalçın kayalarının içine işleyebilseydi biz bugün Dersim’i maddi manevi yönden ayrı bir yolda görürdük.” Yani kendisini Yavuz’un İdris-i Bitlisinin devamı Çaldıran’da yarım bıraktıklarını tamamlama misyonu yüklüyorlar. Dersim Soykırımı gerçekten de Çaldıran’ın bir devamıdır ve hâlâ da devam etmektedir.

 »Nasıl oluyor da CHP bu kıyımın başrolünü oynadığı halde Dersimliler hemen her dönem CHP’yi destekliyorlar. Bunun sırrı nedir?
Feodalizmin tasfiyesi fikri yalnızca CHP ile de sınırlı değildi, dönemim Türkiye Komünist Partisi İsviçre’nin Zürich kentinde yapılan Komintern taplantısında da aynen bu tezleri savunuyor. Dersimlilerin her dönem CHP’yi destekledikleri fikri doğru değil. Demokrat Parti ilk kurulduğunda Dersimliler iki vekil gönderdiler. Belki değişim olur rahatlarız diye. Fakat bir süre sonra DP özgürlükçü bir parti olmaktan İslamcı bir parti çizgisine kayınca “şeriat korkusu” ile Dersimliler DP ile yollarını ayırdılar. Demokrat Parti’de umduğunu bulamayan Dersimliler zorunlu olarak ikinci parti olan CHP’ye yöneldiler. Zira göstermelik de olsa laikliği savunan bir partiydi. CHP’ye gitmek de kolay olmadı, kalıntıları günümüze kadar ulaşan takiyeler yapmak zorunda kaldılar. “Mustafa Kemal hastaydı kıyımdan haberi yoktu kıyımı Kazım Karabekir ile Celal Bayar yaptı” diyerek akladılar. Ardından da Mustafa Kemal Alevidir Bektaşidir, Gidip Hacı Bektaştan destur almış” denilerek de pozitif sıfatlar yüklendi. Böylece artık CHP daha kolay sahiplenilebilirdi. Ne yapmalıydılar? Milli Selamet Partisine mi gitmeliydiler? Erbakan’ı mı yoksa Türkeş’i mi desteklemeliydiler? BDP iki dönemdir belediyeyi kazanıyor, bir önceki dönem de bir milletvekili çıkardı.

»Sol hareketin bir etkisi oldu mu?
68 Hareketi’nden sonra başlıca iki eğilim ortaya çıktı. İlki gençlerin tercihi idi. Dersim de yapılan kıyımları anne ve babalarından duyarak büyüyen gençlerin bir kısmı “tek başımıza kurtulamayız ancak diğer milliyetlerden kimseler ile beraber devrim yaparsak zulümden kurtuluruz” düşüncesi ile aşırı radikal sol örgütlere yada Kürt ulusal hareketinde yer aldılar. İkinci eğilim ise zulmün tanıkları olan yaşlılardı. Onlar da “bu devlet, bizden çok güçlü biz onunla baş edemeyiz 38’de biz yenemedik siz kim oluyorsunuz da bu devleti yıkacaksınız. Soyumuzu kurutmak isteyenler sizi kandıryorlar kırımdan arda kalanları da bu vesile ile kırıp yok edecekler. Devletle uyumlu geçinelim ve hiç değilse neslimizi devam ettirelim” Bu kaygıyı anlamak lazım. Bunlar soykırımda ölülerin altında kurtulmuş çocuklar. Bütün ailesini kaybetmiş insanlar. Bir kuşak yetim büyüdü babasız, annesiz, dayısız büyüdü. Çocuklarını “ma diya, sıma mevine” (Biz yaşadık siz yaşamayın) diye korumak istiyorlardı. Bu korkuyu travmayı anlamak yerine “katiline aşık”, “Stockholm Sendromu” gibi tanımlamalar yalnızca realiteyi bilmeyenlerin tezleri olabilir. Dersimlilere hakaret ediliyor ve rencide ediliyorlar. Soykırıma uğramış bir toplumu suçlamadan önce onu anlamaya çalışmak daha vicdani olur diye düşünüyorum.

»Dersim’in şimdiki durumu nasıl?
Dersim’in şimdiki durumu pek iyi sayılmaz. Bildiğim kadarı ile sürekli nüfusu azalıyor.
İç Dersim’de 1930’lu yıllarda 200 bin civarında insan yaşıyordu, Türkiye’nin nüfusu 13 milyon civarındaydı, şimdi Türkiye’de 70 milyon, İç Dersim’de ise 79 bin kişi yaşıyor. Dersim her beş yılda bir yüzde onbeş nüfusu azalan bir yer. Devletin Dersim’e bakışında bir değişiklik söz konusu değil. Devlet Dersim’i yok etmek istiyor. Barajlar yaparak geri dönüşleri engellemek istiyor. Bir Dersim raporunda “bölgeyi boşaltalım ve büyük havuzlar (barajlar) yapalım ki insanlar geri gelmesin.” 38 de sürgüne gönderilenler ile meseleyi hal ettiklerini sandılar. Ancak 46 da af çıkınca Dersimlilerin çok büyük bir kısmı Muğla’da, Aydın’da, Eskişehir’de aldıkları verimli toprakları bir imza ile geri verip yakılmış yıkılmış boş köylerine geri dönerek Dersim’i yeniden inşa ettiler. Şimdi Dersim’de sürekli bir savaş ortamı yaratarak insanların yaşayamayacağı bir coğrafyaya çevirdiler. Köyünüze gidemiyorsunuz, tarlanızı süremiyorsunuz, güvenli yolculuk yapamıyorsunuz. Bugün uygulanan plan 1937-38 yıllarında uygulanan planın aynısıdır. 38 de yakılan boşaltılan köyler yine yakıldı yine boş, yine yasak bölge. 38 de sürülenlere tarla ve ev verildi 94 de yapılan köy yakmalar ve boşaltmalara üç beş kuruş verildi ama köyler hala yerleşime kapalı.

»Dersimliler olarak pek çok talebiniz var bunlara nasıl ulaşmayı düşünüyorsunuz?
Dersimliler söyle düşünüyor demek zor, pek çok farklı fikir var. “Zor ile hedefimize ulaşacağız” diyenler var ve bunlar dağlarda mücadele ediyorlar. Diğer bir kısmı “Dersim’de yapılan silahlı mücadele Dersim’e zarar veriyor.” Böyle diyenler uluslararası anlaşmaların kendilerine tanıdığı haklardan daha etkili yararlanmayı ve özelde de Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde barışçıl çalışmalar yürütüyorlar. Farklı olanların farklılıkları ile barış içinde yaşadığı bir Demokratik Türkiye mücadelesine destek veriyorlar. Tarih ile yüzleşmeyi barış içinde ortak bir gelecek için zorunlu görüyorlar.



***

CHP’den “Seyit Rıza’nın itibarı iade edilsin” teklifi

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, ''Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iadesini'' öngören kanun teklifi hazırladı. Aygün'ün teklifi, ''1937'de idam edilen Seyit Rıza ve oğlu Resik Hüseyin, Uşene Seyit, Aliye Mirze Sili, Civrail Ağa, Hasan Ağa, Fındık Ağa ve Hesene İbrahim'in itibarlarının iade edilmesini'' içeriyor.
Teklifin gerekçesinde, ''Dersim 1938 büyük bir katliamdır. Etkileri bugün de devam etmektedir'' denilerek, 15 Kasım 1937'de Elazığ Örfi Mahkemesi kararıyla idam edilen Seyit Rıza ve 7 kişinin, bu yıl içinde ortaya çıkan yeni resmi belgelerle, masumiyetinin kanıtlandığı ifade edildi.
Gerekçede, ''Teklifimizde amaç; 75 yıl sonra da olsa idam edilenlerin halk nezdinde zaten var olan itibarlarının resmen iadesi ile bir haksızlığın ortadan kaldırılmasıdır. Böylece Dersim'de 1937-1938'de öldürülen tüm insanlarımızın ruhları bir parça rahat edecektir'' denildi.

***
YAŞAR KAYA KİMDİR?

Dersim merkeze bağlı Pınar Köyü’nde doğdu. İlk okulu köyde orta okul ve liseyi Dersim'de okudu. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesini bitirdi. 1997’de Almanya’ya iltica etmek zorunda kaldı. Köln’de sosyal pedegoji okudu, hala pedegog olarak çalışıyor 2007'den bu yana kısa adı FDG olan Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu başkanlığı yapıyor.