PROF. DR. ÖZDEMİR AKTAN: Sağlıkta kapitülasyonlar dönemi

|

PROF. DR. ÖZDEMİR AKTAN: Sağlıkta kapitülasyonlar dönemi A PROF. DR. ÖZDEMİR AKTAN: Sağlıkta kapitülasyonlar dönemi

SERBAY MANSUROĞLU

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan, Kamu Özel Ortaklığı, sağlıkta dönüşümün geldiği son aşama, tam gün yasası ve yabancı hekimlerin ülkemizde çalıştırılması konularını değerlendirdi. Piyasacı sağlık politikalarında son aşamaya gelindiğini, bu politikalarla Türkiye'nin geleceğinin ipotek altına alındığını belirten Aktan, sağlık çalışanlarının mutsuz edildiğini, hekimlerin ise seçkin bir meslek grubundan işçileşen bir meslek grubuna dahil edildiğini savunarak, "Madem artık işçileşiyoruz, işçi sınıfı gibi mücadele etmemiz gerekiyor" dedi. Sadece sağlıkta değil birçok alanda mücadele vermelerini ve sokaklarda olmaları gerektiğini söyleyen Aktan, "Sağlığı sadece ruhsal ve bedensel bir iyilik hali olarak görmüyoruz. Sağlığı aynı zamanda sosyal bir iyilik hali olarak da görüyoruz. Bu nedenle toplumun yaralarına bir nebze merhem olmak için sokaktayız" ifadelerini kullandı.
İşte TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Aktan'ın yanıtları...

»Kamu Özel Ortaklığı şu anda Meclis'te görüşülüyor. TTB olarak şiddetle karşı çıkıyorsunuz. Nedir bu Kamu Özel Ortaklığı? Sağlıkta ne anlama geliyor?
Dönüşümün ilk halkası genel sağlık sigortası, ikinci aşaması aile hekimliği oldu. Aile hekimleri artık devlet memuru değil, SGK ile sözleşme yapan çalışanlar oldular. Kamu Özel Ortaklığı ise sağlıkta dönüşümün son halkası olacak. Bu inanılır gibi bir proje değil. Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alan yeni bir yapılanma. İhaleyi kazanan firmalar şehir dışında yapacakları inşaatlar karşılığında 25 yıl boyunca kira alacak. Bu süre 49 yıla kadar uzatılabilecek. Üç sene kira ile yatırım giderleri karşılanıyor. Yani gerisi ihaleyi alan şirkete kâr. Sadece bu kadarla kalmıyor, şehir hastanesi içindeki işletmeler ve şehir içinde boşaltılan, İstanbul’da Şişli Etfal, Taksim İlkyardım, Numune gibi hastaneler de bu şirketlere devredilecek. Oysa devlet kendisi yapsa çok daha ucuza mal olacak. Bu bizim tahminimiz değil İngiltere bu uygulamadan vazgeçmek zorunda kaldı. Dünya ülkeleri bu işin ne kadar masraflı olduğunu gördü. Dünya vazgeçerken biz neden böyle bir işe girişelim. 100 bin hekim ve 500 bin sağlık çalışanı Kamu Özel Ortaklığı ile birlikte özel sektöre devredilecek. Bu, 600 bin kişilik bir alanın özelleştirilmesidir. Parasal olarak da milyar dolarlık bir özelleştirmedir. Bu büyük hacim de sermayenin iştahını kabartıyor. Yabancı sermaye kâr etmek üzere gelir. Bu hedenle sizin sağlık politikalarınızı kâr sistemi üzerine kurmanız demektir. Bizim bunu durdurmamız gerekir.

'YASALARI TANIYAN YOK'
»Danıştay'da açtığınız bazı davaları kazandınız? İkitelli gibi itiraz ettiğiniz yerlerdeki davalar sürüyor. Dava süreçlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Danıştay’da süren birkaç davayı kazandık. Danıştay resmen, 'bu kadar da olmaz' dedi. Ama Danıştay kararına rağmen iptal edilen yerlerdeki çalışmalar sürüyor. Hak hukuk tanıyan yok. Ama bu yasanın durdurulması gerekiyor. Bu ülkenin kaynaklarını, bir nevi geleceğini şirketlere peşkeş çekenlere dur demek lazım.

»'Devlet artık bu işi yapamıyor' denilerek özelleştirmeler meşrulaştırılıyor. Siz özelleştirmeleri peşkeş olarak değerlendiriyorsunuz. Biraz açar mısınız?
Kamu sektörü hantal, yolsuzluk çok gibi gerekçelerle özelleştirmenin yolu açılıyor. İşin gerçek yüzü bu değil. Türkiye gibi asgari ücretin yaşam standartlarının çok altından olduğu, yoksulluğun kol gezdiği, güvencesiz çalışmanın patladığı bir ülkede sağlığın, eğitimin, barınmanın şirketlerin insafına terk edilmesi kabul edilemez. Bu noktalarda kamuculuğu savunmak dışında bir alternatif olamaz. Türkiye’de bir kurumun önce itibarı zedelenir. Sonra ortadan kaldırılır. SSK sürecinde bunu gördük. Kuyruklar uzadı, hizmet alımı zorlaştı. Sonuçta SSK bugün yok. Bugün üniversite hastanelerini aynı durum bekliyor. Üniversite hastanelerinin kamu hastane birliklerine devri son anda itirazlar üzerine geri çekildi. Ancak bu amaçtan geri dönülmüş değil. Üniversitelere destek azaldı. Üniversite hastanelerinin itibarı zedelenecek, ardından amaçlanan politikalar uygulanacak.

'TÜRKİYE KAPİTALİZM CENNETİ'
»Sağlık alanında özelleştirmeler hükümete neden cazip geliyor?
Sağlığın bu özelleştirme furyasında kapitalizmin yaşadığı krizin önemli bir payı var. Kriz elbette ilk kez yaşanmıyor. Kapitalizm eskiden krize girdiğinde savaş ekonomisiyle kendi krizinin içinden daha kolay çıkabiliyordu. Bugün ise krizleri aşmanın yolu tüketimi artırmak. Türkiye de kapitalizm için bir cennet. Sağlık bu kapitalist cennetin içinde önemli paya sahip. Kişi başı sağlığa yaptığımız harcama tutarı 1000 dolar civarında OECD ortalaması 3 bin 500 dolar. Bizim de bu oranı yakalamamız amaçlanıyor. Ama bu milli gelirle nasıl olacak? Hepsi bu soruların cevaplarında saklı.

‘BAKAN DEĞİŞİR, POLİTİKALAR DEĞİŞMEZ’

»Kabinede 10 yılı aşkın görev yapan Recep Akdağ'ın koltuğunda artık Mehmet Müezzinoğlu var. Bu değişiklikle Kamu Özel Ortaklığı başta olmak üzere sağlık politikalarında bir değişim bekliyor musunuz?
Bakan değişikliğiyle sağlık politikalarının değişmesi imkânsız. Çünkü bsağlık politikalarını hükümetimiz kendi inisiyatifinde hayata geçirmiyor. Uluslararası sağlık tekelleri bu politikalara yön veriyor. Ancak önümüzdeki dönem açısından birtakım taktik değişiklikler söz konusu olabilir. Çünkü bir bakan değişiyorsa birtakım değişikliklere ihtiyaç olmuş demektir. Recep Akdağ’ın gitmesi geç kalmış bir değişimdir. Çünkü sağlıkta dönüşümle başlayan özelleştirmelerin olumsuz sonuçları ortaya çıkmaya başladı. Yurttaşa hiç para ödemeyeceği söylendikçe yurttaş daha fazla para ödedi. Sağlık raporunun bile ücretli hale gelmesi bunun geldiği son noktadır. Bir diğer ayağı ise hekim tarafı. Değişimden hekimlerin memnun olduğunu söylemek imkânsız. Hekimler ve bir bütün olarak sağlık çalışanları değişimin olumsuz yönlerine en çok maruz  kalan taraf oldu. Bu politikalar ile Akdağ’ın yerinde kalması mümkün değildi. Ancak yeni bakanla birlikte bu politikalarda yumuşama söz konusu olabilir, fakat olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Türk Tabipler Birliği olarak hem hayırlı olsun demek için hem de acil taleplerimizi iletmek üzere yeni bakandan randevu istedik. Acil çözüm listemizle daha önceki bakana gittiğimiz gibi Mehmet Müezzinoğlu’na da gideceğiz. Acil çözüm taleplerimizin başında sağlık çalışanlarına yönelik şiddet var. Güvenceli bir iş, yurttaşların ulaşabileceği  ücretsiz bir sağlık sistemi ve tam gün sorunu bakanlığa sunacağımız acil çözüm listesinin başında geliyor.

»Bir de tam gün yasası vardı. Anayasa Mahkemesi iptal etti...
Eski bakan Recep Akdağ tam gün yasasında çok ısrarcı davrandı. Anayasa Mahkemesi kararına rağmen eski bakan Akdağ dolambaçlı yollardan kanunun önüne geçmeyi denedi, ama başaramadı. Muhtemelen yeni bakan yumuşamaya gidecektir. Bu keyfi bir yumuşama değil, yasaların emrettiği değişikliği uygulama anlamında bir yumuşamadan bahsediyorum. Mesele sadece hekimlerin mesai saatleri dışında çalışması değil. Uygulamayla birlikte üniversitelerimiz, araştırma hastanelerimiz çok kan kaybetti. Bu kan kaybına en çok Başbakan Erdoğan ve  bakanın eşlerinin ameliyatlarında gördük. Başbakan Erdoğan yasa nedeniyle üniversiteden ayrılmak zorunda kalan bir meslektaşımız tarafından ameliyat edilmiş, Sağlık Bakanı Recep Akdağ kendi koyduğu yasayı eşinin ameliyatı için delmek zorunda kalmıştı.

'UCUZ EMEĞE KARŞIYIZ'
»Yabancı hekimlerin ülkemizde çalıştırılması için tabiri caizse kavga yaşandı. Yasa çıktı ve geçen 2 yılda rağbet görmedi. Karşı çıkışınız bir kez daha doğrulandı mı?
Yabancı ülkelerden gelip ülkemizde yararlı olacak hekimlere karşı çıkmayız. Dünyanın neresinden olursa olsun meslektaşlarımızla çalışmaktan gurur duyarız. Karşı çıktığımız niteliksiz hekimlerin getirilip burada ucuza çalıştırılmasıdır. Tıp fakültelerimizde yer  alan yabancı uyruklu öğrencilerimiz var. Bizim öğrencilerimiz yıllarca bizim yanımızda eğitim görüyor. Onların Türkiye’de çalışmasıyla ilgili sıkıntımız yok. Kavga öyle çıkmadı. Kavga Başbakan Erdoğan’ın  yüz, yüz elli dolara hekim getireceğiz demesi üzerine çıktı. Biz bu ücrete hekimlerin çalıştırılmasını istemiyoruz. Avrupa ülkelerinde işsiz hekim ordusu var. Bu nedenle orada ücretler aşağı çekilebiliyor. Türkiye’de henüz bu söz konusu değil. Ama bunun ön adımları olarak her yere tıp fakültesi açıldı. Altyapısı, öğretim üyesi olmayan tıp fakülteleri işsiz hekimler yetiştirecek. 84 tıp fakültesi var. Bu sene 9 bin mezun verdi. Bu rakam 2015 sonunda 13 bin 500'e ulaşacak. TTB raporlarına göre Türkiye’de hekim açığı yok. Sadece dağılımda birtakım sıkıntılar var. Yabancı doktor meselesi, ücret düşürme, ucuz emek politikasının sonucu bu noktaya geldi. Biz bu nedenle kavgaya tutuştuk.

***
‘Saygınlığımız halkımız için mücadelemizden kaynaklanıyor’

TÜRK Tabipleri Birliği’nin toplumda saygın bir yeri var. Bunun tek nedeni: Halkımızın nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmetine ulaşmasını savunmamızdır. Ben veya hiçbir oda başkanımız, yönetim kurulunda yer alan arkadaşlarımız bu odada ücret almadan halkın bu hakkını savunuyor. Bu işi yaparken en büyük çıkarımız ve keyfimiz yönetim kurulu toplantılarında yediğimiz simitler, içtiğimiz çaylardır. TTB Başkanı olduğum halde odadan tek bir kuruş almış değilim. Hatta bu işe zamanlarını ayıran arkadaşlarımız kazanabilecekleri paralardan da oluyor.
Türk Tabipler Birliği yıllar içinde ne dediyse doğru çıktı. İnsanlar bunu görüyor. Biz sağlığı sadece ruhsal ve bedensel değil sosyal bir iyilik hali gördüğümüz için aynı zamanda demokrasi mücadelesinin içerisinde yer almaktan kaçınmıyoruz. Bu bizim itibarımızın bir başka parçası.