Türkiye’nin nükleerle imtihanı

|

 Türkiye’nin nükleerle imtihanı A  Türkiye’nin nükleerle imtihanı

FİLİZ YAVUZ

Enerji Bakanlığı nükleer santral konusunda ısrarlı. Akkuyu’da, Rusya’nın inisiyatifinde yapılması planlanan santralle ilgili çalışmalar sürerken, Radikal Gazetesi’nden Serkan Ocak’ın İzmir Gaziemir’deki Aslan Avcı Kurşun Fabrikası’nın bahçesinde yüzlerce ton nükleer atığın gömülü olduğunu ortaya çıkarması üzerine nükleer atık sorunu tartışmaları tekrar gündeme geldi, fakat sorun çözülmedi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde yaşayan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’a fabrikanın, bir nükleer santralle kıyaslandığında son derece az sayılabilecek yüz bin tonluk atığıyla başedemeyen TAEK’in, Akkuyu’ya kurulmak istenen nükleer santralin atık sorununu nasıl çözeceğini sorduk. Kılıç, fabrikanın bahçesine gömülü radyoaktif atıkların uluslararası karaborsa hurda ticareti kapsamında bu tesiste eritildiğine işaret ederken, TAEK’in işlevsiz bir kurum olduğunu ve Akkuyu nükleer santraline lisans vermekten öte bir şey yapamayacağını söyledi.

»TAEK’in, Gaziemir’de yaptığı analizlerde Europium (Eu) 152-154-155 tespit etmeleri normal midir? Yani bu izotoplar bir kurşun dökme fabrikasında kullanılır mı?
TAEK tarafından 2006 yıllarında bu fabrikanın kurulduğu alanda tespit edilen radyoaktif Eu-152, Eu-154 ve Eu-155 izotopları, sadece nükleer reaktörlerde zincirleme fizyon (çekirdek bölünmesi) reaksiyonları sırasında nükleer yakıt demetlerinde ve kontrol çubuklarında yaratılan insan yapısı izotoplardır, yani doğada olmayan izotoplardır. Europium elementinin doğadan çıkan madenindeki Eu-151 ve Eu-153 izotopları da dahil olmak üzere ve 14 tane insan yapısı olan izotoplar kurşun dökme fabrikasında kullanılmaz. Nükleer sanayinin dışında doğal Europium elementi renkli televizyon ve bilgisayar ekranlarında, 0.5-1 gram miktarında, kırmızı fosforlu indükleyici olarak kullanılır. Havayla temas edince yanar. Gaziemir’deki atik alanından çıkan dumanlar de bize yer altında Europium paketciklerinin olabileceğini gösterir. TAEK’in Eu-154 ve 155 izotopunun varlığını bilerek veya bilmeyerek açıklaması bu tesiste yakıt çubuklarının eritildiğine işaret ediyor.

»Peki, elimizdeki verilerle kontrol çubuklarının kesin olarak bu tesiste eritildiğini söyleyebilir miyiz? Bu işlem firmanın veya hükümetin bilgisi dahilinde yapılmış olabilir mi? Yoksa bir nükleer atık ticaretinden mi bahsediyoruz?

Bu kontrol çubukları genelde 3-4 metre boyunda 2-4 cm çapında, her biri yaklaşık 4-6 kilo ağırlığında. Kontrol çubuklarının yapımında piyasa değeri çok yüksek metaller de kullanılır; yüzde 80 oranında gümüş, yüzde 15 oranında indiyum, yüzde 5 oranında kadminyum, bor, hafminyum gibi. Yüksek ısı ve devamlı nötron bombardımanına maruz kaldıkları için, fotoğrafta görüldüğü gibi alaşım yapısı bozularak  çatlar, eğrilir, kırılır.
Bu malzemeler,  “Dual Use/ Sivil ve Askeri” kullanım sınıfında olup “Uluslararası Atom Enerji Ajansı / International Atomic Energy Agency” (IAEA) kontrolüne dahil ve çıkarıldığı reaktör işleticisi tarafından IAEA’ya bildirilip ya yeniden işletme fabrikalarına ya da çevreden izole edilmesi gerekiyor, fakat maalesef kaçak olarak hurda metal olarak da satılıyor bunlar. Örneğin Gaziemir’deki fabrikada 1000 tane kontrol çubuğu eritildiğinde en az 4 ton gümüş elde edilir.


ZEMBİLLE DÜŞEN ÇUBUKLAR

Bu kontrol çubuklarının bu tesise zembille düşmediğini ve yukarıda sıraladığımız bilimsel verileri göz önüne alırsak, Gaziemir  Tesis’inde ulusal kanunlar ve uluslararası konvansiyonları ihlal edip nükleer reaktörlerden çıkan radyoaktif maddelerin kaçak olarak, hurda metallere katıp Türkiye’ye sokulduğu ve bu fabrikada eritildiği ortaya çıkıyor. Bu arada umarım sadece kontrol çubukları eritilmiştir, uranyum ve plütonyum içeren yakıt çubuklarının eritildiğini düşünmek bile istemiyorum.

»Yurtdışından getirilen atıkların Türkiye’de gömülmesi daha önce de gündeme gelmişti. Hatta eski TAEK başkanlarından Ahmed Yüksel Özemre kendisine böyle bir teklifin yapıldığını da söylemişti. Bu fabrika ve bu fabrikada yürütülen işlemler münferit bir örnek olarak mı, yoksa Türkiye'nin atık ticaretinin hedefi olduğuna dair şüpheleri artıran bir olay olarak mı algılamalı?
Bildiğiniz gibi son 50 yılda Avrupa’da kurulan reaktörlerden çıkan atık yakıt ve malzeme büyük paralar karşılığında, eski Sovyet Cumhuriyetlerine ve Avrupa’da Romanya ve Bulgaristan’a yollanarak bu ülkelerde IAEA’nın gözetiminden ve denetiminden uzak sözde depolanıyordu. Fakat bu malzemelerdeki ticari değeri yüksek olan metallerin karaborsada satılmasının önüne bugüne kadar geçilemedi. Gaziemir’de ortaya çıkan olayda uluslararası karaborsa hurda ticaretinin bir parçası. Bu olaylarda kimlerin sorumlu olduğunun tespiti için son 20 yılda Türkiye’ye hurda metal ithal eden firmaların belgelerinin incelenmesi ve bu hurdaların Türkiye’de hangi fabrikalarda işlendiğinin bulunması gerekir.

»Böyle durumlarda TAEK ne yapmalı, görevi nedir? Siz uzun yıllardır ABD’de çalışıyorsunuz, benzeri bir olay ABD'de olsa neler yapılırdı?

TAEK, bu  radyoaktif atık alanın üstünü toprakla örtüp etrafını demir tellerle çevirip, kirlenmeye sebep olan şirket hakkında ulusal ve uluslararası hukuki işlem başlatmalıydı. Bunları yapmadığı için TAEK, insanlık suçu işlemiştir. Türkiye’nin taraf oldugu uluslararsi konvensiyonlari ihlal etmistir.
ABD’de böylesi kaçak nükleer atık olayının tespitini Nükleer Güvenlik Komisyonu (NRC)  yapar. Hazırladıkları raporlar göre sorumlu şirketler ve şahıslar hakkında Federal Hukuk Kanunları çerçevesinde gerekli cevre islahi ve zararın tespiti yapılır. Zararın ödenmesi ve radyoaktif kontaminsyon temizlem-izolesi sağlanır. Ayrıca varsa kriminal cezaları uygulanır, bir kaç yıl önce British Petrol şirketinin ham petrol sızıntısı olayında olduğu gibi.,

 


***

5 yıldır resmi kurumlar biliyordu



»Gaziemir’deki fabrika, çalışırken ve terkedildikten sonra çevreyi nasıl kirletti?

Bu olayın iki boyutu var. Birincisi, yıllardır devam eden, yani eski akü ve diğer korsan malzemelerin eritilmesi sırasında bu bölgede yaşam ve tarım alanlarına serpilen toksik kuruşun oksit tozları ve diğer krojenik gazların meydana getirdiği kimyasal kirlenme. İkincisi de  bu fabrikada sintire işlevlerinde kaçak olarak eritilen radyoaktif malzemelerin, metallerin meydana getirdiği radyoaktif kirlenme; kontaminasyon.
Fabrika alanında ve depolarda tespit edilen Europium-152-154-155 izotoplarına ek olarak ve TAEK tarafından varlığı hala açıklanmayan fakat Europium izotopları ile ayni kontrol ve yakıt çubuklarında bulunan Gümüş 107-105, Sezyum-137, Hafmiyum-174, Kadmiyum-113 Strontiyum-90, Indiyum-115 gibi radyoaktif  izotopların ve elementlerin miktarı göz önüne alınınca, bu kirlenmenin ekolojik ve kriminal olarak uluslararası boyutlarda olduğu açıktır. Türkiye’nin 8 Şubat 1987 tarihinde taraf olduğu “Convention on the Pyhsical Protection of Nuclear Material / Nükleer Materyallerin Korunumu Konvansiyonu”na göre çalınmış veya kaçak olarak ülkeye sokulmuş, reaktör yakıt çubukları ve kontrol çubukları gibi “dual use” materyallerin tespiti ya da ortaya çıkarılması, sorumlu şirketlerin ve şahısların tespit edilip hukuki işlevlerin uygulanması, bölge meydana gelen ekolojik ve ekonomik zarar, talep ve bu atıkların çevreden izole edilmesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve TAEK’in sorumluluğu altındadır. Ayrıca bu olay Türkiye’nin 1994 yılında rektife ettiği “Basel Convention” Akdenizi kirletmesini önleme konvansiyonun uygulamalarına dahildir.

»Yıllardır bu tesisten yayılan toksik kurşun-oksit tozlarının ve tespit edilen ve edilmeyen ya da saklanan diğer radyoaktif izotopların atmosfere yayılması ve besin zincirine karışmasının bölge insanı üzerindeki etkisi nedir?

Öncelikle bu olayın, yıllardır kurşun oksit tozlarını soluyan veya besinler aracılığıyla bu maddeleri alan bölge insanının üzerindeki etkisini tespit etmek için ivedilikle 12-15 yaşlarına kadar çocukların kanlarında kurşun taraması yapılması lazım. Eğer kanlardaki  kurşun miktarı her desilitrede 10 mikrogramı geçiyorsa, bu çocuklara sinir sitemleri daha fazla zarar görmeden tıbbi müdahale yapılması gerekir. Ayrıca diger aciklanmayan radyoaktif izotopların  kansere yol açıp açmadığını tespit etmek için de yine önce 12 yaşına kadar olan çocukların kaybettikleri ana dişlerinde Strontyum-90  taraması yapılması gerekir. En önemlisi de bence, bu bölgenin uluslararası standartlara göre lisanslı şirketler tarafından temizlenmesi gerek.

***

İzmir Gaziemir’de terkedilmiş kurşun fabrikasının bahçesinde nükleer atıkların gömülü olduğu iddiası geçtiğimiz yıl sonunda gündemi sarsmıştı. Olayın TAEK’in bilgisi dahilinde olduğu ve kurumun 2007 yılında, fabrika bahçesinde nükleer atıkların gömülü olduğu alanı tespit ettiği, durumu Çevre ve Orman Bakanlığı’na bildirdiği ortaya çıkmıştı. Bakanlık olaya bir yıl sonra müdahale ederek, tespit ettiği yüzlerce ton tehlikeli atığın bertarafını istemişti. 2009’daki TAEK denetiminde ise tesis içerisinde 6 ton, gömülü olarak ise yüz bin ton atık bulunmuştu. Olay hakkında 5 yıldır hiç bir hukuki işlem başlatmayan TAEK, olayın basına yansımasının ardından harekete geçmişti. Şirket yetkilileri çubukların sehven eritildiğini söylerken, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ise bölgede insan yaşamını etkileyecek seviyede radyoaktif malzemenin olmadığını savunmuştu.

***

HAYRETTİN
KILIÇ KİMDİR



Prof. Dr. Kılıç, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nü bitirdi. ABD Stevens Institute of Technology’de master ve doktorasını tamamlayan Kılıç, doktora çalışması sırasında ayrıca, New Jersey Eyaleti’nde PSE&G Elektrik Şirketi’nin araştırma bölümünde fisyon–füzyon hibrit reaktörlerinin fizibilite ve füzyon reaktörlerinin güvenlik projesinde çalıştı. Kılıç, şu anda kendisinin ABD New Jersey Eyaleti’nde kurduğu Green Think Tank of Turunch Foundation’da enerji ve çevre konularında çalışmalar yürütüyor.

 

***

Europium (Eu)
152-154-155 nedir?


Eu-152 izotopu nükleer reaktörlerin kontrol çubuklarına nötron soğurucusu olarak katılan doğal ve dengeli Eu-151 izotopunun, reaktörün çalışması sırasında nötronlarla induklemesi sonucunda yaratılan insan yapısı yavru bir izotoptur. Bu izotopun, radyoaktif yarılanma ömrü 13 yıldır, beta paryikuleri ve yüksek enerjide gama ışınları yayınlayarak yaklaşık yüzyıl radyasyon yaymaya devam eder.
Eu-154 yine insan yapısı bir izotop, nükleer reaktörlerin nükleer yakıt çubuklarında meydana gelen zincirleme reaksiyonlar sırasında yaratılıyor, yarılanma ömrü 8.8 yıl ve 80 yıl boyunca sürecinde beta partikülleri ve yüksek enerjide gama ışınları yayınlayarak bozunmaya devam eder.
Yine insan yapısı Eu-155 reaktörlerde uranyum ve plütonyum fizyonlama zincirlerindeki yakıt çubuklarında yaratılıyor. Yarılanma ömrü 5 yıl ve 50 yıl beta partilkleri yayınlar.  

***

TAEK: Europium nükleer madde değil

TAEK ise tesiste radyoaktif kirlenmeye neden olan Europium’un bir nükleer madde olmadığını ama elementinin geçmişte nükleer tahrikli denizaltı gibi bazı tasarımlarda kontrol çubuğu malzemesi olarak kullanıldığını açıklamıştı. TAEK “Europium nükleer madde olmadığından nükleer maddelere ilişkin kontrol prosedürlerine tabi değildir” diyerek olayda kendi sorumluluğu olmadığını savunmuştu.

***

Santral Akkuyu’ya atıklar Türkiye’ye


»Türkiye’nin nükleer ısrarı sürerken karşımıza bu fabrika çıktı. Buradan çıkan atıkların bertarafının bile sağlanamamış olmasından hareketle, Türkiye olası nükleer santralların atık sorununu nasıl çözecek? TAEK, bir nükleer reaktörle kıyaslandığında çok düşük miktarlar olan fabrika atıklarıyla başedemezken, nükleer atıklar konusunda nasıl söz söyleyebilir? Bizi nükleer atık konusunda ne gibi riskler bekliyor?


Sorunuz zaten en uygun yanıtı da içeriyor. Akkuyu’da kurulacak santrala kağıt üzerinde lisans vermenin dışında TAEK şu anda bir şey yapamaz. TAEK’in bu projenin işletmesini ve güvenliğini  denetleyecek hem teknolojisi hem de yeterli teknik elemanı yok.
Ayrıca, bu projenin gerçekleşmesi ve işletmesi sırasında  bütün kontrol Rusya firmasının kontrolünde olacak. Türkiye ile Rusya arasında yapılan anlaşmaya göre “fikir mülkiyeti”,  “sına-i mülkiyet”, ticari değer,  bilim, teknik, teknoloji ve imalat bilgisini de içeren üretim sırrına ilişkin tüm bilgiler, proje şirketi tarafından uygulanması amacıyla bu tür bir fikri mülkiyet hakkının kullanımı için lisans verecek olan Rosatom’a aittir.


Yani iddia edildiği gibi, bu proje bir nükleer teknoloji transferi değildir, bütün teknolojik bilgilerin ve sanayi sırlarının paylaşılması, yine Rusların kontrolü altındadır. Atık konusu da Rusların inisiyatifi altında.


RUSYA’YA BAĞIMLILIK ARTACAK

»Hükümet temsilcileri, nükleer enerjinin dışa bağımlılığını azaltacağını ileri sürüyor. Rusya’yla yapılan anlaşma gözönüne alındığında gerçekten nükleer enerjiyle Türkiye’nin dışa bağımlılığı azalır mı?
Akkuyu’da kurulmasına karar verilen bu Rus tasarımı nükleer santralda kullanılacak malzeme ve yakıt çubuklarının özel konfigürasyonu hegzagonal demetler halinde olup üretimi sadece Rusya’da yapılıyor. Yani,  Rusya’ya nükleer yakıt bağımlısı 4 bin 800 megavat kurulu gücündeki bir enerji kaynağını, Türkiye’deki enerji çeşitlendirme planlarına ters düşüyor. En önemlisi de nükleer enerji söylenenin aksine, diğer fosil enerji kaynaklarından farklı olarak yüzde yüz tek Rusya’ya yani dışarıya bağımlı bir enerji kaynağıdır.


SORUMLULUK TÜRKİYE’NİN


»Türkiye’de nükleer santral kurulmasının risklerini nasıl sıralarsınız?

En önemli risk, jeopolitik risktir. Paris Konvansiyon üyesi olan  Türkiye ile Viyana Konvansiyonu üyesi olan Rusya arasında yapılan nükleer teknoloji transferi anlaşmasının 16 inci maddesi şöyle diyor: “İşbu anlaşma kapsamında işbirliği çerçevesinde oluşabilecek nükleer zarara ilişkin üçüncü taraf sorumluluğu, Türkiye’nin taraf olduğu veya olacağı uluslararası anlaşmalar, belgelere ve Türk tarafının ulusal kanunları ve düzenlemelerine göre düzenlenecektir.”
Böylece Rus Federal Hükümeti’nin bir kuruluşu olan, Rosatom şirketinin Akkuyu’da kurulacak nükleer santral ve yakıt fabrikasyonu tesislerini işleten olarak, bu santralda meydana gelebilecek tasarım, teknoloji ve işletme hatalarından meydan gelecek  kazaların dahil bütün kazaların, Türkiye’de ve komşu ülkelerde sebep olabileceği ekonomik, ekolojik ve hukuki sorumluğu Türkiye’ye yüklenmiştir.