Enerji politikasını şirketlerin çıkarı belirliyor

|

Enerji politikasını şirketlerin çıkarı belirliyor A Enerji politikasını şirketlerin çıkarı belirliyor

YAŞAR AYDIN ANKARA

Ortadoğu kazanı kaynıyor, merkezinde de petrol ve enerji var. Türkiye bu oyunda rol kapma arayışında. ABD’nin bölgeye dair hamlelerini, Türkiye’nin pozisyonu ve enerjide yaşadığı bağımlılık ilişkisini konun en önemli isimlerinden enerji uzmanı Necdet Pamir’le konuştuk. Türkiye'de "enerji meselesi" denilince akla gelen ilk isimlerden olan Pamir, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nda (TPAO) 25 yıl boyunca mühendis, proje müdürü, başkan ve danışman olarak çalıştı. 1990-95 yılları arasında TMMOB Petrol Mühendisleri Odası Genel Başkanlığı yaptı. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi üyesi. 2002-2005 arasında CHP Meclis Grubu'nun Enerji Danışmanı, Enerji Komisyonu ve Bilim Platformu üyesi.

»Dünyanın efendileri Ortadoğu’da kartları yeniden karıyor. Yeni egemenlik savaşının en önemli aktörü yine petrol. Bir yandan da petrolün tükendiği söyleniyor. Petrol tükeniyorsa bu kavga niye?
Dünyada tüketilen enerjinin yüzde 33 petrolden, yüzde 30’u kömürden, yüzde 23’ü gaz ve diğerleri olarak devam ediyor. Var olan durum bu. Petrol kuşkusuz bir gün bitecek. Şimdilik bilinen rezervlerin, bugünkü tüketim trendlerine göre bir değerlendirme yapıldığında biteceği tarihe ilişkin bir tarih söylemek de mümkün. Teknoloji ilerledikçe yeni yerler ortaya çıkabilir. Var olan kuyularda bugün için çıkarılması maliyetli olan yerlerin fizibıl olması mümkün. Bugün dünyada bütün sistem petrol üzerine kurulu. Yani bugünden yarını kısa vadede değişecek bir durum yok.

»Yani Ortadoğu yine kilit bir role sahip olacak.
Evet kesinlikle. Bildiğimiz teknolojilerle ekonomik anlamda üretilebilin petrol rezervleri 1.652 milyar varil civarında. Bu miktarın 795 milyar varili, yanı yaklaşık yüzde 50’si Ortadoğu’da. Her şeyi enerji ile açıklamaya kalkmayalım ama bu rakamında yaşadıklarımızı derinden etkilediğini bilelim.
Türkiye’de eksik konuştuğumuz noktalardan biri de petrolün çıkış maliyeti. Çıkış maliyeti rezerv kadar önemli bir konu. Dünya ortalamasına baktığımızda bir varil petrolü yeryüzüne çıkarma maliyeti ortalama 4 dolar. Bugün 110 dolara satılan bir üründen bahsediyoruz. Irak’ta 2.54, Suudi Arabistan’da 4, İran’da 5 dolar olması Ortadoğu’yu cazip kılan ikinci nokta.

»Kuzey Afrika’da yaşanan gelişmeleri buna bağlayabilir miyiz?
Tek başına buna bağlayamayız. Afrika’daki petrol yüzde 8 oranında. Kuşkusuz önemli bir rakam ama Ortadoğu’ya alternatif olabilecek bir rakam değil. Ama dünyanın egemenlerinin bu bölgeye her zamandan çok ilgi göstermelerinin altında bu yüzde 8’in hatırı sayılı bir kıymetinin olduğunu söyleyebiliriz.

»Ortadoğu politikaları denince ABD akla geliyor. Ama ABD’nin özellikle kaya gazı ile ilgili attığı adımlar sonrası enerjide dışa bağımlılığı bitecek deniyor. Bu bölgeyi rahatlatabilir mi?
ABD’nin bölge üzerindeki emlerlinden vazgeçmesi anlamında söylüyorsanız yanıtım hayır. Kaya gazı devrimsel bir yenilik getirdi. ABD gaz ihtiyacının yüzde 23’ünü kaya gazından elde ediyor. 2035’de gaz talebinin yüzde 50’sini bu yöntemle karşılayacak ve ABD’nin yüzde 15’lerde olan gazda dışa bağımlılığını sıfırlayacak. Bu dünyada doğalgaz piyasalarında bir değişikliğe de yol açacak. Bu doğru. Ama bu rakamlar gaz için, petrol için durum çok değişmiyor. Ayrıca unutulmaması gereken bir şey var. ABD, Basra’nın ve Ortadoğu’nun kontrolünü sadece kendi enerji ihtiyacı için istemiyor.

»Ne için istiyor?
ABD bütün aksi iddialara rağmen petrol ihtiyacının yüzde 22’sini Basra Körfezi’nden alıyor. ABD uzmanlarının 2035 yılı için yaptığı kestirmede yüzde 35 oranında dış petrole bağımlı olacağını açıklıyorlar. Suudi Arabistan bugün dünya üzerinde bilinen petrol rezervlerinin yüzde 20’sini barındırıyor. İran yüzde 13, Irak yüzde12 civarında. Bu anlamı ile bölge çok stratejik.  Bu bilgiler Ortadoğu’nun anlamı için gerekli. ABD için Irak, İran ve Suudi Arabistan’ın ayrı ayrı öneme sahip olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Ama bu önem sadece ABD’nin petrole ihtiyacı ile açıklanamaz. Bölgenin önemi 1945 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı belgesinde Suudi Arabistan’la ilgili sözleri açıklıyor: “Suudi Arabistan rezervleri bizim için iki şey için önemli. Birincisi biten rezervlerimizle ilgili diğeri de dost olmayan ellere geçmemesi”.  Bu bölge sadece kendi ithal ettiği petrol ile ilgili değil, aynı zamanda dünyaya petrol akışının kesintisiz yapılması için önemli. Bu sayede arz karşılanabilecek fiyatların daha da yukarıya çıkması engellenmiş oluyor.  ABD aksi bir durumu hissettiğinde müdahale ediyor. İşte bakınız birinci Körfez müdahalesi.

»ABD bu müdahaleyle ne yapmış oldu?
Suudi Arabistan askeri ve ekonomik olarak çeşitliliğe gidiyordu. Farklı ülkelerle işbirliği geliştiriyordu. Bunu Körfez’deki diğer ülkeler de takip edebilirdi. ABD Irak’ı bölge dışına itti. Ama bir tehdit olarak Saddam’ı orada tuttu. Sonuçta buna uygun askeri bir düzenleme yapılıyor. Yeni ordular kuruluyor. Milyonlarca dolarlık silah körfez ülkelerine satılıyor. Körfez savaşı durumu eski haline geliyor. Savaş sonrası ABD 10 yılda 43 milyar dolar, körfez ülkelerine 16 milyar dolarlık silah satılıyor. Petrol ile ilgili yapılan ticaretin yüzde 30’i Basra körfezinde yapılıyor. Ortadoğu’ya dair ABD projelerinin tek değilse de en önemli nedeni petrol bu hiç unutulmamalı.

»Siz sürekli Basra Körfezi’nden bahsediyorsunuz. Ama bir de Kuzey Irak’ta ciddi petrol şehirleri var. Türkiye’de bölge ile yakından ilgileniyor.  Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’nin Irak politikası ulusal çıkarları gözeten bir politika değil. Bazı şirketlerin çıkarı daha önde tutuluyor. Irak’ın merkezi hükümeti ile çatışmayı da göze alarak Irak halkının tamamına ait olan petrolün ülke dışına çıkarılması ile ilgili bölge hükümeti ile anlaşma yapıyorsunuz. Tankerlerle çıkaracaksınız ya da petrol boru hatlarıyla. Buna da Çalık Gurubu gibi şirketlerin talip olduğunu öğreniyoruz. Açık kaynaklarda var, Çalık, Siyah Kalem gibi şirketler EPDK’ya başvuruyor ve sınırdan sonra dağıtımını biz yapalım diyor.  Irak Enerjiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Hüseyin Şehistani Türkiye, Kuzey Irak Petrolunu taşıyacak bir boru hattından vazgeçmezse merkezi hükümet olarak Türk şirketlerini engelleyeceğini söylüyor. Bunu da yaptı. Irak’ta büyük emek vererek 1994 yılından bu yana alınan sahaların bazılarını iptal ettiler. Bakanınızın uçağı Irak’a inemedi. Kuzeyde bir takım şirketlerin çıkarları için Irak’ın bütüne dair pozisyonunuzdan vazgeçiyorsunuz.

»Mezhepsel yakınlık etkili olabilir mi?
Şii hilaline karşı Sünni bir cephe gibi mi yani? Bu bizim için daha büyük bir tehlike. Bu coğrafyada zaten körüklenen bir şeyi kendi içinize de alıyorsunuz. Ulusal çıkar ve kamu yayarına uygun değildir dediğim şey tam da bu.

»ABD, Türkiye ve Irak Kürdistan Bölgesel Hükümetinin çıkarları böyle bir girişim konusunda ortaklaşmış olamaz mı?
Burada gerek Kuzey Irak’taki bölgesel hükümet, gerekse Türkiye büyük yanılgı içinde. ABD’nin Kürtlerle bugün yaptığı stratejik değil taktik bir hamledir. ABD bir yandan Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren şirketleri ve bölgesel hükümeti desteklerken diğer yandan da “Irak merkezi hükümetinin kabul etmediği anlaşmalar girmeyin” diyor.  Edindiğim yargı şudur ki ABD için önemli olan yer Basra Körfezi. Maliki Hükümeti ile ABD arasında 14 milyar dolarlık bir silah anlaşması imzaladı. Maliki ile silah anlaşmasının bir anlamı olmalı. Obama, ABD’de Maliki’yi beklediklerinden de iyi karşıladı. Aksi halde Irak, bugünden daha fazla İran’a yakınlaşacaktır. Irak’ın toprak bütünlüğüne ilişkin hamleler, Güneyin tamamen İran’a terk edilmesi anlamına geliyor. ABD bunu yapmayacaktır. O yüzden Irak’ta merkezi hükümetinin tavrına rağmen hamle üstünlüğü almaya çalışmak büyük yanlış olacaktır. Irak petrolünün yüzde 80’ni ülkenin güneyinde. Üstelik Körfez’e etkisi var. Bu koşullarda niye Kuzey’deki petrol için her şeyi heba etsin.

»Türkiye’nin Ortadoğu pozisyonun ABD ile açıkladınız. Ama özellikle enerji alanında Rusya ile son derece yakın mesaimiz var. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Türkiye bir yandan ABD politikalarına uygun adımlar atarken diğer yandan da potansiyel sorun taşıyacak başta Rusya olmak üzere İran ve Irak’a enerji anlamında büyük bağımlılık yaşıyor. Doğalgazda Türkiye Rusya’ya yüzde 58, İran yüzde 18 ile İran’a bağlı. Petrolde yüzde 40 İran, yüzde 18 Irak ve yüzde 12 Rusya’ya bağımlıyız. Dolayısıyla Petro ve doğalgazda bu üç ülkeye bağımlıyız. Ama uyguladığımız politikalar İran ve Rusya ile dalaşıyorsun. Bu üç ülkede Türkiye’yi kendisine bir tehdit olarak görüyor.

»Neden?
Rusya ile 2009 yılında asrın anlaşma diye bir anlaşma imzalıyorsunuz. Paket anlaşma. Yani içinde çeşitli başlıkların olduğu onların bize bizim onlara bir şeyler vereceğimiz bir anlaşma. Bu anlaşmanın içinde ne var? BOTAŞ’ın devlet adına aldığı doğalgazda önemli indirimler mi sağladı, büyük bir teknoloji transfer mi yaşanacak. Ne var bu anlaşmanın içinde. Ülkesinin geleceğini düşünen herkes, AKP’liler dahil olmak üzere bunu sormaları lazım.
Ticari sır kapsamında aldığımız doğalgazın fiyatı açıklanmıyor. Ama geçenlerde bir Rus gazetesinde bu açıklandı. Burada şöyle bir şey var bu paketin içinde neler var ki zaten bağımlı olduğumuz bir ülkeye daha fazla bağımlı olmayı sağlayacak adımlar atıyorsunuz. Bunu ülkesinin geleceğin iş düşünen herkesin sorması gerekiyor.
BOTAŞ sürekli özel sektöre kontrat devri yapıyor. Batı hattı için ilk devir 4 milyar metre küple ilgi yapılmıştı. Sonra 6 milyar metreküp de özel sektöre devredildi. Kalan 4 milyar devre metre küpte devredilecek. Batı hattı, içinde İstanbul’unda olduğu hazır müşterisi olan bir hat. Boru hattı orada, müşteri orada.

»İtirazınız kontrat devrine mi?
Ben burada ticarette şeffaf olmayan bir şeyler var diyorum. Arkasında devlet güvencesi olan BOTAŞ bir metreküpü 100 birime alıyorsa özel sektör kaça alıyor. Aynı fiyattan alabilmesi bile büyük problem. BOTAŞ yüz birime aldığı doğalgazı özel sektör 50’ye 60’a alıyorsa burada ulusal çıkarımız ayaklar altına alınıyor demektir.

»Rusya ile enerjiyle ilgili ilişkilerimizde şeffaf olmadığımızı mı söylüyorsunuz?
Doğalgazda durumu açıkladım. Nükleer anlaşmaya baktın. İnşaat, işletme, yakıt tedarikinin yüzde yüz Ruslara ait. Geçici depolamadan nihai atığa kadar programın tamamı Ruslara ait. Boğazlar petrol tankerlerin geçiş yolu değil Samsun-Ceyhan bunun için gerekli dedik. Çalık’ın hattına petrol basmak için nükleeri de sana veririm deniliyor. Rusya’ya daha fazla bağımlı duruma geleceğimiz her şeye karşı çıkmalıyız.
ABD çizgisine paralel izlediğiniz dış politika yüzünden sorunlu olduğunuz, çıkarlarınızın örtüşmediği bir ülke ile enerji alanında yaşadığınız bu bağımlılığı birilerin açıklaması gerekiyor. Ben açıklayamıyorum. Bu yüzden ulusal çıkarların gözetilmediği bir ilişkinin olduğunu düşünüyorum.

***
KİM KİMDİR?

1954, Ankara doğumlu. TED Ankara Koleji ve ODTÜ Petrol Mühendisliği Bölümü mezunu. 25 yıl Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda çalıştı. Petrol Taşıma ve Pazarlama Grup Başkanlığı ve Genel Müdür Muavinliği yaptı. Başbakanlık Boru Hatları Koordinasyon Kurulu’nda TPAO temsilcisi olarak çalıştı. Daha sonra TPAO İnceleme ve Geliştirme Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdür Danışmanlığı gibi görevlerde bulundu. 1980-1995 yılları arasında TMMOB Yönetim Kurulu Üyeliği, 1990-95 yılları arasında TMMOB Petrol Mühendisleri Odası Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu.
Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi üyesi. 2002- 2005 arasında CHP Meclis Grup (enerji) danışmanı, Enerji Komisyonu ve Bilim Platformu üyesi.