Eğitimde millilik devri bitti

|

Eğitimde millilik devri bitti A Eğitimde millilik devri bitti

ŞENGÜN KILIÇ
» Yunanistan'da Türk azınlıkla ilgili yaptığınız eğitim çalışmalarıyla ilgili bilgi verir misiniz?
Çalışma alanım etnik kültürler ile bu kültürlerin eğitim sorunları konusunda neler yapılabileceği üzerineydi. Trakya'da Türk grubunun eğitimi üzerine bir çalışma yaptık. 1997'de başlayan program Atina Üniversitesi eğitim kadroları tarafından yürütüldü. Gruplar üçer yıllık dönemlerle çalışmayı yürütüyorlar. Ben ilk üç yılında görev aldım. Ancak benim görev yaptığım dönem en zor yıllardı.

» Zorluğu nereden kaynaklanıyordu?
Çünkü Yunan Eğitim Bakanlığı, bu okullarda ilk kez bir çalışma yapıyordu. O zamana kadar bu okulların durumu çok kötüydü. Çünkü eğitim programlarının yarısı Yunan müfredatına göre, yarısı da Türk müfredatına göre yapılıyordu. Sonuç neydi? İlk öğretimi bitirdikten sonra çocuklar ne iyi Türkçe, ne de Yunanca konuşabiliyorlardı. Bu okullarda eğitim çok basitti; sanki devlet çocukların Yunanca ve Türkçe öğrenmelerini istemiyordu. Çünkü eğitimle insanlar daha programlı düşünebiliyorlar, daha fazla şey yapabiliyorlar. Yunan devleti, Trakya Türlerinin ilerlemesini istemiyordu. Herkes bunu anlayabiliyordu.

» Uygulanan program ne gibi yenilikler içeriyordu?
İlk önce Yunanca derslerin kitapları değiştirildi. Çünkü bu kitaplar Yunanca bilen, ana dili Yunanca olan çocuklar içindi. Yeni kitaplar bu çocuklar için özel metotlarla, Yunancanın ikinci dil olması mantığına göre hazırlanmıştı. Ve bu da çok yardımcı oldu çocukların Yunanca öğrenmesi için.

» Bu programın hazırlanması kimin talebiydi? Yunan hükümeti mi, sivil toplum kuruluşları mı yoksa Trakya Türkleri mi talep etti eğitim konusunda böyle bir çalışmayı?
Yorgos Papandreu o sırada Milli Eğitim Baka-nı'ydı. Çalışmaları 1996'da başlamıştı. Papandre-u'nun kendisi programa inanıyordu. Avrupa Birliği ve Yunan hükümetinin ortak girişimiyle yapılan bir program bu. Hükümetin bence en iyi kararı, programın yönetimini Yunanistan'daki en iyi üniversitelerden birine, benim de mensubu olduğum Atina Üniversitesi'ne vermiş olması. Program şu anda Atina ve Trakya Üniversiteleri işbirliğiyle yürütülüyor. O dönemde Türk çocuklarının Yunan üniversitelerine girebilmesi için kolaylıklar sağlandı. O zamana kadar Türk azınlığının çocukları Yunan çocukları gibi sınava girerek üniversitede okumaya hak kazanıyorlardı. Fakat bu, Yunancaları çok kötü olduğu için çocuklar için çok zordu. Sadece dil de değil, eğitim kalitesi de kötüydü. Çocuklar bu nedenle üniversiteye giremiyorlardı. 1997'ye kadar çok az Türk çocuğu üniversiteye girebiliyordu, genellikle okumak için Türkiye'ye geliyorlardı. Papandreu'nun girişimiyle üniversiteler Türk çocuklarına açıldı. O günden bugüne değişimi görebiliyoruz. Çünkü artık üniversiteyi bitirmiş genç Türkler var artık; öğretmenler, avukatlar, doktorlar...

» Trakya'daki Türk toplumu nasıl karşıladı eğitim çalışmalarınızı?
Önce sevmediler. Sanırım bu da Yunan hükümetinin onlar için o güne kadar pozitif bir şey yapmamasından kaynaklanıyordu. Fakat bunun bir eğitim programı olduğunu ve bu programın çocuklara faydası olacağını çok çabuk anladılar.

» Program uygulanırken en yoğun sorunu hangi grupla yaşadınız? Yenilikler özellikle aileler tarafından nasıl karşılandı?
En yoğun problem öğretmenlerleydi. Çünkü öncelikle iki grup öğretmen var; Yunan öğretmenler ve Türk öğretmenler. Öncelikleri Türk öğretmenleri arasında üç farklı grup var; küçük bir grup Türkiye'den geliyor, ikinci grup eski dini görevliler ve bu okullarda öğretmenlik yapıyorlar, bir üçüncü grup var, bunlar akademi düzeyinde eğitim görmüş öğretmenlerden oluşuyor. Bu çocuklar liseden sonra akademiye gidiyorlardı ve temel görevleri de Türkçe öğretmekti. Bu sanırım 1967'den beri uygulanan bir sistem. Bu üçüncü gruptaki çocukların eğitimi iyi olmadığı gibi, Türkçeleri de kötüydü. Çünkü bu çocuklar Po-maklar arasından seçiliyordu. Devlet Pomakları özellikle seçiyordu; zaten Pomak oldukları için doğal olarak Türkçeleri de çok kötü. O bakımdan Türk azınlık Türkçe dilinin öğretiminden hiç memnun değildi.

» Bunun için ne yaptınız?
Bu konuda pek bir şey yapamadık. Yalnız Türk dilinin öğretmenlerini bir eğitim programına davet ettik. Ama bu eğitimde Türk dilinin nasıl öğretileceği konusunda bir eğitim veremedik, sadece pedagojik formasyon açıdan bir eğitimdi bu. Ama eğitimin Türkçe kısmından çocukların pek yarar-lanabildiklerini düşünmüyorum. Çünkü okul programı aynı kaldı, ders kitapları çok eskiydi, ek kitaplar da yoktu. Ama ilk kez Yunan ve Türk öğretmenleri aynı zamanda bu eğitime geldiler. En enteresan kısmı da buydu programın. İlk görüşmelerde iki grup arasında çok kötü tartışmalar çıktı; siz bize bunu yaptınız, siz de bize gibi tartışmalar oldu. Eğitim değil, daha çok politik tartışmalar oldu.

» Böyle bir tartışma sürecinden sonra taraflar arasında herhangi bir uzlaşmaya varılabildi mi, yoksa çatışma daha mı keskinleşti?
En azından diyalog kanalları açılmasına yardımı oldu bu program. Daha önce, aynı okulda, her gün karşılaştıkları halde hiç konuşmuyorlardı. Eğitim sorunları üzerine bile konuşmuyorlardı. Artık bu biraz değişti.

» Dokuz yıldır uygulanan bu programla yetişen yeni kuşakta neler değişti? Özellikle çocukların ve gençlerin Yunan toplumuna karşı önyargılarında azalma oldu mu, ilişkilerinde bir değişim oldu mu?
İlkokul düzeyindeki eğitim bitti, şimdi orta okul düzeyindeki eğitim çalışmalarına başlandı. Öncelikle memnunlar. Problem şuradaydı: Azınlık okulları sadece ilkokul düzeyinde eğitim veriyordu ve çocuklar ilkokuldan sonra Yunan çocuklarla aynı okula gidiyorlardı. Türk çocukları için sadece iki tane ortaokul vardı ve kapasite nedeniyle bütün çocuklar bu iki okula devam edemiyordu. Onun için çocukların çoğu ilkokuldan sonra eğitimi bırakıyordu. Bu durum artık bitti. Artık bu çocuklar Yunan okullarına gidebiliyorlar. Program, Yunan okullarına giden Türk çocuklarına desteği de içeriyor.

» Çocuklara bu eğitim verilirken ailelere özel programlar uygulandı mı?
Tabii. Gümülcine'de ve İskeçe'de program kapsamında ailelere bilgisayar destekli bir eğitim verildi. Ama daha çok anneler devam etti programa. Program, ebeveynlerin çocuklarına ders konusunda nasıl destek verebilecekleri konusun-daydı. Aynı zamanda anne ve babalar için Yunanca dil kursları verildi. Zaten anladılar ki Yunanca öğrenmek hayatlarını kolaylaştıracak.

» Gerçi sizin alanınız değil ama biraz ters taraftan bir soru sormak istiyorum. Türkiye'de eğitim görüp üniversite eğitimi için Yunanistan'a gelen Rum çocuklarının durumu hakkındaki gözleminiz nedir?
Bildiğim kadarıyla Yunancaları çok fena ve zorluk çekiyorlar eğitimleri sırasında. Bizim zamanımızda böyle değildi. Eskiden burada okuyanlar hem Türk üniversitelerine gidebiliyorlardı çünkü Türkçeleri iyiydi, hem de Yunan üniversitelerine gidebiliyorlardı. Şimdi artık bu olmuyor. Yunancaları fena. Ama Türkçeleri belki de eskiye oranla daha da iyi.

» Siz İstanbul'da doğup, ilkokulu burada okuduktan sonra Yunanistan'a giden biri olarak, iki ülke arasındaki siyasi kriz dönemlerinde bu işten nasıl etkileniyorlar?
Çocuklar öncelikle ailelerinden eddleniyorlar. Aileler korkunca çocuklar da korkuyor. Eğitim alanında pek doğrudan bir etkilenme yok. Gördüğüm kadarıyla Türk-Yunan ilişkilerinde kriz olduğunda önce öğretmenler bundan etkileniyor, öğretmenlerin ilişkileri bozuluyor. Doğal olarak bu çocuklara da yansıyor. Biliyorsun işte, sizin uçağınız geldi, hayır sizin uçağınız geldi...

Ne Lozan ne Kozan!
ÖNCELİKLE böyle bir toplantının yapılıyor olabilmesi çok önemli. Çünkü ilk defa, Türkiyeli Rumlar, Türkler ve Yunanlar bir arada bu konuyu konuşabiliyoruz. İlk toplantı olduğu için buradan bir sonuç beklenemez ama dediğim gibi önemli olan konuların masaya gelmesi. Konferansta da söylediğim gibi artık öncelikle bu tür okullara azınlık okulu denmemeli. "Milli eğitim" artık tüm dünyada bir şey demiyor. Bu tür çocuklar iki kültürlü çocuklardır. Türkiye'yi ele alırsak, bu çocuklarda önemli bir Yunan kültürü ve aynı zamanda önemli bir Türk kültürü var. Bu nedenle de "milli"likten çıkması gerekiyor. Eskiden dini eğitim vardı, onun yerini milli eğitim aldı; şimdi ise bunlar artık tüm dünyada geride kaldı artık kültürlerarası eğitim dönemi. Bence, bu okullar herkese açılmalı ve iki dilde eğitim yapmalı. Bu tür okullar artık devrini tamamladı. Dünyada bunun örnekleri var. Trakya'daki çalışmamız sırasında da arkadaşlara bunu söyledim. Bu çocuklar ne Türk ne de Yunan olmak istiyor, onlar iki kültürlü olmak istiyorlar. Azınlık diye vurgu yapmanız, onların menfaatine değil. Konferansta söz alıp bunları söylediğim zaman hiç beklemiyordum ama çok sayıda Rum gelip beni tebrik etti, üstelik bunların büyük bölümü genç Kumlardı. Eğitime temel eleştiri, çocukların teneffüslerde Türkçe konuşması. Tabii ki Türkçe konuşacaklar, artık getto içinde yaşamıyorlar çünkü. Dışarıyla ilişki içindeler ve bu da iyi bir şey. Türk kültürü onların bir parçası artık. Bu toplantıyla bir kez daha şunu anladım ki, Lozan'dan bu yana karşılıklılık politikası eşittir, kötü politika. "Siz Rumlara bunu yaptınız, biz de Türklere yaparız!" "Siz Türklere bunu mu yaptınız, biz de Rumlara yaparız!" Batı Trakya'daki programda bunun dışına çıkıldı. Ne karşılıklılık, ne de Lozan bu programa engel oldu. Açık söylemek gerekir, bunu da Yorgo Papandreu yaptı. Sadece hükümet olsa idi, bu program da bu kadar başarılı sonuç vermeyebilirdi. Yine milliyetçi bir program olabilirdi. Ne Lozan ne Kozan diyoruz buna biz!

Eğitimde yeni anlayışlar: Çoğunluk Antakyalı çocuklar
ETNİK
grupların en son kayda geçtiği nüfus sayımının üzerinden yaklaşık yarım yüzyıl geçti. 0 günden bu yana yaşanan toplumsal olaylarının da etkisiyle özellikle Rum nüfusunda büyük değişiklikler meydana geldi. Ancak Rum cemaati içinde bile son nüfus hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktaydı, istanbul toplantısı hazırlıkları sırasında yapılan çalışmalarda İstanbul'da şu anda 4 bin 721 Rum'un yaşadığı ortaya çıktı. Bu nüfusun yüzde 42'si erkek, yüzde 58'i kadın. Rumların yüzde 99'u istanbul doğumlu. İstanbul'daki Rum cemaatine son yıllarda Antakya'dan istanbul'a göçmüş 585 Arap Ortodoks katılmış bulunuyor. Araplar nüfusun yüzde 11 'ini oluşturuyor. Çalışmaya göre, "Rumların ikâmet ettiği toplam hane sayısı 2 bin 800. Bu hanelerin yüzde 54'ünde bir kişi yaşıyor. I 0-14 yaş grubunu oluşturan çocuk sayısı toplam nüfusun yüzde 6'sı. Bunların yüzde 21'i Antakya kökenli. Nüfusun yüzde 12'si ev kadını, yüzde 12'si öğrenci, yüzde 30'u meslek bildirmemiş. Rumlar İstanbul'da Şişli, Beyoğlu ve Kadıköy'de, Antakya kökenliler-se Fatih'te yaşıyor."

Girit Üniversitesi Öğretim Üyesi Katerina Marku tarafından yine İstanbul toplantısı için yapılan çalışmaya göre, İstanbul'daki Rum okullarında 255 öğrencinin eğitim görüyor. Bunlardan 113'ü Rumca konuşurken, 142'si Antakya kökenli. Marku, toplantıda eğitimle ilgili şu bilgeleri verdi: 5-19 yaş arası 395 çocuktan 140'ı Rum okullarına değil, Fransızca eğitim veren okullara gidiyor. Dil karmaşası var. istanbullu Rumlar Türkçe kullanıyor. Antakyalılar-sa evde ve okulda Arapça konuşuyor. Karma evlilikler de bu azalmayı artırıyor. Cemaat okulları Antakyalı öğrenciler sayesinde işlevini sürdürüyor. Şu an Galata ve Langa okulları Antakyalılardan oluşuyor. Ama yine de cemaate katılımları sağlanmış değil. Rum dil eğitimleri yoğunlaştırılarak Antakyalıların Yunanlaştırılması hızlandırılmalı.