Gezi Parkı’nı eski kodlarla okumak yanlış; yeni referansları var

|

Gezi Parkı’nı eski kodlarla okumak yanlış; yeni referansları var A Gezi Parkı’nı eski kodlarla okumak yanlış; yeni referansları var

BURCU CANSU ANKARA

ODTÜ Üniversitesi Sosyaloji Bölümü akademiseyenlerinden Prof. Sibel Kalaycıoğlu ile ülkemizde yaşanan Gezi Parkı direnişine dair konuştuk. Gezi Parkı direnişini değerlendiren Kalaycıoğlu, “Var olan durum halk hareketidir” dedi.

»Gezi Parkı direnişi toplumun hangi kesimlerini içeriyor ve bir isim vereceksek; bu kimlerin direnişidir?
Son iki yıldır değişik zamanlarda gündeme gelen muhalefet etme biçimi var. Biz ilk önce bunu TEKEL işçilerinin 3 ay süren direnişinde gördük. Türkiye'nin her yerinden farklı etnik kimliklerle, kadın erkek geldiler. Bütün o kış şartlarında dağıtılmaya çalışıldılar. Fakat sonradan demokratik kitle örgütlerinden ve esnaftan destek aldılar. İnsanlar işçilere -esnaf da dahil- herkesin yardım etme haline şaştı. Bütün STK'lerin bunlara destek vermesi konusunu tam olarak anlayamadık da cevaplandıramadık da. Ama herkes bir şekilde TEKEL işçilerinin hak kayıplarıyla ilgili haklı taleplerini destekledi. İlk önce erkekler gelebilmişti. Daha sonra evini bırakıp kadınlar geldi, kadın hareketine geldi. İlk burada yaşadık.

Son iki yıldır da üniversitelerde farklı nedenlerle muhalefetlere tanık olduk. Bu üniversitelerdeki hareketleri tam olarak okuyamadık. Sanki sadece bu üniversiteleri YÖK'e karşı çıkan öğrenci hareketi olarak düşündük. Sisteme karşı diye düşünmedik. TEKEL işçilerini de işçi hakkı gaspına karşı direniş diye düşündük. Daha sonra arkasından gelen öğrencileri de öğrenci hareketi diye düşündük. ODTÜ'de iki tane hareket oldu. Acaba ODTÜ'de yaşananlar öğrenci hareketi mi yoksa provokasyon mu diye düşünürken, eski bilgileri referans vererek kuduğumuz için yanlış okumuşuz. Halbuki bu yeni bir olay, yeni bir olgu. Biz bu olguyu 11 günlük direnişle yeni anladık. Bu muhalefet biçimi de eski kodlarla okunmaya çalışıldığı için hükümet de bunu anlayamadı. İki gün sonra gazla bunlar dağılır zannedildi. 11 gündür gazlandılar, yaralandılar ve hâlâ dağılmadılar. Bu başka bir durum. Bu durumu eski kodlarla okumamız yanlış. Bunun yeni referansları var. Bu yeni referansları da zamanla anlıyoruz. Başı çeken İstanbul. İstanbul'da bulunan Gezi Parkı olayı. Özellikle orada ortaya çıkan kimlerdi? Orta üst sınıf, üniversite mezunu, sanatçı, entelektüel anlamda yurtdışı görmüş, doğa koruma bilgisi gelişmiş olan, kente sahip çıkma gibi değerleri olan bir gruptu İstanbul'da olayı başlatan.

»Yaşanan olaylar toplumun siyaset algısında ne tür değişiklikler yaptı ya da yapacak?
Bu durum önemli. Marx devrimi başlatacaklar için, “Piyasada, işgücünde kaybedecek bir şeyi olmayanlar veya konumu güçlü olanlar başlatır devrimi” demişti. Sanayi proleteryasını, en güçlü olanı işaret etmişti. Şimdi bu işçi hareketi değil, o anlamda söylemek istemiyorum, ama biraz daha konumunu güçlü hisseden öncülük etti. Gezi Parkı olayı böyle başladı ilk gün. Onlar daha önceden de oradaydılar, oturma da böyle başladı.
Öğrencilerimin söylediğine göre önce 'Ya bunlar kim, 100 kişilik grup' denildi, sosyoekonomik olarak üst grup olanlar orada çadır kurdu. Çadırların yakıldığı nokta olayın değiştiği noktadır. Hareket, doğayı korumaya çalışan akıllı uslu insanların çadırları yakıldığında, üzerlerine yüründüğünde, bu ne haksızlık diye başladı. Sonra da sadece üst sınıf diyemeyiz, farklı kesimler de işin içine dahil olmaya başladı. Ortak özellik olarak da daha genç olan kesimlerden ve 70-80 kuşağı da bizim zamanımızda da böyleydi diyerek dahil oldu. Sonra taraftar grubu dahil olmaya başladı, 100 kişi 10.000 kişi oldu.

Başbakan soruyor, “Neden bu sadece İstanbul'un sorunuyken, bütün ülkeyi sarmış, birisi düğmeye basmış”. Hayır, kimsenin düğmeye bastığı yok. Düğmeye basan bizzat yönetimin kendisi. Hükümet daha görece masum görünen bir hareketin üzerine yürüdükçe, bu masum bir hak talebine karşı vicdanlar harekete geldi. Elbette arada örgütlü gruplar da var, ama genelde büyük kitle vicdanıyla hareket eden genç okumuş kitle. Belli bir eğitim düzeyi üzerindeki kitle orada. Aldıkları eğitim gereği, belli evrensel değerlere sahip bir kitle. Doğa, vicdan, insan hakları, demokrasi, özgürlük, gündelik hayatta insanların özgürlüğüne karışılmaması gerektiği konusunda bilinçli kitle. Bütün Türkiye'ye bu anlamda yayıldı. Araya başka gruplar da girdi. Köprüye karşı olanlar da dahil oldular.

»Örgütsüz kitleler direniş içinde çoğunluğu oluşturuyor. Sürecin devamında bu insanların örgütlü mücadeleye dahil olması mümkün olabilir mi?
Sendika ve farklı sol grupların da getirdikleri var. Sosyal medya çok önemli. Bilgi Üniversitesi'nin anketine göre kitlenin yüzde 90'ı bu olaylardan sosyal medya üzerinden haberdar oldu. Sosyal medyadan burada insanların çadırları yakılıyor, üzerlerine de gaz sıkılıyor denildiğinde insan duramıyor zaten. İnsanların vicdanı ayaklandı. İnsan haklarına, demokrasiye inanan kitle ayaklandı. Ama bu kitle heterojen bir kitle ve kesinlikle marjinal bir kitle değil. Bu kitle zamanla arttı. Baktığımız zaman kimisi 3 çocuğa, kimisi köprünün adına kızıyor, kimisi doğaya sahip çıkıyor, artık bu kitle kentli bir kitle, kır referansı bitti, kentli değerlere sahip çıkıyor, mekânına sahip çıkıyor, yapılacak değişikliklerin kendisine sorulmasını istiyor. Sadece İstanbul değil ki, her yerde kentlere dokunuluyor, doğaya dokunuluyor, Karadeniz'de sadece bir derenin üzerine 100 HES yapmak ne demektir. Karadeniz'de doğasına sahip çıkanlar çok. Kamuoyuna, basına yansımasa da hep vardı orada doğa mücadelesi. Şimdi de ülkeye yayıldı.
Bir anda alev gibi parladı. Her şeyin bir doyma noktası varmış, sosyolojinin hemen nabız tutması zor. Yeni referanslarımızla anlayacağız. Etrafta söylenenler var: İnsanlar bıktı, taşma noktası deniliyor; bir andaki alevlenmeyi nasıl anlayacağız bilemiyorum. Normalde hareketler yavaş yavaş büyür ama burada bir anda oldu. Daha ilginç olanı ise polis şiddetine, o kadar yoğun gazlanmaya rağmen, insanlar orayı terketmedi. Yaralananlar; kenara alınıp devam ediliyor, vazgeçilmiyor, geri adım atılmıyor. Bu saygı duyulması gereken bir olay. Bizim henüz bunu anlayacak kodlarımız yok. Bunu yavaş yavaş kavramsallaştıracağız. Bu öfke değil, muhalefet.

»'Arap Baharı'ndan etkilenmenin söz konusu olduğu söyleniyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
'Arap Baharı'ndan etkilenme söz konusu değil. Bu bambaşka bir durum. Zaten ne formatı ne de kitlesi buna uygun. 'Arap Baharı' dediğimiz olay daha çok oradaki yoksul kesimin ve dindar kesimin karşı çıkışı, bizim ülkemizdeki ise kadın, erkek, genç, daha üst kesim, evrensel değerlere sahip farklı bir nüfus. Şu an ki gidişatta kendilerine yönelik umut göremiyorlar. Gençler uzun zamandır ayaktaydı. Türkiye'de üniverisite öğrencisi olmak öyle kolay değil. Sınavlar, testler, rekabet, üniversite bitiyor, karşılarında iş yok. “Üniversite bittiğinde biz size iş bulmak zorunda mıyız” diyen sorumsuz bir Başbakan var. Bunu gören gençler önünü göremiyor. KPSS, ALES sonrasında da önü açık değil. Gençler önlerinin kapalı olduğunu gördüler, bütün o rekabet sisteminden geçmiş, okumuş gençler mezun oluyor, ancak önleri kapalı. Böyle bir genç elbette bir yerden sonra itiraz edecek.

Yoksul kadınlara girişimcilik kursu verelim de girişimci olsunlar. Bu kadar basit bir mantıkla bu nasıl karşılanacak. Esas sorunumuz vasıflı, eğitimli işsizlik sorunudur. Önemli olan ev kadınlarının girişimci olması değil. O kadınlardan bir istihdam çıkmıyor. Vasıflı işgücüne dair bişey yapılmıyor. Yapılan şu KOSEF'e gidin, sermayenizi yatırın, grişimci olun. Kaç mezunun girşimcilik için sermayesi var. Kaç genç girişimci olabilir. Gençlerin karşı çıkmasındaki en önemli neden geleceklerini görememek. Gençler bu nedenle ortada.

»Genç vurgusu sizde de çok belirgin. Onları nasıl buluyorsunuz?
Muhalefet biçimi de 90 kuşağı. Zekâ fışkırıyor. Mizahla, müzikleriyle görüyoruz ki zekâ fışkırıyor. Bu zekâ fışkıran kitle eğitimli. Kendileri kütüphane kuruyor, etrafı temizliyor, ortak yeme, uyuma yerleri, kolektif sorumluluk üzerinden Türkiye'ye örnek oluşturuyor Gezi Parkı. Bakın biz bir hareket yapıyoruz ama birbirimizin sorumlululuğunu alıyoruz hali var. Doktorlar, avukatlar nöbette. Bunların hepsi alt alta toplanıp değerlendirilmeli, ilkeleri, kuralları nedir bakılmalı. 'Arap Baharı' ile alakası yok, belki Latin Amerika örneklerine benzeyebilir, Arjantin'e benzeyebilir. Arjantin'de bulunan Buenos Aires Meydanı yıllardır Mayıs Annelerine verilmiş halde. Bizde de Cumartesi Anneleri var. Bizimkiler sürekli bir mücadele verme halinde. Bizim Kızılay Meydanı gibi düşünün. Başkanlık Sarayı'nın önünde bütün sembolleri ile oradalar. Başbakan dedi ki “Gezi Parkı boşaltılacak, yoksa TEKEL işçileri gibi gitmezler” Bırakın kalsınlar ne olmuş? Arjantin'de Buenos Aires en mühim meydanını vermiş de ne kaybetmiş. Demokrasi göstergesi. Gitmezse gitmesinler, şeref duyduğumuz bir alanımız olur. İnsanları püskürttük, gazla dağıttık mı güzel, yoksa işte insanlarımız parkta demek mi güzel.

Bu 80'ler olayı da değil. Geçmiş var elbette. Bu gençler o zamanı yaşayanların çocukları. O zamanları hikâye olarak dinleyenler şimdi kendi zamanlarının gerçekliğini yaşıyorlar. Herkes kendi zamanının gerçekliğini yaşar. Bu gençlerin gelecek endişesi var, hayat tarzları bu gençler için çok önemli, gündelik hayatta özgür olmak önemli. Uzun süre youtube kapalıydı, sansür getirildi. Gençler buna tahammül edemez. Bu başka bir şey. Bu yeni bir genç kitle, şu anki şartlarda yaşayamadığını hissediyor ve vur kafasına al ekmeğini denilen halkın ayaklanması.

»Sokağa dökülenlerin temel özellikleri neler, hangi motivasyonla hareket ediyorlar?
Bu hareket aynı zamanda hümanist. Diğer taraf gibi gidelim, ezelim demiyor. İnsanlar bunları kıyaslayabiliyor. Kim artık gidelim ezelim diyenin yanında olabilir?
Değer yargıları kuşkusuz farklı. Bugünün gençlerinden dedelerinin değerlerine nasıl aynı ölçüde yaklaşmaları beklenebilir? Ama korkmaya gerek yok. Değerler yok olmadı, niteliği değişti. Değişim mecrasında akacak.
Eyleme katılanların en çok ifade ettikleri şey “örgütsüz” olmaları. Geleceğine sahip çıkmak için alanlara çıkanlar “örgütsüz halkız” diyorlar. Örgütler düğmeye bastı toplandılar, bu yok artık. Örgütlerin gücünün üzerinde bir durum yaşanıyor. Bu olay farklı motivasyonları yakaladı.

Bu durum örgütlenmeye karşı bir alerji değil. Ama örgütlü kesimlerin, partilerin yetememezlik hali var. Bu kitleler “Bundan sonra muhalefeti elimize aldık, kimseye de vermiyoruz” diyorlar. Meclis'teki bütün partiler büyük beceriksizlik gösterisi yaptı. Bu protesto hareketiyle iletişim kuramadı. İki tanesi yokuz dedi, bir tanesi sahip çıkmaya çalıştı, yapamadı, biri de karşı çıkıyor. Dördü de kaybetti. Sendikaların grevi oldu ama en büyük işçi sayısına sahip olan kitle de dışında durdu. Partilerin örgütlerin gücü yetmedi. Genç kitle, muhalefeti ele aldı. Teşhis şimdilik zor. Çok farklı motivasyonlar bir araya geldiler. Herkesin başka bir derdi var.

Bu Seattle'de başlayan küresel karşıtı eylemlere benziyor. Şiddet insanları birbirine perçinledi. Kolektif sorumluluk aslında ülkemizin çok da bilmediği bir durum. Şöyle ki 1999 depreminde ODTÜ öğrencileri örgütlenip yardım götürdüler. Finallerini kaçırdılar, sonra dönüp geldiler, devam etmek istiyoruz ne yapalım dediklerinde Mamak'ta ders vermeye gittiler. İnsanlar orada öğrencilere “niye geldiniz, niye yardım edeceksiniz” dediler. Böyle bir toplumda nereden başladı bu toplumsal sorumluluk, bilemiyorum. Bu ilk örnek, biraz daha zaman geçmeli.
Son olarak bir şey söylemek itiyorum. Herkes “Tüm Türkiye ayakta” falan diyor. Hayır tüm Türkiye değil, Türkiye'nin aydınlık yüzü ayakta.