YILMAZ TOPALOĞLU: ‘Sırtımızı halka dayadık’

|

YILMAZ TOPALOĞLU: ‘Sırtımızı halka dayadık’ A YILMAZ TOPALOĞLU: ‘Sırtımızı halka dayadık’

Hopa Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu, bu yaz iki projeye odaklanmış durumda. Birisi Halk Plajı’nın tamamlanması, diğeri ise 10 Ağustos’ta başlayacak 8. Hopa Kültür, Sanat ve Deniz Festivali. Festivalin bazı programları plajda gerçekleştirileceği için Başkan Topaloğlu plajın bir an önce bitirilmesini istiyor. Yılmaz Topaloğlu’yla plaj inşaatı çalışmaları sırasında görüştük.

 

»ÖDP’li tek belediye başkanı olmanın zorlukları ve kolaylıkları neler? Ya da Hopa’da ÖDP’li belediye başkanı olmak nasıl bir şey?

ÖDP’li tek belediye başkanı olmak tabii her şeyden önce çok popüler bir şey ve adeta koruma altına alınması gereken bir şey gibi bakılıyor size. (Gülüyor…) Ancak sol bir partiden olmamız nedeniyle yaşadığımız birçok sıkıntı var. Bu dönem belediye hizmetlerinin şirketleşmesi gerektiğine inanılan bir dönem. AKP, Belediye’nin bir şirket gibi çalıştırılmasını dayatıyor.

Gizli ve açık iktidar baskısıyla karşı karşıyayız. En ufak bir adımda bile karşımızda sürekli yerel bürokrasinin zorluklarını görüyoruz. Tabii bu AKP siyasetinin buraya uzamış ya da buradaki kollarıyla gerçekleştirilen baskılar. Aslında Belediyenin yanında olması gereken Karayolları, DSİ, Valilik, İl Özel İdaresi gibi kurumlar maalesef bize uzak duruyor ya da sorun çıkarıyor. Elbette ÖDP anlayışı AKP’ye oldukça ters geliyor. Biz başarılı olmayalım diye uğraştıkları oluyor. Örneğin halkın denize girmesi için yaptırdığımız bu plajı iki kezyıkmaya geldiler. Gecekondu yıkımı gibi dozerleriyle vs. gelip dayanıyorlar. Bizim başarılı olmamız istenmiyor.

AKP ve CHP dışındaki alternatif, sol alternatiftir, alternatif biziz yani. Her iki parti de özünde neo-liberal politikaları savunuyor. Sol projelerin hayata geçirilmesi noktasında ÖDP’nin Hopa deneyimi çok önemlidir. Bize herkesin karşı olduğu zamanda oldukça önemli çalışmalarımız oldu.

Belediye, gücünü halktan aldığına göre, hizmetlerin engellenmesi mümkün olmaz. Halk hizmetlere sahip çıkar…

Zaten plajı sırf o yüzden yıkamadılar. Plajı yıkmaya geldiklerinde halkla karşı karşıya gelme riskini göze almalarını hatırlattık kendilerine. Biz Hopa’da her şeyden önce iki önemli şey başardık.

AKP ve diğer partiler halka onlar şunu göstermeye çalıştı: Merkezî bir hükümete sırtını dayamayan belediye iş yapamaz. Biz de bunun tam tersini kanıtladık. Yani biz halka vaatlerde bulunmadık. Birlikte ne yapabiliriz diye sorduk ve yapabileceklerimize birlikte karar verdik. Sırtımızı merkezî hükümete değil ama halka dayadık. Bu bir.

İkincisi, bütün siyasi partiler, programlarında eşitlikçi, özgürlükçü, toplumsal çıkarı savunan, halkın yaranına hizmeti savunurlar.  Oysa bize burada fazla eşitlikçi, fazla kamu yararını savunduğumuz için tepki gösterdiler. Yani diğer partilerin kamudan yana ve eşitlikçi olmalarının laftan ibaret olduğunu gösterdik. Belediye Meclisi’nde aşağı yukarı bütün kararlar oybirliğiyle alınırken iki karara karşı bizim dışımızdakiler oybirliğiyle karşı çıktı. Bunlardan biri Avrupa Birliği finansmanlı Diyarbakır’dan bir belediyeyle gerçekleştirmek istediğimiz ‘Kültürler Buluşuyor’ projesi. Diğeri de Hopa Belediyesi Kültür Merkezi’ne ‘Kâzım Koyuncu Kültür Merkezi’ adı vermemiz engellendi. Yani eski tarz siyasette devam etme azmi aslında diğer partilerin hiç de eşitlikçi, hiç de özgürlükçü olamayacağını gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz Hopa’nın evladı Kâzım Koyuncu adı belediye kültür merkezine verilemiyor.  

Meclis’te 4 CHP’li, 3 ÖDP’li, 3 AKP’li, 1 ANAP’lı var. CHP istese biz Hopa’da Kültür Merkezi’ne Kâzım koyuncu adını verebiliriz. En büyük engeli onlar çıkarıyor. CHP’lilerin,  Artvin’de iki ilçede MHP’li belediye başkanı var, onlara hiçbir şey demezken bize sorun çıkarmaları oldukça manidar. CHP siyasetin toplumsallaşması yerine siyasetin eski tarz gitmesini savunuyor. AKP hakkında zaten bir şey söylememe gerek yok, durumu biliyorsunuz.

 

»Sol proje, ÖDP projesi niçin tuttu burada? ÖDP’nin belediye başkanlığı kazanmasının kaynakları neler?

Bunu bilimsel olarak anlamaya çalışanlar da oldu. ODTÜ’nün bu konuda yaptığı bir çalışma var. Satırbaşlarıyla söyleyecek olursak, 1990’dan itibaren Hopa’da sol bir canlılık gelişti. ‘Demokratik Platform’ adıyla bütün solu kapsayan bir platformumuz vardı. Biz daha önce oradan da aday olduk. ÖDP’nin kurulmasıyla birlikte Hopa’da biz böyle gelmiş böyle gider anlayışını kırdık. ÖDP projesi toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenen, gençlerin, kadınların etkin bir biçimde yürüttüğü bir proje oldu. ÖDP’liler birlikte başarmanın ne olduğunu gösterdiler.

Bizden önce buradaki siyasal partiler ‘sorun çözen değil, sorun olan’ konumundaydı. Seçtiğiniz parti size yeni sorunlar doğuruyordu. ÖDP bunun tersinin mümkün olduğunu gösterdi. Tabii seçimler sırasında halkın bize olan desteği karşısında diğer partiler, bunlar seçilse bile mazbatayı alamaz propagandası yaptı. Mazbatayı alsak bile birkaç aya kadar indirileceğimizi söyleyenler oldu. Bunların hepsinin boş laf olduğunu halk gördü.  Tek tek ‘iyilik’ ya da ‘iyi insan’ olmak yetmez. İyinin, örgütlenmesi, iyi projenin hayata geçirilmesi lazım. Biz bunu başardık.  

 

»Peki Hopa’nın temel sorunları neler? Neleri başardınız, neleri başaramadınız?

Hopa’nın yerel yönetimi aşan ciddi sorunları var. Sarp Sınır Kapısı’nın ve Türkiye’nin 3’üncü büyük limanının burada olması merkezî hükümetin çözmesi gereken birtakım sorunlar doğuruyor. Rusya ve Türkî Cumhuriyetlerle deniz ve kara taşımacılığı buradan yapılıyor. Bunun çevreden tutun da ulaşım altyapısına kadar bir sürü sorunu var. Bunları belediye çözemez, zaten birçoğu belediyenin işi de değil. İmar sorunlarımız var ve bu bizi çok zorluyor.

Halk sağlığı konusunda TTB ile bir çalışmamız oldu. Kanser çok yaygın Karadeniz’de. Kanser taraması yaparak bu olgunun boyutlarını araştırdık. 

Çok büyük çöp sorunumuz var. Çevre sorunları ve çöp bütün dünyanın sorunu. Biz ‘vahşi depolama’ dediğimiz bir yöntemle çöpleri Arhavi Belediyesi’yle yan yana bir alanda bertaraf ediyoruz ama bu çözüm değil. Kalıcı bir çözüm bulmak zorundayız.

Ancak çevre konusunda bir hayli yol aldık. Mesela çöpleri ayrıştırarak toplayan bölgedeki tek belediyeyiz.  Cankurtaran çöpünü kaldırdık ve şehir nefes aldı. Şehrin içindeki ırmağın ıslahı ve temizlenmesini başardık.

Her şeyden önemlisi içme suyu sorununu çözdük. Ancak asbestli su borusu sorunu hâlâ devam ediyor. Hopa’nın su ulaşımı maalesef insan sağlığına zararlı asbestli borularla gerçekleştirilmiş. Biz değiştiriyoruz. Yüzde 40’ı kaldı değişecek.

Basın, Dikili Belediyesi’nin bedava su verdiğini gündeme getirdi. Ben iddia ediyorum bizim suyumuz Dikili Belediyesi’nden de daha ucuz. Suyun tonu bizde 75 kuruş. Türkiye’nin en ucuz suyu bizde.

17 bin 400 kişi yaşıyor kent merkezinde ve bir tek spor salonu yok. Kapalı salon, sinema salonu, konferans salonu yok. Bütün bunlar kent hayatının, kent kültürünün ve demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Çözümü için uğraşıyoruz.

AKP’nin sosyal güvenlik yerine sosyal yardım dağıtma politikası halkta bir beklenti oluşturdu. AKP oy almak için devletin olanaklarıyla, erzak ve kömür dağıtımına gidiyor ve halkta belediyenin de bunu yapması gibi garip bir beklenti oluştu. AKP biraz da bu beklentiyi körüklüyor. Yoksul ve işsiz kesimler, iş olanağı yaratılması talebinden daha çok erzak talebine yöneliyor. Bunun anlaşılabilir nedeni var. Aç insan önce karnını doyurmak istiyor.

Belediye başkanı ortak aklın ürünüdür. Önce alt yapı sorunlarını çözmeye çalıştık. Kıyı bandının düzenlenmesinden kent yeşil alanlarına kadar her şeyle uğraşıyoruz. Kıyı yağmacılığı ve betonlaşma her tarafı mahvetti. Merkezî hükümet temsilcileri yardımcı olmuyor. Bakın Hopa’da bir tek denize nazır balık lokantası yok. Ama deniz manzaralı kömür depoları var. Bir de şu karayolunun kentin içinden geçmesi. Büyük bir sorun. Tünele almak mümkün bunu.

 

»Geri kalanını da 2. dönemde mi başaracaksınız?

En küçük bir toplamsallaşmaya ve demokratikleşmeye tahammülü olmayan bir iktidarın altındayız. Evet 2. dönemde de üstesinden gelmemiz gereken bir sürü sorun var. Elli ay boyunca belediyede çok ciddi emek ve hizmetimiz var. Yandaş kayırmayan ve rantçı olmayan bu anlayışla devam etmek istiyoruz. Yine ortak aklın toplumsal projesi olarak devam edeceğiz. Benim bireysel olarak tek başıma işin içinden çıkmam mümkün değil. Böyle bir talebim de yok.

Çıkarları bozulan, rantları kesilen kesimler  bize cephe alacaklardır. Biz de toplumsal cepheyiz.  2004 seçimlerini birlikte yürüttüğümüz arkadaşlarla istediğimiz şeylerin önemli bir kısmını başardık. Doğa korumadan yeşil alana kadar, alt yapıdan kültüre değin daha cesaretli ve daha kalıcı adımlar atacağız.

Hopa çok sayıda etnik grubun ve kültürün bir arada yaşadığı bir ilçe. Bu çokkültürlülüğe uygun bir kent yönetimine devam edeceğiz.   

 

»Peki, diğer belediyelerle kıyaslandığında Hopa’da ÖDP belediyeciliğinin farkı konusunda ne dersiniz?

Ben 21’inci yüzyılda iş yaparken ve yönetirken sürekli ortak akılla hareket etmek gerektiğine inanıyorum. Tartışılmayan hiçbir şey kabul edilemez.  Hopa’yı değerlendirirken bizim daha önceki deneyimimiz Geçit Belediyesi’yle kıyaslanmamız gerekiyor. Bizi Fatsa’yla değerlendirmek doğru olmaz. Fatsa Belediyesi zamanında toplumsal muhalefet yükselişteydi ve Fatsa’nın arkasında büyük bir siyasi yükseliş vardı. Geçitte ise biz yalnız kaldık. Geçit Belediyesi’nde bizim iktidarımız niçin yaşatılamadı? Bu soruya yanıt vermeliyiz. Döneme ilişkin gerçekçi, toplumsal bir anlayışla yürümeliyiz.

Dikili ve Karşıyaka gibi belediyelerin uyguladığı Kent Konseyi deneyimleri bize örnek gösteriliyor. Elbette bunlar da seçimle gelen temsili konseyler. Zaten bizde de temsil ve örgütlenme anlamında bir sorun yok.

Toplum talep toplumu. Somut sorunlarının çözülmesini istiyor. Tek belediyede iktidardaysanız halk sizin siyasi ütopyanıza değil, çöpünün toplanıp toplanmadığına bakıyor. Genel büyük bir ütopyanın destekçisi olup olmamanız çok etkilemiyor insanları. Ortak Belediye yönetimini ortak taleplerimizin örgütlenmesi olarak görmeliyiz. Emekten ve eşitlikten yana olan bütün anlayışların temsil edildiği bir belediyecilik anlayışı içindeyiz.

Eşitlikçi bir tutumla merkezden bir lira gelmemesine rağmen Hopa’nın sorunlarını çözmeye çalıştık. Akıl ve vicdanıyla hareket eden insanlar bunu böyle değerlendiriyor.

Dünyanın en güzel sözlerini söyleseniz de eğer icraatınız yoksa, başarılı sayılmazsınız. Yerinizde kalamazsınız. Solun imajı açısından da ‘bunlar laf söylerler ama işe gelince bir şey gelmez ellerinden’ imajını kırdık biz.

 

***

Teşekkürler Karadeniz

İkİ hafta süren Sol Karadeniz yazı dizisi boyunca okurların oldukça canlı takibine uğradık. Telefonla ve  e-postayla birçok okur fikrini belirtti. Oldukça yararlı hatırlatmalarda bulunanlar oldu, diziyi beğenenler, eleştirenler samimi bir biçimde fikrini belirtti. Her şeyden önce bütün okurlara teşekkür ediyoruz. Elbette dizi hazırlanırken bize her türlü yardımını esirgemeyen Karadenizlilere de teşekkür ediyoruz.  Bölgedeki emekten ve özgürlükten yana partilerin, grupların ve tek tek insanların yardımı olmasaydı bu dizi hazırlanamazdı.         

Dizinin en çok tartışılan bölümü ise, 28 Haziran 2008 tarihli, ‘ordu Ermenilerine Ne Oldu’ başlığıyla yayımlanan Ordulu Ermeni Harutyum Artun’la yapılan görüşme oldu. Harutyum Artun’un anlattıkları, yakın tarihimize ilişkin bir karanlık sayfayı daha ‘sözlü tarih çalışması’ anlamında değerlendirilecek bir biçimde gün ışığına çıkardı. Bu konuda birçok e-posta ve telefon aldık. Anlatılanlardan oldukça etkilenen e-postalar aldığımız gibi anlatılanları değil de, niyetimizi çeşitli açılardan yorumlayan, sorgulayan e-postalar da vardı bunların içinde.

Aksilik bu ya, en çok tartışılan bölümde en büyük hatayı yaptık! Görüşmede Harutyum Artun’un ağzından “Sonra Milletvekili olan Kemal Gönül’ün babası Çakır Ahmet Çavuş… Bunların hepsi çete” diye bir cümle geçti. Çakır Ahmet Çavuş…tan sonra şu cümle yer alacaktı: “Sivas’ta toplama merkezine götürülen Ermenilerin güvenliğini sağlayan çavuş. Çakır Ahmet Çavuş bunlara şahit…” Ancak yapılan beceriksiz bir kısaltma sanki Çakır Ahmet Çavuş’u da Harutyum Artun’un ağzından ‘çete üyesi’ durumuna düşürdü. Bu tamamen bizden kaynaklanan korkunç bir hataydı. Hem okuyuculardan, hem Artun’dan hem de Gönül ailesinden elbette özür diledik.

Ancak Gönül ailesinden de e-postalar ve telefonlar aldık. Aile bireyleri de haklı olarak “bu hatanın, ailenin Ermenilerle olan dostluğuna gölge düşürme tehlikesi” taşıdığını ifade etti. Samimiyetine ve hassasiyetine inandığımız bu açıklamanın bizim için ayrıca bir önemi daha var: Aile bir tarih tartışmasını kendi açısından düzeltirken yaşayan dostluğun da zedelenmemesini istiyor. Hele “Gazetenizin genel tavrını ve çizgisini iyi bilen bir okuyucu olarak, hassasiyetimi anlayabileceğinizi umuyorum” diyen aile bireyinin e-postası ise, gerçekten sadece bir hata olarak çıkan o satırlar konusunda bizi bir kez daha mahcup etti. Umarız bu mesele biraz olsun açıklığa kavuşmuştur... Selami İnce – Emek Uygun