Barışmayan gerilla: Kolombiya Devrimci Ordu Güçleri-Halk Ordusu

|

Barışmayan gerilla: Kolombiya Devrimci Ordu Güçleri-Halk Ordusu A Barışmayan gerilla: Kolombiya Devrimci Ordu Güçleri-Halk Ordusu

Soner TORLAK
 
1819’da Simon Bolivar ile bağımsızlığına kavuşan Kolombiya, bu tarihten sonra iki büyük partinin siyasi rekabeti çerçevesinde gerilimli bir siyasi hayat sürdü. Muhafazakâr Parti ve Liberal Parti arasındaki rekabet sadece iktidarı alarak belirli bir süre ülkeyi yönetmek üzerine değildi, iki büyük cephe devletin niteliğinden yönetim tarzına, toprak dağılımından ekonomik açılımlara kadar birçok temel başlık üzerinde ciddi bir çatışma içindeydi. 1850’lere gelindiğinde iki parti, kamu yönetiminin güçlü bir merkeze dayanan merkezi yönetime mi yoksa görece özerk eyaletlere dayanan federal yönetime mi dayanacağı konusunda uzlaşamadı ve çatışmalar başladı, yüzyılın sonuna kadar düşük yoğunluklu olarak geçen çatışmalar 1899’a gelindiğinde topyekûn bir iç savaş halini aldı.
1903’e kadar süren ve ‘Bin Gün Savaşı’ diye adlandırılan şiddet döneminde 300 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Liberal kanadı ezerek iktidarı alan Muhafazakâr Parti, ülkeyi 1948’e kadar ağır bir baskı rejimiyle yönetti. Özellikle 1920’li yıllarda muz plantasyonlarının işletim hakkını elinde toplayan ABD’li tarım tekeli United Fruit Company, Márquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ romanında anlattığı gibi, görüşme delegasyonunu bekleyen muz işçilerinin grevinde yüzlerce işçiyi katletti. Bu dönem dahilinde (1930 yılında) Kolombiya Komünist Partisi kurulduysa da, bütün toplumsal muhalefet muhafazakârlara karşı iktidarı alma gücüne sahip olabilecek tek alternatif olan Liberal Parti içinde birikti. Bu birikim Liberal Parti yönetiminde de yansımasını buluyordu. Partinin geleneksel çizgisine göre daha halkçı bir politikayı izleyen ve 1948 seçimlerinde kazanacağına kesin gözüyle bakılan Liberal Parti adayı Jorge Eliecer Gaitan suikast sonucu öldürüldü. Bu cinayet bardağı taşıran son damla oldu ve 14 yıl sürecek ve daha sonra ‘Violencia’ adıyla anılacak yeni bir iç savaş dalgası başladı.
Geleneksel iktidar mekanizmalarının zafiyete uğradığı ve güvenlik güçlerinin müdahale edemediği kurtarılmış bölgelerin oluşmaya başladığı 1948 sonrasında, 1930’da kurulan Komünist Parti’nin de etkinlik göstermeye başlaması, iki geleneksel partinin 1957’de anlaşarak seçim sonuçları nasıl olursa olsun sırayla hükümeti kuracakları bir ‘tahterevalli siyaseti’ kuruldu. ‘Ulusal cephe’ adıyla kodlanan bu örtülü antlaşma sonrasında, iki geleneksel parti, iç savaş sürecinde bağımsız silahlı cumhuriyetçikler kuran köylüleri silahsızlandırarak tasfiye etmek ve ulusal sınırlar içinde tek bir pazarın yeniden tesisini sağlayabilmek amacıyla harekete geçti. 1960’a gelindiğinde, bir yıl önce Küba’da diktatörlüğü köylü gerillalar yardımıyla deviren sosyalist yönetim, Kolombiya’da da büyük bir sempati uyandırmayı başarmıştı. 1961’de Ulusal Cephe’ye karşı devrimci papaz Camillo Torez önderliğinde ‘Halkın Birliği Cephesi’ kuruldu. Yüz binlerce köylünün tabanını oluşturduğu bu yasal örgütü, silahlı ve bağımsız köylü cumhuriyetleri destekliyordu.
Bu bağımsız köylü cumhuriyetlerinden en güçlüsü ve en iyi örgütlenmişi olan Marquetalia Köylü Cumhuriyeti, 1964’de ordu tarafından dağıtıldı. Öte yandan Kolombiya ekonomisi iç savaşın yarattığı tahribattan ve tarım ürünlerinin bağımsız cumhuriyetlerin elinde bulunmasından kaynaklı olarak ağır bir krize girdi. Hükümetin silahlı müdahaleleri ve uyguladığı baskı rejimi ile ekonomik kriz sonucunda, rejime karşı hoşnutsuzluk, halkın büyük kısmının ve özellikle köylülerin, o sıralarda Marquetalia Köylü Cumhuriyeti’ne yönelik terör ve katliama yanıt vermek amacıyla kurulan Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu (FARC-EP) ve Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN)’na sempatiyle yaklaşmasını sağlıyordu.
Manuel Marulanda tarafından kurulan FARC-EP, iktidar perspektifine sahip, silahlı mücadelenin yanında halka dönük propagandaya da önem veren Marksist-Leninist bir örgütken, Fabio Vasquez Castano ve devrimci papaz Camillo Torez’in kurduğu ELN ise daha çok ‘foko’ kuramı çerçevesinde çekirdek bir silahlı grupla öncü savaşını savunmaktaydı. Bu dönemden sonra da çoğu Maocu doktrini savunan yirmiden fazla gerilla örgütünün kurulduğu sanılıyor. Ancak bugün hâlen varlığını sürdüren gerilla örgütleri FARC-EP ve sınırlı olarak da ELN’dir.   
1980’lerin ortasında FARC-EP’ın çok sayıda lideri seçim sürecine katılarak, bir siyasi parti (Yurtsever Birlik) kurdu. Başarılı bir biçimde seçilen çok sayıda yerel ve ulusal yönetici ve liderleri, kongre üyeleri ve üç başkan adayları da dâhil 5.000 üyeleri katledildi. FARC-EP kırsala ve gerilla mücadelesine geri döndü. On yıl sonra FARC-EP zamanın başkanı Pastrana ile askerden arındırılmış bir bölgede müzakere etmekte uzlaştı. FARC-EP açık forumlar topladı, devleti demokratikleştirecek toplumsal ve siyasi reformlar için politika alternatiflerini ele aldı ve özel mülkiyete karşı stratejik ekonomik sektörlerin ‘sivil toplum’daki muhtelif sektörlerle birlikte kamusal mülkiyete alınmasını tartıştı. Başkan Pastrana, ABD Başkanı Clinton ve daha sonra Bush’un baskısı altında, aniden müzakereleri sona erdirdi ve silahlı kuvvetleri FARC-EP’ın üst düzey müzakere takımını ele geçirmeleri için yolladı.
ABD tarafından fonlanan ve akıl verilen Kolombiya ordusu FARC-EP liderlerini ele geçirmeyi başaramadı ancak paramiliter Başkan Uribe tarafından izlenen ‘kavruk toprak’ (yani: isyancılarla çatışmada, bulundukları bölge ve çevresindeki tüm yaşam ve geçim araçlarını yok etmeye yönelik kirli savaş politikası, balığı yakalamak için denizi kurutma) politikalarını sahneye koydu. FARC-EP 2007-2008’de siyasi mahkûmların Kolombiya’da askerden arındırılmış bir bölgede karşılıklı serbest bırakılmasını görüşmeyi önerdi. Uribe reddetti. Başkan Chavez müzakerelere bir arabulucu olarak dâhil oldu.
Fransız hükümeti ve diğerleri Chavez’i FARC-EP rehinelerinin hayatta olduklarına ‘kanıt’ istemeye davet etti. FARC-EP Chavez’in isteğine riayet etti. FARC-EP, üç elçi yolladı ki, bunlar Kolombiya ordusu tarafından yakalandı ve canavarca koşullar altında hapiste tutuluyor. FARC-EP Chavez’in teklifine uymayı sürdürdü ve Kızıl Haç ve Venezuelalı yetkililere teslim edilmek üzere ilk mahkûm grubunu yeniden yerleştirme girişiminde bulundu; ancak Uribe’nin silahlı kuvvetleri tarafından hava saldırısına uğradılar ve böylece tahliyeyi iptal ettiler. Daha sonra, yükselen risk altında, ilk parti rehineyi serbest bırakabildiler. Fransız Dışişleri Bakanı Kouchner ve Chavez, Fransız Kolombiyalı eski başkan adayı Ingrid Betancourt’un serbest bırakılması için yeni teklifler getirdiler. Bu da, Uribe üst düzey bir ABD teknik asistanıyla birlikte ülkenin her yerinde kapsamlı bir denetimi, Reyes, Chavez, Kouchner, Larrea ve Kızıl Haç arasındaki iletişimi izlemeyi de içeren büyük bir askeri saldırı başlattığı zaman sabote edildi. Nihayet, FARC-EP’in ön ayak olduğu bütün müzakere girişimleri, dönemin Kolombiya hükümetleri tarafından açıkça suiistimal edilirken, Kolombiya hükümeti FARC-EP’e yardım ve yataklık yaptıkları bahanesiyle yüz binlerce köylüyü daha yerlerinden etti ve toplumsal muhalefetin meşruiyetinin altını oymaya çalıştı.
Her şeyden önce FARC-EP’in verdiği silahlı mücadelenin meşruiyeti, Kolombiya’daki faşist rejimin askerleri, polisleri ve kontrgerillalarıyla daha güzel bir dünya için mücadele veren insanları sokak ortasında ya da evlerini basarak çocuklarının gözlerinin önünde katletmesiyle her gün yeniden tazelenmektedir. Kaldı ki biraz yukarıda da gösterildiği üzere FARC-EP, her fırsat bulduğunda halkçı ve demokratik bir rejimin inşa edilmesine yönelik elinden geleni yapacağına dair güvence vererek tek taraflı açılımlarını yapmış ancak Kolombiya hükümetlerinin bu açılımları örgütü yok etmek için bir fırsat olarak kullanması nedeniyle geri çekilmek zorunda kalmıştır.