Alevilerin solda mücadele birliği özlemi

|

Alevilerin solda mücadele birliği özlemi A Alevilerin solda mücadele birliği özlemi

Eser, sosyalist solda yapılan birlik tartışmalarında aşağıdan yukarıya örülecek taban örgütlenmesi ve mücadele zemininde bir ‘devrimci merkez’in anlamlı olacağını belirtiyor. Eser, ancak referandumda ortaya çıkan tablo sonucunda iktidara destek olanlarla Alevilerin işbirliğinin sınırlı olacağını söylüyor
Alevi araştırmacı yazar Turan Eser, ‘Sol ne yapmalı’ yazı dizimize geniş bir değerlendirmede bulundu. Solda yaşanan birlik tartışmalarına/çağrılarına Alevieler cephesinden bakan Eser, solda birlikte mücadele etmenin gerekliliğine işaret ediyor. Eser, bu birlikte mücadelenin nasıl olması gerektiğini de değerlendiriyor.
 
Her siyasal kriz ya da genel seçim sonrası tabloya göre ‘sol ne yapmalı’ sorusu gündemimizi meşgul eder. 1980 sonrasında yaşanan solun birliği arzusu ve meşguliyeti Kuruçeşme tartışmalarıyla başlar. Türkiye’nin siyasal tarihine %70 oy oranı ile egemen olan gerici, sağcı, milliyetçi, muhafazakâr ve liberal siyasal egemenlik karşında solun güç birliği en temel beklentidir.
 
12 Haziran seçimlerindeki sonuçlar üzerine iki merkezli sol birlik/işbirliği çağrısı var. Kongre Hareketi ile partileşme iradesini beyan etmiş BDP merkezli Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u ve ÖDP’nin aşağıdan yukarıya birleşik bir taban örgütlenmesi ve mücadelesi zemininde inşa edilmesi gereken “Devrimci Merkez” çağrısıdır.
Bu iki öneri, aslında bir ihtiyaç tespiti yapıyor. Fakat solda birlik tartışmasının/inşasının siyasal ve toplumsal mücadelenin ihtiyacına cevap araması elzemdir. Bu nedenle bugüne kadar yaşanan ‘solda birlik’ girişimlerinin ‘solda yeni parçalanma’ haline geldiği gerçeğini unutmazsak, solun yeni birlik/mücadele birliği zeminlerini inşa edecek politik ilkelerin, sürecin sağlıklı planlanması ve toplumsal katılımda eşitliğin ve adaletin benimsenmesi gerekir. Çünkü solun son 30 yıllık süreçte yaşadığı başarısız birlik kültürü ve tecrübeleri bunları sorgulamamızı istiyor. Arzu edilen her ne kadar solun siyasetini toplumsallaştırarak büyümesi ve bir araya gelmesi iken, sol kendi toplumsallaşma krizine yanıt üretmeden yönetici elitlerin kendileriyle sınırlı ve değişmeyen kadrolarıyla, tekrardan ibaret birlik konseptlerine karşı kuşkularla yaklaşılıyor. Referandum sürecinde ‘evet, hayır ve boykot’ gibi siyasal kararların sahiplerinin, solun inşa edeceği ve kuracağı partinin ya da birleşik mücadele zeminin siyasal tutumuna ve ilkelerine ilişkin netleşmesi gerekir. Çünkü Alevi hareketi açısından solun referandum sürecindeki siyasal tutumun kendisi önemlidir.
 
Sol adına, askeri vesayetin yerine ulemanın vesayetine, yargı bağımsızlığını ve vesayetinin el değişimine demokratikleşme diye bakan ve her türden vesayete açıkça tutum alamayanlarla Alevilerin siyasal işbirliği sınırlı olur. AKP gölgesi ile BDP gölgesi arasında zık zaklar çizen sol yaklaşımların yeni sürece ve AKP gerçeği karşısındaki liberal tutumlarına dair siyasal yüzleşmesi de ayrı ihtiyaçtır.
Kürt sorunun çözümü ekseninde toplumsallaşma amacını gerçekleştirmiş ve 12 Haziran seçimlerinde başarı elde etmiş BDP etkin gücüyle, toplumsallaşma ve siyasal krizine yanıt üretemeyen Türk solunun bazı kesimlerinin edilgen durumuyla buluşması tek başına yeterli bir gerekçe olamaz. “Nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusuna verilecek politik yanıtlardan ve toplumsal katılım stratejisinden arındırılmış “birlik” arayışlarının dönemsel krizi aşmak için kullanan aceleci girişimlere sıkıştırılmaması gerektiğine inanıyorum.
 
Aşağında yukarı birlik arayışı, yerellerin katılımcılığını ve siyasal gücünü artırmaya dönük birleşik mücadele deneyimlerini artırması gerekir. Örneğin Anayasa tartışmaları ve demokratik, katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Anayasa için solun ve tüm demokratik toplumsal muhalefet dinamiklerini kucaklayan iş ve güç birliği ile toplumsal alanı solculaştırmak perspektifi önemli bir girişim olabilir. Sadece siyasal alana ve gündelik tepki eylemlerine sıkışmış Türkiye solu, toplumsal yaşam alanlarını boşaltmasıyla birlikte, boşaltılan bu alanların giderek İslamcı cemaatlerin örgütlenme alanına dönüştüğüne tanık oluyoruz. Toplumsal alanın terk edilmesiyle, bu alandaki emek eksenli siyasal mücadele alanları giderek, yerini kimlik eksenli çatışma ve bölünmelere bırakıyor. Mahalle, işyeri, eğitim alanları, ekonomik ve sosyal alan giderek kimlik eksenli çatışma/bölünmelere dönüşüyor. Bunun nedeni ise emek eksenli mücadelenin önemine olan vurgunun giderek zayıflamasıyla
açıklanabilir. Solda birlik arayışları ya da solda birleşik mücadele zeminleri bu örgütsel ve politik ihmallikleri düzeltmeyi hedeflemelidir.
 
AŞAĞIDAN YUKARI, MÜCADELE İÇİNDE BİRLEŞİK BİR CEPHE ÖRGÜTLEMEK GEREKİR
Türkiye’deki tüm toplumsal kesimleri, emek, özgürlükler, bireysel/kolektif temel haklar, sosyal, eşitlik ve barış eksenli yeni bir siyaset projesiyle ve demokratik çözüm programıyla, solun nasıl bir Türkiye istediğini, yurttaşla birlikte yurttaşlara anlatabilmesi gerekir. Ancak toplumsallaşmış ya da toplumsallaşmaya açık olan politik çözüm programına ve projelerine dayalı birleşik mücadele zeminleri üzerinden birliğin partileşme ihtiyacı sağlıklı olur. Solun devrimci zeminde birlik inşası için, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’un mevcut bileşenleri olsun, isterse ÖDP’nin “Devrimci Merkez” çağrısı olsun tek başına çare ve son çözüm değildir. Bu iki seçeneğini birinin dışında kaldığı birlik süreci eksik olur. Solun tüm renklerinin eşitlik hukuku zemininde ve devrimci bir programın inşasında bir araya getirmek, yöneticilerin, çevrelerin ve grupların siyasal benciliğini de dışlayan kültürle yaratmak lazım.
Bu önermelerin kalıcı sonuç almasına hizmet edecek politik ve örgütsel aklın, yani sol siyasetin ve sol politik çözüm projelerin toplumsallaşmasının önemli ve birlik tartışmalarında solun tüm renklerini kucaklayacak şekilde kurgulanmasını öncelikli olduğunu düşünüyorum. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’un çağrısı Kürt sorunu ve Kürt siyaset ekseninin daha dominant konumda olduğu siyasi projesinin güçlendirilmesi olarak dururken, ÖDP’nin “Devrimci Merkez” çağrısının merkezinde ise Kürt sorunun çözümü ile birlikte emekçilerin, gençlerin, kadınların, tüm toplumsal kesimlerin kendi farklılıklarıyla birlikte aşağıdan yukarıya doğru birleşik bir mücadele birliği öneriyor.
ÖDP’nin devrimci merkez çağrısında ifade bulan birleşik, çoğulcu ve toplumsal dinamiklerin anti-kapitalist, anti-emperyalist bir mücadele zemininde ortaklaşmasını ifade eden bir çağrısı da önemli bir çağrı olarak, birlikte düşünerek bütünleştirmek gerekir. Bu iki merkezli önermenin de buluşması önemli bir Türkiye projesi olabilir.
Sol toplumsal kesimlerle arasındaki örgütsel mesafeyi kapatmak için, sol siyasetin insanla, onun öz değerleriyle, hoşgörüyle, toleransla, eşitlikle, dayanışma duygusuyla, halkların kardeşliğiyle, emek hakkıyla, insan haklarıyla, barış ve özgürlük gibi evrensel değerlerle buluşmasının yollarını aramalıdır. Siyasal alanın ve Türkiye’nin solun lehine değiştirmek için, solun kendi dilini, örgütlenme ve siyaset yapma tarzını değiştirmesi, geliştirmesi ve toplumsallaştırması zorunludur. Mevcutların aritmetik toplamı üzerinden bir çatı partisi kurmak, tek başına solun krizini çözmüyor.
Yani sol sadece siyaset üzerindeki ittihatçı (asker-bürokrasi) vesayete daha yüksek sesle itiraz ederken, siyaset ve toplumsal yaşam üzerindeki tarikatçı (Diyanet ve Din İşleri Yüksek Kurulu – siyasal İslamın MGK’si) vesayete karşı sesi kısık çıkmamalıdır. Özgürlükten, eşitlikten, barıştan, emekten, demokrasiden ve özgürlükçü laiklikten, insan ve sınıf merkezli siyaset hakkı için, siyasi alan üzerindeki ittihatçı ve tarikatçı işgale karşı çok kültürlü sol ve devrimci bir siyaset kültürünü yeniden açığa çıkartabilir.
Neo liberal, gerici ve ırkçı politikaların mağduru olan tüm toplumsal kesimlerin acılarıyla baş başa kalmaları ve sadece kendi acısı için umudu örgütlemeleri yerine, bu ülkenin diğer acılılarıyla buluşmasını siyasal alanda başarabiliriz. Yani ezilenlerin ve mağdurların hikâyelerini aynı kitaba yazmalarını, okumalarını ve okutmalarını sağlayabiliriz.
 
ALEVİLER SİYASET İLİŞKİSİ
Aleviler her dönemde yurttaş kimliği üzerinde siyasette varolmayı tercih etmiş ve benimsemiştir. Etnik ve dinsel kimlik ekseni üzerinde, siyasette varolmanın en cazip olduğu Türkiye’de, Aleviler siyaset zeminini düşünsel olarak, siyasetin asli unsurları ve ilkeleri üzerinden belirlemiştir. Örneğin 1920’li yıllar ve 1950’li yıllar arası, halifeliğe, şeyhülislama dayalı teokratik rejime karşı, cumhuriyet, laiklik zemini üzerinde siyasallaşan Aleviler, 1950 ve 1970 yıllarda, Cumhuriyet ve laiklik mücadelesinin yanına, bu dönem de daha da belirginleşen siyasetin dinselleştirilmesine karşı, sosyal demokrat eksende özgürlükler, eşitlik talebini yükseltmiştir. 1970 ve 1980 döneminde ise, sermaye sınıfının sömürüsüne ve sendikal örgütlenme yasaklarına karşı, bu taleplerinin yanına emek mücadelesini, demokrasi mücadelesini yerleştirerek, solun ve sosyalistlerin yanında yer almıştır. TİP’in güçlenmesinde ve meclise girmesinde önemli rol oynamıştır. 1980 sonrası, özellikle Madımak ve Gazi katliamından sonra, Alevi hareketi örgütlenerek, mücadelesinin merkezine Alevilerin kültürel kimlik haklarını elde etmek için, eşit haklar ve farklı kimliklerin eşit koşullarda, kardeşçe bir arada yaşaması talebini yerleştirmiştir. Kısaca Aleviler bugün, Cumhuriyet, laiklik, özgürlükler, eşitlik, emek, demokrasi, barış ve kültürel kimliklerinin tanınması için eşit haklar mücadelesini alan olarak tarif etmiştir. Ayrıca Kürt sorunda şiddetten arındırılmış bir Türkiye için barış talebinin de savunucusu olmuştur.
Alevileri CHP’nin yanına sürükleyen koşulların başında, 12 Eylül Anayasasının anti demokratik hükümleridir. Baraj sistemi ve siyasi partiler kanunu bunlardan biridir. Diğer bir sebep ise, Türkiye’de solun siyasal alandaki gücünün marjinal olmasıdır. Solun siyaseti toplumsallaştıramaması, toplumu da siyasallaştıramamasındandır. Bu durumda sol ve sosyal demokrat seçmenlerin gericilik ve siyasal İslam karşısında, “oyum boşa gitmesin” kaygısı sonucu, Alevi seçmen CHP’nin yanında görünmektedir. Yani ülkemizde ciddi anlamda kitlesel bir sol seçenek yaratılmamıştır. Pragmatizm seçmen tavrını belirlemiştir. Yani siyasal alandaki sol seçeneksizlikten dolayı, CHP’den sol seçenekmiş gibi sunuldu.
Alevilerin CHP’nin yanında görünmesinin en önemli sebebi siyasi seçeneksizliktir. Türkiye’yi seçeneksizlikten, toplumsal kesimlerin katılımcı olduğu ve onların iradesinin doğrudan yansıdığı siyasal proje kurtarır. Bu proje farklı toplumsal kesimleri kucaklayacak, ayrımcılığa, dışlanmışlığa ve öteki yaratmaya karşı, toplumsal uzlaşmayı adalet, hukuk, demokrasi, eşit haklar üzerinden tarif ederek ortak paydalarda bir arada yaşama kültürünü savunacak, solun evrensel ilke ve kültürü ile şekillendirilmiş güçlü bir kitlesel sol partiyi inşa etmek ya da girişmesiyle mümkündür. Alevileri CHP’den koparacak olan da bu projedir.
Toplumdan ve demokrasiden arındırılmış siyaset kültürünü değiştirmek, siyaseti asli sahiplerine kavuşturmak lazım. Bu seçeneği yaratırken, toplumsal belleğe bulaştırılan resmi korkuya, gurura ve dini referanslara dayalı ideolojik virüslere karşı, demokrasinin, katılımcılığın ve eşitliğin ilkeleri ile tedavi önermek gerekir. Siyaseti kendi dinamikleri üzerinden şekillendirmek zorundayız. Yani toplumu, korku, gurur ve dini telkinler üzerinden değil, demokrasinin evrensel değerleri üzerinden siyasete katabilmeyi başarmak gerekir. Siyasete egemen olan şark usulü kurnazlıklara, dinbazlıklara ve düzenbazlıklara karşı, yeni bir siyaset kültürünü inşa etmek gerekir.
Solun tüm renkleri ise ‘küçük olsun benim olsun’ duygusundan kurtulup, işbirliğine, aşağıdan yukarıya toplumsallaşacak devrimci sol bir projenin yaratılmasına soyunmalıdır.