Parti içinde deprem devrimcilerin görevi

|

Parti içinde deprem  devrimcilerin görevi A Parti içinde deprem  devrimcilerin görevi

AHMET DEVRİM

ÇKP’nin 8 Kasım’da gerçekleşecek kongresi öncesinde parti içinde yaşanan çatışmaları ve tasfiyeleri yukarıda açıklanan ekonomik ve politik bağlamın içerisine yerleştirerek açıklayalım. ÇKP’deki çatışmanın merkezinde Çongçing şehrinin parti genel sekreteri Bo Şilay’ın tasfiyesi yer alıyor. Bo Şilay, ÇKP’nin en önemli eski liderlerinden Bo Yibo’nun oğlu. ÇKP’nin eski liderlerinin ailelerinin ikinci ve üçüncü kuşak erkek üyeleri “prensler” olarak biliniyor. Bu kişiler parti-devlet hiyerarşisinde çok önemli bir konuma sahipler (Yaklaşan kongrede genel sekreterliğe seçilmesi beklenen Şi (Xi) Jinping de bu prenslerden birisi).


Bo Şilay’ın bürokrasi içerisinde ne denli önemli bir figür olduğunu anlamak için Çin’in yerel yönetim sistemine ve Çongçing kentinin özelliklerine kısaca değinmek gerek. 1 milyar 300 milyon nüfuslu Çin’in her biri ayrı birer ülke büyüklüğündeki bölgelerini Pekin’den doğrudan yönetmek mümkün değil. Bu durum, aşağıda göreceğimiz gibi, Çin’in farklı bölgelerinde farklı modellerin uygulanmasını mümkün kılıyor. Çin’de çok büyük ve önemli şehirler eyalet hükümetleri tarafından değil, doğrudan merkezi yönetime bağlı belediyeler tarafından yönetiliyor. Çin’de böyle dört belediye var: Çongçing, Pekin, Şanghay ve Tienjin. Çongçing belediyesinin sınırları içerisinde 28 milyondan fazla insan yaşıyor (yani nüfus bakımından İstanbul’un neredeyse iki katı büyüklüğünde bir belediyeden söz ediyoruz). Çongçing gibi dev bir kentin parti sekreteri olmak Çin bürokrasisinde önemli bir konum edinmek anlamına geliyor. Dahası, Bo Şilay ÇKP’nin 2007’deki yapılan 17. kongresinde 25 kişiden oluşan Politbüro üyeliğine seçilmişti ve 18. kongrede 9 kişilik Politbüro Daimi Komitesi’ne seçilerek Çin’i yöneten çekirdek kadronun içine girmesi kuvvetli bir ihtimaldi.


Bo, 2007’de Çongçing parti sekterliğine getirildikten sonra kentte Çin’in geri kalanından bazı bakımlardan ayrılan politikalar uyguladı. Çok geçmeden bir “Çongçing modeli”nden söz edilmeye başlandı. ÇKP içinde yakın dönemde yaşanan hesaplaşmanın merkezinde yer alan, Bo’nun tasfiyesinin esas nedeni olan bu modeli ana hatlarıyla inceleyelim. Öncelikle, “Çongçing modeli”nin anti-kapitalist bir model olmadığının altını çizmek gerekiyor. Çin’in geri kalanına benzer biçimde, burada da kapitalist üretim ilişkileri hâkim. Bo döneminde kapitalizme, burjuvazinin sınıf hâkimiyetine karşı hiçbir adım atılmadı. Dahası, ABD’nin ünlü bilgisayar üreticisi Hewlett Packard, Tayvan menşeli, dünyanın en büyük elektronik eşya tedarikçisi Foxconn, Alman menşeli, dünyanın en büyük kimyevi ürün üreticisi BASF ve Ford’un Çin’deki partneri olan Changan Otomobil Şirketi gibi dev kapitalist şirketler, Bo’nun başında olduğu Çongçing belediyesinin vergi indirimleri, arazi tahsisi vb. teşviklerinden yararlanarak üretimlerinin önemli bir bölümünü bölgeye kaydırdılar. Anti-kapitalist bir alternatif modelin uygulandığı bir bölgeye dev şirketlerin muazzam yatırımlar yapması söz konusu olamaz. Fortune Magazine dergisinin Temmuz 2011’de Çongçing’i iş-yatırım iklimi bakımından dünyanın en iyi 15 yeni kenti arasında sayması Bo’nun uyguladığı modelin burjuva niteliğini teyit ediyor. Ayrıca, Bloomberg internet sitesinin 23 Nisan’da yayımladığı ayrıntılı bir habere göre, Bo ailesi şirket hisseleri ve gayrimenkul yatırımlarından oluşan, en az 136 milyon dolarlık bir servete sahip. Diğer ÇKP bürokratları gibi Bo da bir bürokrat-burjuvadır. Bo’nun ve Çongçing modelinin sosyalist olduğunu ileri süren pek çok Çinli ve yabancı solcunun yorumları gerçeği değil, yalnızca onların ideolojik-politik sefaletini yansıtıyor.


GAYRİMENKUL SEKTÖRÜ DEVLETİN ELİNDE
Çongçing modelinin kapitalist niteliğini belirledikten sonra, özgüllüklerini incelemeye geçebiliriz. Çongçing’in ekonomik bakımdan Çin’in geri kalanından en büyük farklılığı devletin gayrimenkul sektörüne hâkim olmasıdır. Bilindiği gibi, günümüzde özellikle orta ve alt gelir grubundaki ülkelerde kentsel dönüşüm projeleri yoluyla gayrimenkul sermayesi çok ciddi bir sermaye birikimi gerçekleştiriyor. Sanayileşme ve kentleşme, dünyanın her yerinde olduğu gibi Çin’de de kır topraklarının giderek kent toprağına dönüşmesine neden oluyor. Çin’de köy topraklarının kent toprağına dönüştürülmesi için öncelikle yerel hükümetlerin mülkiyetine geçirilmesi gerekiyor. Yerel hükümet, göreli olarak düşük tazminatlar vererek köy topraklarını istimlak ediyor, buraların altyapısını geliştiriyor ve bir süre sonra bu toprakları kent toprağı ilan ediyor. Bir arazi parçasının kent toprağı olarak ilan edilmesi, üzerinde inşaat yapılmasına izin verilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, bu aşamadan itibaren arazinin değeri astronomik olarak artmaya başlıyor. Kır toprağının kent arazisi haline getirilmesi sürecindeki tekel konumları sayesinde yerel hükümetler ucuza istimlak ettikleri arazileri gayrimenkul sektörünün kapitalistlerine çok daha yüksek değerlerden satarak muazzam gelirler elde ediyorlar. Çin’de yerel yönetimler, gelirlerinin büyük bölümünü bu tür gayrimenkul satışlarından elde ediyorlar Çin’in genelinde yerel hükümetler, gerekli altyapıyı kurduktan sonra bu yeni kent arazilerini özel gayrimenkul sermayesine satıp kenara çekiliyorlar. Arazinin yeni sahibi olan gayrimenkul sermayesi buralara inşaat yapıyor, bölge daha fazla gelişiyor. Bu süreçte araziler bir önceki aşamadan çok daha fazla değerleniyor. Gayrimenkul sermayesi bu sayede kârına kâr katarken, yerel hükümetler arazileri devredip aradan çekildikleri için bu kârlardan yararlanamıyor. Ayrıca, konut yapımında inisiyatif tamamen özel sektörde olduğu için konut fiyatları ve kiralar astronomik biçimde artıyor. Proleterlerin kentlerdeki barınma koşulları giderek kötüleşiyor.
Çin’in genelinde durum böyleyken, Bo Şilay parti genel sekreterliğine atandığı 2007’den itibaren Çongçing’de daha farklı bir model uyguladı. Çongçing yerel yönetimi, istimlak ettiği kır topraklarını kent toprağına dönüştürdükten sonra bunları özel gayrimenkul firmalarına devretmek yerine, kendi kurduğu firmalar ve yatırım fonları aracılığıyla değerlendirmeye başladı. Bu sayede, önceden aslan payı özel sektöre aktarılan büyük gayrimenkul kârları yerel yönetimin kasasında toplandı. Yerel yönetim/hükümet, bu fonları kullanarak hem gayrimenkul sektöründe hem de bir dizi başka sektörde faaliyet gösteren şirketler kurdu. Çongçing’de Çin’in geri kalanından daha geniş bir devlet sektörü oluştu. Çongçing modelinin bir diğer özelliği devlet sektörünün elde ettiği kârların bir bölümünün ucuz konut yapımı ve sosyal hizmetlerin geliştirilmesi yoluyla proletaryaya aktarılmasıdır.   


Bo Şilay’ın Çongçing’deki bir diğer icraatı mafyaya yönelik geniş kapsamlı operasyonlar yapmasıdır. 20 Haziran 2009’da düzenlenen en büyük operasyonda 2915 kişi tutuklanmış ve yüklü miktarda fona el konmuştur. Operasyon, sıradan çete üyelerinin ötesine geçmiş, polis ve bürokrasi içerisindeki üst düzey yetkililer ile bazı burjuvalar da yargılanıp cezalandırılmıştır. Bo’nun ve Çongçing modelinin popülaritesi bu olaydan sonra ülke çapında artmıştır.
Çongçing modelinin üçüncü temel özelliği, yerel yönetimin Mao dönemine sürekli olarak olumlu referans yapması ve bu dönemde kullanılan bazı yöntemleri yeni koşullara adapte ederek kullanmasıdır. Mao’nun teori ve pratiği ile kapitalist restorasyon döneminde benimsenen yeni teori ve pratikler arasındaki mesafe 1978’den itibaren giderek açılmıştır. Maocu sol muhalefetin son yıllarda parti üzerinde uyguladığı basınç, Maoculuğun ÇKP’nin resmi teori ve söylemine adapte edilmesi işini her geçen gün daha da güçleştirmektedir. Böyle bir tarihsel ortamda Bo Şilay, Çongçing’de Mao’ya olumlu referanslar yapan bir kültürel ve siyasi kampanya başlatmıştır. Bu kampanya çerçevesinde, Mao dönemine ait devrim marşlarını söyleyen korolar kurulmuş, halkın meydanlarda toplanarak bu marşları söylemesi teşvik edilmiş, yerel hükümet Çongçing’deki bütün cep telefonu kullanıcılarına marşların sözlerini ve Mao’nun özdeyişlerini içeren mesajlar göndermeye başlamıştır. Çongçing’in yerel televizyonunda benzer yayınlara yer verilmiştir. Dahası, 1 Mart 2011’den itibaren Çongçing yerel televizyonunda reklam yayımına son verilmiştir. Çin’de diğer tüm televizyon kanallarında reklama yer verildiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda bunun ne denli radikal bir adım olduğu anlaşılır. Mao döneminin kitle seferberliği yöntemleri de sınırlı bir çerçevede de olsa adapte edilmeye çalışılmıştır.

GENEL SEKRETER BO ŞİLAY TASFİYE EDİLDİ
Bo Şilay, Çongçing modelini güçlü karizması ile harmanlayarak kitleler tarafından desteklenen, güçlü bir iktidar temeli kurmuştur. Bo’nun politik platformu yukarıda tartıştığımız, Maoculuğun yeniden yükselişinden bağımsız olarak anlaşılamaz. Çin’deki sol muhalefetin büyük bölümü ÇKP’yi içeriden dönüştürme hedefi doğrultusunda Bo’ya destek vermiştir. Bo ise kapitalist restorasyonun toplumda yarattığı hoşnutsuzluğu ve solun yükselişini değerlendirerek ÇKP’nin Politbüro Daimi Komitesi’ne girmeyi amaçlamıştır. Bo’nun temsil ettiği, devlet sektörünün ağırlık taşıdığı Çongçing modeli ile ülkenin ihracat platformu olan Guangdong eyaletinde uygulanan, özel sektörün öne çıktığı, daha liberal Guangdong modeli birbiriyle karşılaştırılmış ve Çin’in geleceğine hangisinin damga vuracağı tartışılmıştır. Bo Şilay’ın ÇKP’nin 18. Kongresi’nde PDK’ye seçilmesi halinde Çongçing modelinin ülke genelinde yaygınlaşması ciddi bir siyasi olasılıktı. Bu tartışmalar sürerken Bo’nun artan prestijinden hoşnut olmayanlar da seslerini yükseltmeye başlamıştı. Mao’ya olumlu referanslar yapan kampanyaların ve mafyaya karşı yapılan büyük operasyonda kullanılan sert yöntemlerin Çin’i yeniden Kültür Devrimi dönemine döndürme tehlikesini barındırdığını ileri süren yazılar yayımlanmıştı.


Bo’nun tasfiyesine neden olan olaylar zinciri bu ortamda başladı. Bo’nun sağ kolu, yukarıda sözünü ettiğimiz büyük mafya operasyonunu yöneten Emniyet Müdürü Vang Licün’ün (Wang Lijun) 6 Şubat 2012’de Çangdu kentindeki ABD Konsolosluğu’nda yaklaşık 24 saat geçirdiği haberi ülke gündemine bomba gibi düştü. Vang’ın ABD diplomatlarıyla 24 saat boyunca ne konuştuğu, neyin pazarlığını yaptığı hâlâ tam olarak bilinmiyor. Vang Amerikalı diplomatlara 14 Kasım 2011’de Çongçing’deki otel odasında ölü bulunan, o güne değin ölümünde cinayet şüphesi görülmeyen Britanyalı işadamı Neil Heywood’un Bo ile eşi Gu Kaylay’ın (Kailai) organize ettiği bir cinayete kurban gittiğini açıkladı. Buna göre, Heywood yıllardır Bo ailesinin rüşvet ve yolsuzluklardan elde ettiği paraları yurtdışına transfer ederek aklamasına yardımcı oluyordu, yani ailenin kasası konumundaydı. Ölümünden kısa süre önce Bo ailesi ile arası açılmış, ailenin kirli çamaşırlarını ortaya dökme tehdidinde bulunmuş ve bunun üzerine Gu Kaylay’ın planladığı bir komplo ile, zehirlenerek öldürülmüştü. Bo, konsolosluk skandalından bir ay sonra, Mart ayında Çongçing parti sekreterliği görevinden alındı. Nisan’da Politbüro üyeliğinden çıkarıldı. Ağustos ayında Bo’nun eşi Gu mahkemeye çıkarıldı, Heywood’u öldürdüğünü itiraf etti. Gu önce idama mahkum edildi, sonra cezası koşullu olarak hapse çevrildi (tam olarak kaç yıl hapis yatacağı bilinmiyor). Çin’in resmi haber ajansı Xinhua, Bo Şilay’ın 28 Eylül’de partiden atıldığını ve işlediği ağır suçlar nedeniyle yargılanmak üzere otoritelere teslim edildiğini duyurdu. 


SERVETİN KAYNAĞI RÜŞVET VE YOLSUZLUK
Bo skandalı ciddi belirsizlik ve kuşkular barındırıyor. Şu ana kadar kesin olarak bilinen tek şey Bo ailesinin 136 milyon dolarlık bir servete sahip olduğu. Bo’nun aylık maaşının yalnızca 1585 dolar olması bu servetin kaynağının rüşvet ve yolsuzluk olduğunu açıkça gösteriyor. Ancak, bu durum ÇKP bürokrasisi için alışılmadık bir durum değil. Önceki devlet başkanı Jiang Zemin, şimdiki devlet başkanı Hu Jintao, başbakan Wen Jiabao ve PDK’nin iki numarası Vu (Wu) Bangguo’nun oğullarının (devlet işletmeleri ile ticaret ve yatırım ilişkisi bulunan) yerli ve yabancı şirketlerde ciddi hisselere sahip burjuvalar oldukları biliniyor. Bloomberg internet sitesi, yaklaşan kongrede partinin başına geçecek olan Şi Jinping’in kız kardeşi ve bacanağının en az 376 milyon dolarlık bir servete sahip olduğunu belgeledi. 25 Ekim’de New York Times gazetesi Wen Jiabao’nun geniş ailesinin en az 2,7 milyar dolarlık bir mal varlığına sahip olduğunu açıkladı. (Bu haberlere erişim, internet sansürcüleri tarafından derhal engellendi).


Bo’nun tasfiyesini destekleyenler de karşı çıkanlar da konunun kişisel olmadığının farkında. Tasfiyenin temelinde Çongçing modelinin merkezinde yer aldığı politik saflaşmanın yattığı biliniyor. Bu süreçte yapılan açıklamalar ve yaşanan somut olaylar da bunu kanıtlıyor. Merkez Komitesi’nin kontrolündeki Guangming Günlüğü gazetesi Bo’ya yönelik saldırısını yalnızca kişisel konularla sınırlı tutmayarak Çongçing modelini “Çin’i eşi görülmedik bir felaketin eşiğine getiren bayatlamış bir politik model” olarak niteledi. Benzer biçimde, başbakan Wen Jiabao, Bo olayının Çin’in Kültür Devrimi günlerine dönme tehlikesine işaret ettiğini söyledi. Bo’nun tasfiyesinin ertesinde Çongçing televizyonunda reklam yayınlarının yeniden başlatılması da olayın politik niteliğini gösteriyor.


ÇKP yönetimi ve sağ muhalefet Bo’ya cephe alırken, Çin’in sosyal demokrat-Maocu alaşımı solunun büyük bölümü bürokrat-burjuva Bo’yu savunmak için seferber olmuş durumda. Kızıl Çin (Red China) sitesinde yayımlanan, iki emekli üst düzey bürokratın da aralarında bulunduğu 1600’den fazla kişinin imzaladığı bir bildiride ise başbakan Wen’ın geniş çaplı bir özelleştirme programını planladığı, “büyük hatalar yaptığı ve suçlar işlediği” söyleniyor ve görevinden alınması talep ediliyor. İmzacıların büyük bölümü diyaspora üyelerinden değil, Çin’de yaşamını sürdüren kişilerden oluşuyor. Bir tek parti diktatörlüğünde başbakanın görevden alınmasını talep etmek ciddi bir risk almak demek. Tek başına bu durum bile Çin’deki politik kamplaşmanın ne kadar arttığını gösteriyor. Özetle, ÇKP’nin 18. Kongresi öncesinde ülkedeki siyasi gerilim epey artmış durumda. Bo’nun tasfiyesi sürecinde ÇKP’nin içinde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle kongre tarihi bir ay geç açıklandı. Şi Jinping’in Eylül ayında yaklaşık iki hafta boyunca ortalıkta gözükmemesinin nedeni de belirsizliğini koruyor.


****
Çin’de yaklaşan fırtına ve devrimci siyaset

ÇİN Komünist Partisi’nin Aralık 1978’de “reform ve dışa açılma” politikasını benimsemesinin ertesinde başlayan kapitalist restorasyon, otuz yılı aşkın süre içinde adım adım ilerleyerek Çin’in ekonomik ve toplumsal yapısını köklü biçimde değiştirdi. Yaklaşık yirmi yıl süren restorasyon süreci 21. yüzyılın eşiğinde Çin’i kapitalist bir topluma dönüştürdü. ÇKP’ye kapitalistlerin üye olmasına 2002’de izin verilmesi aslında uzun süreden beri devam eden bir sürecin adını koymaktan ibaretti. Günümüzde burjuvazinin ÇKP içindeki varlığı yalnızca resmi olarak kapitalist sayılan üyeler ile sınırlı değil. Yukarıda örnekleriyle açıkladığımız gibi, resmi olarak burjuva sayılmayan üst düzey parti ve devlet yöneticileri de devlet işletmeleri üzerindeki kontrolleri sayesinde ve çeşitli ortaklıklar yoluyla ciddi bir sermaye birikimi yapmış durumda. ÇKP’yi bir burjuva-bürokrat kadrosu yönetiyor.


ÇKP’nin başında bulunduğu burjuva rejimi, son dönemde giderek sıkışıyor. Dış politika alanında başta ABD emperyalizmi olmak üzere bir dizi devlet ile ciddi gerilimler yaşıyor. İçeride ise bundan daha beter sorunlarla boğuşuyor. Burjuvazi ile alt sınıflar arasındaki eşitsizliğin giderek artması, sınıf mücadelelerini 1989 sonrasındaki en yüksek seviyesine çıkarıyor. 2000’lerin ikinci yarısında yeniden yükselişe geçen işçi sınıfı hareketi, 2008’de başlayan büyük depresyon sürecinde giderek militanlaşıyor. 200 milyonun üzerindeki göçmen işçi kitlesi her gün yeni grevlere ve direnişlere imza atıyor. 1990’larda başlayan köylü direnişleri sürüyor.


Burjuvazi ile proletarya ve köylülüğün alt sınıfları arasındaki sınıf mücadelesi keskinleşirken, Çin burjuvazisinin kendi içinde de bölünmeler yaşanıyor. Burjuvazinin bir fraksiyonu devlet işletmelerinin ağırlığının korunmasını ve sosyal harcamaların dramatik olarak artırılması yoluyla proletarya ve köylülüğün huzursuzluğunu yatıştırmayı öneriyor, diğer fraksiyon ise daha fazla özelleştirme yapılmasını ve sosyal harcamaların belirli bir düzeyde tutulmasını savunuyor. Bo Şilay’ın başını çektiği ÇKP’nin sol kanadı, proletarya ve köylülüğün huzursuzluğunu arkasına alarak burjuvazinin ekonomik bakımdan daha liberal kanadına karşı son yıllarda mücadeleye girişmişti. Bo’nun kurduğu Çongçing modeli, ÇKP’nin sol kanadının en büyük kozu ve sembolü haline gelmişti. Maoculuğun reformist bir yorumunu kabul eden Çin solunun büyük bölümü de Çongçing modelini bayraklaştırarak Bo’nun temsil ettiği burjuva fraksiyonuna destek veriyordu. Bo’nun 18. Kongre’de PDK’ya seçilmesi bu kanadın ciddi bir mesafe alması anlamına gelecekti. Burjuvazinin neoliberalizme daha yakın duran fraksiyonlarını temsil eden ÇKP’nin merkez ve sağ kanatları, Bo’yu tasfiye ederek bu olasılığı ortadan kaldırdılar ve mücadelede üstünlük sağladılar. Ancak, Çin solunun ÇKP yönetimini ağır bir dille suçlayarak Bo’ya destek vermeyi sürdürmesi yaşanan saflaşmanın kolaylıkla üstesinden gelinemeyeceğini gösteriyor. ÇKP’nin 18. Kongresi ve kongre sonrasındaki gelişmeler bu nedenle dikkatle izlenmeyi gerektiriyor.


Gelişmelerin yönü ne olursa olsun, yakın dönemde Çin’de suların durulmayacağı, büyük politik mücadelelerin kapıda olduğu belli. Proletarya bu sürece önderliksiz giriyor. Maoculuğun reformist bir versiyonunu benimseyen, Çin milliyetçiliğini hararetle savunan, Bo’nun temsil ettiği burjuva fraksiyonuna destek veren bugünkü Çin solunun işçi sınıfını burjuvaziden bağımsızlaştırarak devrime önderlik etmesi mümkün değil. Çinli devrimciler, yeni bir özelleştirme dalgasına karşı mücadele etmek veya bazı grev ve direnişleri örgütlemek için diğer sol gruplarla ortak hareket edebilirler. Ancak, Çin işçi sınıfının önderlik sorununun çözümü için bugünkü Çin solundan medet ummak veya onların reformist programına destek vermek işçi sınıfına ihanet etmek demektir. Çin işçi sınıfının reformist ve milliyetçi politikalara değil, devrimci ve enternasyonalist bir önderliğe ihtiyacı var. Dünya çapındaki devrimci mücadeleleri yönetecek bir enternasyonale bağlı olan Leninist bir partinin Çin’de inşa edilmesi yalnızca Çinli devrimcilerin değil, dünyadaki tüm devrimcilerin önündeki acil bir politik görevdir.