Dertleri bütün bu coğrafyayı birbirine kırdırmak

|

 Dertleri bütün bu coğrafyayı birbirine kırdırmak A  Dertleri bütün bu coğrafyayı birbirine kırdırmak

Ortadoğu'yu ve özellikle Suriye’yi yakından tanıyan ender gazetecilerden Hüsnü Mahalli, Suriye’de mezhep kavgası gibi gösterilen çatışmaların perde arkasını gazetemize anlattı.

»Suriye’deki İslamcılık özellikle Baas döneminde nasıl bu kadar yükseldi?
Suriye’deki oğul Esad, (şimdiki başkan) son dönemlerde toplumu liberalleştirme, demokratikleştirme yönünde birçok adım attı. Birincisi bu. Bunu fırsat bilen “İslamcı” çevreler rahat bir şekilde örgütlendiler. İkincisi, son 2 yılın öncesinde, son 5-6 yılda Suriye ile Türkiye arasındaki o olağanüstü ilişkilerin gelişmesine bağlı ve paralel olarak Türkiye ve Suriye arasında toplumsal anlamda sınırlar, vizeler kalktığı için iç içe giren ikili bir ilişki vardı. Sosyolojik anlamda da. Örneğin 2010 yılında Suriye’den Türkiye’ye 1 milyon insan gelmiş,   Türkiye’den de Suriye’ye 1 buçuk milyon insan gitmiş. Şirketler, insanlar  gidip geliyor. Bunun verdiği bir rahatlamayla aynı şekilde Suriye’deki İslami çevreler bundan yararlanarak hem örgütlendiler hem de güçlendiler Türkiye’den aldıkları destekle. Legal mi illegal mi onu bilemiyoruz ama en azından o gidip gelmeler, sivil toplum örgütleri, insanların gidip gelmesi sonucu orda bir “İslami” hareketlenme olduğunu da görüyorduk o zaman.

»Türkiye ile ilişkilerin bunda etkisi oldu diyebiliyoruz o zaman.
Tabii. Türkiye modeldi. O zamanlar herkes, hükümetin Başbakanın “one minute” olayı, Hamas’la ilişkileri, Suriye ile dostluk ilişkilerini doruğa çıkartması, vizeleri kaldırması, Esad’la poz vermeleri, karşılıklı gelip gitmeleri, ister istemez tabi Türkiye’nin Suriye’deki ve diğer Arap ülkelerindeki imajını destekliyordu, güçlendiriyordu. İşte bu imajın, ilişkilerin sonucu olarak da İslami çevreler rahatladı ve bundan yararlanarak örgütlendi, güçlendi.

»İslamcı İran Mısır’da Arap Baharı’nı Filistin’de Hamas ve Hizbullah’ı desteklerken Suriye’de Esad’ı destekliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir Şii devlet olarak İran’ın Hamas’ı desteklemesi mezhepsel değildir. Çünkü İran Humeyni devriminden bu yana Filistin davasına sahip çıkmıştır, desteklemiştir. Dolayısıyla oradaki destek Filistin halkının davasına olan destektir. Yalnız Hamas’ı desteklemiyor, Filistin için mücadele eden bütün grupları destekliyor İran başından beri. Dolayısıyla mezhepsel çelişki yok. İkincisi, İran Mısır’da Müslüman Kardeşleri desteklemiyor, İslami olan her şeyi destekliyordu Hüsnü Mübarek zamanında. Çünkü Hüsnü Mübarek bu coğrafyada Amerika’nın işbirlikçisi olduğu için, Mübarek’e karşı direnen herkesi destekliyordu, sağcısını da solcusunu da. Ama Mısır’da en çok direnen, en güçlü olan grup Müslüman Kardeşler olduğu için ona destek verir gibi gözüküyordu. Mısır da İran da büyük ülkeler. İran şu anki Mısır’la iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor ama İran asla şu andaki hükümetle işbirliği içinde ya da hükümetin destekçisi olamaz. İdeolojik olarak söylüyorum. Siyasi olarak ilişkileri kurulabilir, geliştirilebilir, birlikte bir şeyler yapabilir ama Mısır’daki Müslüman Kardeşleri ya da diğer güçlü grup olan Selefileri İran desteklemez. Asla onlarla birlikte olmaz. Suriye’ye dönersek, İran Suriye’yi destekliyor. İddiaya göre, İran’daki iktidar Şii olduğu için, Esad da Alevi olduğu için orada ideolojik bir işbirliğinden söz ediliyor. Bu da doğru değil. Suriye’deki iktidar, Beşar Esad “Alevi” olduğu için Hamas’ın en büyük destekçisi, o zaman nasıl oluyor da “Alevi Esad” olabiliyor? Hamas radikal İslamcı Sünni bir grup. 15 senedir bütün Arap ülkeleri Hamas’ı ortadan kaldırmaya çalışırken, Hamas’ı ve Filistin halkının direnişini ortadan kaldırırken bütün Arap ülkeleri, bir tek Suriye “Alevi Esad Sünni Hamas”ı destekliyordu. Dolayısıyla buradaki çelişkiler mezhepsel çelişkiler değil. Suriye ve İran’ın anti-emperyalist, anti-Siyonist, anti-gerici, anti-faşist mücadelesinin bir yansımasıdır. Öyle görmek gerekiyor. Şimdiki “Arap Baharı” ile birlikte bu ülkelerde “İslamcı” iktidarlar işbaşına getiriliyor, Müslüman Kardeşler. Ve bu Müslüman Kardeşler ideolojik olarak Şii İran’a karşı, Alevi Esad’a karşı Amerika ile işbirliği içinde hareket ediyor ve ettiriliyor. Hikaye bundan ibarettir. Suriye direndiği için, bütün bu planın, pis oyunun kilit ülkesi Suriye, herkes çılgına dönmüş durumda, bölgedeki bütün gerici çağ dışı ülkeler. Suudi Arabistan’da, Katar’da demokrasi mi var? Örneğin Katar’ın başkenti Doha’da Suriye muhalefetini toplamışlar Esad’a karşı birleştirmeye çalışıyorlar. Katar’da meclis, parlamento, demokrasi, anayasa bile yok. Bu ülke Arap ülkelerine demokrasi getirecek. Bu ülke dünyanın en ilkel, en çağ dışı, an ahlaksız yönetimin bulunduğu Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bölgeye demokrasiyi getirecekler. Zaten bu da oynanan oyunun ne kadar pis, ne kadar rezil, ne kadar emperyalist şemsiye altında döndüğünü yeterince yansıtıyor. Yoksa mesele Alevi’dir, Sünni’dir değil.  Beşar Esad Alevi, Suriye halkının yüzde 10’u Alevi, Beşar Esad’ın eşi Sünni, Suriye Bakanlar Kurulu’nda 32 bakanın yanlış hatırlamıyorsam 2 tanesi Alevi, devlette 8 milyon insan çalışıyor bunların yüzde 10’u bile Alevi değil, orduda da poliste de. Nasıl Alevi iktidar bu? Yani hepsi kavram kargaşası içinde insanların kafalarını karıştırmak istiyorlar çünkü oynanan oyun pis. Oynanan pisliği ört bas etmek için. Yok, İran Şii’dir, yok o Alevi’dir, o Müslüman Kardeş’tir...


Dertleri bütün bu coğrafyayı birbirine kırdırmaktır. Somut örnek var maalesef, hiç kimse bunu konuşmuyor, Irak. Irak diye bir ülke kalmamıştır. Irak’ta her gün insanlar ölüyor ama artık haber bile olmuyor. Dertleri Suriye’yi bu hale getirmek, Suriye’den sonra Irak’ı tekrar parçalamak, Lübnan’ı, İran’ı işin içine sürüklemektir.  Ve en büyük balık, en önemli hedef Türkiye’dir. Mutlaka bu iç savaşı ve kargaşayı Türkiye’ye sıçratmak istiyorlar.

»Kürtlerle İslamcılar arasında nasıl bir ilişki var?
Şu andaki çatışmalarda Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu denilen silahlı gruplar zaman zaman Türkiye’den aldıkları destekle Türkiye’ye yakın sınır bölgesinde Kürtlerin ve PKK yandaşı, PYD yandaşı Kürtlere saldırıyor. O bölgeleri ele geçirmeye çalışıyor, çatışmalar çıkıyor. Ama Kürtlerin şu adan kontrol altında tuttuğu bölgelerde onlar Esad’a karşı ayaklanmıyor. Sakin durumdalar şu anda ama işler gelişince büyük ihtimalle isteseler de istemeseler de o bölgede fırsat bu fırsat özerk, federal bir yönetim düşünülebilir. Bu da gayet doğal çünkü bu bölgede artık her an her şey değişebiliyor.

***

İslamcılar BAAS’a neden karşıydı?


Araştırmacı yazar Faik Bulut İslamcı Örgütler kitabında Müslüman Kardeşler (ihvan) destekli İslamcıların iktidardaki Baas partisine karşıtlığını tarihsel olarak şöyle açıklıyor:
a) Baas, milliyetçi ideolojiyi savunuyordu. Bu ise nerdeyse pan-İslamizm ile özdeş hale gelmiş; İslam karakterinin Arap karakterine ağır bastığı ümmet toplumu isteyen İhvan’a ters bir görüştü.
b) Suriye’de Sünni çoğunluk yaşıyordu. Nüfusun yüzde 57’si Sünni Arap; yüzde 14’ü Hıristiyan, yüzde12’si Alevi, yüzde 3’ü Dürzi ve yüzde 2’si İsmaili idi. Buna rağmen, laik Baas liderliğinde iktidarın bölüşümü, Sünni dengeyi bozacak nitelikteydi. Oysa Ihvan, “bütün Müslümanlar birleşsin”! sloganına rağmen, Sünni bir Arap hareketi niteliğindeydi, Sloganları itibarıyla Alevi, Dürzi ve İsmaililer, Ihvan’dan uzak durdular. Köylü ve işçiler de Esad yönetimini destekliyorlardı. Kaldı ki; İslam toplumunda de Arap özelliğine vurgu yaptığından, Sünni fakat Arap olmayan Kürtler (nüfusun yüzde 9’u kadar) ile Türkmenler ( yüzde 3) de kazanılamadı.
c) 1966’ya kadar devletin önemli kademelerinde Sünniler ağırlıktaydı. Darbeler yüzünden  sık sık değişen yönetimlerdeki Alevi oranı, 1966’dan sonra hızla yükselmeye başladı. Özellikle mülki ve askeri kesim, neredeyse tümüyle Aleviler’in eline geçti. Bu nedenle, Ihvan ile Baas arasındaki iktidar kavgası, bir yönüyle de Sünni Alevi görünümünü aldı.
Suriyeli İhvan Hareketi’nin iki önemli kozu vardı Bir: Sünni çoğunluğun bulunduğu ülkede, Alevi azınlık iktidarı gaspetmişti. 1920’lerden itibaren gayrimüslimler, ticareti tekelinde tutuyorlardı. Bu yüzden, BAAS-İhvan çatışmasının özünde, dinsel (Müslüman-Hıristiyan) ve mezhepsel (Alevi-Sünni) unsurların olduğu söylenebilir. İki; hareketin ilk kuşağı, genellikle orta gelir düzeyine ve toplumsal konuma sahip ulema ailelerden geldi. Geleneksel olarak şeyhlik (dinsel kurum) ile esnaf tabakası arasında çıkar birliği vardı.

***

Baas Partisi iktidarı


1947’de kurulan milliyetçi ve sol ideolojiden etkilenen Baas Partisi iktidarı ile birlikte sistem, yoksular lehine sosyal reformlara tabii tutuldu. Suriye başta emperyalistlerin sömürü girişimleri olmak üzere dış güçlerin müdahale alanı olmaktan çıkartıldı. Omurgasını Alevi subayların oluşturduğu parti, sivil toplumda , entelektüel gençlere, kırsalda ise yaptığı reformlarla yoksul köylülere dayanmayı başardı. Parti her ne kadar Alevilerin kontrolünde gözükse de, Arapların birliğini savunması nedeni ile Hıristiyan ya da Sünni Araplara karşı ayrımcı bir politika gütmedi. 1963 yılındaki Baas yanlısı darbe, devletin ve onun güç zemininin sosyal ve siyasal karakterindeki dönüşüme işaret ediyordu. Askerlerden, kırsal kesimden yoksul köylülerden ve kasaba entelektüellerinden oluşan bir genç zümresi neredeyse 1964 yılında bağımsızlığını kazanmasından beri Suriye siyasetini egemenliği altında tutan geleneksel seçkinlerin yerini almıştı.


1963 yılında Baas Partisinin iktidara gelişi öncelikle şehirli Sünni eşrafın ve orta sınıf mensupların bazılarının muhalefeti ile karşılaşmış ve Hafız Esad’ın iktidara el koymasına kadar geçen süreye bu iki güç arasındaki mücadele damgasını vurmuştu. Bunlardan birinci gruptaki Baasçı ideologlar ve partinin kurucusu Salah Bitar ve Nichel Eflaq’ın gibi Şamlı entelektüeller partiyi iktidara geldiği ilk yıllarda yönetmişler ve 1966 yıllında gerçekleşen bir darbe ile azledilmişlerdir. Bu darbe Salah Cedid etrafında örgütlenen, Hafız Esad’ın Muhammed Umra’nın da dahil olduğu, kökenleri ağırlıkla köylü orta sınıf olan milliyetçi sol eğilimli asker ve sivil Baasçılar tarafından yapıldı. İkinci darbe Askeri Konseyi temsil eden Hafız Esad ile Baas Partisi Bölge İdaresini temsil eden Salah Cedid arasındaki güç mücadelesidir. Bu mücadele 16 Kasım 1970 yılında Hafız Esad’ın askeri bir darbe yapması ve partinin sivil kısımlarını budaması ile sona ermişti.


HAFIZ ESAD

Suriye, Baas iktidarı ile birlikte Hafız Esad adı ile anılır hale geldi. Esad, Suriye’nin Lazkiye bölgesinden gelen Alevi kökenli bir askerdi. Esad 1964 yılında Hava Kuvvetleri Komutanı, 1966 yılında Savunma Bakanı oldu. 1970 yılında iktidara ele geçirdiğinde radikal bir rejim getiriyor sanıldı ancak 30 yılı aşan süresinde Esad Suriye’yi bir demir yumruk ile yönetti. İktidarını kuvvetlendirmek ve yönetimine karşı gelişebilecek herhangi bir harekete mahal vermemek için Esad, devlet ve kurumlarının yanı sıra Baas Partisi’nin yapısını da yeniden oluşturdu. Baas Partisi’nin sosyalist retoriğini bir kenara bırakıp, ekonomik ve sosyal reformlarla tabanını genişletti. Esad, Suriye’nin siyasal yapısını istikrara kavuşturdu ve devleti sosyal güçlerin kontrolündeki bir araçtan ziyade müdahaleci ve genel olarak özerk bir oyuncu haline getirdi.
 
Mahmut Balpetek, toplumsol