İhvan-ABD dansı bölgeyi sarsıyor

|

İhvan-ABD dansı bölgeyi sarsıyor A İhvan-ABD dansı bölgeyi sarsıyor

Başlarken...


Tunus lideri Bin Ali diplomalı seyyar satıcı Buazizi’nin bedenini ateşe vermesiyle start alan olayların ardından 14 Ocak 2011’de ülkeden kaçtı. Buazizi’nin yaktığı ateş kısa sürede büyüdü bütün Arap coğrafyasını kaplayacak kitlesel bir harekete dönüştü. Sırasıyla Mısır, Libya, ve Yemen’de iktidarlar devrildi. Kimileri bu süreci “devrim”, kimileri de “Arap Baharı” olarak nitelendirdi. Olaylara eleştirel yaklaşan kesimlere göre ise bölgede “bahar” değil “Arap kışı” yaşanıyor.
İktidarların alaşağı edildiği yerlerde ve olayların sarstığı Fas gibi ülkelerde yeni politik aktörler sahneye çıktı: Müslüman Kardeşler. Batılı emperyalist güçlerle uyumlu bu aktörler, bir taraftan bölgenin küresel çıkarlar doğrultusunda yeniden inşasına soyunurken, öte yandan ise şeriat anayasaları gibi uygulamalarla topluma muhafazakarlaştırmayı dayatıyorlar. Arap Baharı’nın son halkası olarak görülen ve bir iç savaşa sürüklenen Suriye’de ise kriz derinleşerek sürüyor.
Bu yazı dizisinde Arap coğrafyasını ve Ortadoğu’yu etkisi altına alan olaylar sürecinin iki yıllık muhasebesi yapılmaya çalışılacaktır. Soli Özel, Fehim Taştekin, Mete Çubukçu, Faik Bulut, Kadri Gürsel, Ergin Yıldızoğlu, Erhan Keleşoğlu ve Alper Birdal bu muhasebeye katkı sunacaklar arasında.

HAZIRLAYAN: İBRAHİM VARLI

***

KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ SOLİ ÖZEL: İhvan-ABD dansı bölgeyi sarsıyor
Kuzey Afrika’dan başlayıp Ortadoğu ve tüm Arap coğrafyasını etkisi altına alan Arap Baharı olaylarının üzerinden iki yıl geçti. İktidarlar el değiştirse de Tahrir’den Yeşil Meydan’a kadar kitleler bölgenin yeni muktedirleri Müslüman Kardeşler’in (İhvan) baskıcı, otoriter politikalarına karşı yeniden meydanlarda. Dış politika uzmanı, gazeteci-yazar Soli Özel sürecin henüz tamamlanmadığını belirtiyor.

»Arap coğrafyasını etkisi altına alan olaylar “bahar” olarak adlandırılıyor. Sizce de yaşananlar bahar mı?
Bu bahar lafı Avrupa’yla karşılaştırma için verilmiş bir ad. Ben “Arap baharı” lafını kullanmaktansa “Arap uyanışı”, “Arap isyanları” ya da “Arap devrimleri” deyimlerini kullanmayı tercih ediyorum.

»Neden?
Benim baktığım yerden bunlar son derece hayırlı işler. Ama hayırlı olduğunu düşünmem, sıkıntı yaşanmayacağı, olayların benim arzu ettiğim yerden farklı bir yerlere gitmeyeceği anlamına gelmiyor.

»İyimser bir bakış açısına sahipsiniz!
İyimserlik şu. Dondurucuya konmuş gibi gözüken bu toplumların buzları kırmış olmaları önemli. Tabii şunu unutmamak lazım, bu süreçte buldozerlik görevini yapmış olan toplumsal katmanlarla, bu işin sonunda iktidara gelmiş olanlar aynı kişiler değil. Bu işin en azından şimdilik kazananı İslamcı hareketler gibi gözüküyor.

»İslamcılar kazanırken diğer toplumsal kesimler de kaybediyor mu?
Yok, kaybetmemeye çalışıyorlar tabii. Mısır’da muhalifler seçim yoluyla elde edemeyecekleri gücü, sokaktaki hareketliliği muhafaza ederek elde etmeye çalışıyorlar. Müslüman Kardeşler de kendileriyle ilgili bütün şüpheleri doğru çıkartacak bir hareket tarzı içindeler. Mursi kendisini diktatör ilan edecek bir kararname çıkarıyor, anayasa referandumunun dayatılması vs. Mursi’nin yaptıklarına baktığınızda daha çok devam edecek bir çatışma dönemi göreceğiz gibi. Ha otoriterleşir, özgürlük alanlarını daraltır ama tam anlamıyla geçmişe dönüş olmaz.

»Bölgede artık yeni aktörler devrede. Mısır örneğinde olduğu gibi topluma muhafazakarlaşmayı dayatıyorlar?
Müslüman Kardeşler'in bu anayasayı yorumlamasının özgürlükçü bir yorumlama tarzı olacağına insanın inanması çok güç.  Anayasanın bizatihi kendisi değil mesele. Asıl dert, anayasada ne yazdığından çok İslamcıların bunu nasıl yorumlayacağına dair duyulan kaygılar.

»Bu kaygılar niçin var?
Özgürlükleri kısıtlayacaklar, kadınların haklarını kısıtlayacaklar, şeri hükümleri her konuda geçerli kılacaklar vs vs şeklinde endişeler var. Müslüman Kardeşler kendini daha ılımlı, daha moderniteyle başa çıkabilir sunmaya çalışıyor ama arkasında da rekabetinden korktuğu Selefiler var. Onlar tabii tamamen bambaşka bir dünya arzu ediyorlar. O da tabii devrimin itici gücü olmuş olan kentli seküler kesimler açısından bir facia olarak görülüyor.
BİRBİRİLERİNİ GÖZETİYORLAR
»Ilımlı İslamcı iktidarlar kuşağı yaratılıyor mu?
Görebildiğim kadarıyla Müslüman Kardeşlerin tek başlarına iktidara gelmesini kimse istemiyor çünkü bir Tunus bir Mısır örneği var. Olayların nasıl akacağını kimse tam olarak bilemiyor. Amerika,  Müslüman Kardeşlere bakarken Müslüman Kardeşler de ben senin ayağına basmam deyip ikna etmeye çalışıyor. Bir dans var burada herkes birbirini bir şekilde kolluyor.

»Nasıl bir dans?
Müslüman Kardeşler biz sisteme zarar vermeyeceğiz sizinde nasırınıza basmayacağız dediği zaman ABD açısından yok sen Müslüman olduğun için seni kabul etmeyeceğim diye bir şey söz konusu değil. Ha bunu isterseniz ılımlı isyan olarak görün isterse başka bir şey. Her ne olursa olsun ama bu bir pazarlık. Herkes kendi sınırlarını görecek şekilde birbiriyle pazarlık ediyor.

»Neden isyan dalgası monarşileri teğet geçerken görece Arap milliyetçisi iktidarları sarstı?
Monarşilerde hiçbir şey olmadı değil. Oralarda da olaylar yaşandı, ancak onlarda toplumlarını satın alacak para olduğundan dallanıp budaklanmadı. Ya rüşvet vererek ya da Bahreyn’deki gibi hayli kanlı bir şekilde zorla bastırdılar. Birde monarşilerin Arap dünyasındaki cumhuriyetlere göre daha geniş bir meşruiyet tabanları var. Aşiret ilişkileri, evlilik ilişkileri var vs vs.

»Uluslararası konjonktürün etkisi nedir?
Dünya sistemi bunların henüz gitmelerini kabul edecek bir noktada değil, yani dışarıdan da destek alıyorlar. Şimdi Suudi Arabistan’da Suud ailesi gidince yerine kimin geleceğini düşünmeye başlarsanız ve siz de Amerika’ysanız herhalde bu değişimi çok da fazla arzu etmezsiniz. Ha değişmesi mukadderdir ya da değildir; o ayrı mesele.
»Bu olaylarda dış etkenler ne kadar belirleyici oldu?
ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye bu olaylar patladıktan sonra "biz bu olayları bize en az zarar verecek şekilde nasıl yönlendirmeye çalışabiliriz?" diye düşündülerse bunda şaşırılacak bir şey yok. Ancak bunu demekle "birileri düğmeye bastı, ABD ılımlı İslamı getirmeye çalıştı, o yüzden tüm bunlar oluyor" demek arasında bence büyük fark var.
»Suriye’de bir vekalet savaşı mı veriliyor?
Suriye’deki kavga sadece rejimin değişmesi, daha özgürlükçü bir rejim haline gelmesi kavgasından çıkıp bölgesel güçlerin hâkimiyet kavgası haline geldi. Bir muhalefet vardı buna çok şiddetle baskı yapıldı ardından bölge ülkeleri ve küresel güçler işin içine girdiler. Silahsız muhalefeti şiddete yöneltmek isteyen bölge ülkeleri oldu. Rejimin değişmesini istemeyen tek ülke Irak dışında İsrail’di.

»Patriotlar niçin geldi?
Patriotların gelmesinin birkaç nedeni var. Bunlardan bir tanesi, Türkiye NATO’nun arkasında olduğunu gösterme ihtiyacı duyuması. İkincisi, eğer olurda İran’a saldırılırsa, İran’ın Türkiye’yi saldırmasına karşı tedbir alınıyor.

»Hazırlıklar daha kapsamlı bir olası savaş için mi?
İran’a saldırılacak demiyorum ama bunlar İran’ı daha dikkatli davranmaya itecektir.

»Kürtler hiç hesapta yokken politik bir aktör olarak sahneye çıktılar?
Türkiye, PYD’ye PKK’ya yakın olduğu gerekçesiyle karşı. Şam’ın gücü azaldığında Kürtlerin de kendilerine  hak arayacaklarını tahmin edilmeliydi. Madem ki herkes artık hak arıyor, özgürlük arıyor Kürtler neden aramasın? PKK’nın PYD vasıtasıyla burada etkili olacağını görmeleri gerekirdi.

»Türkiye, iyi Kürt kötü Kürt’e mi oynuyor?
Kürtler birden çıkınca sanki sürpriz oldu ve suni bir şekilde her zaman olduğu gibi hayır o Kürtler olmaz da bu Kürtler olur denilmeye başlandı. Bir iyi Kürtler var bir kötü Kürtler var. Sen kendi arzularınla orada bir gerçeklik yaratamıyorsan ortaya çıkana mahkûm olursun.

»Bu çelişkili politikalar nereye varacak?
Türkiye bir taraftan Irak Kürtleri ile hemhal olup, Suriye Kürtlerine tu kaka deyip kendi içinde de Kürtlere yönelik açılımını daraltıp, milleti hapse atıp bu işlerin içinden çıkamaz.

***

RADİKAL GAZETESİ YAZARI FEHİM TAŞTEKİN: Kardeşler gücün şehvetine kapıldı

Fas’tan Mısır’a, Tunus’tan Yemen ve Libya’ya kadar halklar artan baskı ve otoriterleşmeye karşı tepkilerini sokaklara çıkarak gösteriyor. Otoriter rejimlerden kurtulduklarını zanneden kitleler yeni otoriterleşme dalgası altında her geçen gün daha fazla hak ve özgürlüklerini yitiriyor. Bölgedeki gelişmeleri en yakından ve nesnel şeklide takip eden isimlerden Radikal gazetesi yazarı Fehim Taştekin yeni politik aktörlerin güç zehirlenmesinin etkisiyle hegemonyasını güçlendirdiğini kaydediyor.

»Bölgede yaşananları siz nasıl tanımlıyorsunuz, “bahar” mı “devrim” mi, “isyan” mı?
Ben şablonlardan kaçmayı tercih ediyorum. Etiketler peşinen hüküm vermeyi gerektiriyor. Bu öylesi bir süreç ki hükmü en sona sağlamak en mantıklı olan yol gibi geliyor bana. Adı ister ‘Arap Baharı’ ister ‘Arap isyanı’ ya da Arap devrimi’ olsun fark etmez, iki yıldır yaşanan süreç halkın yöneticileriyle hesaplaşması sürecidir. Bu aynı zamanda farklı dinamikleri içinde barındıran toplumun kendisiyle yüzleşmesidir.

»Süreç bitmiş değil sanırım. Yeni arayışlar sürüyor?
Tunus’tan Mısır’a, Libya’dan Yemen’e diktatörlerinden kurtulan ülkelerde asıl kritik sınav devam ediyor. Önemli olan isyanın ardından nasıl bir düzenin kurulacağıdır. Tepedeki figürlerin değişmesi ve birkaç makyajla eskinin yeni aktörlerle tekrar tedavüle sokulması gibi bir süreç aldatıcı ve hayal kırıcı olabilir.

»Nasıl bir inşa sürecinden bahsedilebilir?
Şahit olduğumuz halk hareketlerinden hiçbiri ikna edici bir yol haritası ya da bir programa sahip değil. Bunalım da burada başlıyor. Aslında tüm toplumsal tarafların katılımıyla yeni bir yapının ortaya çıkmasına şans verecekse önceden belki programsızlık en iyisi. Ama bunun yol açtığı gerilimin bir yere kadar yönetilebilir olması ve uzlaşı kültürünü güçlendiren bir boyutta seyretmesi gerekir. Ne yazık ki iş kontrolden çıkınca genelde güçlü olan süreci rehine alabiliyor. Mısır’da anayasa yazım sürecinde gördüğümüz de bundan başka bir şey değil.

»Mısır örneğinde olduğu gibi topluma dayatılan muhafazakarlaşma ciddi endişeler yaratıyor.
Şeffaf ve adil seçimler düzenlendiği takdirde Mısır gibi yerlerde dindar kesimlerin iktidara gelmesi kaçınılmazdır. Bu sözünü ettiğim siyaseten normalleşmenin de doğal sonucudur. Ancak yeni aktörler güç zehirlenmesiyle toplumun bir kesimini ötekileştirmeye meylettiği anda sorun başlıyor. Anayasanın toplumun bütün kesimleri için bir güvence sunması lazım.

»Pratikte öyle olmadı. Müslüman Kardeşler diğer toplumsal katmanları ötekileştirdi?
Yeni anayasa metnindeki fazla teferruat bölünmeye ve toplumsal kutuplaşmaya yol açtı. Müslüman Kardeşler ve Selefiler anayasaya kendi renklerini vermeye çalışırken bu Hıristiyanların yanı sıra solcu, liberal ve laik cephede alarma yol açtı. Müslüman Kardeşler’in en büyük hatası toplumsal tabanına güvenerek uzlaşmacı bir yoldan sapmasıdır. Tabii burada şöyle bir gerçek de var: Eski rejimin bürokrasi ve kurumlar içindeki kalıntıları süreci baltalamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

»Bahar değişik kesimler için kışa mı dönüyor?
Bu sözünü ettiğiniz durum özellikle Suriye için geçerli. Esad rejimine karşı savaş yürütülürken tarafsız bir duruşa sahip olsalar bile azınlıklar baskıyı en fazla hisseden kesimler. Mısır’da azınlıkların hali eskiden de kötüydü. Bundan sonra ne olur meçhul. Kadınlar ise aslında Arap Baharı sürecinde şaşırtıcı şekilde değişimin aktörleri olarak öne çıktı. Hakiki bir değişim yılmadan çalışmayı zorunlu kılıyor. Toplumun ve bireylerin kendisiyle öz muhasebesi her şeyin başı. O nedenle yüzleşme ve olgunlaşma önemli. Bu kadınlar için de geçerli işçiler için de.
»Bahar’ın monarşileri teğet geçmesi, Bahreyn’de ezilmesi, Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve son olarak Suriye gibi ülkelerde ise esmesi nasıl yorumlanabilir?
Gösteri yapmak, sokağa inmek de asgari bir örgütlülüğü gerektirir. Körfez ülkeleri bundan yoksun. Katar ve BAE’de petrol gelirlerinin susturucu etkisi hâkim. Suudi Arabistan’ın doğusunda Şiilerin gösterileri askeri yöntemlerle bastırıldı. Ürdün’de ise Kral Abdullah akıllı davranıp faturayı hükümete kesti ve öfkenin kendine yönelmesini engelledi. Ürdün toplumu diğer Arap toplumlarına göre nispeten daha az baskı gören bir yapıya sahip. Bu da tepkilerin keskinleşmesini engelleyen bir unsur.

»Uluslararası aktörlerin etkisi ne oldu?
Uluslararası toplumun hangi ülkeye ne kadar ilgi gösterdiği ise doğrudan çıkarlarla ilintili. Libya’da Kaddafi’yi devirmek için askeri müdahaleye katılan ABD, Bayreyn’de aynısını yapamaz, çünkü 5. Filo orada. Bahreyn’i İran’ın bölgesel nüfuzu önünde bir bariyer gibi konuşlandıran ‘S.Arabistan-ABD ittifakı’ elbette Bahreyn’de çoğunluğu oluşturan Şiilerin Sünni hanedanı devirmesi ihtimaline karşı her türlü tedbiri alır. Çifte standardın âlâsı bu.

»Bu durumu bölgede “ılımlı İslamcı iktidarlar kuşağı” yaratılmak istenmesine bağlayanlar var. “Yeşil kuşak”ın yerini “ılımlı İslam” mı alacak?
Amerika açısından önemli olan bölgede kurduğu denklemin bozulmaması ve stratejik çıkarlarına halel gelmemesidir. ‘Yeşil kuşak’ ABD’nin tercihlerini tarif için yeterli değil. İran İslam Cumhuriyeti’ne Amerikan karşıtı çizgisinden dolayı ‘kızıl’ mı diyeceğiz? ABD küresel düzene çomak sokan Şii’ye karşı uzlaşmacı Şii’yi, asi Sünni’ye karşı uzlaşmacı Sünni’yi tercih eder. ABD’nin ilişkilerini tek tip bir ‘kaide’ üzerinden okumak mümkün değil. El Kaide’nin fikren ve madden doğal beslenme alanı olan Suudi Arabistan da, Müslüman Kardeşler’in son zamanlardaki destekçisi Katar da ABD’nin en önemli müttefiki. Bölgede değişim olurken Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesi kaçınılmaz bir durumdur. Mısır bir laboratuardır bu açıdan. Müslüman Kardeşler İsrail’le barış anlaşmasını çöpe atmadıkça, IMF’ye kapıyı kapamadıkça, küresel sermayeye hayır demedikçe ABD’nin ortağı olarak yerini alır. Aksi halde ABD başka müttefikler bulur.

»Türkiye’nin bu sürece dahli nasıl yorumlanabilir?
Türkiye, NATO müdahalesine boğun eğerek Libya’da yönünü kaybetti ve bir daha kendi yolunu bulamadı. Özellikle Suriye’de müdahaleci ve Batı adına dayatmacı bir yolu tercih etti. Çatışmaların tarafı haline geliverdi. Süreçleri yönetme iddiasıyla kendi kapasitesinin üzerinde rollere soyundu. Suriye, Türkiye için kendi eliyle derinleştirdiği bir bataklığa dönüştü.

»Nasıl davranmalıydı?
Türkiye komşusundaki krizi derinleştiren değil çözüm arayan bir pozisyonda kalmalıydı. Ama hırslarına ve müttefiklerinin beklentilerine teslim oldu. Ayrıştırıcı ve kışkırtıcı bir dil kullanarak yakasına mezhepçilik etiketinin yapışmasına neden oldu. Suriyeliler iç savaşın kızışmasından, kentlerinin yerle bir edilmesinden Esad kadar Türkiye gibi dış güçleri de sorumlu tutuyor. Esad gitse bile Türkiye, Suriye halkının gözünde beklenildiği gibi kazanan taraf olmayacak. Çünkü Esad’dan nefret edenlerde bile Türkiye’ye karşı derin bir öfke biriktiğine şahit oluyoruz.