En kötü demokrasi diktatörlüğe yeğdir

|

En kötü demokrasi diktatörlüğe yeğdir A En kötü demokrasi diktatörlüğe yeğdir

GAZETECİ YAZAR METE ÇUBUKÇU: En kötü demokrasi diktatörlüğe yeğdir
Arap coğrafyasındaki birçok ülkede "bahar"ın ardından iktidarlar el değiştirse de kitlelerin huzursuzluğu ve hareketliliği sürüyor. Yeni aktörlere karşı meydanlar yeniden dolmaya başladı. Gelişmeleri en yakından takip eden isimlerden olan Mete Çubukçu ile iki yıllık süreci konuştuk. Bölgedeki toplumsal dönüşümleri olumlayan Çubukçu’nun yaşanan altüstleri ele aldığı “Yıkılsın Bu Düzen” kitabı İletişim Yayınları’ndan çıktı.

»Arap topraklarındaki dönüşümleri nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu bir bahar değil, bir ayaklanma süreci. Araplar buna “devrim” diyorlar ama tamamen bir alt üst oluş yok. Bahar kelimesi pozitif çağırışımlar yapan ithal bir metafor. Bu yüzden ayaklanma en uygun tanım gibi.

»Libya ve Suriye müdahalelerini nasıl açıklayacaksınız?
Bu süreç, her ülkede halkın kendi ortak talepleriyle başlayan ama farklı şekillerde evirilerek farklı sonuçlar doğurdu.Bitmiş değil ve daha devam edecek. Tunus ve Mısır'da halk kendi inisiyatifiyle hareket ederken, Libya'da dış güçler devreye girdi. Suriye' de ise neredeyse tüm dünyanın dâhil olduğu, kanlı bir masanın kurulduğu çok da umut verici olmayan bir süreç yaşanıyor.

»Kanlı masaya rağmen hâlâ daha bu durumu devrim olarak pazarlayanlar var!
Mısır'da ayaklanmanın başlaması ve simgeleşmiş bir diktatörün devrilmesinden sonra bunun Suriye' ye bulaşmaması mümkün değildi. Başlangıçta demokratik ve haklı talepler söz konusuydu. Rejimin buna çok sert cevap vermesi sürecin barışçıl geçmesini engelledi. Buna karşın muhalifler de çok çabuk silahlara sarıldı. Burada ne rejimi savunmak mümkün ne de muhalifleri. Buna devrim demiyorum. Geç bir soru olmakla birlikte hep şunu düşünüyorum: “Eğer Suriye’de tüm baskılara karşı barışçıl gösteriler devam etseydi bugün durum farklı olur muydu?

»Olur muydu peki?
Dışarıdan karışanı ve müdahale edeni çok olan emperyal, alt emperyal ya da bölgedeki dengeler adına herkesin parmağını soktuğu bir kapışma alanına dönüştü. Müslüman Kardeşler, Selefiler, Esad herkes ‘kendi Suriye’sinin peşinde. Bir süre sonra ortada yaşanacak bir ülke kalmayacak.

»Kriz derinleştikçe düşmanlıklar da kalıcılaşıyor?
Savaşın bu kadar şiddetli geçmesi uzaması sonucu birbirlerinin rövanşını almaya hazır bekleyen gruplar kalacak. Irak'laşmaya doğru gidiyor.

»ABD’nin süreçteki rolü nedir?
ABD hâlâ arka koltukta oturuyor. Irak tecrübesi onları düşündürüyor. Yıkmanın kolay, sonrasını kurmanın zor olduğunu gördüler. Üstelik ön koltukta Türkiye, Katar Suudi Arabistan gibi ülkeler olduğu için fazla öne çıkmıyor. Ama yine de muhalefetin yeniden örgütlenmesi adına öne çıktı ve örgütü biraz daha kontrol altına aldı.

»Yeni gelen aktörler eskilerini aratır durumda!
Yeni gelen kim olursa olsun, eski rejim gibi davranacaksa, toplumu İslamileştirmeye çalışacaksa süreç tersine işleyecektir. Mısır bunun en bariz örneği. Müslüman Kardeşler güçlü, çoğunluk onlarda. Bu kabul edilmesi gereken bir olgu. Ancak, Mursi yola beraber çıktığı insanların ortak mutabakatını unuttu.

»Bu sürecin kazananının İslamcılar olması şaşırtıcı mı?
İslamcıların çıkması sürpriz değildi, çünkü sürecin bu şekilde bu yönde evirileceği belliydi. Tahrir'e ilk Müslüman Kardeşler çıkmadı, bir bakalım dediler. Benim itirazım Müslüman Kardeşlerin çoğunluk olarak çıkması ya da anayasanın kabul edilmesiyle ilgili değil. Sorun ayaklanmayı oluşturan bilişenlerin ya da taleplerin Müslüman Kardeşler tarafından görmezden gelinmesi.

»Solcular İran’daki gibi tasfiye mi ediliyor?
İran devrimi 20 yy’ın en önemli ayaklanmalarından biri. Mısır’daki farklı. Çünkü, Şii dinamiği ile Sünni dinamiği farklı şeyler: Bir İran’ın daha ortaya çıkmasına izin verilmez. Uluslararası konjüktür de buna izin vermez çünkü sistemle birleştirmeye çalışıyorlar bu ülkeleri.

»İhvan nasıl bir seyir izleyecek?
Bundan sonra eski kuşakların İslami devlet anlayışı ile yeni kuşakların muhafazakar ama kapitalizmle, sistemle barışık anlayışı birbiriyle çekişecek. İhvan sistemden kopuş hareketi değil, ama İran öyledir.
»Yaşananları küresel politik tahayyüllerin neresine oturtabiliriz?
Yaşananlar planlı mı plansız mı bilmiyorum, ama burada zaten İslami ağırlıklı yönetimler var. Müslüman Kardeşler’in varlığı ve ağırlığı ortada. Bunun ne kadar ileri gidip gitmeyeceği belirsiz. Asıl olan biz bunun neresindeyiz. Yanında mıyız, arkasında mıyız?

»Neresinde olmalıyız?
Burada hâlâ daha dinamik bir kitle ve unsurlar var. Bunun içinde İslamcı da olabilir daha demokratik muhafazakâr da olabilir. Bunlar olgusal gerçekler. Ortadoğu zaten muhafazakâr bir yer, eskiden de öyleydi. Dolayısıyla bunlarla ne yapılabilir. Daha demokratik bir topluma nasıl gidilebilir? İslamcılık yükseliyor demek bu kitle dinamiğini küçümsemek oluyor. En kötü demokrasi en iyi diktatörlüğe yeğdir.

»Emperyalist manipülasyondan da bahsedilemez mi?
Tabii ki var. Bu yadsınamaz. Muhalifler içine Selefiler El-Kaideciler sızdırıldığından dolayı bütün muhalefete karşı çıkmak olacak şey değil.

»Tesadüfü nedenlerle açıklanamayacak gelişmeler de yaşanmadı değil?
Sistem bütün bu dengesini yitirecek adımlarını attırır mı? Attırmıyor. Uluslararası sistem neresi önemliyse oraya ağırlığını koyuyor. Libya'ya girdiler.

»Ankara’nın başından bu yana kurulan bir plan dahilinde hareket ettiğini görüyoruz?
Mültecilere tabii ki kapı açmama olamaz ama zamanlama olarak akıllarda bazı soru işaretleri doğmuyor değil. Çatışmalar başlar başlamaz kamplar açıldı. Planlı gibiydi.

»Kürtler ne yapacak?
Ortadoğu’da çok önemli bir özne olarak yeniden tarih sahnesine döndüler. Suriye’yi bilmemekten dolayı Kürtlerin ortaya çıkmasına şaşırıldı.

»AKP’nin Suriye politikasında Kürt korkusu mu var?
Var tabii ki ama ana neden bu değil . Asıl neden Türkiye’nin Müslüman Kardeşlerin  muhalefet olarak Şam’a dönmesini istemesiydi. Kabul edilmeyince ipler koptu.

»Bahar’ın en büyük kaybedeni kimler?
Tüm bu çatışma ve kaos sürecinin en büyük kaybedeni hiç kuşkusuz ki bölge genelindeki Hıristiyanlar olmuştur. Irak’ta da böyle Suriye ve diğer bölge ülkelerinde de. Irak işgali sonrasında yaşananlardan dolayı 500 bin civarında Hıristiyan ülke dışına kaçtı. Kalanlar ise Kürt bölgesine sığınmaya çalışıyor. Keza Suriye’de de bu sayı neredeyse yüz bini bulmuştur.

»Bu kaçışın Ortadoğu’ya maliyeti nedir?
Hıristiyanların Ortadoğu’yu terk etmesi bu coğrafyayı çoraklaştırmıştır, her yönüyle. On binlerce Suriyeli Ermeni Ermenistan’a göçtü, hala da göçüyorlar.

***
ARAŞTIRMACI YAZAR FAİK BULUT: ‘Yetmez ama evet’ diyenler bin pişman

Tunus'ta başlayan Kuzey Afrika ve Ortadoğu'ya yayılan olaylar silsilesi özellikle birtakım sol çevreler tarafından büyük sevinçle karşılandı. Yaşananları devrim olarak nitelendiren bu kesimlere göre, en kötü demokrasi en iyi diktatörlükten daha iyiydi. Araştırmacı Yazar Faik Bulut bu pişmanlıkların artacağı görüşünde.

»İki yılın ardından bölge yeni bir isyan dalgası ile karşı karşıya?..
Evet, Tunus ve Mısır’da yeni bir dalga geliyor. Mısır’daki biraz farklılık arz ediyor. Liberaller, demokratlar, Nasırcı gruplar ve bunların çatısı altındaki sosyalist-marksistlerden kurulu bir platformdan söz edilebilir. Keza Tunus’ta da sosyalistler komünistler, sendikalar, bilumum sol çevreler ayakta.

»Bu dalgayı öncellerinden ayıran nedir?
Ben bu gelen dalganın biraz daha demokratik ve sola açık olabileceğini düşünüyorum. Belki de bir devrimsel süreçten bahsedeceğiz ve işin ilginç tarafı bunlar bu sefer devrimin kaymağını yiyen gruplara da karşı. Bu yönleriyle takdire şayanlar. Yani yeni yeni sınıf mücadelesi iki yerde de başlıyor.

»Müslüman Kardeşler birçok yerde iktidarlar. Gidenleri aratır durumdalar!
İslamcılar Fas, Tunus, Mısır gibi ülkelerde bir kısmında koalisyon da olsa iktidarlar. Ekonomik anlamda halka hiçbir şey veremiyorlar. Adil düzenlerinin “İslam çözümdür, İslam her şeyi çözer” sloganlarının halk nezdinde inandırıcılığı kalmadı. Mursi 100 günde yeni projelerini açıklayacağını vaat etmişti ama tek yaptığı Mübarek döneminin ekonomik projelerine sarılmak oldu.

»Bir hayal kırıklığı mı var?
Halk bunları Mübarek’ten ya da Bin Ali’den farklı görmüyor. Her itiraz edene “Bunlar dine imana karşı çıkıyorlar, İslam’a itiraz ediyorlar, bunlar ateist gruplar” demeye başladılar. Tunus’ta iktidardaki İslamcılar sokak hareketlerini bastırmak için devrimi koruma güçleri adı altında milis grupları oluşturdular.

»Hani demokrasi ve özgürlük getireceklerdi?
Sadece vaatlerinin boş olduğu ortaya çıkmadı. Aynı zamanda özgürlükçü değil baskıcı, polis devleti olma yönünde hızla yol alıyorlar. Kendi vesayet sistemini kurma yönünde önemli oranda ilerliyorlar.

»Tüm bu süreci alkışlayan solcular vardı?
Oranın da “yetmez ama evet”çileri oldu. Tunus’ta ve Fas’ta solcular İslamcılara evet diyerek koalisyon ortağı oldu. Şimdi koalisyon ortakları bas bas bağırıyor “yandık allah yandık” diye. Tunus’un başkanı bile –Marzuki– “Ben hiç böyle tanımıyordum Nahda’yı. Bu kadar gerici, rezil olacağını bilmiyordum” diye söyleniyor.

»“Yetmez ama evetçiler” pişman yani?
Evet, Tunus’un da Fas’ın da Mısır’ın da “yetmez ama evet”çileri pişman! Çünkü Mursi’nin seçiminde Türkiye’deki referanduma benzer şeyler oldu. Halk “Siz ordunun yanında mı kalacaksınız, sivil bir yönetime mi oy vereceksiniz?” şeklinde bir iklimle baş başa bırakıldı. Millet, yani o liberaller, birtakım solcular kerhen “Tabii ki orduya vermeyeceğiz, sivil bir Mursi her şeyin en iyisidir” dediler. Ancak onlar bile bin pişman.

»Ayaklanmalar neden Katar, BAE, Suudi Arabistan’da değil de Tunus, Libya Mısır’da aşarılı oldu?
Bir kısmı bu durumu sadece o bölgelerde zenginlik ve istikrarın olmasına, petrodolar zenginliğinin olmasına bağlıyorlar. Bunlar yüzeysel analizler bana sorarsan emperyalistler henüz monarşilerin yerine iyisini bulamadı.

»Müslüman Kardeşler monarşilerle anlaşabilecek mi?
İçten içe hatta açıkça bir rekabet ve çekişme var. BAE emniyeti Müslüman Kardeşler örgütlerinin hemen hemen hepsini başta Mısır olmak üzere hain, düşman ilan etmiş durumda. Suudi Arabistan’ın Selefileri desteklemesi nedeniyle Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütüyle arası limoni. Katar, Suudilerle rekabet içerisinde ve Müslüman Kardeşlere oynuyor aynı zamanda.

»Neden?
Bunların korkusu şu, eğer bu İslamcı iktidarlar, özellikle Selefiler değil de İhvan-ı Müslimin eğer bunlar bir müddet daha böyle devam edip iktidarda kalırlarsa belki liberalizm yüzünden bizi yıkamayacaklar ama İhvancılık yüzünden bizi yıkarlar.

»İhvanla Vahhabilik arasında bir çekişme mi var?
Vahhabilik ile İhvancılık arasında önemli bakış açısı, farklar var. İhvan’ın etkinlik kazanması başta Suudiler olmak üzere Körfez ülkelerini tedirgin ediyor. Bu nedenle bu ülkelerde ciddi bir korku, endişe hatta ona ilişkin parasal ve güvenlik tedbirleri var. Suudi Arabistan ve bütün Körfez ülkeleri ve Yemen aşağı yukarı dahil Kaidecileri Suriye’ye transfer ettiler, hapistekiler dahil. Yani kendi üzerine gelebilecek bir belayı Suriye’ye ve hatta Ürdün’e atmak istiyorlar.

»Sokağa çıkanlar arasında solun gücü ve etkisi nedir?
Dipten gelen dalga sol Nasırcı grubun çatısı altında toplanıyor. ABD bu dalgadan korkuyor. Tunus’ta da artık şimdilik muhalif güçlere oynamıyor. Olsa olsa eski Bin Ali’ci güçleri zaman zaman harekete geçirmeye çalışıyor, ama esas olarak Gannuşi ile yetinmeye çalışıyor.

»Suriye küresel kapışmanın av sahasına mı dönüştü?
Olaylar tümüyle  yönetimle halk arasında bir kriz olmaktan çıktı. Artık uluslararası düzeyde pazarlığın ve de kapışmanın bir aracı. Silahlı çeteler, Suriye’de cirit atıyor. Batı’nın ve Türkiye’nin bir tarafta silahsız masum insanlar, diğer tarafta silahıyla, topuyla rejim var söylemi bence tamamen bir efsane, bir hurafedir artık. Kriz mezhepsel soruna dönüştürüldü.

»Suriye neden diğer ülkeler gibi erkenden çözülmedi?
Tamamen içinde bulunduğu jeopolitik konum. Bu aslında Suriye’ye üçüncü müdahale, ilk müdahale değil.

»ABD neden geri planda durmayı yeğledi şu ana kadar?
Amerika’yı tereddüde sevk eden Irak ve Afganistan’daki başarısızlıklarıdır. Bir de tabi içine düştüğü ekonomik çıkmazı da unutmamak gerek.

»Bütün bu sürecin en büyük kazananı Kürtler mi?
O isyan, ayaklanma, çatışma kriz dalgaları deyimi yerindeyse Kürtleri sahile çıkardı. Kürtler artık bir aktör. Eskiden pasif aktördü, kullanılabilecek türden bir aktördü fakat şimdi aktif bir aktör. Ben Kürtlere bire bir yaradığı düşüncesinde değilim.

»Neden?
Neden değilim derseniz, Kürtler bir yerde aynı politikayı yürütmüyorlar. Irak Kürdistan’ında farklı, Suriye Kürdistan Bölgesi’nde ayrı, Türkiye’deki Kürtler’in politikaları ayrı hatta öncelikleri ayrı, ittifak politikaları ayrı.

»Arap coğrafyasında yaşanan süreci nasıl tanımlıyorsunuz?
Yaşananları Arap Baharı olarak tanımlamıyorum. Arap gazetelerinin, yazarlarının çoğu da Arap baharı tanımlamasında bulunmuyorlar. Onların bir kısmı devrim bir kısmı da halk ayaklanması diyor. Ben ise yaşananları devrimsel bir süreç olarak tanımlıyorum.