Lübnanlaşmaması için Suriye işgal edilmeli!

|

Lübnanlaşmaması için Suriye işgal edilmeli! A Lübnanlaşmaması için Suriye işgal edilmeli!

Arap Baharı olarak adlandırılan olaylar zincirinin son halkası olarak yorumlanan Suriye’de çatışmalar derinleşerek sürüyor. Küresel güç odakları ve onların yedeğindeki işbirlikçi çeteler ülkeyi bir felakete doğru sürüklüyor. Milliyet gazetesi dış politika yazar Kadri Gürsel, Arap Baharı olarak adlandırdığı olayları olumlarken, Suriye’deki krizin bitirilmesi için uluslararası bir müdahaleyi gerekli buluyor.

»Bahar muhasebeniz nasıl bir bakiye çıkarıyor ortaya?
Arap Baharı, Arap isyanları ve Arap devrimleri olarak iki farklı süreç halinde ilerledi. Tunus’ta ve Mısır’da liderlerin fazla kan dökülmeden gitmesi  devrimin barışçıl niteliği sayesindedir ki Arap Baharı denmiştir. Nerede bozuldu Libya ve sonra da Suriye’de. Bu iki diktatörün gitmemekte direnmesi üzerine ortaya Arap isyanlarını ortaya çıkardı. Şimdi ise Suriye’de bir Arap isyanı varken, Mısır’da Arap devriminin sancıları gözlemleniyor.

»Bu sancılar daha ne kadar sürecek?
Mısır’daki çatışmalar tamamen bu sorunun cevabının verilmesine dair. Arap devrimleri, Arap ülkelerinin tarihi açısından postkolonyalizm sonrasındaki en büyük olay. Burada bir test ile karşı karşıyadır siyasal İslam.

»Ne tür bir testten bahsediyorsunuz?
Ben Arap devrimlerinin bizdeki siyasal İslamcıların beklentilerinin tersine özellikle, öncelikle Mısır’da bir kurbanının da siyasal İslam olabileceğini öngörüyorum.

»Neden?
Mısır’ın vahim ve acil çözüm bekleyen sorunları var. Müslüman Kardeşler açlığın ve yoksulluğun yarattığı sıkıntıları kısa vadede gideremezse bu eksikliği özgürlükle, çoğulculukla dengelemesi gerekecek.     

»Özgürlükler genişletileceğine daha da daraltılıyor?
Müslüman Kardeşler öyle bir yanlış iş yaptı ki henüz daha isyanın daha dumanı tüterken,  devrimin enerjisi henüz tam olarak boşalmamışken en son yapılması gereken şeyi en başta yaptı.

»Neerede hata yaptılar?
Çok hızlı gittiler, AKP’nin 8, 10 yıla yaydığı otoriterleşmeyi 3 ayda kat etmeye kalktılar. Hata yaptılar. Umarız  karşılaştıkları dirençten ders çıkartır özgürlükçü bir sistem kurmak yolunda adım atarlar. Aksi takdirde Arap milliyetçiliğinden sonra Arapların İslamcılığı da tarihin en ciddi darbesini alır. Mısır’da ve diğer ülkelerde anayasaların İslam’a atıf yapmaları bir dereceye kadar normal karşılanabilir, ama yasaların İslam şeriatına uygun olması gibi bir madde anayasaya girdiği zaman bu tabii ki baskıcı, totaliter bir rejimin kurulmasının önünü açacak.

»Türkiye mezhepçi bir politika mı yürütüyor?
Türkiye Sünnici, İslamcı ve Osmanlıcı bir dış politikayı benimsedi Suriye’de. Bu da Türkiye’yi azınlıkların şüpheyle baktığı ve hasımlık beslediği ülke haline getirdi. AKP, aynı zamanda Ortadoğu’daki Sünni -Şii ekseninin Sünni cephesinde ülkeyi taraf olarak konumlandırdı.

»Sünni kuşağın Şii hilaline karşı İran’ı köşeye sıkıştıracağı  yazılıyor? Asıl hedef İran mı ?
Bu tehviller İran’dan çok büyük tehdit algılayan Washington, Londra gibi merkezlerin hoşuna gidebilir. Neden tehdit algılanıyor İran, çünkü İsrail’in güvenliğini tehdit ediyor.  Suriye’deki iç savaşa dönüşen çatışmanın mutlaka İran jeopolitiğiyle ilgili bir yönü var her zaman. 

»AKP Suriye’de nerede yanlış yaptı?
Suriye’de Türkiye maalesef bütün yumurtalarını aynı sepete koydu. Buna sıfır toplamlı oyun da diyebiliriz. Türkiye şöyle bir açmaza kendisini mahkum etti: Adeta Suriye’nin tamamında Kürt bölgesi dahil Müslüman Kardeşler tam kontrol sağlar ve iktidar olursa Türkiye kazanır. Ama böyle bir şey olmayacak tam tersine Esad gittikten sonra Suriye’yi ne zaman ve nasıl biteceği belli olmayan son derece kanlı bir iç savaş bekliyor olacak.
»Lübnanlaşma tehlikesi nasıl bertaraf edilebilir?
Lübnanlaşmanın önüne geçmenin tek yolu var: ABD önderliğinde uluslararası bir koalisyonun Suriye’yi işgal ederek orada bir 10 sene kalması.

»Açık açık emperyalist bir işgali savunuyorsunuz?
Bunun dışında başka bir yol yok. Bu olmadığı takdirde bu ülkeye müdahale sadece kimyasal silahları güvence altına almak için yapılacaksa, silahlar alınır götürülür ondan sonra ülke kendi kaderine terk edilir. Böyle bir şey olursa geride kalanlar birbirine düşer.

»Denizaşırı merkezler Bahar’ın neresinde yer aldı?
Hiçbir yerinde yer almadılar, öngöremediler bile. Libya örneğini emperyalist bir müdahale olarak görmüyorum. Tam tersine Suriye’ye yapılan dış müdahaleyi de son derece yetersiz bir müdahale olarak görüyorum. Yetersiz bir müdahale olduğu için de daha fazla kan akmasına daha fazla yıkıma ve can kaybına neden oluyor. Libya’ya yapılan müdahale doğru ve haklı bir müdahaleydi aynı müdahale Suriye’ye yapılamıyor çünkü bu müdahaleyi yapacak güçler ortada yok. Ne Amerika’da var bu güç ne de diğer Avrupa ülkelerinde.

»Suriye’nin içler acısı halinin sorumlusu bu küresel güçler ve yerel işbirlikçiler değil mi?
Suriye’nin bugünkü durumunun müssessibi Esad rejimidir. Batı ittifakının yetersiz müdahalesi ile rejimin dostlarının ileri düzeyindeki müdahalesi ortaya öyle bir dehşet dengesi çıkarmıştır. Ki bu da ülkenin Lüblanlılaşmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır. Bırakın bir müdahalede bulunmayı isyancıların eline doğru dürüst rejimin ağır silahlarını dengeleyebilecek silahlar veremiyorsanız sadece kan, yıkım ve katliama sebep olursunuz. Ben müdahaleden söz ederken Suriye’de akan kanın durdurulması için müdahale olsaydı ne olurdu sorusuna somut bir cevap veriyorum sadece.

»Orta bir yol yok muydu?
Yapılması gereken şuydu, hiç silah vermemek ya da müdahale etmek. Bir tercih yapılmalıydı. Orta yol yıkım getirdi. İsyancılara yetersiz silah verilmesinin yol açtığı sonuçtur yaşananlar.

»Kitleler İslamcıların ve emperyalist güçlerin devrimlerini çaldıklarını dile getiriyorlar!
Kimsenin kimsenin devrimini çaldığı yok. En azından Mısırda böyle bir şey olmadı. Suriye’de de isyancılar daha çok silah istiyor. Bu devrimimizi daha çok çalın anlamına mı geliyor?

»Rejimin kötü olmasının saldırı gerekçesi olarak kullanılması haydutluk değil mi?
Elbette, ama devletler krizin bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmasını önlemek adına güce başvurabiliyorlar.

»Küresel güç odakları hiç mi rol oynamadı?
Kimsenin dünyada hiçbir gücün, halkları düğmeye bastığı an ayaklandıracak bir kapasitesi ve gücü yok. Hiç kimse Arap isyanlarını öngöremedi bakın CIA raporlarına o 10 yılda bir yayınladıkları gelecek projeksiyonlarına hiçbirinde bu Arap isyanı yoktur.

»BOP’u nasıl açıklayacaksınız?
Büyük Ortadoğu Projesi diye bir şey yok. BOP bir grup, neoconun ortaya attıkları fantastik bir teoridir o kadar. Hiç bir zaman uygulanmamıştır ama nedense yapıştı kaldı, bundan kurtulamıyoruz bir türlü.

»Bahar’ın en büyük kazananı kim?
Arap devrimlerinde en büyük kazancı sağlayan halk, Arapların dışında, Kürtlerdir.

***

Emperyalizm İhvan’ı, İhvan onları kullanıyor

Müslüman Kardeşler zengin bir toplumsal hareket,  emperyalistlerin bu hareketi ihmal etmesi olanaksız. Emperyalizm bu hareketle arasında bir ‘modis operandi’ kurmaya çalışıyor. İhvan ise emperyalizmle işbirliği içinde iktidarını inşa etmeye devam ediyor

Mısır, Tunus, Fas gibi Arap Baharı olaylarının ardından iktidarın el değiştirerek Müslüman Kardeşler’e geçtiği ülkelerde kitleler yeniden meydanlarda. Müslüman Kardeşler hükümetlerine tepkiler artıyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Ergin Yıldızoğlu yaşanan dönüşümleri ve huzursuzlukları değerlendirdi.

»Arap coğrafyasını etkisi altına alan olaylar dizinini nasıl tanımlıyorsunuz?
Yaşananların hem kendi özgün yerel dinamikleri hem de, aynı dönemde Avrupa ve ABD’de patlak veren genel bir dalganın parçası olduklarını gösteren evrensel özellikleri olduğunu düşünüyorum.

»Yerel özellikleri açabilir misiniz?
Yerel özellikler, Tunus, Mısır ve Bahreyn’de olayların farklı biçimlerde patlak vermesine neden olurken, evrensel özelliklerini, taleplerine, demografik ve sınıfsal yapılarına, teknolojilerine, örgütlenme biçimlerine bakarak görülebilir. Zamanlamadaki senkronizasyonuysa, ekonomik krizin, işsizlik ve yoksullukta ve gıda fiyatlarında aniden yarattığı sıçramayla açıklayabiliriz.

»Mısır ve Tunus örnekleri bize neyi gösteriyor?
Bu dalga Tunus ve Mısır’da doğrudan siyasi iktidar hedef alan bir patlamayla başladığından, halkın kendi kaderini kendi eline alma arzusunu sergilediğinden ve evrensel “demokratik” taleplerinden dolayı bir devrimci sürecin, hatta “devrim olayının” başlangıcı olarak görülebilir. Sorun şu ki, birincisi devrimin zamanı bir “olma süreci”nin zamanıdır. İkincisi devrim dolambaçlı yolları ve zikzakları, başarıları ve yenilgileri söz konusu olan bir süreçtir. Başladığı zamanı bilmek nispeten kolaydır da, bittiği ve nasıl sonuçlandığını bilmek tarihe ilişkin bir çabadır.

»Emperyalist restorasyon iddialarına gelirsek…
Emperyalizmin elini bu halk hareketlerine sokmasından, yönlendirmeye, sonucu belirlemeye çalışmasından daha doğal bir şey olamaz. Emperyalizm bu olayların patlak verdiği “olay alanının” organik bir parçasıdır. Bu “olay”lar  son derecede karmaşık sınıf ve iktidar ilişkileri matrisi üzerinde patlak verdi, herkes bir tarafa çekiyor çekmeye de devam edecek. Avrupa’da işçi eylemleri yükselirken, Mısır’da Müslüman Kardeşler–Selefi ittifakını temsil eden Mursi rejimine direniş, rejimin şiddet kullanmaya, muhalefeti bastırmak için “darbe” senaryoları üretmeye başlaması, Kuveyt’te muhalefetin aniden su yüzüne çıkması, Bahreyn’de yeniden canlanması sürecin devam ettiğini gösteriyor.

»Bahar veya devrim tanımlamaları ne kadar doğru?
Yaşananların “bahar” olarak nitelenmesi, olayın önemini azaltan bir örtme çabasından başka bir şey değil. Ne yazık ki şimdilik egemen olmuş görünüyor. Ancak “Arap uyanışı” gibi bir kavram da kullanılmaya başlandı. Bence bu daha doğru. Evet Tunus ve Mısır’da yaşananlar devrim olarak nitelenebilir. Ancak bu sürecin henüz tamamlanmadığını, karşı devrim güçlerinin etkisinin giderek arttığını da  aynı anda vurgulamak gerekir. Bir sosyal “olay” olarak “devrim” olayını tanımlamakla, ona sonunda damgasını vuracak adını koyacak şeyi tanımlamayı birbirine karıştırmamak gerekir.

»Müslüman Kardeşler’i ılımlılaştırarak siyasal sürece dahil etme operasyonu olarak okunabilir mi? 
Evet bir ılımlı İslam arayışı var. Serbest piyasa kurallarını, Batı hegemonyasını kabul etmiş bir İslam olsun isteniyor. Bir açıdan “oryantalist, biz bu  gelişmemiş güçleri yönetebiliriz, şekillendirebiliriz anlayışı.” Bir başka açından da yükselen bir dalga karşısında ehveni şer arayışının işareti. Müslüman Kardeşler 1929’dan bu yana var olan,  badireler atlatmış, kültürü derin, maddi ve manevi kaynakları, zengin bir toplumsal hareket, akım. Aynı zamanda, giderek, yerel egemen sınıfların, Müslüman entelijensiyanın halk sınıflarını egemenlik altına alarak servete ve siyasi güce ulaşmalarının, Batı ile pazarlık yapmalarının da aracı haline gelmiş bir hareket bu. Ayrıca ulus devlet yapılarını aşan bir yapısı ve projesi var. Emperyalizmin bu hareketi ihmal etmesi olanaksız. Emperyalizm bu hareketle arasında bir “modis operandi” kurmaya çalışı. Bu hareket de emperyalizme işbirliği içinde iktidarını inşa etmeye devam ediyor.

»Müslüman Kardeşler sol güçler için ne anlama geliyor?
Ortaya çıkan toplumsal kültürel şekillenme sol, komünist, hatta ulusalcı hareketler açısından çok büyük olumsuzluklar içeriyor. Birincisi çok pratik: Emperyalizmle işbirliği yapan, geniş kitle tabanı toplumsal örgütlenmesi olan baskıcı bir yapılanma anlamına geliyor. İkincisi çok daha tehlikeli. Bu hareketin egemenliği, aynı zamanda, Aydınlanma geleneğinin, modern siyasetin, sınıf, sömürü, eşitlik, bireysel özgürlükler, eleştiri özgürlüğü, ulus, komünizm vb., kavramlarını bastıran, konuşulamaz, kapitalizmi de anlaşılamaz eleştirileme  kılan, devletin toplumsal görevlerini yok sayan, dayanışmayı sadaka toplumuna indirgeyen yeni bir “hakikat rejiminin” ve “biyopolitiğin” inşa edilmesi anlamına geliyor.

»Arap Baharı, Arap coğrafyasını neoliberal kapitalist sürece eklemleme hamlesi olarak da okunabilir mi?
“Arap Baharı” kavramı bağlamında, bu toplumsal olaylara yapılmaya çalışılan müdahale böyle okunabilir

»İslamcılar bırakalım özgürlüğü, demokrasiyi halkın onlarca yıllık mücadelelerle elde ettiği kazanımları bile bir çırpıda yok ediyor!
İlk önce henüz süreç tamamlanmadı derim. İkincisi, devrim başladıktan sonra başarı da karşı devrim de olasılıklar yelpazesine girer. Devrim başlayınca, siyasi özneler, örgütler, hatta devletler vb., çeşitli güçler içine dalarak, yaşanmakta olan sınıf mücadelesi içinde yönünü, sonucunu belirlemeye, adını koymaya çalışırlar. Müslüman Kardeşlerin yyükselişi azınlıklar, kadınlar, sendikal ve insan hakları alanında kısıtlamalar, baskılar getiriyor. Ama, baskı, iktidar direnişi de içerir...

»Bahar’ın Arap milliyetçisi ülkeleri vurması, Katar, S.Arabistan, BAE, Kuveyt, Ürdün gibi monarşileri es geçmesi nasıl okunabilir?
Bunu bu ülkelerde, Aydınlanma geleneğinin, modernitenin getirdiği söylemlerin, kavramların ideolojilerin şu veya bu oranda gelişmiş, girebilmiş olmasına, bu ülkelerdeki gelişmişlik düzeyinin daha derin ve karmaşık ekonomik yapılara, sınıf şekillenmelerine olanak sağlamış olmasıyla açıklanabilir. Ancak bu gerici monarşileri es geçtiğini söylemek için henüz erkendir.

»Bu dalganın İran ve Türkiye’yi de etkisi altına alması olası mı? Kürtler sürecin en büyük kazananı mı?
Suriye’de yaşananlar bağlamında Kürtlerin jeopolitik anlamda birtakım  avantajlar elde ettikleri, manevra ve pazarlık alanlarını genişlettikleri söylenebilir. “Kürtler bu sürecin en büyük kazananı mı oldu?” sorusuna sanırım iki açıdan cevap verilebilir. Birincisi süreç henüz tamamlanmadı son durumu henüz bilmiyoruz. İkincisi “Kürtler” çok açık bir kavram değil. Bu sürecin sonunda “Kürtler” bir yeni bir devlet sahibi olursa, kazanan ve kaybeden bağlamında soruna, bu devletin yapısı, bu devlet  altında yaşayacak olanların hakları ve özgürlükleri açısından bakmak gerekecek. Henüz bu noktalarda değiliz. Kesin bir şey söylemek çok zor.