Eylemin tadına varan ezilenlere set çekilemez

|

Eylemin tadına varan ezilenlere set çekilemez A Eylemin tadına varan ezilenlere set çekilemez

Siyasal İslamcıların bölgede inşasına giriştikleri yeni müesses nizamlara karşı kitlelerin öfkesi sürüyor. Krizi fırsata çevirerek işbaşına gelen Müslüman Kardeşler’in yönetimi altındaki ülkelerde bireysel hak ve özgürlüklerin törpülenmesi yeni öfke selinin başlıca hedefi. İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Erhan Keleşoğlu, bu öfke seline set vurulamayacağını belirtiyor.

»Arap coğrafyasında yaşananlar “Bahar” mı?
Bahar tanımlamasını tasvip etmiyorum. Ezilenlerin daha adil, daha eşitlikçi bir dünya özlemiyle kendilerini ezen nizamlara karşı harekete geçişi olarak yorumluyorum yaşananları, yani isyan olarak tanımlıyorum. Toplumsal patlama yaşandıktan sonra emperyalistler patlamayı dizginlemek ve sarsılan nizamın yeniden tesisi için bir takım operasyonlara girdiler. Libya bunun örneklerinden bir tanesidir.

»Verilmek istenen mesaj neydi?
Eğer çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkarsanız müdahale ederiz. Dolayısıyla batıyla ve emperyalist merkezlerle uyumlu rejimlerin inşasının tesisi Tunus’tan başlayarak adım adım gerçekleşti.

»Bunu uşağın değiştirilmesi olarak okuyabilir miyiz?
Evet, bu yeni unsurlarla da ittifak yapma arayışı gündeme geldi. Bitmiş bir süreç değil. Mısır’da bunu gördük.

»Neyi gördük tam olarak?
Başkanlık seçimlerinden sonra İslamcılar toplumsal desteği kaybetti. Müslüman Kardeşler’in demokrasiye yaklaşımları, ekonomik politikalarının olmaması dolayısıyla Mübarek rejimine benzer politikalar uygulamaları ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

»Sokağa yansıyan bu rahatsızlık mıydı?
Yoksullar, ezilenler sistemin mağdurları bir kere harekete geçtiklerinde, eylemin tadına vardıklarında yani eylem aracılığıyla kendi gündelik yaşamlarını değiştirebileceklerini ve siyasal sisteme yön verebileceklerini gördükleri zaman bunun önüne geçemezsiniz. Dışarıdan müdahalelerle zapt etmek ve o ezen ezilen ilişkilerini ezenlerle yeniden tesis etmek çok zor olur artık.Bunun için farklı iktidar araçları, farklı hegemonik, ideolojik araçlar, rıza yaratacak farklı söylemler geliştirmek gerekiyor.

»Rızanın imalatı nasıl olacak peki?
Mısır örneği üzerinden gidersek, Müslüman Kardeşler’in elinde bir tiranlığı devirdik, demokratik bir hukuk devleti inşa edeceğiz diye bir argüman vardı. Ancak icraatlarından böyle olmayacağı görüldü. Dolayısıyla ciddi bir hayal kırıklığı var. Karşılığında çok farklı birleşenlerden oluşan bir muhalefet oluştu.

»Adalet, özgürlük vs sunma niyetinde değiller!
Mısır’daki en önemli toplumsal güç olan Müslüman Kardeşler hareketi esas itibariyle ideolojik ve politik anlamıyla bir küçük burjuva hareketi. Şehirli doğasından ötürü şehirli olmayan sınıfları, köylüleri, tarım proletaryasını kendine bağlama noktasında çok ciddi sıkıntıları var. Toplumun önemli bir kısmını Hıristiyan azınlıklar gibi dışlıyor, ötekileştiriyor. Hayat tarzı anlamında şehirli laik burjuvaziyi dışlıyor.

»Bu katmanların desteği için ne yapmaları gerekiyor?
O küçük burjuvaziyi ve ezilenlerin bir kısmını kendi iktidar ilişkileri içerisine girerlerse sınıf atlayacaklarına inandırması lazım. Dolayısıyla bir sadakatin satın alınması gerek. Ama işte orda problem ortaya çıkıyor. Çünkü ellerinde yeterince mali kaynak yok. Bir mali kaynak olacak ki onların sadakatini satın alabilesiniz.

»Zihniyet anlamında da sıkıntı var sanki...
Evet, söylem ve rızayı sağlama noktasında da kendi iktidarlarının meşruiyetini sağlanması anlamında da ciddi sıkıntıları var.

» Yeni aktörler umut vaat ediyor mu?
Vaat etmiyor aynı Türkiye de olduğu gibi. Nasıl burada toplumun yukarıdan aşağıya doğru muhafazakarlaştırılmasına karşı bir alternatif strateji arayışlarındaysa muhalifler, Mısır’da da benzer şekilde siyasal İslam’a karşı bir arayış var.

»Emperyalist faktörler ne kadar belirleyici oldu?
Emperyalistler Müslüman Kardeşler’e kıyasla Bin Ali ve Mübarek’i çok daha tercih ederlerdi. Çünkü çok yakın ilişkileri vardı. Bu sürecin önünü alamayacaklarını anladıklarından. Önünü alamıyorsanız bir sonraki seti kurarsınız o süre içerisinde kendinize yeni müttefikler ararsınız. O yeni müttefikler aracılığıyla da yeni nizam tesis etmeye gidersiniz. Emperyalistler bunu yaptılar ve de başarılı oldular.

»Gelenler gidenleri aratıyor. Değişen ne oldu?
Şu değişti, korku eşiği bir kere ortadan kalktı. Sokağa çıkılabileceği kolektif eylem yapılabileceği, bu kolektif eylemler aracılığıyla gündelik hayatın ve de bunun uzantısı olarak da siyasal sistemin değiştirileceğine dair inanç ortaya çıktı.

»Bu akış pek doğru bir mecraya akmayacak gibi...
Büyük Ortadoğu Girişimi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki otoriter rejimlerde demokrasinin, batı tarzı liberal değerlerin desteklenmesi ve bunun aracılığıyla da batıyla daha yakın ilişkiler içerisinde olmaları için planlandı. Bu planlamanın nedeni Amerika’nın bölgede izlemiş olduğu politikaların ve İsrail yanlısı tutumun antiemperyalist öfkeyi beslemesi ve bu öfkenin de siyasal İslamcılığa önemli bir toplumsal destek yaratmış olmasının farkına varmış olmaları. Bunu durumu tersine çevirebilmek için otoriter rejimlerin dönüştürülmesi gerekiyordu.

»Plan tutmadı ve Müslüman Kardeşler ön plana çıktı.
Evet, Müslüman Kardeşler güçleniyorlar. S. Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından desteklendikleri için Esad karşıtı muhalefet içerisindeki en önemli unsurlardan bir tanesiler. Bunların yanında enternasyonalist bir cihat fikri ile hareket eden bazı İslamcı unsurlar da  Suriye’ye aktı.

»Hâlâ daha Suriye devriminden bahsedenler var!
Rejime karşı sokağa çıkan ilk muhalefetin karşı çıkışında haklı olduğunu düşünüyorum. Ancak dış müdahale sebebiyle Suriye’deki hareketin bir iç savaşa dönüştürüldüğünü görüyoruz.

»Cihatistlerin av sahasına dönüştü.
Suriye’nin emperyalistler arası bir mücadelenin sahasına dönüşmesiyle o ilk sokağa çıkan devrimci unsurlar geri çekildi. Emperyal güçlerin yoğun desteği ile o muhalefet içerisindeki bazı unsurlar öne çıktı. Ve isyana ana rengini vermeye başladılar. O renk de İslami bir renktir.

»Arap Baharı Arap kışına mı dönüşüyor?
İsyanlar oldu, isyan neticesinde bir siyasal dönüşüm yaşandı. Ama bu devrimci süreç devam ediyor. Bunun nasıl şekilleneceğine halklar, ezilenlerin yarattıkları örgütler, devrimci ilerici unsurların kabiliyeti karar verecek.

»Hem içerden hem dışarıdan ciddi bir abluka var.
İşleri çok zor ama bu doğal değil mi? Dünyanın neresinde olursa olsun devrimciler hep bu handikapla karşı karşıyadır. Bir, kendi egemenlerine karşı mücadele ederler, bu yetmez kendi egemenleriyle ittifak içerisinde olduğu bölgenin egemenlerine karşı ve onların üzerinde de emperyalizme karşı mücadele ederler. Dolayısıyla bu değişmez bir kaderdir. Ben bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Eğer devrimciler kendi ezilenleri içerisinde güçlü dayanıklı örgütler inşa ederlerse ve güçlü siyasal araçlar ve kurumlar inşa edebilirlerse karşılarındaki bu gücü alt edebilirler ki tarih de bize bunu gösterir.

***

Arap Baharı emperyalist bir restorasyondur

“Arap Baharı” emperyalizmin Ortadoğu’da  giriştiği bugüne kadarki en köklü restorasyon girişimidir. Bu girişim, emperyalizmin güncel dinamikleri ve kriziyle ilişkili. ABD merkezli hegemonyanın ömrününün uzatılması amaçlanıyor

İki yılı aşkın bir süredir bütün bir Arap coğrafyasını etkisi altına alan isyan dalgası dinmiş değil. Olaylar zincirini “bahar, “devrim”, “Arap uyanışı” olarak değerlendirenlerle, emperyalist bir restorasyon olarak tanımlayanların tartışmaları da devam ediyor. Sol gazetesi yazarlarından Alper Birdal, Yiğit Günay’la birlikte yazdığı “Arap Baharı Aldatmacası. Ortadoğu'da Emperyalist Restorasyon” kitabıyla süreci nasıl gördüğünü özetliyor.

»Arap Baharı yozlaşmış rejimlere karşı birikmiş öfkenin patlatması mı, emperyalist manipülasyon mu?
Ortadoğu coğrafyasında son iki yıldır süregiden ve Batı tarafından popülerleştirilen tabirle “Arap Baharı” denilen süreç, bir “emperyalist restorasyon”dur. Üstelik bu Sovyetler Birliği’nden geriye kalan dünyada, emperyalizmin bu coğrafyada giriştiği en köklü restorasyon girişimi. “Restorasyon”dan kastım, en genel ifadeyle, emperyalizmin içinde yaşadığımız coğrafyada siyasi, ekonomik ve ideolojik alanlarda mevcut dengeleri oldukça köklü bir biçimde değiştirme ve yeniden kurma girişimi.
Burada iki hususun altını çizmek gerekiyor. Birincisi, dengelerin değiştirilmesi bu bölgenin “istikrar kazanması” anlamına gelmiyor. Diğer husus ise, bunun bir “girişim” olduğu. Bu çabanın kendisinin bölge halkları tarafından hiçbir dirençle karşılaşmadan hayata geçirilebileceğini düşünmek saçma olur.

»Tunus ve Mısır’ı ayrı bir yere koyamaz mıyız?
Evet, özellikle Tunus’ta ve Mısır’da Bin Ali ve Mübarek rejimlerinin düşüşüne kadar varan bir halk tepkisi olduğu açık. Kitle eylemleri gerici, Amerikancı, Siyonizmle işbirliği içinde bulunan bu köhne rejimleri hedef aldı. Buradan bakıldığında Arap halklarının isyanı nesnel bir zeminde, yani halkın birikmiş öfkesinin patlaması şeklinde ortaya çıktı.

»Ne zaman kırılma yaşandı?
Sürecin “Arap Baharı”na dönüşmesi, yani emperyalist merkezler tarafından, yaşananların bütününe “ad verilmesi” ile emperyalizmin müdahale ve yönlendirmeleri de başladı. Bir sürece “ad vermenin”, daha doğrusu kavramlaştırmanın, o sürece bir ideolojik ve siyasi çerçeve çizmek anlamına geldiğini unutmamak gerek. Tıpkı “Prag Baharı” kavramlaştırması gibi Arap Baharı kavramlaştırması da emperyalizmin ideologlarının ürünüdür. Bu kavramın ilk kez nasıl kullanıldığına, ne zaman yaygınlık kazandığına bakmak bile bunu görmek için yeterli. Ya da isterseniz sürecin bütününe retrospektif olarak bakabilirsiniz. Tunus’ta ve Mısır’da sokaklarda halk vardı. Libya’da ve Suriye’de ise halk yok, emperyalizmin örgütlediği, silahlandırdığı, eğittiği, beslediği İslamcı militanlar var.

»Kaddafi’ye ya da Esad’a karşı muhalefet edenlerin hepsi İslamcı değil itirazı var.
“Kaddafi’ye ya da Esad’a karşı muhalefet edenlerin hepsi İslamcı değil” itirazını dile getirenler Ortadoğu konusunda olduğundan daha fazla siyaset konusunda cahiller. Bu ülkelerin tamamında “muhalefet denen kesimde başat güç kim”, “hangi yöntemlerle mücadele ediyor”, “kiminle ittifak kuruyor” sorularının yanıtını vermek durumundadırlar. Hiç kimse kendisini “ama şurada sol güçlendi, işçi sınıfı da kazanımlar elde etti” diye kandırmaya kalkışmasın. Biz bu tür argümanları üç-dört yıl önce Türkiye’de Taraf’ın peşine takılanlara bırakalım.

»Bu süreci hangi etmenler tetikledi?
Ortadoğu’daki restorasyon girişimi, birincisi, emperyalizmin güncel dinamikleri ve kriziyle ilişkili. Bu girişim, ABD merkezli hegemonyanın ömrünü uzatmayı amaçlıyor. Bu hegemonya açısından problem teşkil eden uluslararası aktörlerin potansiyel hareket sahalarını kısıtlıyor, ittifak girişimlerini boşa düşürüyor. Kuşkusuz pazar paylaşımı ve kaynakların yeniden dağıtılması boyutlarını da bu boyut içerisinde anabiliriz.
İkincisi bu süreç, ABD’nin bölgede tıkandığı kritik başlıklarda restorasyon girişimi öncesinde sahip olmadığı enstrümanlar elde etmesini amaçlıyor. Bin Ali ve Mübarek’in ne ABD’yle, ne AB’yle, ne de İsrail’le sorunu vardı. Kaddafi’nin sorunları vardı, ama bu şekilde katledilmesini açıklayacak düzeyde değil. Esad ise daha iki yıl öncesine göre Erdoğan’la tatile çıkan, “uzlaşılabilir” bir figür olduğunu gösteriyordu. Emperyalizmin bu yönetimlerin gözden çıkarılmasından ne çıkarı olabilir?

»Ne çıkarları vardı?
“Yeni Mısır’a bakın” diyeceğim. İsrail’in Gazze’de yaptığı son katliam Müslüman Kardeşler Mısır’ının Mübarek Mısır’ından çok daha etkili bir enstrüman olabileceğini kanıtladı. İslamcılığı nedeniyle neredeyse “doğal olarak” antisiyonist görünen, ama İsrail’i memnun eden anlaşmaya arabuluculuk yapabilen bir iktidar var artık Mısır’da.

»Olaylar trajik bir kışa mı dönüşüyor?
Evet, hem de oldukça erken bir evrede. Bana kalırsa bu süreç “Arap Baharı” diye adlandırılmaya başlandığından itibaren böyle oldu. Emperyalizm bir karar aldı ve halkların öfkesini bastırmaya çalışmak yerine, yönetmeye çalışmanın kendisi açısından getirisinin daha fazla olacağına karar verdi. Halkın bu kararı bozabilmesi yalnızca işçi sınıfı iktidarını hedefleyen örgütlü bir mücadeleyle başarılabilirdi. Olmadı.
Bu söylediklerime bakıp emperyalizmin gücünü fazla abarttığımı, halkı ise küçümsediğimi düşünenler çıkabilir. Abartmıyor ve bu sürecin henüz tamamlanmamış olduğunu bir kez daha vurguluyorum. Buradan hiç beklemedikleri bir sonucun çıkması mümkündür ve bu bir mücadele konusudur.

»Arap coğrafyası, yeni politik aktörler olan Müslüman Kardeşler üzerinden yeni bir inşaya mı tabi tutuluyor?
Müslüman Kardeşler gibi aktörlerin “yeni” aktörler olarak nitelenebileceğini düşünmüyorum. Bu aktörlerle emperyalizm arasında tekrar bir ittifak kurulduğundan söz etmek daha doğru. ABD geçmişte de bu coğrafyada İslamcı hareketlerle ittifak kurdu. Yeşil kuşak projesini hatırlamak bile yeter. Yeniden bu yola girdiler. Bu yola girmeleri konusunda ikna edici unsurlardan bir tanesi de Türkiye’deki rejim değişimi, yani AKP iktidarı oldu.

»Son Mısır örneğinde de olduğu gibi bu durum haliyle ciddi bir krizi de tetikliyor...  İhvan nereye koşuyor?
Rejim değişikliğinin yaşandığı bütün ülkelerin ortak bir özelliği, toplumsal alanda derin izler bırakmış burjuva devrimleri ya da postkolonyal deneyimler yaşamış olmaları. Yeni rejimler ise bu iktidarların piyasacı, Amerikancı yönelimlerini koruyup, burjuva laisizmi gibi özelliklerini silerek yollarına devam etmek istiyor. Meşruiyet kaynağı olarak İslam’ı merkeze koymak bu açıdan onlar için bir zorunluluk. Bunun adına açıkça şeriat derler ya da Erdoğan’ın onlara tavsiye ettiği gibi İslamcılaşmayı önce toplumsal alanda yayma yoluna giderler. Bunu bilemem. Ama her durumda ülkelerin tarihsel birikimlerine de bağlı olan bir toplumsal dirençle karşılaşacaklarından şüphem yok.

»Iılımlı İslamcı iktidarlar kuşağı” mı yaratılmak isteniyor? “Yeşil kuşak”ın yerini “ılımlı İslam” mı alacak?
“Ilımlı İslam” kavramını doğru bulduğumu söyleyemeyeceğim. Bana kalırsa İslamcılığı ılımlı ve radikal diye değil, uyumlu ve uyumsuz diye tasnif etmek daha yerinde. Uyumlu İslam tarifine ise Müslüman Kardeşler ve AKP gibi güçleri koyabileceğimiz gibi, El Kaide’yi de pek çok açıdan yerleştirebiliriz. Libya’da NATO uçaklarının kanatları altında savaşan ana askeri gücü onlardan devşirdiler. Suriye’de de benzer bir iş yaptılar. Şimdi kendi İslamcılarını meşrulaştırmak için yine El Kaidecilerin bazı uzuvlarını dışlıyorlar. Burada bile bir “uyum”dan söz edilebilir. “Nereye kadar uyumlu?” ise ayrı bir soru.