Yağmalanan ve talan edilen ülke

|

Yağmalanan ve talan edilen ülke A Yağmalanan ve talan edilen ülke

Ortadoğu’nun kadim kentlerinden Şam’da hayat olağan seyrinde akmaya devam ediyor. Tüm güvenlik önlemleri, askeri bariyerler ve saldırı endişesine rağmen sokaklar hareketli. Öğrenciler okullarına, işçiler işyerlerine yetişmek için koşuşturuyorlar. Yolların ve caddelerin olası intihar saldırılarına karşı beton bariyerlerle daraltılması nedeniyle trafik daha bir çekilmez olmuş.
Şam’da bir taraftan bürokrasinin soğuk koridorlarını arşınlarken, öte yanda ise fırsat buldukça kendimizi sokağa atmaya çalışıyoruz. Daha önce binlerce militanın katıldığı iki büyük saldırıya maruz kalan kentte, güvenlik önlemleri en üst boyutta.
İki yıldır süren emperyalist kuşatma ve yaptırımların ardından krizin etkileri yavaş yavaş çarşı ve pazara da yansımaya başlamış. Raflardaki fiyatlar eskisine oranla artsa da halk bunu olağan karşılıyor. Başkan bir ülkenin iki yıllık bir kuşatma karşısında çoktan çökeceğini iddia ediyorlar.

ERDOĞAN NAMAZ KILAMADI, BİZ POZ VERDİK

Sokakları arşınlamaya devam ediyoruz. Kentin kalbi sayılan Emevi Camii ile Şam’ın Kapalıçarşısı olarak adlandırılan bölgenin kesiştiği noktadayız. “İnşallah en kısa zamanda Şam’a gidecek Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camii’nde namazımızı kılacak, Bilal-i Habeşi’nin kabrinde, Sülaymaniye külliyesinde dualar edeceğiz” diyen Erdoğan, Emevi Camii’nde henüz namaz kılamasa da biz Türkiyeli gazeteciler camiinin önünde poz veriyoruz objektiflere!

Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine savaş yorgunu tüm Suriyeliler çatışmaların bir an önce durmasını istiyor. Bakanlıktaki makamında görüştüğümüz Uzlaşma ve Diyalog Bakanı Dr. Ali Haydar da halkın bu isteğini paylaşanlardan: “Akan kanın durması ve silahların susması için her türlü diyaloğa hazırız” diyor.
Sokakta görüştüğümüz Şamlıların en büyük dileği ülkenin bir an önce huzura ve barış kavuşması. Her an yanı başlarında patlayacak bir bombanın kaygısıyla yaşamak üzerlerinde olumsuz etkiler bırakmış durumda. Kriz nedeniyle gün geçtikçe daha da pahalılaşan hayat ise bir diğer sıkıntıları. Taksi şoförleri benzin, çarşıdaki kadınlar ise artan yiyecek fiyatlarından şikâyetçi.

Suriyeli yetkililer bugüne kadar savunmada kaldıklarını artık saldırı aşamasına geçtiklerini söylüyor. Ordu tankları ve savaş uçakları koordinatları belirlenmiş noktaları aralıksız bombalıyor. Şam gecelerinin sessizliğini bozan top ve bomba sesleri de bu saldırıların ürünü.

YABANCI İŞLETMELERE EL KONULMUŞ

Ülkede daha önce yabancılar tarafından işletilen işletmelere el konulmuş. Bunlar arasında kaldığımız Dedeman Oteli de dahil. El konulduktan sonra Dama Rose olarak adı değiştirilen otel oldukça hareketli. Suriye TRT’si sayılabilecek Devlet Radyo ve Televizyonu sabah saatlerinden öğlene kadar buranın lobisinden canlı yayınlar yapıyor. Konuklarını görece güvenli otelde gerçekleştiriyor. Otelimiz genel kurmay karargahının yanı başında. Haliyle güvenlik önlemleri de iki misli artıyor.

Şam’da hayat altı ay öncesine oranla daha bir güvenli. Geçtiğimiz mayıs ayındaki seçim döneminde kente gelen gezideki arkadaşlarımızdan ikisi bu olağanlaşmaya bizzat tanık olanlardan.
Suriyeli yetkililer özellikle bir noktanın üzerinde duruyor. Sayıları yetmiş binlerle ifade edilen radikal İslamcı Selefi militanların Suriye’nin ardından Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi komşu ülkeleri hedef alacağını vurguluyor. Batılı ülkelerin denetiminde olsalar da bu militanların olası bir “zafer” halinde diğer bölge ülkelerinde de benzer bir yönteme başvuracaklarını belirtiyorlar.

Dönüş yolunda bu kez Humus’un içine girmiyoruz. Kentin kenarından geçiyoruz. Kentin kenar mahallelerinin üzerinden dumanlar yükseliyor. Lazkiye’de el konulan Meridyen otelinde kalıyoruz. Sahilde kurulu bulunan otel Akdeniz’in tüm güzelliğini taşıyor odalarına taşıyor. Beş yıldızlı otelin çok az sayıda geleni gideni oluyor.  Lazkiye caddelerini arşınlıyoruz. Sokaklar ve kafeler dolu, gençler el ele kol kola gecenin ilerleyen saatlerine kadar caddelerde dolaşıyor.

BÜTÜN YOLLAR TUTULMUŞ
Bir haftalık ziyaretimizin son gününde Türkiye’ye dönüş yolunda Lazkiye-Kesab arasındaki kontrol noktalarının birinde halk milislerinden oluşan Halk Savunma Birlikleri ile karşılaşıyoruz.
Ansızın etrafımızda beliren ve gitgide kalabalıklaşan milisler, “Türkiyeli gazeteci” olduğumuzu öğrenince bizi misafir edip, konuşmak ve kendilerini anlatmak istiyorlar. Bizlerden ise bir yabancı gözüyle Suriye’yi dinlemek istiyorlar. Bizler de aylardır dağlarda mücadele veren bu insanlardan, savaşın cephe boyutunu öğrenmek istiyoruz. Yolumuzun kesilmesinden mutluyuz yani!

Bir tepenin yamacındaki karargahlarına götürüp çay ve kahve eşliğinde anlatmaya başlıyorlar. Farklı meslek gruplarından bir araya gelen insanların kurduğu askeri üniformalar içerisindeki halk milisleri gönüllü insanlardan kurulu. Cihatçı militanların ülkenin diğer bölgelerinde olduğu gibi kendi kentlerine de sızmak istemesi onları yurt savunmasına itmiş.

KUZEYDE PYD, BATIDA HALK MİLİSLERİ
Suriye yönetimi ve ordusuyla danışıklı ilişkilere sahipler. Ülkenin kuzeyindeki Kürt kentlerinin savunmasını Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) bırakan Şam yönetimi, batının savunmasını ise çoğunluğu Nusayrilerden oluşan Halk Milisleri’ne devretmiş.
Halk Milisleri Erdoğan hükümetine öfke beslese de Türkiye halklarına karşı ise derin bir sevgi içerisindeler. Erdoğan ve AKP politikalarına karşı çıkan Türkiye halklarını selamlayan milisler, halkların kardeş olduğunu her defasında özellikle vurguluyor.

Son durak noktamız Ermeni kasabası Kesab. Yayladağı sınır kapısından sadece 500 metre uzaktaki Kesab’da 4 bini Ermeni olmak üzere 5 bin civarında kişi yaşıyor. Ermeniler dışındaki nüfusun ağırlığını Alevi Araplar ile Türkmenler oluşturuyor. Halep ve İdlip başta olmak üzere çatışmalardan kaçan çok sayıda Sünni ve Arap Alevi’sinin daha güvenli gördükleri kasabaya sığınmasıyla nüfus 15 binlere yükselmiş.
Kesab, radikal İslamcı grupların giremediği, Türkiye sınırına yakın ender yerleşim birimlerinden. Cihatçı grupların ele geçirmek için birkaç kez hamle yaptığı ancak halkın ve askerlerin direnişle karşılaşınca ele geçirilemeyen kasabada tedirgin bir bekleyiş hâkim. Kasabanın nüfusu iç göçten gelenlerle birlikte 15 binleri bulmuş.

***

Halep düşerse Şam da düşer!


ÇATIŞMALAR sadece insani değil aynı zamanda ekonomik trajediye de yol açmış. Lazkiye’li bir yetkilinin ifadesiyle “Ortadoğu’nun Çin’i” sayılan ülkenin ticaret ve sanayi kenti Halep başta olmak üzere, Humus ve Hama gibi sanayi kentlerinde fabrikalar yağmalanmış.
Yağmalanan işletme ve fabrikalardan sökülen makineler yurtdışında satılırken, Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat, sadece Halep’ten sökülerek Türkiye’ye kaçırılan işletme sayısının bin 500 civarında olduğunu söylüyor. Mikdat sözlerini Halep Sanayi Odası Başkanı’nın verilerine dayandırıyor.
Sökülen milyon dolarlık makinelerin TIR’larla muhaliflerin denetimindeki sınır kapılarından ülke dışına çıkarılıyor. 5-10 milyon dolarlık makinelerin 10’da bir fiyatına satıldıkları belirtiliyor.
Enformasyon Bakan Yardımcısı Khalaf Al Muftah ülkenin ticari kalbi sayılan Halep’in yağmalanması ile Suriye’nin ekonomik olarak çökertilmek istendiğini kaydediyor.  Talandan korkan çok sayıda işadamı da işletmelerini Mısır ve Ürdün gibi ülkelere taşımak zorunda kalmış.

***
Kürtlere sevgi ve minnet var


SURİYE’de herkes, bürokratından sokaktaki yurttaşına kadar Kürtlerden büyük bir sevgiyle söz ediyor. Ülkenin kuzeyinde özellikle Serekaniye’de radikal İslamcı gruplarla çatışan ve bu grupları kentlerine sokmayan Kürtler minnetle anılıyor. Kürtlerin kendilerini satmadığını vurgulayan Suriyeliler Kürtlerin bu tavrını sonuna kadar sürdüreceklerinden emin.
Şam’daki Kürtler de Rojova’daki (Suriye Kürdistanı) direnişten övgüyle bahsediyorlar. Dama Rose’de bir araya geldiğimiz Kalkınma ve Adalet için Gençlik Partisi’nin Kürt lideri Berwin İbrahim, Kürtlerin Suriye rejimi ile birlikte hareket etmesinden memnun.

Rejimin PYD ile anlaşmalı olarak ülkenin kuzeyindeki kentlerinin yönetimini devrettiğini söyleyen İbrahim, rejimin bu şekilde askeri gücünü diğer kentlere kaydırma şansını elde ettiğini ifade ediyor. Berwin İbrahim, Kürtlerin kesinlikle Suriye’nin bütünlüğünden yana olduklarını ve tüm haklarının verildiğini, rejimi terk etmeleri için bir gerekçelerinin kalmadığını iddia ediyor.

Şam Kürtlerinin bilinen isimlerinden sosyolog Avs Miri ile de sohbet etme imkanını yakalıyoruz. Dersim 38 katliamının ardından yolu önce Mardin’e ardından da Şam’a düşen Dersimli bir yetim kızın torunu olan Miri’ye İbrahim’in sözlerini hatırlatıyorum. Miri, olayların ardından Kürtlere birçok haklarının verildiğini kabul ediyor ancak, hala daha çok sayıda Kürt’ün kimliksiz olduğunu da ekliyor. Kimliksiz Kürtlerin sayısının 100 bin civarında olduğunu belirtiliyor.

***
Ordu içerisinde ordu: Halk Milisleri


SURİYE’ye adımımızı attığımız andan itibaren yollardaki kontrol noktalarında çeşitli yaş gruplarından askeri üniformalar içerisindeki milisler dikkatimizi çekiyor. Lazkiye’den Samandağı ve Yayladağı’na kadar olan bölgede askerlerle birlikte kontrolü sağlayan milislerin gönüllü birliklerden oluştuğunu öğreniyoruz.
Milisler cihatçı militanlara karşı ülkelerini savunduklarını söylüyorlar. “Yurt savunması için her şeyimizi bırakıp silaha sarıldık” diyen milisler cihatçı militanları kentlerine sokmuyor. Ağırlıklı olarak kendi bölgelerinin savunmasını üstlenen milisler radikal İslamcı gruplarla girdikleri çatışmalarda onlarca arkadaşlarını yitirmiş.
Büyük çoğunluğunu Nusayriler/Arap Alevileri oluştursa da aralarında hatırı sayılır bir oranda Sünni Arap, Türkmen, Süryani, Ermeni de bulunuyor. Aralarında eski ordu mensupları ve beyaz yakalı mühendislerden de katılım var. Farklı etnik ve dinsel aidiyetlere sahip bu insanları bir araya getiren ortak payda “yurt savunması.” Emperyalist bir işgal ve saldırı altında olduklarını düşündükleri yurtlarını her ne pahasına olursa olsun savunacaklarını ifade ediyorlar. Hepsinin ellerinde kalaşnikof silahlar var. Kadınlar da milis gücünde yer alıyor. Milislerin içerisinde çok sayıda Türkiyeli de var.