Öldürülen her kadın hayatını istemişti

|

Öldürülen her kadın hayatını istemişti A Öldürülen her kadın hayatını istemişti

»GÜLSÜM KAV-Kadın Cinayetleri
Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi


Türkiye’de kadınların canları pahasına kendi hayatlarını seçme mücadelesi var.  Her gün kadınların yaşam hakkının ortadan kaldırıldığı somut olaylarda, kadınların boşanmak ya da ayrılmak istediği için, kendi hayatına dair karar almak istediği için öldürüldüğünü görüyoruz. Kadınlar çalışabilmek, toplumsal hayata katılabilmek, memnun değil ise boşanabilmek, istedikleri gibi giyinebilmek istiyor. Hayatın gelişmesine erkek egemenliği ayak diriyor.


NEREDEN BAŞLAMALIYDI?

Adalet Bakanlığı, kadın cinayetleri oranında yüzde 1400’lük artış olduğunu açıklamış, aynı yıl Münevver Karabulut davası toplumun gündemine gelmişti. Ortada tam teşekküllü bir skandal vardı; zengin katil saklanmayı başarıyor, Emniyet Müdürü görevini yerine getirmek yerine, evlatları testere ile öldürülmüş aileye fırça atıyordu. Kadınların erkek şiddetiyle öldürülmeleri, üstü örtülerek, magazinleştirilerek ele alınıyor, gazeteler yalan yazıyordu.  Bütün deneyimler bize, kriz, savaş ve her türlü olağanüstü halin çilesini en çok kadınların çektiğini gösterirken, 2008 ekonomik krizinin ardındaki günlerde, kadın cinayetlerin önemli bir toplumsal sorun haline gelebileceği öngörülebilirdi, öngörüldü.
Kadın kurtuluş mücadelesi, kadınların yaşam hakkına sahip çıkmadığı sürece, erkek şiddetin diğer tüm biçimlerinin çok rahat süreceği, çok aşikârdı. İşe gerçeğin üzerini örten bir terminoloji yerine “kadın cinayetleri” ifadesini kullanarak, evlatlarını kaybeden ailelerin acısını kendi acısı olarak duyup onların arasına karışarak başlanabilirdi, başlandı.
Kadınların kolay öldürülebildiği bir ülkede,  cinsel, ekonomik, psikolojik şiddet neden bitsindi ki? Erkekler ne kadar rahattı; Ayşe Paşalı’nın katili gibi, “google” ile ne kadar ceza alacağın araştırılır, indirimleri görünce rahatlanır, cinayet işlenir, az bir şey yatılıp çıkılırdı işte.


Nasıl olsa, adliye koridorlarında darp ettiği kadını kollarıyla hapseden, tam bir tahakküm kuran adamı “eski koca” olduğu için kapsam dışı tutan bir koruma kanunu vardı. Kadın adamın hapsindeydi, adam kapsam dışıydı, işe bakın. Ayşe Paşalı’yı devletin tehlikesiz gördüğü o eski koca öldürdü.  Onun hayatını kaybetme biçimi tam teşekküllü bir başka örnek oluşturdu; kadın cinayetlerini durdurmanın yolu, birincisi kadınların gerçekten korunacağı kapsamlı bir korunma kanunu, ikincisi ceza davalarında caydırıcı düzenleme yapmaktan geçecekti.


Artık elimizde çok çabayla elde edilmiş yeni bir Koruma Kanunu ve uygulama yönetmeliği var. Bu önemlidir; elimizde Ayşe Paşalı’ları koruyan bir hukuk var, kadınların hayatı pahasına kazandıkları haklar var.  Benzer biçimde il il, adliye adliye, içerde ve dışarıda süreklileşen toplumsal mücadele sonucunda ceza davalarında art arda caydırıcı ceza kararları veriliyor, Yargıtay “kadın katillerine indirim yok” diyor,  en nihayetinde Başbakan açıklama yapmak zorunda kalıyor.
Ne zaman bir toplumsal sorun konuşulsa “eğitim şart” denir. Evet, eğitim önemlidir ama esasta siyasal bir mücadele şarttır.  Kadın cinayetlerini durdurmak için de, hem tek tek her dava için hukuki mücadele, hem de erkek egemenliğine karşı kadın mücadelesi şart.


Mücadele ederek haklar kazanabiliriz ve kazanıyoruz. Koruma kanununda olduğu gibi Ceza Kanunu'nda da haklarımızı almalı, 'kadın cinayeti' tabirinin hukuka girmesini sağlamalıyız.
Ve haklarımızın ayaklanması için, kadınların ayakları üzerinde durmasını sağlayacak olanı, eşit haklarla çalışma hayatına katılma hakkımızı almalıyız.


Türkiye’de kadın cinayetleri, patriyarkal kapitalizmin en net biçimidir.
 Kapitalizm kadınların yüzde 70’ini üretimin dışına sürmüş,  ekonomi kadınları işgücü bile saymayarak büyüyor. Bu, ekonomik şiddetin en uç biçimi.
 Patriyarka da geliyor, erkek şiddetinin en uç biçimi ile, kadın cinayetleri ile elinden tutuyor onun.
Bugün Türkiye’de iki sistemin iç içe oluş biçimi budur. Türkiye’de sosyalist feminizmin hattı da bu olmalıdır.
Sermaye – patriyarka ittifakı kadınların “ev kadını” statüsüyle işgücü dışında kalmasına bağlı. Bu aynı zamanda Türkiye’de işsizlik oranlarının yüksek çıkmamasını sağlıyor. Devlet kadınlara ya bu ittifakı bozmayacak tarzda esnek çalışmayı ya da çocuk doğurmayı reva görüyor.


HER KADIN ÖLÜMÜ MÜCADELEDİR

Öldürülen her kadın, hayattan hakkı olanı; çalışabilmeyi, boşanabilmeyi, hayatına karar verebilmeyi istemişti. Her kadın ölümü bu uğurda verilmiş bir mücadeledir. Bu sene 8 Mart, bu mücadeleye armağan olsun.  Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, hak arayan ailelerle beraber 9 Mart’ta Taksim’de işte bunun için yürüyecek.