SOSYALİST FEMİNİST KOLEKTİF: Aileyi parçalamayı öneriyoruz

|

SOSYALİST FEMİNİST KOLEKTİF: Aileyi parçalamayı öneriyoruz A SOSYALİST FEMİNİST KOLEKTİF: Aileyi parçalamayı öneriyoruz

Toplum bizden başımızı aşk kisvesi altında eğip erkeğe tabi olmamızı beklerken, biz feministler bu heteroseksüel, tek eşli, erkek merkezli ilişki biçiminden sıyrılıp farklı ilişki biçimleri tahayyül etmeye çalışıyoruz. Aile kavramı ön plana çıkarılırken, biz aileyi parçalamanın yollarını tartışmayı öneriyoruz

BEGÜM HERGÜVENÇ-SFK

Sosyalist Feminist Kolektif olarak bu 8 Mart’a girerken aileyi gündemimize aldık. Amacımız feminist ütopyalarımızı canlandırmak ve aile dışında hayat olduğunu yeniden hatırlamak ve hatırlatmaktı. Aile içindeki sistematik baskı ve sömürünün dışına çıkıp hayatın içine karışmak için atılabilecek adımları kadınlar olarak tartışmayı önümüze koyduk.

Bizi aile sorgulamalarına iten etkenlerin başında neoliberalizm ve muhafazakârlıkla sarmallanan AKP politikaları geliyor. AKP iktidarı çeşitli politikalarıyla “aileye dönüş” operasyonları sürdürürken, erkek egemenliğini ve şiddetini meşrulaştırarak biz kadınları aile kurumunun parmaklıkları arkasında hapsetmeye çalışıyor. 2004 yılında zinanın yeniden suç kapsamına alınmak istenmesiyle başlayan süreç, 2008’de Başbakan’ın bizleri “kuluçka makinesi” olarak görerek en az 3 çocuk yapmamızı salık vermeye başlamasıyla alevlendi. 2010 yılında kadın-erkek eşitliğine inanmadığını beyan eden Başbakan, cenahıyla birlikte 2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın isminden “kadın”ı silerek bireyler olarak varlığımızı yok saymaya çalıştı. 

DERTLERİ KADINI KORUMAK DEĞİL

Ücretli emeğimizle piyasada, ücretsiz emeğimizle ev içinde cendere altına alınan biz kadınların bedenlerine el konmak amacıyla “Her kürtaj bir Uludere’dir” mavalları okunuyor, bedenimiz üzerindeki söz hakkımız yok sayılıyor. Karşı çıkışlarla askıya alınan kürtaj yasağını fiiliyatta hayata geçirecek düzenlemeler yapılarak üzerimizdeki tahakküm güçlendirilmeye çalışılıyor. Aile ombudsmanlığı düzenlemesiyle boşanmak isteyen kadınların önüne güya “sevgi yumağı olmuş erkek” maskeleri dikiliyor, kadınların bu yalana inanmaları isteniyor. Kadına karşı şiddete son kampanyalarının alt metnini okuduğumuzda ise, karşımıza kadını korumaktan çok aileyi güçlendirme ereği çıkıyor. Oysa biliyoruz ki şiddetin yuvası aileyi korumaya çalışarak ve boşanmaları engelleyerek kadınları şiddetten korumak mümkün değildir.

 

KUTSAL AİLE MASALLARINA İNANMIYORUZ

Bu yüzden de, kutsal aile masallarına inanmayı neden reddettiğimizi anlatmaya, allanıp pullanıp adına da aile denen cenderenin bizlere neler yaptığını ifşa etmeye bir kez daha giriştik. Aile birliği, kadınların karşılıksız çocuk-yaşlı bakım emekleri, baskı altına alınan ve hizmetleşen cinsellikleri, beslenme-temizlik-şefkat gibi hayati gereklilikleri “kendiliğinden” ve “sürekli” karşılayışı üzerinde yükseliyor.  “İyi” eşler olup erkeği yedirip giydirip cinsel gerilimini alıp işe yollamadığımızda, “mükemmel” anneler sıfatıyla geleceğin işçileri olacak çocuklar doğurup enerjimizin bütününü onlara vermediğimizde, aile içinde yaşlı ve çocuk bakımını üstlenmediğimizde, ev içi emeğimizi son damlasına kadar karşılıksız harcamadığımızda, sistemin çarkına çomak sokmuş olarak fiziksel ve psikolojik şiddet biçimlerine maruz kalıyoruz.

Öte yandan, kısa vadede kadınlar lehine gibi görünen ve aslında kadınların hayatını bir nebze kolaylaştıracak da olan kreş yardımı, doğum ve emzirme izninin uzatılması gibi yasal değişiklik önerileriyle aslında bakım hizmetleri kadınlara sabitlenmeye çalışılıyor. Hayır dediğimizde ise “kadınlık görevlerimizi” yapmamakla suçlanarak eksik birer kadın addedilip toplum dışına yollanıyoruz.

FARKLI İLİŞKİ BİÇİMLERİ MÜMKÜN

Toplum bizden başımızı aşk kisvesi altında eğip aile içerisinde erkeğe tabi olmamızı beklerken, biz feministler bu heteroseksüel, tek eşli, erkek merkezli ilişki biçiminden sıyrılıp farklı ilişki biçimleri tahayyül etmeye çalışıyoruz. Nüfus politikalarının milliyetçi ve patriyarkal hedeflerle yürütülmesi aile kavramını ön plana çıkarırken, biz aileyi parçalamanın yollarını tartışmayı öneriyoruz. Boşanmanın kolaylaştırılmasıyla beraber nafaka ve konut yardımı hakkımızı talep ediyoruz. Ailenin biyolojik anne – baba ve çocuklardan oluşan heteroseksüel tanımına karşı çıkarak, farklı birlikteliklerin yasal olarak kabulünü ve korunmasını gündeme getirmeye girişiyoruz. Bedenimiz üzerinde kurulan tahakkümden kurtulmak, doğurup doğurmama özgürlüğüne sahip olmak, bedenimizle ilgili kararları sadece kendimiz vermek istiyoruz. Doğurduğumuz çocuklar için erkeklerden yardım değil eşit paylaşım talep ediyoruz. Sevgi adı altında bağımlılık ilişkileriyle örülü aileye muhtaç olmadığımızı belirterek bu düzene karşı çıkıyoruz. Aile değil kadın olarak toplumda yer almak ve daha eşitlikçi, özgür ve kolektif ilişki biçimlerini dokumak önerisiyle yola koyulduk.  

***


KAOS GL: Varız, yanıbaşınızdayız!

Eşcinsel kadınlara dair toplumca bilinen pornografik öğeler olmaktan çıkıp, sizlerin hayatlarında, yanı başınızda bulunduğumuzu bilmenizi istiyoruz. Bizler 30 yaşına kadar eşcinsel olan, sonra bir anda dünyadan kaybolan varlıklar değiliz

SEÇİN TUNCEL- KAOS GL

Bizler eşcinsel biseksüel kadınlar,  yani kadınları seven kadınlar olarak, heteroseksizmin yaşamlarımızı ve yaşam alanlarımızı bize dar etmesini istemiyoruz.

Birçok kadın gibi taciz, tecavüz ve öldürülme riski bizim hayatlarımızın rutin bir parçası olmuş durumda.  Kendimizi koruyabileceğimiz güvenli alanlarımız ne yazık ki bulunmamakta. "Ev" "Aile" gibi güvenli olduğu düşünülen mekanlar ve kişiler, bizlerin hayatlarında saldırıya uğrayabileceğimiz alanları temsil ediyor.

Eşcinsel kadınlara dair toplumca bilinen pornografik öğeler olmaktan çıkıp, sizlerin hayatlarında, yanı başınızda bulunduğumuzu bilmenizi istiyoruz. Bizler 30 yaşına kadar eşcinsel olan, sonra bir anda dünyadan kaybolan varlıklar değiliz; ömrümüzün sonuna kadar eşcinsel olsak dahi zorunlu heteroseksüel evlilik yapmaya zorlanabiliyoruz. Bugün kadın cinayetlerine ve zorla evlendirmelere baktığımızda istatistikler arasında bile yer almıyoruz. Zorunlu evliliğin devlet eliyle meşrulaşan tecavüz olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Toplumsal, kamusal alanda görünmezliğimiz  bizleri ev tutmaktan, çalışma hayatında terfi alamamaya kadar etkiliyor. Bizler yaşadığımız birçok hak ihlalini polise bildirmekten, ailelerimizle paylaşmaktan sakınıyoruz. Çünkü bunu paylaştığımızda yaşadığımız sorunlardan daha büyük sorunlara yol açabileceğini biliyoruz.

Eşcinsel biseksüel kadınlar olarak her vatandaş gibi eşit haklara sahip olmak ve devlet tarafından bu haklarımızın güvence altına alınmasını istiyoruz.